Bhopal: Zehrin 25 yılı – Indra Sinha

Global Research, 06.12.2009

Guardian, 03.12.2009

Bhopal faciası hakkındaki kitabı Booker ödülüne aday gösterilen Indra Sinha, 25 yıl önce 20 bin kişiyi öldüren ve sayısız sağlık sorununa yol açmaya devam eden gaz sızıntısının neden hala ulusal bir skandal olduğunu anlatıyor

Bhopal halkı uyan, bir volkanın kenarındasın!

Eylül 1982’de, Bhopal’li gazeteci Raj Keswani, Jansatta günlük gazetesi için, bir dizi makalenin ilki olan dehşet verici bir yazı yazdı: Bhopal was about to be annihilated (Bhopal Yok Olmak Üzere). “Hepimizin ölmesi sadece bir saat sürecek, en fazla bir buçuk saat.”

Keswani’nin bilgileri, Eşref Han adlı bir işçinin üstüne fosgen dökülmesi nedeniyle öldüğü Union Carbide fabrikasının endişeli personelinden geliyordu. Birinci dünya savaşından kalma gaz, hidrojen siyanitten 500 kat daha ölümcül olan ve saf koşullarda ve 0C’de tutulmaması halinde, patlama ihtimali bile olan MIC (metil izosiyanat) üretiminde kullanılıyordu. Soğutmak reaksiyonları yavaşlatıyor ancak MIC o denli tehlikeli ki kimya mühendislerinin kesinlikle gerekli olmadığı hallerde onu depolamaması, zorunlu olması halinde çok az miktarda depolaması tavsiye ediliyor. Bhopal’de ise bu tehlikeli gaz, buhar lokomotifi boyutundaki büyük depolarda tutuluyordu.

Bhopal fabrikası, Union Carbide reklamlarındaki parlak bilim yuvası görüntüsünün oldukça uzak, daha çok bir çiftlik avlusuna benziyordu. 70’lerde Hindistan’ın “yeşil devrimi” için böcek ilaçları yapmak üzere inşa edilen fabrika, bir dizi kötü muson yağmuru ve hasat başarısızlığı nedeniyle aşırı para kaybı yaşadı.

Union Carbide patronları tesisi Endonezya veya Brezilya’ya nakletmeyi ümit ettiler ancak hiç alıcı bulamadılar, bunun yerine bir maliyet kesintisi çılgınlığına başvurdular.

1980 ile 1984 arasında işgücü yarıya indirildi. MIC birimi personeli 12’den altıya düşürüldü, bakım personeli altıdan ikiye indirildi. Kontrol odasında tek bir operatör tümü de eski ve arızalı olan 70 ayrı paneli, göstergeyi ve kontrolü izlemek zorundaydı. Güvenlik eğitimi altı aydan iki haftaya düşürüldü, hatta sadece uyarı yazılarına indirgendi ancak yazılar İngilizce olduğundan işçiler anlayamıyordu.

Keswani makalelerine başladığında, devasa, yüksek ölçüde tehlikeli tesis hiçbir eğitimi olmayan, tek kelime İngilizce bilmeyen, ancak İngilizce manüelleri anlaması beklenen erkekler tarafından çalıştırılmaktaydı. Moraller düşüktü ancak güvenlik korkuları yönetim tarafından göz ardı edildi. Rutin olarak ufak tefek kazalar meydana geliyor ancak üstü örtülüyordu. O kadar çok küçük sızıntı oluyordu ki, komşuları rahatsız etmemek için alarm sireni kapatıldı. Bir Union Carbide memosu 1,25 milyon dolar tasarrufla övünüyordu ancak “bu tasarrufun gelecekte sürdürülmesinin zor” olduğunu söylüyordu. Kesinti yapılacak hiçbir şey kalmamıştı. Sonrasında patronlar devasa MIC tankını hatırladılar. Günde 37 dolar freon gazı tasarruf etmek için soğutmasını kapattılar.

ABD’li mühendisler tarafından 1982’de yapılan bir denetim, tesiste çok pis ve ihmal edilmiş koşullar olduğunu belirtiyor ve 62 ölümcül, 11’i tehlikeli MIC/fosgen birimlerinde mevcut 30 kritik durum rapor ediyordu. Denetim büyük bir toksik salınım tehdidine karşı uyarıyordu.

Güvenlik, Union Carbide’in Batı Virginia’daki diğer MIC tesisinde uygun şekilde geliştirildi. Altı ciddi kazanın – biri ölümcül ve üçü gaz sızıntısı bağlantılı – yaşandığı Bhopal’de ise hiçbir şey yapılmadı.

Güvenlik tesis içinden ihmal edildi, Union Carbide çevredeki yoğun nüfus için hiçbir plana sahip değildi. Durum kötüleştikçe, kendi hayatından endişe eden fabrika personeli ile çevrede yaşayanlar korkunç tehlikeye ilişkin uyarı afişleri yapıştırdılar. Keswani, Bhopal “Hitler’in gaz odasına dönmeden önce” fabrikayı incelemeleri için, Başbakan Madhya Pradesh’ten başlayarak herkese yazdı. Belki de duygusal tarzı nedeniyle görmezden gelindi. Son makalesi “Yol olmak üzereyiz”, gaz faciasının sadece haftalar öncesinde yayınlandı.

2 Aralık 1984 gecesi, fabrikanın güvenlik sistemlerinden hiçbiri çalışmıyordu. Gaz temizleme kulesi paramparçaydı. Yangın kulesi normalden küçüktü. Siren suskundu. Yıllar sonra – hayal bile edilemeyen şekillerde ölmekte olan binlerce kişi için artık çok geç olmuşken – bir savcı Union Carbide’in “insan hayatına karşı ahlaksız bir aldırmazlık” sergilediğini söyleyecekti.

‘O gece’

3 Aralık 1984, gece yarısından hemen sonra. Ölüm aniden geldi. Union Carbide fabrikasında yüksek bir yapının bacasından ince bir beyaz buhar dumanı çıkmaya başladı. Rüzgarla birlikte sise dönüştü ve zeminden yükselen dumanla karıştı. Yoğun bir sis oluştu. Rüzgarla sürüklenerek ilerledi ve yolun diğer tarafındaki ara sokaklara girdi. Evler dip dibe, çok kötü yapılmış ve kapı pencereler son derece gevşekti. Uyananlar öksürmeye, gözleri ve ağızları yanmaya başladı. Şehirde birçok kadın “Sakin ol, biri kırmızı biber yakıyor. Uyu hadi,” diyordu.

Kurtulanların lideri Champa Devi Shukla, “Gözlerimizden yaş gelerek, burnumuz sulanarak uyandık. Acı dayanılmazdı. Kıvranıyor, öksürüyor ve köpükler çıkarıyorduk. İnsanlar kalkıp üstlerindeki giysilerle koşmaya başladı. Bazıları iç çamaşırlaydı, kimileri hiçbir şey giymiyordu. Tam bir panikti. İnsan kalabalığı arasında, köpekler ve hatta inekler bile kaçışıyor ve hayatlarını kurtarmaya çalışıyor, kaçarken insanlara çarpıyorlardı. Hepsi hayatını kurtarmak için birbirinin üzerine tırmanıyor ve çırpınıyordu,” diye anlatıyor.

Dar sokaklardaki kargaşada, ayak altında kalarak can verenler oldu. Bazıları krize girerek oracıkta öldü. Gaz ciğerlerini yırtarken nefes almaya çalışan birçoğu ise kendi vücut sıvılarında boğuldu.

Azize Sultan’ın iki küçük çocuğu vardı ve bir üçüncüsü de yoldaydı. Panik başladığında, tüm ailesi evlerinden dışarı kaçtı. Hepsi gecelikliydi ve hava çok soğuktu ancak kaçmak dışında düşünebildikleri hiçbir şey yoktu. Dar sokağın dışında, bir sürü insan o yoldan geçmiş görünüyordu. Ayakkabılar, terlikler ve başörtüleri etrafa saçılmıştı. Kalın bir gaz bulutu her şeyi kaplamıştı ve sokak lambalarını kahverengi noktalara çevirmişti.

“Panikte,” diyor Azize, “birçok insan koşuyor, yardım istiyor, kusuyor, bilinçsizce yere düşüyordu. Çocukların çığlıkları yürek paralıyordu. Çocuklarımı kaybetmekten endişeleniyordum. Oğlum Muhsin kucağımdaydı. Kızım Ruby elbiseme tutunuyordu, hiç bırakmadı. Kayın babam bir kamyon işaret edip binmemizi söyleyene dek 500 metre kadar koştuk. Biz yapamadık ama o uzun ve güçlü olduğundan tırmandı. Karmaşada torununu değil tek başına koşan başka bir çocuğu kavradı. Kaynanam kusuyordu. Kalp hastasıydı ve Hamidiye hastanesi yokuş yukarı gidilen bir yolda, iki kilometre uzaktaydı. Az sonra Muhsin rahatsızlandı. Ruby de kusuyordu. Hepimiz toprağa düştük. Hemen orada sokak ortasında düşük yaptım, her yerim kanla kaplandı.”

O gece en az 8 bin kişi öldü. Yarım milyon kadarı yaralandı. O günden bu yana geçen yıllar boyunca, gazı solumanın yarattığı yaralanma ve hastalıklardan daha fazla insan öldükçe, ölü sayısı 20 binin üzerine çıktı.

Union Carbide’de uzun süredir beklenen gaz sızıntısı, tarihteki en büyük sanayi faciasıydı.

Akıbet

Sabahın ilk ışıkları ile, ölümün onları bulduğu acılı pozlarda cesetlerle dolu sokaklar aydınlandı. Yığın halinde, dilleri dışarı çıkmış, yüzleri çarpılmış yatıyorlardı.

Bazı yerlerde ölüler o kadar fazlaydı ki üstlerine basmadan yürünemiyordu. Kıyamet görüntüleri vardı. Güneş, hastane yolunda nefesi kesilen, kör olmuş insanların üzerine yükseldi. Ümitsizce acıyı dindirmek isteyen bazıları, gözlerini açık kuyulardan gelen pis sularda yıkıyorlardı.

Hastaneler ölenlerle doluydu ve doktorlar onları nasıl tedavi edeceklerini bilmiyorlardı çünkü sızan gazın ne olduğunu bilmiyorlardı ve Union Carbide de “ticari sır” olduğu gerekçesiyle açıklamıyordu.

25 yıl sonra, Union Carbide ve onu 2001 yılında alan sahibi Dow Chemical Company, halen MIC’in etkilerine dair çalışmaların sonuçlarını yayınlamayı reddediyor. Bu çalışmalarla veya bunlar olmaksızın, 25 yıllık acı, MIC’e yoğun maruzatın bedenleri, zihinleri, aileleri ve tüm bir toplumu yok ettiğini gösteriyor.

Abdül Mansuri binlercesi adına konuşuyor. “Solunum sorunlarım gazdan sonra başladı ve giderek kötüleşti. Rahatlıkla söyleyebilirim ki o geceden beri sağlıklı ve acısız tek bir gün bile geçirmedim.”

Bazılar için fiziksel, zihinsel, duygusal acı çok fazlaydı. Kailash Pawar genç bir erkekti. “Bedenim yaşamının dayanağı,” dedi. “Normal soluyabildiğimde yaşadığımı hissediyorum. Ancak zorlandığımda, düşünemiyorum bile ve acı tam olarak kontrolü ele geçiriyor. Hiçbir değerim kalmıyor.” Üstüne gaz yağı dökerek kibriti çaktığında 20’sindeydi.

Bugün Bhopal’de, 100 binden fazla insan kronik hasta.

Union Carbide tarafından hayatlarının sonuna dek ödeneceği söylenen tazminat ortalama 300 pound tutuyor: 25 yıl boyunca alınan ve günde 7p kadar tutan bu miktar, belki de bir bardak çaya yetiyor.

Yıllar içinde hayatta kalabilenler çok az tıbbi yardım alabildi. Birçoğu çok yoksul olduğundan sıkça kötü muameleye maruz kaldılar. Hükümet doktorları onlara dokunmayı reddetti. Teoride ücretsiz tedavi hakları vardı ancak ihtiyaç duymadıkları pahalı hatta kimi durumlarda onlara zarar veren ilaçlar reçete edildi. 1994’te Hindistan hükümeti, gaz sızıntısını arkada bırakma isteğiyle, tam da yeni kanser, diyabet, göz bozukluğu ve sakat bırakan menstüral bozukluklar görülmeye başlamışken, gazın etkilerini inceleyen tüm araştırma çalışmalarını kapattı.

Bakımla görevli herkesin terk ettiği kurtulanlar, kendi kliniklerini açmaya karar verdiler. 1994’te, Guardian’da Bhopal’le ilgili tıbbi bir girişimin tanıtımı çıktı. Bu gazetenin okuyucularının ve başkalarının cömert cevabı, hayatta kalanların bir bina almasını, tıbbi personel çalıştırmasını ve eğitime başlamasını mümkün kıldı. 1996’da, hayatta kalanlara modern tıp, ayurveda bitkisel tedavileri, yoga ve masajın bir kombinasyonunu sunan Sambhavna Kliniği kapılarını açtı. Konsültasyonlar, tedaviler, ilaçlar ve tedavi sonrası izleme tamamen ücretsiz.

Su zehirlemeye devam ediyor

Korkunç geceden sonra fabrika kapatıldı. Binlerce tonluk böcek zehri ve atık içeride kaldı. Union Carbide asla temizleme kaygısı duymadı. Kimyasallar depolarda rüzgara ve yağmura açık bırakıldı.

Yirmi dört muson, fabrikayı ölesiye paslandırdı ve çürüttü. Yağmurlar zehirleri toprağa daha derin işliyor. Yeraltı sularına karışıyorlar, kuyulara sızıyorlar ve borulara gidiyorlar. Musluklardan akıp insan bedenlerine giriyorlar. Mideyi yakıyor, cildi aşındırıyor, organlara hasar veriyor ve dölyatağına yerleşip henüz doğmamışları etkiliyorlar. Bebekler dünyaya gelebilse bile, zehir anne sütünde onları bekliyor.

Atal Ayub Nagar, Union Carbide fabrikası duvarları ile demiryolu hattı arasında kalan ince bir konut hattı. Hiç su tulumbası ve su getirmek demek güneyde bir mil ötedeki Shakti Nagar’daki bir kuyuya gitmek demekti. İnsanlar iki tulumba yapmak üzere bir araya geldiler. Başta su sorunsuz görünüyordu ancak daha sonra yağlı damlacıklar belirdi. Suda giderek kötüleşen kimyasal bir koku vardı.

ABD mahkemesinden elde edilen özel bir Union Carbide memosu, 1989’a kadar şirketin fabrika içindeki toprak ve suyu test ettiğini ortaya çıkardı. Numunelere bırakılan balıklar ölüyordu. İçme suyundaki tehlike açıktı ancak Carpide hiçbir uyarıda bulunmadı. Hindistan’daki ve ABD’deki patronlar, gazlarının mahvettiği aileler çocuklarını zehirli suda yıkarken sessizce izlediler.

Atal Ayub Nagar’da, birçok sakat bebek doğuyor. 1998’de devlet tesisin mülkiyetini aldıktan sonra da durumda bir değişim olmadı. Ertesi yıl, Greenpeace fabrika çevresindeki toprağı ve suyu test ederken, tulumbaları da kontrol etti ve birinde ABD Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) sınırlamalarından 682 kat daha yüksek karbon tetraklorür seviyelerine rastladı. İnsanlar bu sudan içiyordu, elbiselerini bu su ile yıkıyor ve bu su ile yıkanıyorlardı.

Ağustos 2009’da, aynı tulumbadan alınan bir su numunesi Greenpeace’in İngiltere’deki laboratuarında analiz edildi. Bulunan karbon tetraklorür, EPA sınırlarının 4880 kat üstündeydi. Geçtiğimiz 10 yılda, su yedi kat daha zehirli hale geldi.

Rehana, Atal Ayub Nagar’da yaşayan 9 yaşında bir kız çocuğu. Sol baş parmaksız doğmuş, büyümesi gecikmiş, zihni zayıf ve okula gidecek gücü bulamıyor. Rehana’nın görüşü de iyi değil, nöbetler geçiriyor ve sürekli nefes sorunu yaşıyor.

Babası soruyor, “Neden kader zavallı çocuklarımıza bu kadar acımasız?”

Kader çok acımasız

O gecenin çok öncesinde kaygı verici söylentiler vardı ve fabrika çevresinde otlanan inekler gizemli şekilde ölüyorlardı. Bhopal’li bir avukat olan Babulal Gaur, Union Carbide ile zarar gören çiftçiler arasında bir uzlaşma sağladı.

2004’te, Gaur yerel BJP hükümetinin bakanı oldu ve gazdan kurtulanlarla ilgilenmek onun sorumluluğundaydı. Christian Science Monitor’a, Union Carbide fabrikasının yeraltı sularını kirlettiğini söyledi ve önceki Kongre hükümetinin meselenin üstünü ötmeye çalıştığından şikayet etti.

Mayıs 2004’te, Hindistan Anayasa Mahkemesi, devlete zehirlenen topluluklara temiz su sağlamasını emretti. Gaur’un hükümeti bu emri görmezden geldi.

Bir yıl sonra bir grup kadın ile çocuk devlet makamlarına gidip neden hiçbir şey yapılmadığını sordular. Polis tarafından zalimce dövüldüler, itilip kakıldılar. Artık Madhya Pradesh’in başbakanlığına atanmış olan Gaur, haftalar sonra şehri dekoratif fıskiyeler ve badminton kortlarıyla güzelleştirecek 120 milyon poundluk iddialı bir plan açıkladı.

Gaz sızıntısının 25. yıldönümü anısına, Bhopal gaz trajedisinin yaralarını sarma ve rehabilitasyon bakanı olan Gaur, harabe fabrikayı kamuya açacağını açıkladı. Ender görülen bir bönlükle gazetecilere sudan tattığını ve hastalanmadığını söyleyen Hindistan çevre bakanı Jairam Ramesh’i yankılayarak, hiçbir su kirliliği olmadığını söyledi.

Bir alaycı, bunun sigaraya dokunup “Bakın, akciğer kanseri olmadım” demekle eşdeğer olduğunu söyledi.

Kirlilik olmadığını iddia etmek açık şekilde şirketin çıkarlarına hizmet etmektir. Dow Chemical Company’nin Gaur’un partisi BJP’ye en az bir bağış yapmış olmasının tesadüf olmadığına kuşku yok.

Bu çirkin küçük hikayenin kendisi, Dow şirketinin, Hindistan’da bir milyar dolarlık yatırım karşılığında, Bhopal kancasını çıkarması için, Manmohan Singh’in Kongre hükümetinin elini kolunu bağlamaya çalıştığı politik arenada daha büyük dolapların döndüğünün bir göstergesi.

İnsanlar, “Felaket neden halen sürüyor? Fabrika neden temizlenmedi? Union Carbide ve Dow neden adalet önüne çıkarılmadı?” diye sorduğunda cevap şu olacak: Union Carbide’in kurbanları Bhopal’de halen ölmeye devam ediyor çünkü Hindistan’ın kendisi yolsuzluk ve kendine çalışan yoz liderlerin yönetimi altında ölüyor.

Indra Sinha Bhopal faciası üzerine Animal’s People adlı bir kitabın yazarı. Bhopal Tıp Merkezi ile ilgili daha fazla bilgi için: bhopal.org

Global Research

Reklamlar

Bhopal: Zehrin 25 yılı – Indra Sinha” üzerine 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s