Arundhati Roy demokratik düşleri rahatsız ediyor, kitap eleştirisi

Hindistan: En büyük demokrasi?

Arundhati Roy Demokratik Düşleri Rahatsız Ediyor, kitap eleştirisi

Trond Overland

Global Research, 05.12.2009

Arundhati Roy sıra dışı bir Hintli kadın. Geleneksel değerlerin zarif bekçisi olarak davranmak yerine, yerleşik düşüncenin sert çekirdeğine meydan okumaya devam ediyor. Roy, militarist emperyalist kapitalizm, Müslümanların Hindu destekli soykırıma uğratılması ve baraj felaketleri gibi zorlu konularda Hindistan’ın önde gelen yorumcusu. Son kitabı Listening to Grasshoppers; Field Notes on Democracy’de (Çekirgeleri Dinlerken; Demokrasi Üzerine Saha Notları), tüm çağdaş kutsal dayanakların, örneğin, onun sözleriyle ifade edersek, “tehlikeli bir şeye dönüşmüş olan” demokrasinin belki de en merkezine vuruyor çekici.

Grasshoppers (Çekirgeler) Mumbai’de 2008’deki terör saldırıları, “savaş suçlusu” ABD Başkanı George W. Bush’un 2006’daki Hindistan ziyareti, 2002 Gujarat katliamı (2000 ila 4000 Müslüman’ın katledildiği), Hindistan parlamentosuna “sözde” Pakistan kaynaklı teröristlerce 2001’de düzenlenen saldırı ve Hindistan’daki büyüyen eşitsizlik (“eski toplum kesildi* ve kalın bir kremadan ince bir katman ile bir sürü su olarak ayrıldı …”) gibi yakın tarihteki olaylar üzerine yazıların bir derlemesi.

Kitabın dağlık kaynağından okyanusa koşan bir nehir gibi coşkun bölümleri boyunca, demokrasinin radikal bir analizi var. Roy’un ulaştığı sonuç rahatsız edici: Gerçeklerinin ve argümanlarının mantığı onu, şiddeti insanların adaletsizliğe karşı direnmesinin bir yolu olarak onaylamaya zorluyor. Anlayışla gözlemliyor ki yoksulların pek çoğu “başka bir tarafa geçiyor; silahlı mücadele tarafına.”

Hindistan’daki eleştirmenler, okuyucularını Roy’un bilgi ve gözlemlerinin büyük kısmıyla hemfikir oldukları konusunda temin ederken, hepsi birlikte, onun Hindistan’ın yoksulları arasında yükselen şiddeti ele alışına karşı çıkıyorlar. Roy’un romanı The God of Small Things’in (Küçük Şeylerin Tanrısı) dünya çapında kazandığı başarı, en azından bazı konularda hemfikir olmak zorunda olmalarının sebebi olamaz. Belgelenen materyal o kadar doğru ve ikna edici ki. Okuyucu olarak, keşke işler başka türlü olsaydı demek zorunda kalıyoruz – ve bu eleştirmene, dünyanın en büyük demokrasisinin böyle bir eleştirisinin, radikal yazar ile eğitimli kitleler, köşe yazarları ve statüko sahipleri arasında nasıl böyle kökten bir anlaşmazlık üretebildiğine kafa yormak kalıyor.

Anahtar nokta, kapitalizm ve toplumsal huzursuzluk veya Roy’un adlandırmasıyla, toplumsal faşizm gibi görünüyor. Hindistan’daki demokrasinin, halk için, halk tarafından ve halkın demokrasisi olmadığını, kapitalizm için, kapitalizm tarafından ve kapitalizmin demokrasisi olduğunu öne sürüyor – “pazarın büyümesi için elit konsensüsü sürdürmek üzere tasarlanmış”. Kitaptan iki alıntı:

“Bugünlerde tercih edilen modeller, tehlikeli düzeylerde kötü beslenme ve sürekli açlık. Hindistan’ın üç yaş altı çocuklarının yüzde kırk yedisi beslenme yetersizliği çekiyor, yüzde 46’sı büyüme bozukluğundan muzdarip… Bugün kırsal kesimde yaşayan ortalama bir aile, yılda, 1990’ların başlarındakinden yaklaşık yüz kilodan daha az besin tüketiyor. Ancak Hindistan şehirlerinde, nereye giderseniz gidin – dükkanlar, restoranlar, demiryolu istasyonları, havaalanları, spor salonları, hastaneler – seçim vaatlerinin gerçeğe dönüştüğünü vaaz eden TV ekranları görürsünüz. Hindistan Güneş Gibi Parlıyor, İyi Hissediyor. Polis postalının birinin kaburgaları üzerindeki hasta edici darbesine kulaklarınızı kapamanız yeterli, tek yapmanız gereken, gözlerinizi sefaletten, varoşlardan, sokaklardaki pejmürde insanlardan uzak tutmak ve dost canlısı bir TV ekranı bulmak, böylece siz de o diğer güzel dünyadasınız. Üç renkli bayrağı sallarken ve Kendini Mutlu Hissederken, Bollywood’un her daim ayrıcalıklı, her daim mutlu Hintlilerinin şarkılı-danslı dünyası. Hangisinin gerçek hangisinin sanal dünya olduğunu söylemek giderek daha da zorlaşıyor.”

“Şahsen ben seçim yarışına girmenin alternatif bir politika olduğuna inanmıyorum … çünkü savaşların stratejik olarak güçlü pozisyonlardan açılması gerektiğine inanıyorum, zayıf pozisyonlardan değil. Yeni liberalizmin ve toplumsal faşizmin çift yönlü saldırısının hedefi yoksullarla azınlık topluluklar. Liberalizm zengin ile yoksul arasındaki, Parlak Hindistan ile Hindistan arasındaki ipleri gerdikçe, ana akım herhangi bir siyasi parti için hem zengin hem de yoksulların çıkarlarını temsil ediyormuş gibi davranmak giderek daha da absürd hale geliyor çünkü birinin çıkarları yalnızca diğerinin zararına temsil edilebilir… Yoksulları temsil eden bir siyasi parti yoksul bir parti olur. Kıt fonlara sahip bir parti. Bugün fonlar olmaksızın seçim kazanmak imkansızdır. Meclise tanınmış birkaç sosyal aktivist sokmak ilgi çekici olabilir ancak gerçekten politik olarak anlamı yoktur. Bireysel karizma, kişilik politikası, radikal değişime etki edemez.”

Orta sınıf demokratik düşü hiç de bunlardan oluşmuyor. Bu, daha çok bir kabus gibi.

Böylelikle, pazar güçlerinin bir mekanizması ve sözcüsü olarak, dünyanın en büyük demokrasisinin rolü üzerine doğru düzgün bir perspektif sağlarken, Roy, küresel öneme sahip bir sorun üzerinde tartışma başlatıyor: Kim için, kim tarafından ve nasıl bir demokrasi? Demokrasi asla demokrasi aşkına olamaz gibi görünüyor, başka bir amaca hizmet etmek zorunda. Diğer bir şekilde ifade edersek, demokrasinin gerçekten başarılı olması ve iyi işlemesi için ne tür değerlere ve köklü bir zihniyete ihtiyaç var?

İlerlemeci Kullanım Teorisi’nin (Progressive Utilization Theory – Prout) kurucusu P.R. Sarkar, nüfusun çoğunluğu ahlakçı değilse, demokrasinin asla başarı kazanamayacağı fikrini öne sürmüştü. Diğer bir deyişle, insani değerleri ve ruhani büyümeyi destekleyen öncü bir eğilim olması gerekir. Bunun aksine kapitalizm, artık ne kadarı kaldıysa tam da bu değerlerin yok olmasına hizmet ediyor. Bireysel madde edinimi için insafsız arayışı ve bencil konformizminde, başkalarının acısına duyarsızlaşıyor ve yıkıcı eğilimlere yatkın oluyoruz. Bu çağdaş realitede, olgun kapitalizmin son aşamasında Roy, kapitalist sistemin cehenneme doğru ilerlediği öngörüsü ile, tembel, hayal gücünden yoksun, bencil orta sınıfın izini sürmeye devam ediyor.

Grasshoppers (Çekirgeler) Roy’un süregiden soruşturmasının cevaplarını veremeyebilir. Ayrıca, Roy Tanrı değil ve Müslüman soykırımlarının ve empati kurmayı tercih ettiği diğer meselelerin çok daha karmaşık sebepleri olabilir. Ancak yazıları kesinlikle çok önemli sorular ortaya atıyor ve tepkilere yol açıyor. Roy’un demokrasinin hasta bedeninin nabzını ve ateşini ölçerkenki somut, kesin tarzı, rastlaştığı hiç kimseyi rahatsız etmeden bırakmıyor. Çağdaş liderliğe ve resmi düşünceye getirdiği soylu sorgulamasının mantık dışı, saldırgan tepkiler almaya devam etmesi bizi şaşırtmayacak.

Listening to Grasshoppers; Field Notes on Democracy, Arundhati Roy, Hamish Hamilton, Penguin, Hindistan 2009, 240 sayfa, 499 rupi.

Trond Øverland, ilerici sosyo ekonomi üzerine yazmaktadır. Danimarka, Kopenhag’da yaşamaktadır.

http://www.globalresearch.ca/index.php?context=viewArticle&code=%C3%98VE20091205&articleId=16412

* Sütün “kesilmesi” gibi… (çevirenin notu)

Reklamlar

Arundhati Roy demokratik düşleri rahatsız ediyor, kitap eleştirisi” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s