Irak’ta savaş nasıl son bulacak? – Immanuel Wallerstein

Tüm gözler, adayların Irak savaşına ilişkin farklı pozisyonlar aldığı ABD başkanlık seçiminde. Burası, bakmak için yanlış bir yer. Barack Obama’nın Birleşik Devletler’in bir sonraki başkanı olacağına inanıyorum. Obama’nın Irak’taki savaşa ilişkin görüşleri rakibi John McCain’inkilerle neredeyse taban tabana zıt. Obama, ABD işgaline başından beri karşıydı. Savaşa devam etmenin herkese zarar verdiğine inanıyor – Birleşik Devletler’e, Irak’a ve dünyanın geri kalanına. On altı ay içinde ABD birliklerini geri çekeceğini söylüyor.

Obama Oval Ofise adımını atınca, birliklerin geri çekilmesinin ABD’de büyük bir tartışma yaratacağını ve bu hedefe ulaşmanın onu telaffuz etmekten daha zor olduğunu görecek, mesele sadece ABD’nin iç politikasını ilgilendirseydi dahi bu durum böyle. Ancak, Irak’taki savaşı sona erdirmek ne Obama’ya veya Birleşik Devletler’e kalmış bir mesele. Irak’taki savaşı durdurmanın anahtarı ABD politikasında değil Irak politikasında ne olduğunda yatıyor.

2009’da bir tarihte (veya en geç 2010’da), Irak Başbakanının Mukteda el-Sadr olacağına ve el-Sadr’ın da savaşı sona erdireceğine dair aceleci bir kestirimde bulunacağım. İşte olacaklara dair en muhtemel senaryo. Dünya medyası bize her gün Irak siyasi yapısındaki keskin yarılmalara ilişkin haberler aktarıyor. Üç ana etnik grup mevcut – Şiiler, Sünni Araplar ve Kürtler. Bunların her biri öncelikli olarak belirli bir coğrafi bölgede konumlanmış durumda. Başkent Bağdat buna bir istisna, coğrafi olarak şehrin belirli bölümlerinde yoğunlaşmış olsalar da burada Sünni-Şii nüfusu karışık.

Ek olarak, artık hepimizin bildiği üzere, bu bölgelerden her biri kendi içinde ayrımlara sahip. Birden çok Şii kesimi var, hepsinin kontrolünde milis gücü var ve birbirlerine karşı tarihi eskilere dayanan düşmanlıklara sahipler. İki ana gruptan birinin liderliğini el Sadr yürütüyor, diğeri SCIRI olarak biliniyor ve lideri Abdül Aziz el Hekim. Sünni bölgeleri daha az keskinlikle ayrımlara sahip. Şeyhler ve eski Baas’çılar var, bunlar Irak meclisindeki çeşitli politikacılarla bağlantılı. Ayrıca küçük ama önemli bir mücahit grubu da söz konusu, bunlar büyük ölçüde Irak dışından gelenlerden oluşuyorlar ve bir şekilde el Kaide ile bağlantılılar. Kürt bölgesinde de iki rakip parti var, bunlara Hıristiyan ve Türkmen azınlıkları da eklemek gerek.

Aslında, bu tür bir karmaşık siyasi yapı, dünyanın birçok ülkesinde bulunabilecek olandan pek de farklı değil. Birinin size ABD siyasetine dâhil olan grupları nasıl açıklayacağını düşünün. Bu yüzden eğer Irak’taki muhtemel gelişmeleri anlayacaksak, en çarpıcı soruna veya sorunlara ulaşmak için bu çeşitliliğin ötesine bakabilmemiz gerekiyor.

Bana öyle geliyor ki, bugün Iraklılar için Irak’taki en çarpıcı sorun Irak’ın parçalanmadan ve bölgede ekonomik ve jeopolitik olarak eski güçlü konumunu tekrar kazanarak ayakta kalıp kalamayacağı. Buna karşı olanlar kim? Aslında, yenilenmiş ve dirilmiş bir Irak milliyetçiliğine ciddi şekilde muhalif olan iki grup var – Kürtler ve el Hekim’in liderliğindeki Şii güçler. Bunlardan ikincisi, zengin petrol yataklarını barındıran güney Irak’ta otonomi, hatta bağımsızlık düşlüyor. Sünni bölgeleriyle tüm bağları koparmak istiyorlar. Ve Bağdat’ta neredeyse tek hâkim olan el Sadr cephesini zayıflatmak istiyorlar. El Hekim cephesi, Bağdat’ın bu bölgeden koparılması ile el Sadr cephesini yok edeceklerine inanıyor.

Kürtler ise elbette bağımsız bir Kürt devleti düşlüyor. Ancak onlar müthiş ölçüde pragmatik insanlardır. Denize kıyısı olmayan bir Kürt devletinin ayakta kalmasının zor olduğunu bilirler. Türkiye ve İran’ın işgalinin olası olduğunu, Birleşik Devletler’in bu konuda muhtemelen çok az şey yapacağını ve bunu yaparken de epey utangaç davranacağını biliyorlar. İsrail ise ilgisiz kalacaktır. Bu nedenle Kürtler, birleşik bir Irak’ta de facto otonomiyi sürdürmeye dünden razıdır. Buna karşın, Kerkük’ü kimin kontrol edeceği üzerine diğerleriyle halen çekişme içindeler. Kerkük’ü alacaklarından şüpheliyim, bu konuda yapabileceklerinin yüksek sesle homurdanmaktan öteye gideceğinden kuşkuluyum.

Şimdi de diğerlerine bakalım. Sünni Arap güçleri de -genellikle- son derece realisttir. Irak’ı tek taraflı olarak yönettikleri günlere geri dönmenin imkânsız olduğunun farkındalar. Artık gerçekten istedikleri şey, siyasal mekanizmadan ve ülke kaynaklarından adil bir pay almak (bölgelerinde -en azından şu güne kadar- neredeyse hiç petrol yok çünkü). Sünni egemenliğinde bir Irak umamadıklarına göre, Arap dünyasındaki eski belirleyici rolünü tekrar kazanmış bir Irak’a sahip olmayı umabilirler ve böyle bir restorasyondan tek tek ve toplu olarak kesinlikle çıkar sağlayacaklardır.

Bu nedenle, son tahlilde anahtar grup Şiilerdir. Mukteda el Sadr en başından beri ne istediğinden gayet emindi – birleşik bir Irak. Tek bir nedenle, Bağdat’taki halkı ancak bu şekilde hayatta kalabilir ve gelişebilirdi. Bir başka neden ise, Irak’a inanması. Şu kesin ki o ve taraftarları Baas rejimi altında büyük acılar çektiler. Ancak değişen ve zayıflayan Baas’çılarla iş yapmaya da açık. Ve bunu son iki yılda açık bir şekilde ortaya koydu. İki yıl önce ABD kuvvetlerinin saldırısı altındayken Felluce halkına moral destek verdi. Ve Felluceliler de (Sünniler) Bağdat’taki son çarpışmalarda Sadr’ın güçleri aynı ABD saldırısı altındayken bu desteğe karşılık verdiler.

Bu durum tek bir ana oyuncu bırakıyor, Ayetullah Ali el Sistani, Irak Şiilerinin en büyük ruhani lideri. El Sistani ABD işgalinin başından bu yana titiz bir politik oyunu dikkatle sürdürdü. Önceliği Şiileri bir arada tutmak oldu. Çoğunlukla suskun kalmakta. Ama en kritik anlarda müdahaleye hep hazır. Geçtiğimiz yıl ABD’nin Irak’taki eski yöneticisi L. Paul Bremer zoraki bir Irak hükümeti oluşturmak istedi, el Sistani seçimlerde ısrar etti ve Birleşik Devletler geri adım atmak zorunda kaldı. Sonuç olarak, Sistani Şii hakimiyetinde bir hükümet elde etti. El Hekim cephesi ile el Sadr cephesi arasındaki çatışmalar şiddetlendiğinde devreye girdi ve uzlaşma sağladı.

El Sistani ne istiyor? Teolojik olarak, özellikle 1979 İran Devrimi’nden bu yana bu rolü üstlenen İran’daki Kum şehrine karşı kendi bölgesi olan Necef’in yeniden Şii dünyasının dini merkezi olmasını istiyor. Jeopolitik olarak bu, İran’la eşit ilişki kurabilecek güçlü bir Irak’ı gerektiriyor. Ve güçlü bir Irak için de, birleşik bir Irak’a ihtiyacı var, özellikle de işgalci ABD’yi defedebilecek bir Irak.

Şu anda Birleşik Devletler Irak’ı süresiz şekilde ABD üslerini garanti eden uzun süreli bir askeri anlaşma imzalamaya zorluyor. Irak’ın şu anki başbakanı Nuri el Maliki bunu parlamentoya oylatmaksızın gerçekleştirmek peşinde. Mukteda el Sadr referandum çağrısı yapıyor. Öyle görünüyor ki el Sistani de. Bir referandum açık ki anlaşmanın yenilgisi olacaktır.

Bu nedenle 2009’da, el Sadr, el Sistani, Sünniler ve hatta Kürtlerin ulusal bir birlik ve ABD’nin uzun süreli üsler olmaksızın toptan geri çekilmesi temelinde bir araya gelmeleri mantık dâhilindedir. Mukteda el Sadr Başbakan olarak bunu gerçekleştirecektir. El Hekim durumdan mutlu olmayacak ancak el Sistani tarafından hizalanacaktır. İranlılar çelişik duygular içinde kalacaklar. ABD kamuoyu ve âlimleri Irak’taki görece huzur karşısında şaşkına dönecek. Ve Başkan Obama ve Pentagon’a pek fazla seçenek kalmayacak. Durumu mutlulukla kabul edecekler. Hatta bunu “zafer” olarak bile adlandırabilirler.

1 Haziran 2008, Binghamton.edu adresindeki İngilizcesinden çevrildi. (5 Haziran 2008)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s