Hindistan’ın 11 Eylül’ü: Mumbai saldırılarının arkasında kim var? – Michel Chossudovsky

Mumbai terör saldırıları, birçok deneyimli ve eğitimli silahlı adamın yer aldığı dikkatle planlanmış ve koordine edilmiş bir operasyonun parçasıydı.

Operasyon, paramiliter bir istihbarat operasyonunun parmak izlerini taşıyor. Bir Rus kontr-terör uzmanına göre, Mumbai teröristleri, “Çeçen saha militanları tarafından, evler ve hastaneler felç edilmek suretiyle tüm bir kasabanın terörize edildiği Kuzey Kafkasya’daki saldırılarda kullanılanlar ile aynı taktikleri kullandılar.” (Russia Today, 27 Kasım 2008).

Mumbai saldırıları “Hindistan’ın 11 Eylül’ü” olarak tanımlandı.

Saldırılar birçok yerde, birkaç dakikalık aralıklarla eşzamanlı olarak gerçekleştirildi.

İlk hedef, Mumbai’nin Şatrapati Şivaji Terminus demiryolu istasyonunun (CST) ana salonuydu, silahlı adamlar, yolcu kalabalığı üzerine rastgele ateş ettiler. Silahlı adamlar “daha sonra istasyondan civardaki binalara kaçtılar. Cama Hastanesi bu binalardan biriydi.”

Mumbai’nin, Hindistan Girişi’ne yakın turizm bölgesinin kalbinde yer alan lüks otellerinden ikisinde – Oberoi-Trident ve Taj Mahal Palace – ayrı silahlı grupların saldırıları gerçekleşti.

Silahlı adamlar, turizm bölgesindeki şık bir restoran olan Café Leopold’da da ateş açtılar. Üçüncü hedef, Mumbai’nin Yahudi Merkezi Şabat Lubaviç’in bulunduğu bir iş merkezi olan Nariman House idi. Rabbi ve eşinin de içinde bulunduğu altı rehine öldürüldü.

Santa Cruz’daki yerel havaalanı; Metro Adlabs multipleksi ve Mazgaon Dockyard da hedefler arasındaydı.

“Saldırılar en kalabalık yerlerde gerçekleşti. Otel ve hastanelerin yanı sıra, teröristler demiryolu istasyonları Crawford Market, Wadi Bunder’e ve havaalanı yakınındaki Batı Ekspres Karayolu’nda da saldırdılar. Yedi yer, otomatik silahlar ve el bombaları ile saldırıya uğradı.” (Times of India, 26 Kasım 2008)

Hint askerleri otelleri kuşattı. Teröristlere karşı, iki otele Hint Özel Kuvvet komandoları gönderildi. Otellerdeki tanıklar silahlı adamların ABD ve İngiliz pasaportluları ayırdığını söyledi.

Gelen haberlere göre 150’yi aşkın insan öldürüldü. Öldürülenlerin çoğu Hindistan vatandaşıydı, bunların birçoğu Şatrapati Şivaji demiryolu istasyonunda öldürüldü.

Saldırılarda en az 22 yabancı uyruklu öldürüldü. Saldırılarda, anti-terör timi şefinin de aralarında bulunduğu on dört polis öldürüldü.

Saldırıların Arkasında Kim Var?

Gelen haberlere göre, “Dekkan Mücahitleri” adında neredeyse hiç bilinmeyen bir grup saldırıların sorumluluğunu üstlenmiş bulunuyor. Dekkan platosu, orta-Güney Hindistan’ın büyük oranda Andhra Pradesh eyaletinde kalan bir bölgesi. Bu tanınmayan grup, destekleyici kanıtlar olmaksızın, El Kaide terör örgütü ağına ait olarak, hâlihazırda kategorize edilmiş durumda.

Polis raporları, dokuz “saldırı zanlısının” tutuklandığını doğruluyor ve doğrulanmamış polis kaynaklarına göre, saldırganların üçü, Pakistan askeri istihbaratınca (ISI) el altından desteklenen Pakistan Keşmiri’nden ayrılıkçı bir örgüt olan Leşker’e Tayyibe üyesi olduklarını itiraf ettiler. Raporlara göre tutuklulardan en az biri Pakistan asıllı bir İngiliz vatandaşı.

Ağız birliği etmişçesine, hem Batılı hem de Hintli medya Pakistan’ı hedef gösteriyor ve onun İslami terör örgütlerine destek verdiğini iddia ediyor:

“ABD’de ve dünya çapında strateji guruları ve güvenlik analistleri, olay sonrasında parmakların, yerilen komşusunu işaret ettiği Hindistan’daki bir başka terör vakası sonrasında daha, Pakistan’ın terörizmdeki rolünü inceliyorlar.

Hindistan’dan gelen ilk haberler, eylemi üstlenmek için kullanılan “Dekkan Mücahitleri” adı nedeniyle, Mumbai katliamının Hindistan’daki hoşnutsuz militanlarla sınırlı bir saldırı olduğunu göstermekte iken, Hindistan ordusu ve güvenlik uzmanları tarafından, telefon sinyallerine, kullanılan silahlara, denizden giriş yoluna vb. dayanılarak gösterilen kanıtlar, dikkatleri derhal Pakistan üzerinde yoğunlaştırdı.” (Times of India, 27 Kasım 2008)

ABD medyası, dikkatini, Mumbai saldırıları ile “Pakistanlı istihbarat unsurlarınca sağlandığı iddia edilen koruma veya desteğin yanı sıra Pakistan kırsalındaki barınaklarının da keyfini sürerek yeniden güçlenmekte olan terörist gruplar” arasındaki bağlara yoğunlaştırdı. (Washington Post, 28 Kasım 2008).

“Medeniyetler Çatışması”

İslamcı köktenciler tarafından gerçekleştirilen Mumbai saldırıları, Avrupa ve Kuzey Amerika’da, “Medeniyetler Çatışması”nın parçası olarak algılandı. “Militan İslam, uygarlığa karşı bir savaşta” idi.

Saldırıların yol açtığı dramatik can kayıpları, Batı dünyasında Müslüman karşıtı hislerin pekişmesine silinmez katkılar yaptı.

“Mumbai, Hindistan’daki terörist saldırıların çerçevesi netleşiyor. Teröristler Hindistan, ABD ve İngiltere ile Yahudileri hedef aldı.” (Market Watch, 28 Kasım 2008)

Medyaya göre, düşman, El Kaide; kırsal alanlarda ve Pakistan’ın Kuzey Batı Sınırı Eyaleti’nde operasyonel üslere sahip olan aldatıcı “dış düşman”. Washington’un “Teröre karşı küresel savaş” üzerine kendinden menkul kutsal fermanı, bin Ladin’i ortaya çıkarmak ve İslami köktenciliği ortadan kaldırmak.

Amerika’nın, Pakistan içlerine egemenlik ihlali yaparak askeri müdahalede bulunma hakkı, bu nedenle onaylanıyor. Kuzey Batı Pakistan’ın kırsal bölgelerindeki köyleri bombalamak, Mumbai saldırılarından kaynaklanan can kayıplarına cevaben gösterilecek “insani çaba”nın parçası:

“Bu korkunç saldırılar öncesinde, Güney Asya’dan gelen haberler cesaret vericiydi. Esas sorun, ABD ve diğer NATO kuvvetlerinin Taliban ve el-Kaide unsurlarını ezip yok etmek için mücadele ettiği Afganistan’da güvenliğin sağlanması olarak duruyor. (Washington Post, 28 Kasım 2008)

“Ancak Washington, Pakistan ordusunun teröre karşı savaşta işbirliğini istiyor. Geçtiğimiz haftalarda, Afganistan’daki ABD görevlileri, Pakistanlıların Taliban’a karşı Pakistan topraklarındaki saldırılarını överek daha iyi sonuçlar rapor ettiler.”

Medya Dezenformasyonu

ABD televizyonları, baştan sona Mumbai’deki dramatik olaylarla kaplanmış durumda. Saldırılar ABD çapında bir korku ve gözdağı atmosferinin tetiklenmesine hizmet etti.

Mumbai saldırılarının 11 Eylül saldırıları ile yakın bağı olduğu söyleniyor. Resmi ABD beyanı ve medya raporları, Mumbai saldırılarını, ABD topraklarında El Kaide sponsorluğundaki bir terör saldırısı olasılığı da dâhil, daha geniş bir sürecin parçası olarak açıklamıştı.

Seçilmiş Başkan Yardımcısı Joe Biden, seçim kampanyası sırasında Amerika’yı “11 Eylül’de bize saldıranlar, — Afganistan ve Pakistan arasındaki dağlarda yeniden toplandılar ve yeni saldırılar planlıyorlar.” (vurgular eklenmiştir)

Bunlar, Mumbai’deki terör saldırılarının arkasındakilerle aynı insanlar.

Bunlar ayrıca, Amerika’ya saldırmayı planlayan aynı insanlar.

Mumbai saldırılarının hemen arkasından, New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg, New York City metro sistemini “New York’ta doğrulanmamış olası bir terör raporu”na dayanarak “yüksek alarm”a geçirdi. Bu rapor, New York polis departmanının toplu taşıma sistemimizi korumak için tedbir amaçlı adımlar atmasına yol açtı ve Bloomberg bir açıklamasında “şehrimizi korumak için daima ne gerekiyorsa yapacağız”, şeklinde konuştu (McClatchy-Tribune Business News, 28 Kasım 2008, vurgular eklenmiştir).

Her nedense Mumbai saldırılarının tam da bir gün öncesinde “FBI ve İç Güvenlik Departmanı (DHS) New York ulaşım sistemine dönük ‘olası ancak doğrulanmamış‘ bir El Kaide tehdidi uyarısında bulunmuştu.” (age)

“Mumbai’deki saldırılar gerçekleştiğinde, ABD yetkilileri El Kaide’nin son günlerde New York metro sistemine saldırı düzenlemeyi tartışmış olabileceğine dair bir uyarı yayınladılar. Muhakkak ki, üstü kapalı bir uyarı. ‘Bu komplonun niyetin ötesinde planlama aşamasına geçip geçmediğini doğrulayacak hiçbir spesifik ayrıntıya sahip değiliz, ancak böyle bir saldırının muhtemelen önümüzdeki tatil sezonu sırasında gerçekleştirilebileceğine dair endişemizden kaynaklı olarak bu uyarıyı yayınlıyoruz,’ şeklinde konuştu FBI ve İç Güvenlik Departmanı.” (Chicago Tribune, 29 Kasım 2008)

Pakistan Askeri İstihbaratı Amerika’nın Truva Atıdır

Medya raporları, koro halinde, Pakistan Askeri İstihbaratı ISI’nın saldırılarla ilişkisine işaret etti, ancak ISI’nın her zaman CIA ile yakın işbirliği içinde çalıştığından hiç bahsedilmedi.

ABD medyası, sapmaz bir şekilde ABD istihbarat aygıtının çıkarlarına hizmet etmekte. Bu çarpıtılmış raporlar şunları ima ediyor:

1. Teröristler El Kaide ile bağlantılı. Mumbai saldırıları, Pakistan ISI’sı ile ilişkili “Devlet destekli” bir operasyon.
2. Mumbai saldırganları Pakistan’ın kırsal bölgelerindeki ve Kuzey Batı Sınırı Eyaletindeki terörist gruplar ile bağlantılara sahip.
3. Kırsal alanların ABD Hava Kuvvetleri tarafından Pakistan’ın bağımsızlığı ihlal edilerek sürekli bombalanması, “Teröre karşı Küresel Savaş”ın parçası olarak meşrulaştırılmakta.

ISI Amerika’nın Truva Atı, CIA’nın fiili temsilcisi. Pakistan İstihbaratı, 1980’lerin başından itibaren ABD ve İngiliz muadilleri ile yakın işbirliği içinde çalıştı.

ISI Hindistan’a yönelik büyük bir gizli operasyonla ilişkili ise, CIA operasyonun hassas doğası ve zamanlamasına ilişkin önceden bilgi sahibidir. ISI, ABD istihbaratının rızası olmaksızın harekete geçmez.

Dahası, ABD istihbaratının, Sovyet Afgan savaşının başlangıcından beri ve Soğuk Savaş sonrası dönem boyunca El Kaide’yi desteklediği biliniyor. (Daha fazla ayrıntı için, bkz. Michel Chossudovsky, Al Qaeda and the War on Terrorism, Global Research, 20 Ocak 2008)

Pakistan’da Mücahitleri eğitmek üzere CIA destekli gerilla eğitim kampları kuruldu. Tarihsel olarak, ABD istihbaratı, Pakistan ISI’yı bir aracı olarak kullanarak El Kaide’yi destekledi.

“CIA desteği ve yoğun miktardaki ABD askeri yardımı ile, Pakistan ISI, “hükümetin tüm yönleri üzerinde paralel yapıya sahip muazzam bir güce” kavuştu”. (Dipankar Banerjee, “Possible Connection of ISI With Drug Industry”, India Abroad, 2 Aralık 1994).

11 Eylül’ün ardından, Pakistan ISI, ABD ve NATO askeri yüksek komuta düzeyiyle yakın işbirliği içinde, 2001 Ekiminde Afganistan’ın işgal edilmesinde anahtar bir rol oynadı. İronik şekilde, Ekim 2001’de, hem ABD hem de Hindistan basını FBI ve istihbarat kaynaklarından yaptıkları alıntılarla, ISI’nın sözde 11 Eylül teröristlerine destek sağladığına dair haberler vermekteydi. (Bkz. Michel Chossudovsky, Cover-up or Complicity of the Bush Administration, The Role of Pakistan’s Military Intelligence (ISI) in the September 11 Attacks, Global Research, 2 Kasım 2001)

Pakistan’ın baş ajanı CIA tarafından atandı

Geçmişten beri, CIA, Pakistan istihbarat örgütünün (ISI) müdürünün atanmasında gayrı resmi bir rol oynamıştır.

Eylül’de, Washington “teröre karşı savaş”ı, ISI şefi Tuğgeneral Nadeem Taj’ı görevden almak için bir bahane olarak kullanarak, İslamabat’a baskı yaptı.

“Washington’un, anahtar önemdeki ajansın militanlarla sözde “çift taraflı oynaması” nedeniyle ISI patronu Nadeem Taj ile iki yardımcısının görevden alınması için Pakistan’a yoğun baskı uyguladığı anlaşılıyor.” ( Daily Times, 30 Eylül 2008)

Başkan Asıf Ali Zerdari geçtiğimiz Eylül’de New York’ta CIA Direktörü Michael Hayden ile görüşmelerde bulundu (The Australian, 29 Eylül 2008). Yalnızca birkaç gün sonra, ABD onaylı yeni bir ISI şefi, Korgeneral Ahmed Shuja Pasha, Kara Kuvvetleri Komutanı General Kayani tarafından Washington adına atandı.

Bu açıdan, Bush yönetimi tarafından yapılan baskılar, PPP hükümeti liderliğindeki parlamenter bir inisiyatifin, ülkenin istihbarat servislerini (ISI) sivil otoritenin, somut olarak, İçişleri Bakanlığı’nın yetki alanına almasının engellenmesini sağladı.

ABD Pakistan’ın Toprak Bütünlüğünü İhlal Ediyor

ABD, kırsal alandaki ve Kuzey Batı Sınırı Eyaletindeki köyleri rutin şekilde bombalayarak, hâlihazırda Pakistan’ın toprak bütünlüğünü ihlal etmekte. Bu operasyonlar “teröre karşı savaş” bahanesiyle gerçekleştiriliyor. Pakistan hükümeti ABD’yi kendi toprakları üzerinde hava bombardımanları yapmakla “resmi olarak” suçlarken, Pakistan ordusu (ISI dahil) hava saldırılarını “gayrı resmi olarak” onaylamakta.

Bu açıdan, Tuğgeneral Ahmed Shuja Pasha’nın ISI’nın başı olarak bu zamanlı ataması, Pakistan’daki ABD “kontr-terörizm” operasyonlarının sürmesini sağlama amaçlıydı. ISI şefi olarak atanması öncesinde, Tuğgeneral Ahmed Shuja Pasha, ABD ve NATO ile yakın istişare içinde, sözde Taliban ve El Kaide’ye karşı, Pakistan ordusu tarafından Federal Yönetim Altındaki Kırsal Alanlarda (Federally Administered Tribal Areas – FATA) ve Kuzey Batı Sınırı Eyaletinde (North-West Frontier Province – NWFP) hedeflenmiş saldırılar gerçekleştirilmesinden sorumluydu.

Bu atamanın ardından, Tuğgeneral Ahmed Shuja Pasha, istihbarat örgütü (ISI) içinde, birçok ISI bölge komutanının yerini değiştirerek, büyük bir görev değişikliği operasyonu gerçekleştirdi. (Daily Times, 30 Eylül 2008). Ekim sonunda, ABD ordusu ile istihbaratındaki meslektaşlarıyla görüşmek için, Washington’da, Langley’deki CIA merkezinde ve Pentagon’daydı.

“Pakistan, kamuoyu önünde ABD hava saldırılarını şikayet ediyor. Ancak ülkenin yeni istihbarat şefi Tuğgeneral Ahmed Shuja Pasha, üst düzey Amerikalı askeri ve istihbarat şefleri ile görüşmek için geçtiğimiz hafta Washington’u ziyaret etti ve herkes mutlu görünüyordu. (David Ignatieff, A Quiet Deal With Pakistan, Washington Post, 4 Kasım 2008, vurgu eklenmiştir).

Mumbai Saldırılarının Zamanlaması

Kırsal alanlarda gerçekleşen ve çok sayıda sivil yaşama mal olan ABD hava saldırıları Pakistan’da ABD karşıtı bir dalgaya neden oldu. Aynı nedenle, bu ABD karşıtı dalga ayrıca, Mumbai saldırılarını önceleyen aylarda Hindistan ve Pakistan arasında bir işbirliği atmosferinin yeniden oluşmasını teşvik etmeye hizmet etti.

ABD-Pakistan ilişkileri tüm zamanların en düşük seviyelerindeyken, geçtiğimiz aylarda İslamabat ile Delhi hükümetleri arasında karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi için önemli girişimler yaşandı.

Saldırıların hemen bir hafta öncesinde, Pakistan başkanı Asıf Ali Zerdari “Keşmir sorununu Hindistan ve Pakistan’da kamuoyu önünde tartışmaya açmaya ve IHK’nın geleceğine halkın karar vermesine izin vermeye zorladı.”

Ayrıca, iki ülke arasında bir ekonomik birlik oluşturulmasının yanı sıra “karşılıklı ilişkilerin yeni bir seviyeye taşınması” çağrısında bulundu.

Böl ve Yönet

Bu saldırılar hangi çıkarlara hizmet etti?

Washington Mumbai saldırılarını şu niyetlerle kullanma amacında:

1) Pakistan ile Hindistan arasındaki ayrılığı körüklemek ve iki ülke arasındaki karşılıklı işbirliği ile ticaret sürecini bozmak;
2) Hem Hindistan hem de Pakistan’da ülke içi sosyal, etnik ve dini bölünmeleri derinleştirmek;
3) Ülkenin toprak bütünlüğünün ihlal edilmesi suretiyle sivillerin öldürülesi de dahil, Pakistan topraklarındaki ABD askeri eylemlerini meşrulaştırmak;
4) ABD önderliğindeki “teröre karşı savaşı” Hindistan alt-kıtasına ve Güneydoğu Asya’ya genişletmek için meşruiyet sağlamak.

2006’da, Pentagon, “bir başka [11 Eylül türü büyük terör] saldırı[sı], bilinen bazı hedeflere karşı bugün misilleme yapılabilmesi anlamında eksik olan meşruiyeti ve fırsatı yaratabilir” uyarısında bulunmuştu (bir Pentagon görevlisinin Washington Post’a sızdırılan beyanı, 23 Nisan 2006). Mevcut bağlamda, Mumbai saldırıları, Kuzey Batı Pakistan’ın kırsal bölgelerindeki “bilinen hedeflerin” peşine düşmek için “bir meşruiyet” olarak değerlendirilmekte.

Hindistan Başbakanı Manmohan Singh, Pakistan’ın olası rolünü ima ederek, saldırıları “dış güçlerin” gerçekleştirdiğini açıkladı. Saldırıların arkasında Pakistan hükümetinin olduğunu ima ederek, medya da bu yönde haberler veriyor.

“ABD görevlileri ve meclis üyeleri Pakistan’ın adını anmaktan kaçındılar ancak “İslami terör”ü kınamaları, endişelerinin kökeni konusunda şüpheye yer bırakmadı.
….

İslamabat’a yönelik son suçlamaların şiddetini arttıran ise, Bush yönetiminin – ABD medyasına sızan – Pakistan istihbarat ajansı ISI’nın, birkaç hafta önce gerçekleşen ve içlerinde sevilen bir Hint diplomatının ve saygı duyulan kıdemli bir savunma görevlisinin de bulunduğu 60’a yakın insanın hayatını kaybettiği Kabil’deki Hindistan Elçiliği’nin bombalanması ile bağı olduğuna ilişkin kendi değerlendirmesi oldu.” (Times of India, 27 Kasım 2008).

Saldırılar Hindistan’daki Pakistan Karşıtlığını Tetikledi

Saldırılar, Hindistan’da Hindular ile Müslümanlar arasındaki dini ayrılıkların aynı sıra Pakistan karşıtlığının güçlenmesine de hizmet etti.

Time Dergisi, ISI’nın yeni şefinin Washington emriyle atandığını teslim etmeksizin, açık açık, “Pakistan’ın – sık sık Hindistan’a dönük terör saldırıları düzenlemekle suçlanan – güçlü istihbarat örgütünün” sinsi rolüne işaret etti. (Time online).

Time’ın haberi, herhangi bir kanıta dayanmaksızın, saldırıların en muhtemel mimarlarının, “‘el Kaide ağının’ bir parçası olan” Leşker’e Tayyibe (Masumlar Ordusu), el Kaide’ye bağlı Keşmirli ayrılıkçı bir örgüt olan ve Delhi’deki Birlik parlamentosuna Aralık 2001’de düzenlenen saldırıların sorumluluğunu üstlenmiş olan Ceyşi Muhammed ve Hindistan İslami Öğrenci Hareketi (SIMI) dâhil, birçok Pakistan destekli İslami grup olduğunu belirtiyor (age).

Hem Leşker’e Tayyibe hem de Ceyşi Muhammed’in ISI tarafından desteklendiği biliniyor.

İslamabat-Delhi Mekik Diplomasisi

Pakistan başkanı Asıf Ali Zerdari, hükümetinin Hint yetkilileriyle tam işbirliği içinde olacağını ifade etti.

Pakistan’ın yeni seçilmiş sivil hükümeti, askeri yüksek komutanın yetki alanında kalan kendi istihbarat servisleri tarafından yanıltılmıştı.

Başbakan Yusuf Rıza Cilani liderliğindeki Pakistan Halk Partisi hükümeti, ABD’li muadilleri ile yakın münasebetlerini sürdüren ordu ve istihbarat aygıtları üzerinde hiçbir kontrole sahip değil. Pakistan’ın sivil hükümeti, birçok bakımdan, dış politikasını kontrol edemiyor. Pakistan ordusu ve onun güçlü istihbarat kolu ISI’nın borusu ötmekte.

Bu bağlamda, başkan Asıf Ali Zerdari her iki tarafta da oynuyor görünüyor: Ordu-istihbarat aygıtı ile gizli anlaşmalar, Washington ile diyalog ve başbakan Cilani’ye ve Ulusal Meclise sahte bağlılık.

28 Kasım’da, Mumbai saldırılarının iki gün sonrasında, İslamabat, yakın zamanda atanmış ISI şefi Tuğgeneral Ahmed Shuja Pasha’nın, Ulusal Güvenlik Danışmanı M. K. Narayanan ile Hindistan’ın dış istihbarat ajansı, Araştırma Analiz Kanadı (RAW) şefi ve iç istihbarattan sorumlu İstihbarat Bürosu da dâhil, Hintli meslektaşları ile istişarede bulunmak üzere Delhi’ye gönderileceğini duyurdu. RAW ve Pakistanlı ISI’nın birbirlerine karşı otuz yıldan fazla süredir örtük bir savaş yürüttükleri bilinmekte.1

Sonraki gün (29 Kasım), İslamabat, Hindistan dışişleri bakanı Pranab Mukherjee’nin “Pakistan resmi makamlarıyla Mumbai saldırıları sonrasında gerçekleştirdiği çok saldırgan bir tondaki telefon görüşmesi” sonrasında, ISI şefi Tuğgeneral Shuja Pasha’nın Hindistan’a yapacağı ziyareti iptal etti. (Press Trust of India, 29 Kasım 2008 Geo News Pakistan’dan aktarma).

Gergin Durum. Hindistan-Pakistan İlişkilerinin Bozulması

Mumbai saldırıları hâlihazırda, büyük ölçüde ABD’nin bölgedeki jeopolitik çıkarlarına hizmet eden son derece gergin bir durum ortaya çıkarmış durumda.

İslamabat, “Mumbai katliamında Pakistanlı unsurların ilişkisinin ima edildiği, Hindistan ile mevcut gerilimin artması durumunda” Pakistan-Afgan sınırındaki 100.000 askeri personelin yerinin Hindistan sınırına değiştirilmesini değerlendiriyor (Pakistan haber kaynağından aktaran PTI).

“Bu kaynaklar NATO ve ABD komutasına, Hindistan ile olan sınırlarını savunmak çok daha önemli hale geldiğinden, Pakistan’ın teröre karşı savaşa ve Afganistan sınırındaki militanlara karşı konsantre olamayacağının söylendiğini belirtti.” (age, kıdemli Pakistanlı gazeteci Hamid Mir’den aktaran Geo News).

Hindistan Polis Soruşturmasında ABD Müdahalesi

Washington’un Hindistan polisinin yürüttüğü soruşturmaya müdahalesi bir başka dikkat çekici nokta. Times of India, “Hindistan, ABD, İngiltere ve İsrail soruşturma birimlerinin ve ajan gruplarının bugüne dek benzeri görülmemiş istihbarat işbirliği”ne dikkat çekti.

Hem FBI’ın hem de İngiliz Gizli Servisi MI6’nın Delhi’de irtibat büroları bulunmakta. FBI, “artık Amerikalı kurbanların da içinde olduğu saldırıları soruşturmak üzere…” Mumbai’ye polis, kontr-terör görevlileri ve adli bilim insanları gönderdi. Londra Metropolitan Polisinden uzmanlar da Mumbai’ye gönderildi:

“Görevlinin söylediğine göre ‘BD hükümetinin Pakistanlı militan gruplar Leşker’e Tayyibe ile Ceyşi Muhammed’in saldırıların zanlısı olduklarına dair “geçici varsayımı”, Hintli yetkililerin soruşturmalarına başlamaları ile birlikte “güçlendi”. İki Keşmirli militan grubun el Kaide ile bağlantıları var.” (Wall Street Journal, 28 Kasım 2008)

ABD-İngiltere-İsrail kontr-terör ve polis görevlilerinin rolü, esasen Hindistan polis soruşturmasının sonuçlarının manipüle edilmesi.

Ancak, Delhi hükümetinin, İsrail’in bir özel kuvvetler ordu birimini, Hindistan komandolarına Mumbai’nin Şabat Yahudi Merkezi’nde tutulan Yahudi rehinelerin kurtarılmasında yardım etmek üzere gönderme talebini geri çevirmesi dikkate değer (PTI, 28 Kasım 2008).

Bali 2002 – Mumbai 2008 karşılaştırması

Mumbai terör saldırıları 2002 Bali saldırıları ile belirgin benzerlikler taşıyor. Her iki olayda da Batılı turistler hedef alındı. Endonezya’nın Bali adasındaki turizm merkezi Kuta, birçok Avustralyalı turisti hedef alan iki ayrı saldırının hedefi oldu. (age)

2002 Bali bombalamalarının sorumlusu olduğu iddia edilen teröristler, uzun bir yargılama süreci ardından sadece birkaç hafta önce, 9 Kasım 2008’de idam edildi. (Michel Chossudovsky, Miscarriage of Justice: Who was behind the October 2002 Bali bombings? Global Research, 13.11.08). 2002 Bali saldırılarının siyasi mimarları asla adalet önüne çıkarılmadı.

Endonezya üst makamlarından kaynak alan bir Kasım 2002 raporu, CIA’nın yanı sıra Endonezya istihbarat şefi General A. M. Hendropriyono’nun olaylarla ilişkisine işaret etti. Jemaah İslamiye’nin (JI) Endonezya istihbarat örgütü BIN ile bağlantılarından, resmi Endonezya hükümet soruşturmasında asla bahsedilmedi – ki bu bağlar sahne arkasında Avusturya istihbaratı ve CIA tarafından yönlendirilmekte. Dahası, bombalamanın kısa bir süre ardından, Avustralya Başbakanı John Howard “Avustralyalı yetkililerin Bali’de muhtemel saldırılara karşı uyarıldığını ancak bir uyarı yayınlamamayı tercih ettiğini kabul etti.” (Christchurch Press, 22 Kasım 2002).

İki eski Endonezya başkanının, Bali 2002 bombalamalarına ilişkin her ikisi de Endonezya ordusu ve polisinin suç ortaklığına işaret eden beyanları, dava süreçlerinde gelişigüzel bir şekilde görmezden gelindi. 2002’de, başkan Megawati Sukarnopurti ABD’yi saldırılarla ilişkili olmakla suçladı. 2005’te, Avustralya’nın SBS televizyonu ile bir Ekim 2005 röportajında, eski başkan Wahid Abdurrahman, Endonezya ordusu ile polisinin 2002 Bali bombalamalarında role sahip olduğunu belirtti. (Miscarriage of Justice: Who was behind the October 2002 Bali bombings?, yazısından aktarma)

Not

1. Geçtiğimiz aylarda, Hindistan dış istihbarat örgütü RAW’ın şefi Ashok Chaturvedi siyasi bir hedef haline geldi. Başbakan Manmohan Singh onu görevden almaya ve yerine daha kabul edilebilir birini getirmeye niyetli. Chaturvedi’nin istihbarat ve polis soruşturması ile ilgili olup olmadığı net değil.

Global Research, 30.11.08

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s