Financial Times ve “11 Eylül’ün Kendini Ele Veren Beyni” – James Petras

Geride bıraktığımız günlerde totalitarizmin ana akım medyada kendine giderek daha fazla yer buluğuna dair kanıtlar var.

ABD’nin peşine dizilmiş tüm Batı dünyası, Güney Osetya’yı 50 bin kişilik başkentini tamamen yıkarak, 1500 erkek, kadın ve çocuk ile düzinelerce Rus barış gücünü öldürerek işgal eden Gürcü rejimine destek çıktı. ABD İran kıyılarından bir donanmayı ve hava donanmasını harekete geçirdi, 70 milyonluk bir ülkeyi yok etmeye hazırlandı. New York Times, önemli bir İsrailli tarihçiden, İran’ın nükleer yıkımını savunan bir makale yayınladı. Tüm ana akım medya, her bir terörist ve ayrılıkçı grubu desteleyerek ve kamuoyunu Yeni Soğuk Savaş’ın başlatılması yönünde etkilemeye dönük olarak Çin’e karşı sistematik bir propaganda kampanyasına girişti. Bu yeni dalga emperyalist saldırganlığın ve savaşçı retoriğin yerel hoşnutsuzluğu saptırma ve kamuoyunun dikkatini derinleşen ekonomik krizlerden başka yöne çekme amacı taşıdığı aşikâr.

Bir zamanların liberali, mali elitin aydın sesi (saldırgan neo-muhafazakâr Wall Street Journal’ın tersine) Financial Times (FT), totaliter-militarist ayartmaya eğilim gösterdi. 16-17 Ağustos 2008 hafta sonu ekinin başmakalesi – “The Face of 9/11 – 11 Eylül’ün Yüzü”, gizli hapishanelerin sınırlarında 5 yıl korkunç işkencelere maruz kalmış bir 11 Eylül zanlısının zorla alınmış ifadesini içeriyor. İddialarını desteklemek için, FT, daha önce eski CIA direktörü George Tenet tarafından yayılmış olan ve bağlanmış, darmadağınık, şaşkın, uzamış kılları içinde maymuna benzeyen bir mahkûmun yarım sayfaya büyütülmüş bir fotoğraf yayınladı. Yazarın metni, bir Demetri Sevastopulo, olan biteni itiraf ediyor: FT, işkence altında alınan ifadelere dayalı olarak mahkemeye çıkarılmayı bekleyen zanlının itibarını sarsmaya dönük CIA programının bir propaganda aracı olmayı kabulleniyor.

Başından sonuna dek, makale kati surette, esas davalı Khaled Sheikh Mohammed’in “kendisinin de itiraf ettiği üzere ABD’ye karşı 11 Eylül saldırılarının beyni” olduğunu belirtiyor. Makalenin ilk yarısı tamamen önemsiz ayrıntılarla dolu, mahkeme salonu ve duruşmalara karşı insani bir ilgi duygusu yaratmaya dönük – Khaled’in burnundan mahkeme salonunun büyüklüğüne dek tuhaf bir karışım.

FT’nin zanlı hakkındaki kanaatinin ana kalkış noktasını Khaled’in itirafı, onun “şehitlik arzusu”, kendi savunmasını kabulü ve Kur’an okuması oluşturuyor. Hükümetin davasının önemli parçası Khaled’in itirafı. Diğer tüm “kanıtlar” duruma bağlı, söylentilere ve Khaled’in denizaşırı toplantılara katılmasından kaynaklanan çıkarsamalara dayalı.

FT’nin ana bilgi kaynağı olan ismi açıklanmayan ve “CIA’nın sorgu programına aşina” olan bir muhbir, iki önemli gerçeği kesin surette vurgulamakta: (1) CIA’nın tutuklanması öncesinde zanlı hakkında ne kadar az şey bildiği (benim vurgum) ve (2) Khaled’i diğerlerinden ne kadar uzun süre tuttuğu.

Diğer bir deyişle, CIA’nın tek gerçek kanıtı işkence ile elde edilmiş (CIA ‘su işkencesini kabul etti’ – boğularak ölme duygusu yaratan korkunç bir işkence yöntemi). Khaled’in tekrar tekrar suçlamaları reddetmiş olması ve yalnızca gizli hapishanelerdeki 5 yıllık işkence sonrasında itirafta bulunmuş olması gerçeği tüm kovuşturmayı totaliter hukukta bir vaka çalışmasına çeviriyor. ABD adli soruşturmacılarınca dile getirilemeze işkencelere maruz bırakılmak, işkence ile alınmış itirafnameye dayalı suçlamalar yöneltilmek, Khaled’in neden mahkemenin atadığı bir askeri avukatı reddettiği şaşırtıcı değil – gizli hapishaneler, işkence ve “şov mahkemeleri” sisteminin parçası olan bir avukat. Khaled’i avukat reddederek şehitlik arayan bir fanatik olarak resmektense, en azından onu inançlarını ifade etmek ve bu inançlar için ölme arzusuna bağlı kalmak için kendisine ayrılan sınırlı mekân ve zamanı korumayı aklına koymuş biri olarak tanımamız gerekli. İşkence altında alınan ifade, mahkemede hiçbir geçerliliğe sahip değildir, özellikle de 5 yıllık hücre cezasından sonra. Beyan etmiş olduğu “şahadet arzusu”na dayalı olarak FT’nin “süper terörist” olarak adlandırdığı şey, insan direncinin ötesinde acılar çekmiş ve korkunç insanlık dışı varlık koşullarına ölümle son vermeyi arayan bir bireyin itirafıdır.

FT’nin CIA ve ordunun zorlama kanıtlarını ve böylelikle işkence kullanımını sahiplenmesi, onu kesinlikle totaliter devletle aynı kampa yerleştiriyor. FT’nin sağa dönüşü, Avrupa’nın Rusya’ya karşı ABD askeri kutuplaşmasında aldığı dönüş tutumunu ve Polonya, Çek Cumhuriyeti, Kosova, Irak ve Gürcistan’daki askeri takviyeye karşı tutumu yansıtıyor. FT işkenceyi meşrulaştırarak, totaliter hukuk uygulamalarına, keyfi tutuklamalara, gizli hapishanelere, uzun süreli hücre cezalarına, işkenceye, şov amaçlı mahkemelere ve gelecekteki olayların normal Batı siyasi yaşamının parçası olarak üstünü örtmeye kapıyı aralamış oldu. Soylu İngiliz faşizmi artık rüzgârlı ABD versiyonundan daha az iğrenç değil.

Dissident Voice sitesindeki İngilizce aslından çevrildi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s