‘Siyah Boerler’ ve diğer devrimci şarkılar – Chris Rodrigues

7 Nisan 2010

Afrika Ulusal Kongresi (ANC) saldırgan bir hırsızlık rejimine dönüşürken – ve yoksulların ülke çapında süren direnişiyle karşılaşırken – Chris Rodrigues, yoksulların, beyazları vurma çağrısı yapan aparteid karşıtı şarkılara geri dönüşü tartışmasına bir miktar aklıselim kazandırıyor.


ANC’nin “shoot the boer!” (boer’i vur!) şarkısını sahiplenmesinin altında yatan gerçeğe parmak bastığı için Mphutlane wa Bofelo’ya şapka çıkarıyoruz: wa Bofelo’nun işaret ettiği gibi, mesele, şarkıyı sahiplenme girişiminin mücadeleyi geçmişe yerleştirmesi değil. Yoksulların bugün söylediği şarkılar ne olacak? “Amabhunu amnyama asenzela i -worry” — “Siyah Boerler bizi üzüyor” gibi mesela? Julius Malema’nın [ANC Başkanı] bir kaşık suda kopardığı fırtına, dikkatleri bu gerçeklikten saptırmaya çalışmıyor mu?

Sorunun bir bölümü, medyanın sadece kendisine sunulanı (bu vakada, siyasi makamları tutmuş olanların günlük beyanları) izlemeye meyilli olmasından kaynaklanıyor. Ancak örgütlü toplum, diğer biçimlere de kadir. Abahlali baseMjondolo Üniversitesi — Kulübe Sakinleri Üniversitesi — bunun tipik bir örneği. Üniversite? Kulübe Sakinleri? Bu ne tür bir politika ki parlamenter temsil istemiyor? Yine de, böylesi sıklıkta protestoların yaşandığı bir ülkede, çağdaş deyimleri analiz eden tek bir satır yazılmamış olması affedilir gibi değil.

Uruguaylı romancı Eduardo Galeano’nun söylediği gibi, marşlar, çoğu zaman “tehdit, hakaret, övünme, savaş övgüsü ve ölme ve öldürme onurlu vazifesi” ile doludurlar. Arketipik Marseillaise örneğin, Devrimin “tarlaları işgalcilerin murdar kanıyla sulayacağı” uyarısında bulunur. Korkunç bir durum, ancak bir kez yerleştikten sonra, Messrs Malema ve Motlanthe’nin savunduğu üzere, bu ölüm ve zafer şarkıları duygusallaşır ve yumuşarlar. Artık Bastille’in dışında değil, Stade de France’da söylenirler. ANC vakasında ise, Casspirs civarında söylemekle dört çekerlerle dolu parkların civarında söylemek arasında bir fark koyabiliriz.

Slavoj Zizek’in First as Tragedy, Then as Farce’da savunduğu üzere, bir şarkıyı veya yeni bir şarkıyı gerçekten devrimci yapan şey, onun ötekileştirilenler tarafından benimsenmesidir. Susan Buck-Morss’tan alıntıladığı bir ifade olan “evrensel insanlık, kenarlarda görünür” önermesinden hareketle, Haiti’nin özgürlüğünü yeni kazanmış siyah kölelerinin, cumhuriyetlerini yıkmak için gönderilmiş Fransız askerleri Marseillaise’ı söyleyerek nasıl yendiklerini anlatır. Zizek’in önermesiyle, köleler o an şunu ileri sürüyorlardı:

“Bu kavgada, bizler sizden, Fransızlardan, daha Fransızız — sizin devrimci ideolojinizin en içteki sonuçları, sizin kabullenemediğiniz sonuçları için direniyoruz.”

Aynısını “siyah Boerler bizi üzüyor” için de söyleyemez miyiz? Bu yalnızca yoksulların ırkçı olmadıklarını gösterme tarzları değil (siyah biri de ezenler için bir metafor olan Boer olabilir), ANC teorisyenlerinin ulusal demokratik devrim olarak adlandırdığı şeyi, sınıfı ırktan ayırt etmek suretiyle, eşzamanlı olarak radikalleştiriyorlar.

Yeni mücadele analizlerini — aşağıda örneğini verdiğimiz Abahlali’ninler gibi — duymak, bir zamanlar devrimin inisiyatifini elinde tutan ANC için (Zizek’in örneğine göre, Fransızlar) rahatsız edici olmalı.

“Aparteid karşıtı mücadelenin gerçek ruhu olanlar, ülke çapında protestolar düzenleyen halk örgütleri ve yoksul halk hareketleridir. Makam arabalarındaki politikacıların mücadelenin gerçek ruhu olduğunu söylemek için halkı stadyumlara süren siyasetçiler ise kendilerini bizlerin düşmanı yaptılar.”

ANC’nin tüm söyleyebileceği şey, bir zamanlar bir ayaklanma şarkısı söylemiştik ve şimdi yapılması gereken — rejimimiz tarafından temsil edilen — kahramanca mirasa boyun eğmek. Ne yazık ki bir mahkeme kararı, anakronik bir maskaralığa yaşam öpücüğü vermiş durumda, Marx’ın söylemiş olabileceği üzere, ANC “kendine inandığını hayal ediyor ve dünyadan da bu fantezisini paylaşmasını istiyor.”

Solcu makyajlı on altı yıllık neoliberal ekonomi, tekrar gerçek şarkılar söyleyen yeni bir kuşak anlamına geliyor. Bu eski-yeni özgürlük şarkıları, rutin olarak plastik kurşunlarla karşılaşıyor. Bu, wa Bofelo’nun işaret ettiği noktalardan birinin altını çiziyor — insanlar “gücün ve zenginlik ile kaynakların adaletsiz dağılımına dayanan bir sistem kurmak veya yönetmek için beyaz bir deri gerekmediğini” her zaman biliyordu.

Ancak burada, çok daha düşünce provoke edici bir alana giriyoruz, Zizek, yine faydalı. İdeolojiye dair “çağdaş sinizmin” (mesela postmodernizm) “bu hayali mesafeye rağmen ideolojimize “gerçekten inanmadığımızı”, onu uygulamaya devam ettiğimizi”  hayal ettiğinde ısrar ederek, Marx’ın maskaralığa dair eski tanımını tersyüz eder.

Yani Malema ve yaşlı bir şarkıya gösterilen tüm bu ilgi, hem siyah hem de beyaz burjuvaların gerçeğine, hadi söyleyelim, bir tür komünizme tercih edecekleri hayali bir kavga değil mi? Yeni antikapitalist hareketlerin yükselttiği ideolojik mücadeleyle yüzleşmektense ikiyüzlü bir pembe diziyi (boş pozları ve histerik ayıplamalarıyla) tercih edecek kadar kapitalizme inananlar burjuvalar değil mi? Gerçek bir komünisttense soytarı bir prens (hatta Güney Afrika Komünist Partisi) daha tercih edilir değil mi?

Birkaç yıl önce, Financial Mail, henüz başkan olmayan Zuma’yla ilgili bir makale yayınlamıştı. “Korkun” başlıklı bir baskıda yer alıyordu. “Zuma’yı düşünürken yatırımcıların ve Güney Afrika iş dünyasının dikkate aldığı şey yolsuzluk veya tecavüz suçlamaları değil,” diye yazıyordu Carol Patton, “Mbeki’den çok daha radikal bir destek tabanına sahip olması gerçeği.”

Güney Afrika’nın gökkuşağı elitlerinin aklını kurcalayan heyula — bırakın kendisi için sınıf olmayı — birinin radikal olabilmesi. O zaman, “Shoot the boer!” (Boer’i vur!) şarkısı, Freudyen anlamda, yalnızca bu bastırılmş korkunun semptomatik bir geri dönüşünü temsil ediyor.

“Ama çiftlik saldırıları/cinayetleri ne olacak,” diye sorabilir mi biri? Bunlar, AfriForum ve Demokratik İttifak’ın ileri sürdüğü üzere, söz konusu şarkının hayata geçirilmesi değil mi?

Bu soru da kendi ideolojisini maskeliyor. Öncelikle bir çiftlik saldırısının/cinayetinin ne olduğunu sormalıyız. Ve her iki ifade de çiftlik çalışanlarının çiftlik sahiplerince saldırıya uğramasını/öldürülmesini içerdiğinde, çiftlik sahiplerini çiftlik çalışanlarına saldırıp onları öldürmeye neyin motive ettiğini sormalıyız. Bu sorunun cevabı, kuşkusuz, sorgulamayı bir şarkının üç kelimesinin çokça ötesine genişletecektir.

Elbette ki çok daha zor bir soru da var — körlüğe körlerin sebep olduğunu kanıtlayan bir tanesi — ve Eugene Terre’Blanche gibi saldırgan bir beyaz üstünlüğü yanlısının öldürülmesi, başkalarının “nefret söylemine” bağlanabilir mi?

Konuyu değiştirmeyi keselim. Güney Afrika “dünyanın protesto başkenti” olarak ün yaptı. Ardında iki ölü ve güvenli yerlerde saklanan Abahlali aktivistlerini bırakan yakın zamandaki Kennedy Road saldırıları, yoğunlaşan bir sınıf mücadelesinin işaretleri. Üyelerinden birinin söylediği üzere: “ANC diğer resmi siyasi partileri değil Abahlali’yi gerçek muhalifleri olarak görüyor çünkü biz tabandaki acıya daha yakınız.”

Thought Leader

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s