Afganistan: İmparatorluklar için bir kapan – Zoltan Grossman

02.12.2009

Misilleme Bir Tuzaktı

Afganistan: İmparatorluklar için bir kapan

ZOLTAN GROSSMAN

Birkaç ay içinde, Afganistan, ABD’nin tarihindeki en uzun savaş olarak Vietnam’ı geride bırakacak. 1 Aralık’taki West Point konuşmasında, Başkan Obama “Afganistan’ın bir başka Vietnam” olduğunu inkar etti—bazı yönlerden haklıydı. 1975’te Vietnam—etnik ve siyasi olarak—Afganistan’ın hiç olmadığı kadar bütünleşmiş bir devletti. Afganistan çok daha dağlık ve işgali çok daha zor bir ülke ve Vietnam veya Irak’takinden çok daha suni olan sömürge sınırları ile çevrili durumda.

Ancak Afganistan’ın hem Vietnam hem de Irak ile ortak bir yanı var: Yabancı işgaline karşı—Vietnam’da Çin, Japon ve Fransız, Irak’ta Türkler ve İngilizler ya da Afganistan’da İngilizler ve Ruslar—Amerikalılar daha gelmeden bile uzun bir geçmişe sahip olan direniş. Bu mağrur tarih, geçtiğimiz iki yüzyılda Afganistan’ın farklı etnik ve mezhep gruplarını birleştiren ana faktör.

Afganistan imparatorluklar için bir kapandır. Girerler ancak çıkamazlar. Savaş tuzağına düşerler ve ardından kazanamayacakları bir batakta saplanıp kalırlar. İngiliz askerleri, küresel imparatorlukları nihai olarak çökmeden önce, Afganistan’daki üç sömürge savaşından canlarını zor kurtardılar.

Ruslar, Sovyetler Birliği ile onun Afgan müttefikleri çökmeden sadece birkaç yıl önce, yenilgiyle geri çekildiler. 1979’da Başkan Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski, Sovyet taraftarı devrimci hükümete karşı savaşan İslamcı mücahitleri silahlandırmak suretiyle, Sovyetleri bilinçli olarak Afganistan’ı işgal etmeye yönlendirdi. Aynı zamanda Usame Bin Ladin tarafından da desteklenen mücahitler, on yıl içinde Sovyet süper gücünü yenilgiye uğrattılar.

Misilleme Bir Tuzaktı

Bin Ladin’le Afganistan’da bir röportaj yapmış olan İngiliz muhabir Robert Fisk’e göre, Bin Ladin, 1990’da Amerikalılara cephe aldığında yaşanan Sovyet deneyiminden bazı sonuçlar çıkarmıştı. Bin Ladin, ABD elçiliklerine ve sonunda da Amerikan şehirlerine saldırarak, bir başka süper gücü daha Afganistan’ı işgal ederek misilleme yapmak üzere provoke edebileceğini ve Sovyetlerin yok olduğu aynı beyhude savaşta batağa saplanıp kalmasını sağlayabileceğini hissetti. 11 Eylül’den birkaç gün önce, El Kaide Kuzey İttifakı’nı birleştiren tek mücahit lideri öldürdü, böylece ABD işgalcileri geldiklerinde güçlü bir kukla hükümdar bulamayacaktı.

11 Eylül’den iki gün sonra Fisk, “Misilleme bir Tuzak” şeklinde uyaran bir makale yayınladı ancak çok az Amerikalı onun bu öngörüsüne kulak verdi. ABD, yüksek teknolojili savaşta Taliban’ı hızla Kabil’den sürdüğünde, bu öngörü gülünç göründü. Şimdiyse, Amerikalılar nihai açmaza ve yenilgiye giden yolu körlemesine izledikçe, Fisk açık sözlü bir kahin gibi görünüyor.

Bugüne dek Amerikalılar Sovyetlerin Afganistan’da izlediği ile aynı senaryoyu izledi. Kırsal kesimin büyük kısmında asiler hakim olsa da, Kabil’i kontrol etmenin ülkeyi kontrol etmek olduğuna inandılar. Jetler ve insansız uçaklarla (Sovyetlerin HIND helikopterleri gibi) yapılan hava saldırılarının isyancıları yeneceğine inandılar, oysa bunlar sadece daha fazla sivilin soğumasına ve uzaklaşmasına yol açıyor. İşkencenin direnişi çözeceğine inandılar. Oysa ki bu sadece Afganların yabancı hükümranlığına olan nefretlerini meşrulaştırdı. Asileri Pakistan’a sürmenin zafer sayılabileceğine inandılar, oysa bu direnişçiler için güvenli bir sınır cenneti yarattı. Ayrıca kabile liderleri tarafından rakiplerine saldırmaları konusunda manipüle edildiler, bu ise (doğal olarak) rakipleri direnişin kucağına itti.

Afganistan ve Pakistan’daki her ABD misyonu, Taliban’a daha fazla asker kazandırma işlevi görüyor. Amerikalılar, Taliban’a sempati beslediklerinden değil, tam tersi nedenlerle işgale giderek daha çok karşı çıkıyorlar. Anlayamadığımız karmaşık bir etnik ve kabilesel ortamda ne kadar fazla kalırsak, Taliban’ın tüm iktidarı ele geçirmesi o kadar olası—en azından güney ve doğu eyaletlerinde.

Çifte Standart

Tıpkı Sovyetler gibi, Amerikalılar İslamcı düşmanları tarafından gerçekleştirilen insan hakları ihlallerini kınamak konusunda oldukça becerikliler ancak destekledikleri diktatörlerin yaptıklarını tamamen görmezden geliyorlar. Kabil’deki Başkan Karzai ve eyaletlerdeki savaş lordları sorunun parçası, çözümün değil. Afganistan’ın İslamlaştırılması, 1996’da Taliban’ın iktidara gelmesi ile başlamadı, bunun dört yıl öncesinde ABD destekli mücahitler Sovyetçi hükümeti devirdiğinde başladı.

Bu dört yıl boyunca, ABD destekli mücahitler iç savaşta Kabil’i yakıp yıktılar, kadınların burka giymesini zorunlu kıldırlar ve savaşta tecavüzü kurumsallaştırdılar. Taliban, aynı ABD destekli diktatörler Kuzey İttifakı olarak Kasım 2001’de iktidara geri dönene dek beş yıllık iktidarı boyunca, bu kadın düşmanı politikaları yalnızca inceltti ve derinleştirdi.

Kabil’e köktenciliği getirmiş olan aynı kirli adamları silahlandırıyor ve finanse ediyoruz. 1980’lerde mücahitleri Sovyetlere karşı destekleyerek, o zamandan beri iki milyondan fazla Afgan’ın yaşamına mal olan ve El Kaide’nin ortaya çıkmasına yarayan bir şiddet döngüsünün oluşmasına yardımcı olduk. Bugün Taliban’a karşı diktatörleri destekleyerek ne gibi yeni canavarlar yaratıyoruz ve bu dönüp dolaşıp bizi nasıl vuracak?

Sovyetler gibi Amerikalılar da, direnişin yalnızca İslamî köktencilikten değil etnik milliyetçilikten de beslendiğini anlamıyorlar. Taliban örneğinde direniş, anavatanlarını Afganistan ile Pakistan arasında bölen suni sömürge “Durand Çizgisi”ni görmüş Paştunların mağduriyetini temsil ediyor. Taliban’ı etkisiz hale getirmenin en iyi yolu, bu tarihsel mağduriyetin kabul edilmesi ve her iki ülkedeki Paştun sivil toplumu ile işbirliği yapılmasıdır.

Bir Bölme Stratejisi mi?

Ancak Afganistan’daki farklı etnik bölgeleri birleştirmek yerine, NATO işgali bu bölgelerin de facto olarak daha fazla bölünmesine neden olmuş görünüyor. Başkan Obama’nın topladığı dış politika ekibi, Yugoslavya ve Irak’ın etnik-mezhepsel bölünmesini savunmuş olan bazı önemli şahsiyetleri içeriyor. Obama’nın Af-Pak Özel Danışmanı Richard Holbrooke, 1995’te Bosna’yı Sırp ve Müslüman-Hırvat cumhuriyetlere bölen ve sonuç olarak üç yıllık iç savaşta nüfusu zorla yerinden eden etnik temizliğe onay vermiş olan anlaşmanın hazırlayıcısıdır. Holbrooke ayrıca, Sırp siviller aynı yıl Hırvatistan’dan ve 1999’da Kosova’dan sürgün edildiğinde de görmezden geldi.

Başkan Yardımcısı Biden, Irak’ın Şii, Sünni ve Kürt bölgeleri olarak mezhepsel bölünmesini savunmuştu. Önerisi Bağdat’ta zorla yerinden atmalar ve komşular arasında duvar örmelerle muradına ermiş görünüyor.  Hem Holbrooke hem de Biden, düşmanlar tarafından yapılan etnik temizliğe karşı “insani müdahale” argümanını kullandılar ancak aynı şey müttefikler tarafından yapıldığında görmezden geldiler. (Holbrooke Taliban’a karşı uyuşturucu ticari argümanını benzer bir şekilde kullandı ancak—Kuzey İttifakının savaş lordları ile Karzai ailesi gibi—ABD müttefiklerinin diz boyu uyuşturucu ticaretine bulaştığı ortaya çıktığında aniden bu argümanı önemsiz gibi göstermeye başladı.)

Afganistan’daki bazı trendler benzer bir bölme stratejisinin işaretlerini veriyor. Başkan Karzai yakın zamanda Şii topluluklarındaki kadınlara dair kadın hakları gruplarının figanına yol açan bir dizi yasa çıkardı. Farklı mezhepsel gruplar için farklı yasal standartlar getirmesinin de facto (gayri resmi) bir bölünme anlamına geldiği ise pek fark edilmedi. Bazı Paştun eyaletlerinin kontrolünü Taliban’a bırakan çeşitli “barış” teklifleri yapıldı. Barışı getirmek bir yana, böylesi bir etnik-mezhepsel bölünme, karma bölgelerde, egemen grup olmayan sivilleri dışarı sürmek için şiddetli “temizlikleri” ateşleyecektir—Bosna’ya, Kosova’ya ve Irak’ın çoğuna “mezarlık barışını” getiren süreç.

Askeri üsler ve “Afganlaştırma”

Hem eski Yugoslavya’da hem de Irak’ta, ABD müdahaleleri, tıpkı Afganistan’da olduğu gibi arkalarında büyük kalıcı askeri üsler bıraktılar. GlobalSecurity.org sitesine göre, Afganistan’da ABD ve müttefiklerinin idaresinde en az 36 İleri Operasyon Üssü ile 31 askeri kamp var. Kabil, Bagram, Kandahar, Şinand ve Celalabad’daki en büyük hava üslerinden çoğu, Sovyetlerin 1980’lerde mücahitlere karşı hava saldırılarını yürüttükleri ile aynı üsler. Bu askeri üsler kapan için somut örnekler—bir işgali sürdürmek için kendi kendini doğrulayan bir argüman: üsleri savunmak…

Obama savaş güçlerini aşamalı olarak geri çeksin veya çekmesin, çok geniş bir alana yayılan ve gündemdeki takviye için genişletilen ve daha uzun süreli bir işgal için güçlendirilen bu üslerden çekilmek konusunda hiçbir şey söylemedi. Sözde bir “geri çekilme” sonrasında bile Pentagon, ABD’nin Irak ve Afgan üslerine erişmesini garanti altına almak için, Filipin tarzı bir Misafir Güçler Anlaşması düzenleyebilir. Üsler, savaşı sürdürmek için inşa edilmiyorlar; savaşlar, arkalarında, bu stratejik bölgede sonsuza dek garnizon (ve hedef) işlevi görecek yeni ve kalıcı üsler bırakmak üzere açılıyorlar.

Pentagon ayrıca, 1973-75’teki Vietnamlaştırma boyunca ve Moskova’nın—başarısız olması farkıyla—Afganistan’da 1989-92’de denediği gibi, arkasında “savaşı devralacak” Afgan ve Iraklı güçler bırakmayı da planlıyor. Ancak askerlerin Amerikalı veya yabancı olması fark etmez—hileli seçimlerle veya demokratik hareketlerin bastırılması ile iktidara gelen çürümüş bir rejimi destekliyorlarsa, “Iraklaştırma” ve “Afganlaştırma” başarısızlığa mahkumdur.

Bağdat ve Kabil’deki rejimleri desteklemek, yalnızca yabancı efendilerine olan minnetlerini artıracak ve İslami direnişi zayıflatmak bir yana güçlendirmeye yardımcı olacaktır. İslamcı köktencilik ve yabancı işgali aynı madalyonun iki yüzü. Birbirlerini güçlendiriyorlar, birbirlerini besliyorlar ve birbirlerine ihtiyaçları var. Ancak iki yanlış bir doğru etmez.

Afganistan’dan çıkmamız ve Afganların bir Ulusal Birlik Hükümeti oluşturmasına izin vermemiz gerekiyor—sadece kuzeyin mücahit savaş lordları ile Paştun Taliban (silahlı adamlar) için değil, Afgan etnik gruplarının ve kadınlar, gençler ve yaşlılar dahil sivil toplumunun tümü için.

Obama, “Başka bir ulusun kaynakları üzerinde hak iddia etmeyeceğiz” derken, gerçekten söylediği şeyi kastediyorsa, Afganistan ve Pakistan üzerinden geçecek gelecekteki bir Hazar Havzası gaz boru hattından da vazgeçmesi gerekir. Obama, “Dünya egemenliği peşinde değiliz” derken gerçekten söylediği şeyi kastediyorsa, Afgan askeri üslerinden gerçek bir çıkış stratejisi belirlemeli—Bagram’ın ortasındaki işkence merkezinden başlayarak—ve oluşmasına yardım ettiği savaş milislerini silahsızlandırma konusunda Afganlara yardım etmelidir. “Diğer ulusları işgal etmek peşinde değiliz” iddiasındaysa, bunu ispatlamanın en basit yolu diğer ulusları işgal etmemektir.

Counter Punch

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s