Apocalypto’nun Ayık Irkçılığı – Liza Grandia

17 Aralık 2006 Pazar günü CommonDreams.org tarafından yayımlandı

Film eleştirmenleri Mel Gibson’ın yeni prodüksiyonu Apocalypto’yu nasıl ele alacakları konusunda ikiye ayrılmış durumda. Çok az bir kısmı, Gibson’ın yaz boyunca süren ayyaş gevezeliklerinin sembolik protestosu olarak filmi desteklemeyi reddetti. Diğerleri Gibson’ın anti-Semitizmi hakkında yargıda bulunmayı geçici olarak askıya alıp bu aksiyon filmini kendi veçhesinde değerlendirmemiz gerektiğini söylediler.

Dikkat çekici olansa şu, eleştirmenlerden hiçbiri Mel Gibson’ın Yahudiler hakkında bu yazki tiratlarından daha az ırkçı olan bir film yapıp yapmadığını sorgulamıyor. Hollywood, özellikle yoksul, koyu tenli ve yerli halkları hedefleyenler olmak üzere, diğer ırkçılık türleri konusunda Mel Gibson’ı tuhaf şekilde affederken, sadece belirli bağnazlık türleri için nasihat etmeye istekli görünüyor.

Mezoamerika’nın farklı Maya halkları arasında on üç yıldır çalışan ve Q’eqchi’ Maya dilini akıcı şekilde konuşan bir kültürel antropolog olarak, Apocalypto’yu son derece ırkçı buldum. Filmdeki Mayalar, şahsen tanıdığım ve yakın arkadaşlarım saydığım çalışkan Maya çiftçileri, öğretmenleri, avukatları, doktorları, işadamları ve kadınları ile hiçbir benzerlik taşımıyor.

Apocalypto’nun, sırf gelenek ve dillerini korumak istediklerini için onları aptal, geri kalmış ve medenileşmemiş olarak gösteren siyasi iktidarlara karşı hayatta kalma mücadelesini sürdüren modern Maya halkı üzerindeki yaratacağı tepkiden korkuyorum. Gibson’ın yerici filmi, Maya halkının uğradığı soykırımı ve topraklarının 1492’deki İspanyol işgali ile başlayan ve Guatemala iç savaşı ile günümüze kadar süren yağmalanmasını kolaylaştıran aynı klişeleri pekiştirmektedir.

Diğer akademik eleştirilerin yaptığı gibi Apocalypto’daki birçok tarihsel ve arkeolojik hatayı tartışmaktansa, burada filmin seyirciye yolladığı ırkçı mesajlara odaklanıyorum:

1. Yerli Amerikalıların hepsi birbirine benzer.

Birçok eleştirmen, kanlı filmini çağdaş bir Maya dilinde çektiği ve sayısız Yerli Amerikalı aktörü oynattığı için Mel Gibson’a kolay övgüler sundular. Gibson, basına bu aktörlere ve Meksikalı ekibine ödediği az miktar sayesinde filmi ne kadar da ucuza getirdiği konusunda şişinmişti. Benim için, bu aktörler Maya gibi görünmüyor ve konuşmuyordu bile. Yucatec diksiyonları korkunçtu ve Maya dillerinin lirik uyumundan yoksundu. Eğer herhangi biri, Brooklyn’deki çete şiddeti üzerine ucuz bir film yapmak için yerel işçileri istismar etmiş ve ağır bir Avustralya ve İngiliz aksanı olan aktörler kullanış olsa, eleştirmenler sırf aktörler İngilizce konuşuyor diye filme “otantik” şeklinde övgülerde bulunacak mıydı?

2. Mezoamerikan kültürlerinin hepsi birdir.

“Otantik” olmak adına arkeolojik kimi ayrıntıları doğru tutarken, Gibson bir anda sanki aynı şeymişler gibi kitlesel Aztek kurban törenlerini Maya ritüelleriyle karıştırır. Klasik Maya uygarlığının yükseliş döneminde, yönetici sınıflar tanrılarına arada sırada kurban törenleri düzenlemiş, ancak Gibson’un Apocalypto’da yansıttığı gibi, kahramanı Jaguar Pençe’nin şehirde kendi idamından kaçmaya çalışırken takılıp tökezlediği çürüyen, başı kesilmiş ceset tarlaları ile soykırım seviyesinde hiçbir olay yaşanmamıştır. Arkeolog Richard Hansen’in önerisi üzerine, Gibson, bin yıllık bir tarih boyunca Maya’ların yapmış olabileceği hemen her kötü şeyi araştırmış ve tümünü birkaç korkunç güne sıkıştırmış görünüyor. Ebu Garip ve Guantanamo hapishanesindeki işkenceleri, Tuskegee deneylerini, KKK linçlerini, Yaralı Diz (Wounded Knee) Katliamını, Japon toplama kamplarını, Gözyaşı Yolunu (Trail of Tears), Salem cadı avlarını, Teksas idamlarını, Rodney King polis dayaklarını, Gettysburg muharebesindeki kırımı ve Hiroşima ile Nagasaki’ye atılan nükleer bombaları bir hafta içine sığdıran bir film yapsak ve bunu da Amerikan kültürünün tam bir ifadesi gibi göstersek, gringo’lar buna ne derdi?

3. Yerli halk soylu vahşiler olarak kalmaya devam etmelidir, şehirler ve çok daha kompleks politik organizasyonlar kurmaya kalkışmaları halinde yok olmaları kaçınılmazdır.

Gibson bu filmde sözde imparatorlukların çöküşü hakkında bir iddia öne sürmek istemiştir. Ancak, alabildiğim tek net mesaj yerli halkın arkadaş canlısı orman avcı-toplayıcıları olarak kalmaları ve asla kendi uygarlıklarını kurmaya kalkışmamaları gerektiğidir. Filmde İspanyol istilasına ilişkin verilen tarih bir kenara bırakılırsa, tüm Maya halkı ya kentleşmiş durumdaydı ya da yüzyıllardır yerleşik tarım yapmakta idi ve karmaşık ticaret ağlarına sahipti, Gibson yine de kahramanının kabilesini, izole biçimde, yanı başlarında çökmekte olan kentlerden bihaber yaşayan, kaba ama mutlu yağmur ormanı insanları olarak çizmektedir. Bu soylu orman vahşilerini, tümü çürüyen lağımın, pisliğin, hastalık ve genel mutsuzluğun ortasında yaşayan köle tacirleri, despot politikacılar, psikotik rahipler ve sadist kelle avcıları gibi şeytani kent sakinlerine zıt şekilde çizer. Gerçek Maya şehirleri sofistike su ve kanalizasyon sistemlerine, büyük kütüphanelere ve sıra dışı sanat eserleri ile mimariye sahiptir. Gibson, basın karşısında iddia ettiği gibi çevresel yıkımın sonuçları üzerine bir şey vermek istiyor idiyse, antik Maya’nın tarihi ününü çarpıtmak yerine neden Love Canal veya Three Mile Island’daki şirket atıkları hakkında bir film yapmıyor?

4. İspanyollar Maya’ları “kendi kendilerinden kurtarmak” için yetişmiştir.

İki saatlik korkunç bir şiddete katlandıktan sonra, filmin kalan son 10 dakikasında, İspanyol kalyonlarının sahilde belirmesiyle kahraman Jaguar Pençe’nin avcılarından mucizevi kurtuluşuna şahit oluyoruz. Bu kısa final sahnesi, sudaki botlar içinde ellerinde haçlarla ana kıtaya yaklaşmakta olan asık yüzlü İspanyolları göstermekte. Gibson seyircisini iki saatlik korkunç şiddete dayanmaya zorladıktan sonra, bu dingin sahneyi seyircinin Avrupalı Uygarlaştırıcıların Maya kargaşasını bir hal yoluna koymak üzere geldiği umuduyla ferahlamasına vesile etmektedir. Gibson filmi burada bitirerek, vuku bulacak olan çok daha büyük Maya soykırımını da görmezden gelmektedir. Gerçekte, işgalin ardından yüzyıl içinde, İspanyollar Maya nüfusunun yüzde 90 ila 95’inin hastalıklar, savaş, açlık ve kölelik nedeniyle ölümünden sorumludur.

Antik Maya uygarlığını stereotipleştirmek ve bozmak, ve Maya halklarının İspanyollar tarafından vuku bulacak soykırımını “yeni bir başlangıç” olarak sunmak, Gibson’ın bir ayyaş veya ayık değil, gerçekte ne kadar ırkçı olduğunu göstermektedir.

Liza Grandia Guatemala ve Belize’de 1993’ten bu yana Maya halkları ile çalışmış ve Q’eqchi’ Maya dilini akıcı şekilde konuşan bir antropologdur. Şu anda Yale Üniversitesi üyesidir ve Q’eqchi’nin tekrar eden toprak kamulaştırmaları ve kuşatmaları hakkında “Unsettling” adlı bir kitap yazmaktadır.

Reklamlar

Apocalypto’nun Ayık Irkçılığı – Liza Grandia” üzerine bir yorum

  1. Selam,
    bu film hakkında net bir karara varamıyordum bir türlü. İzlememin üstünden çok zaman geçmiş olsa da bu yazıyla (çeviriyle) karşılaştığım çok iyi oldu. Liza Grandia’nın yerinde edinilmiş deneyim ve bilgileri adeta filmin makyajını kaldırdı. Yazanın da çevirenin de emeğine, ellerine sağlık. Teşekkürler…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s