Küba ve ALBA Tamiller’i nasıl yüzüstü bıraktı? Sri Lanka’da soykırım – Ron Ridenour

“Dünyanın tüm sömürülenleri bizim yurttaşımızdır ve dünyadaki tüm sömürücüler düşmanlarımızdır… Yurdumuz gerçekten tüm cihandır bizim ve dünyanın tüm devrimcileri de kardeşimiz.”

— Fidel Castro (1)

“Devrimin ideolojik motoru devrimcidir… Devrimci, proletarya enternasyonalizmini unutursa, önderlik ettiği devrim ilham verme gücünü kaybeder ve, uzlaşılmaz düşmanımız emperyalizmin çok iyi yararlanacağı, konforlu bir atalete batar. Proletarya enternasyonalizmi bir görevdir ancak ayrıca devrimci bir zorunluluktur da. Halkımıza bunu öğretiriz.”

— Che Guevara (2)

Küba, Bolivya ve Nikaragua hükümetlerinin, Sri Lanka’nın ırkçı hükümetine koşulsuz desteği sürdürerek, “proletarya enternasyonalizmi” ve “sömürülenlerin” yanı sıra, Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti’ndeki tüm Tamil nüfusunu da yüzüstü bıraktığını düşünüyorum.

Küba bunu, 27 Mayıs 2009’da, 1983’ten 19 Mayıs 2009’daki yenilgilerine dek iç savaşta hükümetle savaşmış olan Tamil Eelam Özgürlük Kaplanları’nı (LTTE) terör konusunda kınarken Sri Lanka hükümetini “insan haklarını teşvik etme ve koruma” konusunda öven bir BM İnsan Hakları Konseyi (HRC) önergesini imzaladığında—Bolivya ve Nikaragua hükümetleri ve ALBA (Amerika Halklarının Bolivarcı İttifakı) ile beraber—yaptı.

Savaşın son yılı boyunca Sri Lanka hükümeti, yarım milyona yakın sivil Tamil’i yasadışı ve zalimane bir şekilde enterne etti; bu sivillerin 280 bini, LTTE’nin teslim olması üzerine sayısız “refah merkezi”nde kapana kısıldılar. 6 ay sonra, yalnızca birkaç bini serbest bırakıldı. “İnsan haklarının teşviki ve korunması”nın tam tersi koşullardalar. Yüzlercesi, gıda, su ve temel sağlık hizmetlerinin yokluğu nedeniyle öldü ve ölmeye devam ediyor.

Dengeli olmayan HRC önergesini savunup ve imzaladıklarından bu yana, bu ilerici-devrimci-sosyalist ALBA hükümetlerinin, Sri Lanka’nın, yasa dışı olarak enterne edilen bu insanlara karşı rutin şekilde vahşet uygulamasını ve onların temel yaşam gerekliliklerini görmezden gelmesini eleştirdiklerine dair hiçbir metin veya kanıt bulamadım. Sri Lanka’nın İngiltere’den 1947-1948’deki bağımsızlığından bu yana, Singala önderlikli hükümetlerin Tamiller’e karşı uygulamaları, daima kıyım ve eşitsizlik ve hatta soykırım olagelmiştir.

ALBA lideri Venezüella, konseyin bir üyesi değil, ancak Başkan Hugo Chavez Sri Lanka’nın zaferini alkışlayarak aynını yaptı (3). Bu devrimci liderlerin, bu korkunç katliamın enterne edilmiş ve hayatta kalmayı başarabilmiş kurbanları olan 2,5 milyon Tamil’in yardımına koşarak ve Sri Lanka’yı zalimane ve ırkçı uygulamaları nedeniyle kınayarak, yol açtıkları hasarı gidereceklerini ümit ediyorum. Tamiller’in ulusal hakları da tanınmalı, özellikle de diğer yerli ve bir zamanların köleleştirilmiş halklarını temsil eden hükümetlerce.

Beş bölümden oluşan serinin bu ilkinde, Sri Lanka hükümetinin soykırım uygulamasını ele alacağım. Ayrıca bu meseleye dahli olan dört ALBA ülkesinin, bu gerçekliği hangi nedenlerle görmezden gelmiş olabileceği, iddiaların üzerine gitmelerine neden engel olduğu ve böyle zalimane ve şoven bir rejimi neden destekledikleri üzerinde duracağım. İleriki bölümlerde, kısaca Singala ve Tamiller’in tarihini aktaracak, Tamil ulusal mücadelesinin haklılığını ve gerekliliğini ortaya koyacak, eşit haklar için yürüttükleri mücadeleyi betimleyecek ve Batı ile onun Çin ve İran’daki düşman muadil rejimleri arasında oynanan jeopolitik güç oyununu göstereceğim ve Tamiller için gelinen mevcut durumu sunarak bitireceğim.

İnsan Hakları Konseyi Önergesi S-11/1: İnsan haklarının teşviki ve korunması konusunda Sri Lanka’ya Yardım

Savaşın bitimiyle birlikte, 47 üyeli İnsan Hakları Konseyi’nde 17 ülke, Sri Lanka’nın durumuyla ilgili olağanüstü bir oturum çağrısında bulundular. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay, iç savaşın her iki tarafında da insan hakları ve uluslararası savaş hukukunun ihlal edildiğine dair raporlar karşısında, “bağımsız ve güvenilir bir uluslararası inceleme” için söz aldı.

“Kendine düşen kısımda, hükümetin, sivilleri korumak için önlemler alacağına dair güvence vermesine rağmen, yoğun nüfusa sahip çatışma bölgelerinde ağır silahlar kullandığı” … ve “bir hastane kliniğinin sayısız kereler hedef alındığı bildirildi…”

“Bu insanlar ümitsiz biçimde gıda, su, tıbbi yardım ve diğer temel yardımlara ihtiyaç duyuyorlar… Hâlihazırda bulaşıcı hastalıklar baş göstermiş durumda. Korku içinde çatışma bölgesinden kaçan bir deri bir kemik kalmış kadın, erkek ve çocukların görüntüleri… bizi harekete geçirmeli.”

Pillay’ın profesyonel, tutkulu ve dengeli teklifi gündeme alınmadı ve hatta hiç tartışılmadı bile. Aksine, – birçoğu AB üyesi olan ülke ile ve Kanada, ama aynı zamanda Arjantin, Uruguay, Meksika ve Şili de dahil – 17 üye, yalnızca, Sri Lanka hükümetinin kendisinin, bu insan hakları ihlali iddialarına karşı bir soruşturma açmaya ikna edilmesini önerdiler. Bunun anlamı ise şu: Hükümet kendi zalimliğini araştıracak, bundan radikal veya etkili bir sonuç çıkması ihtimali yok. Çoğunluk tarafından, daha çok da Bağlantısızlar üyesi ülkeler tarafından önerilen başka bir çözümden tek belirgin farklılık, bu çağrı ve BM ve Kızılhaç Uluslararası Komitesi’nden insani yardıma “hızlı ve engelsiz erişim” için yapılan çağrıydı. Şili, çoğunluğun aksine hiçbir soruşturma istemeyen tek Bağlantısızlar üyesiydi. İnsani yardıma “hızla ve engelsiz erişim” ise, şuna indirgeniyor: “Uygun olduğunda erişim sağlamak”, böylece Sri Lanka hükümetine gıda, su ve ilacı düşmanlarına – Tamil halkı ve şimdi yenilmiş olan LTTE – karşı bir silah olarak kullanma gücünü veriliyor.

Sri Lanka, HRC oturumunda gözlemci olarak bulunuyordu. 2006’dan, altı Asya Devleti üyesinden biri olarak yeniden seçilemediği 2008’e dek, konsey üyesiydi. Bir yıl sonra toplanan Bağlantısızlar’ın birçok üyesince ne yazık ki görmezden gelinse de, bu durum, dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış Tamiller ve uluslararası saygınlığa sahip Nobel Barış Ödüllü Desmond Tutu ile Adolfo Perez Esquivel tarafından ciddi şekilde eleştirilmişti.

Mayıs 2008’de, Sri Lanka’nın İnsan Hakları Konseyi üyeliğine ilişkin olarak, “Sri Lanka hükümet güçlerinin sistematik kötü muamelesi hayal edilebileceklerin ötesinde. Kendi insanlarını kaçırmanın yanı sıra, işkence ve yargısız infazlar çok yaygın,” diyor Tutu.

Bir yıl sonra, HRC çoğunluğu Sri Lanka’nın “insan hakları yükümlülüklerini ve uluslararası insan hakları yasası normlarını sürdürmesi” nedeniyle Sri Lanka’ya gelişigüzel bir övgüde bulundu. Canımı sıkan şu ki, çoğunluk önergesinin en önemli destekçisi Küba idi-kalbimin anavatanı ve hükümet için sekiz yıl yaşadığım ve çalıştığım yer.

Küba’nın Konsey’deki temsilcisi Juan Antonio Fernandez Palacios-aynı zamanda Bağlantısızlar adına da konuştu-Sri Lanka hükümetinin yıllar içindeki gelişimini övdü ve “silahlı çatışmaya” son vermesini “kutladı.” Önemli cümlelerden biri şuydu: “Sri Lanka’nın ihtilafsız sınırları içinde, terörizm ve ayrılıkçılığa karşı mücadele etmek için egemenlik hakkına saygı gösterilmelidir.” “Ayrılıkçılık” ve “ihtilafsız sınırlar” daha sonra ayrıntılı olarak ele alınacak. Ancak Singala ve Tamiller’in bağımsızlıktan bu yana onlarca yıllık ve öncesinde de yüzlerce yıllık tarihine aşina olan hiç kimse “ihtilafsız sınırlar”dan bahsetmeyi aklından geçirmezdi. Tamiller, Singalalar adaya gelmeden önce de sonra da, yüzlerce yıl bir anavatana ve iki krallığa sahip oldu.

Mısır, Hindistan ve Pakistan’ın yanı sıra Küba da, Sri Lanka’yı bir “muhatap” olarak özellikle savundular. Sri Lanka hakkındaki önerge aslen Küba’nın gündeme getirdiği kendi taslağıydı (4).

Oylamanın hemen öncesinde, Bolivya HRC elçisi Bayan Angelica Navarro Llames, 17 ülkenin birçoğunun önergelerini sunma şeklinden ve planlanandan sadece bir hafta önce özel bir toplantı yapılmasında ısrar edilmesinden rahatsız olduğunu açıkladı. “Neo-kolonyalist tavırlara” itiraz etti. Bolivya’yı izleyerek, hükümete ve halka karşı kullanılan LTTE terörizminden bahsetti ve hükümetin egemenliğini müdafaa etme hakkını savundu.

Çoğunluk tarafından benimsenen Önerge S-11/1 (29 lehte, 12 aleyhte, 6 çekimser). İlgili birkaç alıntı:

“Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti’nin egemenlik, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığını ve vatandaşlarını koruma ve terörle mücadele etme egemen haklarını teslim eder, LTTE’nin (Tamil Elam Özgürlük Kaplanları) sivil nüfusa karşı gerçekleştirdiği tüm saldırıları ve sivilleri canlı kalkanlar olarak kullanmasını kınar…

“Hükümetin tüm Sri Lankalıların emniyet ve güvenliğini sağlama ve ülkeye kalıcı barışı getirme çabalarının yanı sıra, Sri Lanka hükümeti tarafından düşmanlıkların sona erdirilmesini ve LTTE tarafından istekleri dışında rehine olarak tutulan on binlerce vatandaşın özgürlüklerine kavuşturulmasını onaylar…

“Düşmanlıkların sona erdirilmesi ardından, insan hakları açısından önceliğin, ülke ekonomisi ile altyapısının yeniden inşasının yanı sıra, ülke içinde yerinden edilmişler dâhil, çatışmanın etkilediği kişilere teselli ve rehabilitasyon sağlama konusunda gerekli yardımların tedarik edilmesi olduğunu vurgular,

“Ülke içinde yerinden edilenler [Internally Displaced Persons – IDP] için, Sri Lanka hükümeti tarafından Birleşmiş Milletler ajanslarının yardımı ile, güvenli içme suyu, hıfzıssıhha, gıda ve tıbbi ve sağlık bakım hizmetleri gibi temel insani yardımların sağlanması konusunda teşvik eder…

“1. Sri Lanka hükümeti tarafından ülke içinde yerinden edilmişlerin acil ihtiyaçlarını karşılamak konusunda alınan önlemleri över;

“2. Sri Lanka’nın tüm insan haklarının geliştirilmesi ve korunması konusundaki devam eden kararlılığını onaylar ve insan hakları yükümlülüklerini ve uluslararası insan hakları yasası normlarını desteklemeye devam etmesini salık verir;…

“5. Sri Lanka hükümetinin “nüfusun çatışmadan etkilenen kesimlerine, özellikle de yerinden edilmişlere insani yardım sağlamak için uluslararası insani yardım kuruluşlarına, uygun olduğunda erişim” sağlama konusundaki kararlılığını onaylar…

Lehte: Angola, Azerbaycan, Bahreyn, Bangladeş, Bolivya, Brezilya, Burkina Faso, Kamerun, Çin, Küba, Cibuti, Mısır, Gana, Hindistan, Endonezya, Ürdün, Madagaskar, Malezya, Nikaragua, Nijerya, Pakistan, Filipinler, Katar, Rusya Federasyonu, Suudi Arabistan, Senegal, Güney Afrika, Uruguay, Zambiya;

Aleyhte: Bosna Hersek, Kanada, Şili, Fransa, Almanya, İtalya, Meksika, Hollanda, Slovakya, Slovenya, İsviçre, İngiltere ve Kuzey İrlanda;

Çekimser: Arjantin, Gabon, Japonya, Morityus, Kore Cumhuriyeti, Ukrayna.” (4)

Gelecek makalelerde, alıntılanan 1., 2. ve 5. maddelerin gerçeği yansıtmadığını göstereceğim: Sri Lanka ne Tamiller’in yaşamına ne de onları haklarına saygı gösterdi, “acil ihtiyaçlarını” da sağlamadı.

Terörizm ve Soykırım

Tamil Eelam Özgürlük Kaplanları (LTTE) ilk önce Hindistan tarafından 1992’de terör örgütü ilan edildi. İronik biçimde, ABD 1997’de bunu yapana dek Sri Lanka hükümeti de terör örgütü ilan etmemişti (1998’e ilan etti). 30 Mayıs 2006’da, AB, LTTE’yi terör listesine ekledi ve örgütü yasakladı. LTTE’yi ekonomik ve askeri olarak desteklemeyi terör suçu saydı ve LTTE’nin Avrupa’daki tüm banka hesaplarını dondurdu ve mali varlıklarına el koydu. AB, Sri Lanka hükümetini “suçların cezasız kalması kültürü”ne son vermesi ve kontrolündeki alanlarda “şiddeti engellemesi” çağrısı yaparak objektif olduğu görüntüsü verdi. LTTE yenildiğinde, 32 ülke onu terörist ilan etmişti.

Hiçbir zaman Sri Lanka veya Güney Asya’da bulunmamış biri olarak, LTTE’nin sivilleri terörize etme amacı güden bir terör örgütü olup olmadığına karar vermem zor. Evlerinde, otobüslerde ve trenlerde yüzlerce sivil Singala’nın öldürülmesi gibi, vahşete ilişkin birçok söylentiyi okuduktan sonra, bir zamanların Marksist devrimci örgütünün terörizme tevessül ettiği sonucuna varıyorum.

Aynı zamanda şu da unutulmamalı veya kabul edilmemeli ki, dünyanın en büyük terörist devleti olan Amerika Birleşik Devletleri’ne göre, kendisi ile uzlaşmayan herhangi bir özgürlük hareketi “terörist”tir ve bu nedenle yasadışıdır. Ayrılıkçı Kosova devleti hükümeti gibi diğer teröristler, uyuşturucu tüccarı paramiliter örgütü ABD tarafından bile tanımlanmış olmasına rağmen, artık terörist olarak değerlendirilmiyor. Süper güçler, kendi çıkarlarına hangisini uygun görüyorsa, özerkliği ve bağımsızlığı desteklerler veya bunlara karşı çıkarlar. Bu İrlanda için, İspanya’da Bask için ve Filistin için de böyledir.

Dahası, ABD kalıcı savaşında sistematik olarak terör uygulamaktadır—66 ülkeyi işgal ederek veya askeri müdahalede bulunarak, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana toplam 159 kez. (5)

LTTE’nin birçok insana karşı kullandığı kabul edilemez yöntemlere esef etmeliyiz, ve bunu neden ve nasıl doğduğunun tarihini göz ardı etmeden yapmalıyız. Tamil halkının kategorik temel haklarını ve ihtiyaçlarını reddetmemeliyiz. Yüzüstü durumda bırakılmamalılar, özellikle de antiemperyalizmi ve insanlar arası eşitliği esas alan hükümet ve örgütler tarafından.

Sri Lanka’nın bağımsızlık sonrası tarihi Tamiller’e karşı soykırımın tarihidir. Soykırım AB tarafından tanımlanmıştır ve Sri Lanka 12 Ekim 1950’de buna uyma taahhüdünde bulunmuştur. 9 Aralık 1948’de benimsenen ve 12 Ocak 1951’de yürürlüğe giren “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Cenevre Konvansiyonu”, şunları belirtiyor (6):

Madde II: Mevcut Konvansiyonda, ulusal, ırksal veya dini bir grubu, tamamen veya kısmen yok etme kastıyla gerçekleştirilen aşağıdaki eylemlerden herhangi biri soykırım anlamına gelmektedir:

(a) Grup üyelerini öldürmek;
(b) Grup üyelerinde ciddi bedensel veya zihinsel hasara yol açmak;
(c) Tamamen veya kısmen fiziksel yıkımlarına yol açacak şekilde, grubun yaşam koşullarına kasten zarar vermek;
(d) Grup dâhilinde doğumu önlemeyi amaçlayan önlemler dayatmak;
(e) Grubun çocuklarını zorla bir başka gruba vermek.

Bir etnik grubu “tamamen veya kısmen” yok etmek; Budist rahiplerin yanı sıra Sri Lanka’nın Singala hükümetinin altmış yıldır Tamiller’e yapmakta olduğu şey kesinlikle bu. Kanıtlar gelecek. O kadar çok kanıt var ki, Reagan yönetiminin eski bir ABD başsavcı yardımcısı vekili bile, “Tamil sivillere karşı soykırım suçu işleme” nedeniyle, Sri Lanka savunma bakanı Gotabhaya Rajapakse ve ordu komutanı korgeneral Sarath Fonseka’ya karşı 12 maddelik bir iddianame hazırladı.

Dava, Bruce Fein tarafından 2 Şubat 2009’da, ABD California Merkez Bölgesi İdare Mahkemesi’nde açıldı. (6)

Bu dava ABD’de açıldı çünkü G. Rajapakse, ABD vatandaşlığına, Fonseka ise ikamet yeşil kartına sahipti. Şu suçlarla itham edildiler: “3750 yargısız infaz, 10.000 bedensel yaralama ve 1,3 milyondan fazla yerinden etme.” Fein’e göre, bunlar “Uluslararası Mahkeme’nin eski Yugoslavya için kaydettiği Kosova’daki yerinden etmeleri çokça aşmakta.”

Fein, G. Rajapakse’nin bir BBC röportajında, “Tamil Kaplanlarına karşı savaşmıyorsan sen de bir teröristsindir ve seni de öldürürüz,” dediğini aktarıyor. Avukat, Soykırıma Karşı Tamiller’i temsil etmektedir. G. Rajapakse’nin “soykırımın en iyi tanığı” olacağına inanmaktadır.

ALBA neden bu şekilde oy kullandı: Bazı ihtilaf noktaları:

Yukarıda sözü edilen önerge için oy kullanan üç ALBA hükümetinden, Sri Lanka hükümetini Tamil halkına karşı soykırım suçu uygulamaktan sorumlu tutmalarını istiyorum. ALBA’nın en azından, yerinden edilmiş yüz binlerce insanın zalimane muamele gördüğünü ve Singala’ların elinde Tamiller’in vaziyetinin rutin ayrımcılık ve kötü muamele olduğunu görebilmesi gerekir. ALBA’nın, “herkes için eşit haklar” ideolojisi açısından, bu bir ikilik: Dilde, dinde, ekonomide ve yaşamın her alanında. Gerçekte, Bolivya’nın yeni anayasası kendisini tüm dillerin ve dinlerin eşit olarak tanındığı çok uluslu bir anayasa olarak tanımlıyor. Yeni anayasa ile Venezüella’da da aynısı söz konusu.

Öyleyse, nasıl oluyor da halkların hükümetleri böylesi baskıcı, ırkçı bir hükümetin kollarına düştü? Olası sebepler şöyle:

1. Ayrılıkçılık! Küba, Nikaragua ve Bolivya’daki antiemperyalist ilerlemeci ve devrimci liderlerin—çoğunlukla koyu tenli insanlar ve birçoğu, özellikle de Bolivya’daki aborijinler, uzun süre birçok beyaz ve melez tarafından kötü muameleye maruz bırakıldılar—Sri Lanka’daki Singala şovenist eliti ile taraflaşmaları ironik ve bunun ideolojik olarak iler tutar hiçbir yanı yok. Belki de Sri Lanka’nın kirli tarihi üzerine yeterince çalışmadılar. Ancak çok daha açık olanı şu ki, tek bir vatan üzerinde ayrılıkçılığı veya çift ulusluluğu desteklemiyorlar. Özellikle Küba, devrimci başlangıcından bu yana, birlik savunusu yaptı. Küba ve diğerlerinin farkına varamadığı veya kabullenemediği şu ki, Tamil halkı onlarca yıl pek bir işe yaramasa da birçoğu Marksizm’e bağlılığını beyan eden Singalalar ile eşit haklara ulaşma mücadelesi verdiler. Birçok Singala diğer etnik grupla eşit bir birliği istemiyor. Barışçıl yollar bir kez tükendiğinde, silahlı mücadele özgürlüğe ulaşmak için tek yol, tıpkı Küba ve diğer Latin Amerikalı gerilla hareketlerinde olduğu gibi.

Sri Lanka ve ayrılıkçılık örneğinde, ALBA hükümetlerinden, kısmen Çin’in rolü nedeniyle taraf tutmaları istenebilirdi! Birçok Tibetli Budist’in arzusu olan ayrılıkçılık tehdidi, Çin’in kendi bölgesinde tek ulus pozisyonu için son derece etkili bir faktör ve Sri Lanka’daki Tamiller’in durumunu da bu şekilde değerlendirebilir. Burada Çin ironik biçimde, Hindu-Hıristiyan-Müslümanlara karşı, Budist’lerle taraflaşıyor.

Bolivya ve Venezüella da, ayrılıkçı taleplerle zorlandılar ancak bunlar etnik gruplardan değil, hiçbir tarihsel etnik Anavatana sahip olmayan zengin Beyaz-Melez sınıftan geliyordu.

2. Jeopolitik! Sri Lanka’nın Singala hâkimiyetindeki hükümetleri, bazıları birbiriyle uzlaşmaz çelişkilere sahip olan birçok devlet tarafından askeri ve ekonomik olarak desteklendi. Bazı solcu hükümetler ile solcu örgütler sıkça düşmanımın düşmanı dostumdur nosyonu ile hareket ediyorlar. Eğer bazı sosyalist-komünist-devrimciler her ikisi de totaliter rejimler olan Çin ve İran’ı bu şekilde değerlendiriyorsa, ABD-Avrupa-Kanada-Avustralya-Japon emperyalizmi söz konusu olduğunda, Sri Lanka konusunda yanılıyorlar. Çin ve İran açısından, Sri Lanka da dâhil, gelişmekte olan ülkelere yatırım ve ticari ilişkilerde ekonomik ve jeopolitik çıkarlar olduğu açık, ancak Küba ve Latin Amerika’daki tüm ülkeler için de geçerli bu. Neyse ki birçok Latin Amerikalı ve hükümetlerinin çoğunluğu bir ABD başkanı veya general havladığında zıplamayı kesti ve bölgesel ittifaklarda birleşiyor ve geleneksel olmayan ortaklardan yabancı yatırım ve yardım arıyorlar.

Bu nedenle artık Çin ve İran çıkarlarını Sri Lanka’ya genişletmeye başladığı ve dolayısıyla Tamiller’e karşı zalimliklerine dair hiçbir soru yöneltmediği için, birçok solcu ve ilerici hükümet siyah-beyaz jeopolitik tarzda düşünebildi. ABD-AB devletleri, kendi propaganda imajları açısından, Sri Lanka’yı Tamiller’e karşı olası insan hakları ihlalleri konusunda sorguluyorlar. Ah, imparatorluğun ve müttefiklerinin ikiyüzlülüğü konusunda deneyim veya bilgi sahibi olan hiç kimse onlarla taraflaşamazdı, bu nedenle diğer tarafta yer alınmalıydı.

Ancak Çin artık sosyalist değil, ekonomisi ana olarak işgücünün aşırı sömürüsü ile hükümet destekli özel teşebbüse dayanıyor: Hiçbir sendika güvencesi yok, uzun çalışma saatleri, düşük ücretler, çocuk işçiliği var, istihdam veya ulusal ve uluslararası politikalar üzerinde hiçbir söz hakkı yok. İşçi sınıfı artık kapitalist bazda ödeme yapmaksızın tam eğitime ve sağlık hizmetlerine dahi ulaşamıyor. Aslında, işçiler Avrupa’nın birçok kapitalist ülkesinde sağlık hizmetine Çin’deki işçilerden daha iyi bir şekilde ulaşabiliyor.

Milyoner kapitalistler artık sözde Komünist Parti’nin liderlik koltuklarında oturuyor ve işçilerin kellesi ve nüfus üzerinde önemli kararlar veriyorlar. Çin ana olarak büyük eski kapitalist tarzda sermaye birikimi ile ilgileniyor ve ABD ekonomisinin diğer herhangi bir hükümet veya ekonomik varlığın sahip olduğundan daha fazla bölümüne sahip (%8). Çin ekonomisi, ABD kapitalizmine ve dolayısıyla onun emperyalist savaşlarına dolaylı olarak bağlı.

İran, köktenci dini fanatiklerce yönetiliyor. Ekonomisi temel olarak kapitalist. İşçi sınıfı, tıpkı Çin işçi sınıfı gibi, karar merci değil. Milyonlarca Iraklıya karşı şiddette askerleri kilit bir rol oynayan İran ayrıca, ABD emperyalizminin Irak’a karşı yasadışı savaşının da çatışmalı bir ortağı. İran, ABD hâkimiyetindeki işbirlikçi hükümette yer alan dindaşı Müslümanları destekliyor.

Tamil nüfusa karşı Sri Lanka’yı destekleyen gelişmekte olan ülkelerin bunu ekonomik sebeplerle yapıyor olması mümkün mü? Çin ve İran, onlara ihtiyaç duydukları yatırımları ve teknolojiyi sağlıyor ve bu nedenle kimse eleştirmemeli—bu mümkün mü, mümkünse etik mi, insani ilkelerimizle ve sosyalist ideolojimizle tutarlı mı? Siyasi olarak ürkütmeden ticari partner olunabilir mi?

Bir başka mesele ise laiklik. ALBA ülkeleri ve gerçek anlamda sosyalist yönelimli hükümetler teokrasi değildir ve olamaz! Laik ulus devletler ve örgütler, Sri Lanka bir dini ve yalnızca bir tanesini, ulusal ve resmi din olarak ilan ederken, bu devleti nasıl olur da “demokratik sosyalist” olarak değerlendirebilir? Laiklik herkesin birleşebileceği tek ortak zemin.

Sonuç

Yıllarca Küba’yı ve yeni ALBA oluşumunu desteklemiş olan Hindistan’ın Tamil Nadu eyaletindeki ilerici Tamiller’le sözlerimi bitireceğim. Oradaki Latin Amerikan Dostluk Derneği bu ülkeler için birçok dayanışma etkinliği düzenledi ve Fidel Castro ile Che Guevara’nınkiler de dâhil, Latin Amerikalı yazarların birçok kitabını yayınladı. HRC önergesini öğrenince afalladılar. Aşağıda bir kısmı olan mektubun yazarı Amarantha Visalakshi. 25 yıl boyunca Latin Amerika hakkındaki kitapları Tamil diline çevirdi ve birkaçını kendisi yazdı.

“Biz Tamil Nadu’dakiler, Küba’nın çeşitli alanlardaki başarıları üzerine sekiz kitap yayınlayarak Fidel Castro’nun 80. yaş gününü kutladık… ve Küba Devrimi’nin zaferinin 50. yıldönümünün ve Latin Amerika ülkelerinin ALBA’da güçlerini birleştirmesinin kutlanması hazırlıklarının ortasındayız…

“Gelecek ümitlerimizi—21. yüzyıl Sosyalizmi—bağladığımız Latin Amerika ülkelerinin bu davranışı [HRC önergesi] karşısında nutkumuz tutulmuş, moralimiz bozulmuş ve hayal kırıklığına uğramış durumdayız.

“Bu ülkeler Tamiller’in ait oldukları Sri Lanka topraklarından silinmesini neden istiyorlar? Bu Latin Amerika ülkelerinin BM İnsan Hakları Konseyi’nde Tamiller’in karşısında ve ırkçı Sri Lanka hükümetinden yana karar vermelerine yol açan bilgi kaynakları neler?… gerçek bir enternasyonalist olan ve yaşamını dünyanın ezilenlerine adayan Che Guevara’nın eksikliğini her zamankinden fazla hissediyoruz.”

Ayrıca, Avustralya’nın en büyük sol kanat örgütü olan ve www.greenleft.org.au adresinde yayın yapan Demokratik Sosyalist Perspektif ve Sosyalist İttifak ile sözlerimi bitireceğim.

“Küba, Venezüella ve Bolivya dâhil, Latin Amerika’nın devrimci hükümetlerini, Sri Lanka’ya desteklerini kesmeye ve Tamil halkının ulusal haklarını tanımaya ikna etmeye çalışmamız gerekiyor. Devrimci hükümetlerde, her ne sebeple olursa olsun, Üçüncü Dünya ülkelerinde kendi kaderlerini tayin hakkı için mücadele eden samimi hareketleri desteklememe ve sözde bir ‘antiemperyalizm’ temelinde baskıcı rejimleri onaylama konusunda uzun vadeli bir tehlike söz konusu…” (8)

Ron Ridenour, “Cuba at the Crossroads” (Küba Yol Ayrımında), “Backfire: The CIA’s Biggest Burn” (Geri Tepme: CIA’nın En Büyük Yanılgısı), Yankee Sandinistas (Yanki Sandinistler) ile Küba hakkındaki birçok makalenin yazarıdır.

Notlar:

1. Fidel’in yazar-fotoğrafçı Lee Lockwood’la görüşmesi: “Castro’s Cuba, Cuba’s Fidel” (Castro’nun Küba’sı, Küba’nın Fidel’i), Macmillan, N.Y. 1967.

2. “Socialism and man” (Sosyalizm ve İnsan), Marcha, Uruguay, 12 Mart 1965.

3. “Hugo Chavez’den LTTE’yi mağlup eden Başkan Rajapaksa’nın liderliğine övgü”, Sri Lanka Daily News, 4 Eylül 2009. Hükümet yanlısı bir gazetede yayınlanan bu alıntıda, her ikisi de Libya’da iken Rajapakse ile konuşan Hugo Chavez’den hiçbir doğrudan alıntı yok. Anonim yazar, Chavez’in söylediğini iddia ettiği ifadeleri şöyle aktarıyor: Chavez, yazarın aktarımına göre, LTTE terörizminin mağlubiyetinin “aynı sorunla uğraşan ülkeler için parlak bir örnek olduğunu” söylemiş. Chavez sözüm ona Rajapakse’nin liderliğini de övmüş.

4. http://www2.ohchr.org/english/bodies/hrcouncil/docs/11specialsession/S-11-1-Final-E.doc

http://portal.ohchr.org/portal/page/portal/HRCExtranet/11thSpecialSession;

http://www.earthtimes.org/articles/show/270638,un-resolution-commends-sri-lanka-on-human-rights–summary.html

5. http://www.ronridenour.com/articles/2006/0815-rr.htm

6. http://www.preventgenocide.org/law/convention/text.htm.
1948 konvansiyonunu ABD de imzalamış olmasına rağmen, Kasım 1988’e dek katılmadı. 2008 itibariyle 140 ülke katılım beyan etti.

7. http://www.rediff.com/

8. http://www.dsp.org.au/node/229

RONRIDENOUR.COM

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s