NATO’nun Yugoslavya bombardımanının 10. yılı üzerine

24 Mart 1999’da, NATO o zamanların Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne karşı bir hava bombardımanına başladı. 78 gün boyunca, ‘insani müdahale’ bahanesi altında, askeri hedeflere ve sivil altyapıya bombalar yağdırıldı. Müttefik Gücü Operasyonu, bir milyondan fazla insanın yerinden olmasına ve doğrudan doğruya, her milliyetten 2000’den fazla sivilin ölümüne yol açtı (Yugoslav ordusu ile Kosova Kurtuluş Ordusu (KLA) arasında müdahale sonucu olarak şiddetlenen askeri çatışmada öldürülenlerin yanı sıra, müdahale sonucu ve müdahale sonrası süreçte gerçekleşen dolaylı ölümler de dahil edildiğinde çok daha yüksek olacak bir sayı). On yıl sonra, Kosova’nın ‘bağımsızlığı’, ‘etnik’ bölgelerin sömürge benzeri varlığı ve her tarafa yayılan bir güvenlik aparatı, yani bombalama kampanyasını yürüten Batılı iktidarlar için yeni bir müşteri ile sonuçlandı. Bu esnada, Sırbistan ve Karadağ, vahşi bir toplu özelleştirme, artan yoksulluk ve çalışanların, öğrencilerin, göçmenlerin ve ülke içinde yerinden edilmiş insanların (internally displaced people – IDPs), Roman toplulukların hızla mülksüzleşmesi ve sürekli marjinalleştirilmesi ve ekonomik yeniden yapılandırmanın yol açtığı diğer felaketler ile karakterize olan neo-liberal demokrasiye ‘geçişte’ takılı kaldı.

Global Balkans, Yugoslav diyasporasında farklı arka planlara sahip anti-otoriteryen, anti-kapitalist aktivistlerin oluşturduğu küçük bir ağ. Birçoğumuz, 1999’daki NATO müdahalesinin yol açtığı olayların ve dalga etkilerin sonucu olarak hissedilmeye devam eden tahribata ilk elden tanık olduk ve yaşadık. NATO bombalaması, 1990’larda yaşanan savaşlar ve Yugoslavya’nın sonraki halef ülkelerinin neo-liberal dönüşümü nedeniyle hayatları derin ve kalıcı şekilde alt üst olan eski Yugoslav Balkan bölgesindeki birçok topluluktan insanlarla konuştuk ve diyaloga devam ediyoruz.

İster…

·    önce bombalanan ve ardından yok pahasına elden çıkarılan veya yerel kodamanlara veya yabancı yatırımcılara satılmak suretiyle kuşkulu  şekilde özelleştirilen fabrikalardaki işlerinden topluca çıkarılan işçiler;
·    geri dönememek ile kaynak kıtlığı ve yerel entegrasyon için siyasi ve sosyal niyet yoksunluğu arasında kalan mülteci veya yerinden edilmiş insanlar;
·    1999’un şiddet dolu kaosu sırasında ve sonrasında kaybolan bir daha asla haber alınmayan kayıpların aileleri ve yakınları;
·    Kosova’daki iç bölgelerinde sıkışıp kalmış olan ve her gece saldırı korkusu ile yatağa giren ve 10 yıldan bu yana hiçbir ana şehrin 10 km.den yakınına gelememiş olan azınlıklardan;
·    sevkıyat konteynırlarında, eğreti barınaklarda yaşayan ve on yıl önce uluslararası yardım ajanslarınca “geçici bir çözüm” olarak kendilerine sağlanan toplu konutlarda, 2004’ten bu yana kesilmiş yardım da olmaksızın, sıcaklık ister –15 isterse +40°C olsun yaşamak zorunda olan yerel mülteciler;
·    seyreltilmiş uranyum veya bombalamanın sağlık açısından yarattığı diğer sonuçlar konusunda NATO ülkelerinin canını sıkacak her lafı bastırmaya kararlı olan bir sistemde, doğru düzgün bir tıbbi bakım veya durumlarına ilişkin cevaplar almaktan uzak olan, garip hastalıklardan veya yüksek kanser oranlarından muzdarip topluluklar;
·    AB ülkelerinden Sırbistan’a sınırdışı edilmiş veya edilme tehdidi altındaki, birçoğu, özellikle de Roman olanları, yurtdışında doğmuş olan ve atıldıkları ülkenin dilini bilmeyen 100.000’in üzerindeki mülteci;
·    Slovenya’nın silikleri, eski Yugoslav bölgesinden, her sabah devlet tarafından vatandaşlıklarının iptal edildiği korkusuyla uyanan ve aşırı güvencesiz koşullar altında statüleri için mücadele eden Sloven olmayan azınlıklar;
·    ekonominin ilk önce özelleştirilen sektörü olan eski kendi kendini çeviren toplumsal mülkiyet sektöründe (en büyük istihdam alanı olan) toplu işten çıkarmalardan orantısız şekilde etkilenen ve toplumsal günah keçileri yaratan militarizm ve yoksunluğun zehirli geçiş ikliminde orantısız şekilde şiddete maruz kalan kadınlar, Romanlar, etnik ve cinsel azınlıklar;
·    o dönemlerin gizli ve pek de gizli olmayan işaretlerini ve yaralarını taşıyan kendi ailelerimiz, arkadaşlarımız ve yakınlarımız olsunlar;

… Zor koşullarda zorlu handikaplar karşısındaki mücadeleleri ve direnişleri bize ilham verdi. Onlar, NATO askeri kampanyasının, post-Yugoslav geçişin ve uluslararası toplumun müdahalesinin silinmiş, yok sayılmış, kaybedilmiş ve unutulmuşları ve bizler bugün onların durumunu anıyor ve onları düşünüyoruz, bu yazıyı okuyanları da aynını yapmaya davet ediyoruz.

On yıl sonra, 90’lardaki çatışmalarda, NATO bombalamasında ve neo-liberal geçiş sürecinde nedensiz yere yaşamlarını yitiren her milliyetten o sıradan insanları hatırlıyoruz. Bölgenin yanı sıra Batı medyasında da bu çatışmalar verilirken kullanılan, sadece bir taraftaki kurbanları dikkate alan veya kutsayan ve diğer “düşman” tarafında mahvolan yaşamları görmeyi reddeden milliyetçi bakışı reddediyoruz. “İnsani” bir gereklilik olarak sunulan NATO askeri müdahalesini meşrulaştıran pro-emperyalist bakışı da reddediyoruz. Bombalara (79.000 ton), kruz füzelerine (10.000), radyasyona ve misket bombalarına (35.000 bomba parçası) harcanan milyonlarca dolar ve yerel ekonomiye verilen 30 milyar dolarlık zarar, hastanelere, okullara, fabrikalara, köprülere ve rafinerilere gökten ölüm yağması ve ekolojik yıkım, sanki oyuncak ayılar, gıda veya tıbbi yardımmış gibi. Bölgedeki karmaşık ve o denli kolayca azaltılamayan tezahürlerinde maruz kaldıkları ve kalmaya devam ettikleri, ana akım medyanın görmeyi ve algılamayı beceremediği ve istemediği cinsten şiddetin pek çok katmanından tüm kurbanlarla dayanışma içindeyiz. Yoldaşlarımızdan ve dostlarımızdan, o dönemin bıraktığı mirasa, Batı solunun birçoğunun ana akım medyanın yarattığı basit indirgemelerden ve kolay kurbanlar/caniler senaryolarından benimsemiş göründüğü bakış açısından daha bilgili ve kompleks bir perspektiften bakmalarını istiyoruz.

On yıl sonra, eski Yugoslav bölgesinin yavaş yavaş (yeniden) açığa çıkan toplumsal hareketlerini ve bu kırılgan ve kuşatılmış ancak yine de azimli ve cesur hareketleri daha güçlü, daha görünür ve daha etkili hale getirmek için yorulmak nedir bilmeksizin mücadele eden aktivist yoldaşlarımızı, ayakta kalma, direnme ve özgürlük mücadelelerinde desteklemeye ve onlarla dayanışmamızı etkin şekilde arttırmaya çalışıyoruz.  Onlar bize ilham veriyorlar. Ayrıca, Kuzey Amerika/Batı solunu ve diğer ilerici hareketleri, bölgedeki sıradan insanların ve toplumsal hareketlerin yüz yüze kaldığı koşullara, kısıtlamalara ve zorluklara karşı uzun aldırmazlık periyotlarıyla takip edilen kısmi anlayışa dayalı yaygın şekilde görülen anlık ve oportünist ilgi döngüsünü aşmaları konusunda cesaretlendiriyoruz.

On yıl sonra, NATO’nun Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne düzenlediği bombalama, başta Afganistan ve Irak olmak üzere, yoğunlaşan bir dizi emperyalist askeri müdahale ile küresel düzeye yayıldı. Bu askeri maceraların ve yarattıkları kitlesel yıkımların her birini, Demokrat bir başkan veya daha nazik, daha anlayışlı bir emperyalizm tarafından çözülmeyecek olan sıkıntı verici ve tehlikeli bir ilerlemenin parçası olarak görüyoruz. Bu sonraki emperyalist savaşlar için tehlikeli bir emsal yaratan 1999 tarihli NATO bombalamasının kapsamını ve bağlamını anlıyor ve altını çiziyoruz. Savaş karşıtı hareketlerdekilerden de sıklıkla gözden kaçırılan bu bağlantıları kurmalarını, hatırlamalarını, tartışmalarını istiyoruz. Ayrıca, 1999 NATO müdahalesini, 1990’da Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’ne empoze edilen ekonomik ‘şok tedavisi’ programı ile başlayan, “uluslararası toplum” tarafından alınan daha önceki yıkıcı siyasi önlemler dizisinin bir parçası olarak görüyoruz.

NATO müdahalesinin bu 10. yıldönümünü dünyanın ve medyanın ne kadarının hatırlayacağını veya söz edeceğini göreceğiz. Bu tarihin, reddettiğimiz standart ulusalcı, neo-liberal ve NATO’cu bakışı tekrar etmeyecek şekilde çok az anımsanacağını tahmin ediyoruz. Unutmadık, hatırlıyoruz. Göz ardı edilmesini, geçiştirilmesini veya unutulmasını reddediyoruz. Ve 1999’un o 78 gününün ve sonuçlarının yarattığı etkileri ve tahribatı günlük hayatlarında halen yaşamaya devam edenlerin yanındayız – yaşayarak, mücadele ederek, direnerek, karşı koyarak ve bunların hiçbirinin mümkün ve hatta düşünülebilir olmayacağı farklı bir Balkanlar için ve aynı zamanda farklı bir dünya için harekete geçerek.

Counter Punch

http://www.counterpunch.org/balkans03242009.html

24 Mart 2009

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s