Ahmedinejad “Teşekkürler Amerika” diyor – Immanuel Wallerstein

İran ve Birleşik Devletler arasındaki ilişkiler 60 yıldır çalkantılı. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce, İran Şahı Rıza Şah Pehlevi, dış talepler ile Büyük Britanya, SSCB ve Almanya’nın baskısı arasında manevra alanı aradı. Savaş patlak verdiğinde, tarafsızlığını ilan etti. Bu, 1941’de müttefik Sovyet-İngiliz işgaline sebep oldu. Müttefikler Şah’ı iktidarı oğluna devretmeye zorladılar.

Sovyet güçleri kuzey İran’da kaldı ve 1946’da orada bir petrol ayrıcalığı talep ettiler. İngilizler İran’ı kendi etki alanlarının bir parçası olarak değerlendiriyor ve çok karlı Anglo-İran Petrol Şirketi’nin (AIOC) kontrolünü ellerinde tutuyorlardı. Soğuk Savaş başladı ve İngilizler böyle bir talebi hoş karşılamadılar. Sovyet güçleri, az çok etki alanlarının bölünmesine dayanan Yalta anlaşmasının parçası olarak, İran’dan geri çekildi.

Ancak 1951’de Muhammed Musaddık milliyetçi partinin lideri olarak Başbakan oldu ve AIOC’yi millileştirdi. Muhammed Şah Rıza Pehlevi buna karşı çıkıyordu. İkisi arasındaki mücadelede, Musaddık, Şah’ı marjinalize etmek ve fiilen sürgüne göndermek için yeterli halk desteğini elde etti.

Bu noktada İngilizler gerçekte Ortadoğu’nun her yerinde rollerini Birleşik Devletler’e devrediyorlardı. Bu nedenle İran’da 16 Ağustos 1953 darbesini yöneten ve Şah’ın Tahran’a dönüşünü ve siyasi denetimi tekrar ele geçirmesini organize eden CIA oldu. Petrol millileştirmesi iptal edildi ve İngiliz şirketi yeniden tesis edildi.

İran Şahı tüm muhalefeti bastırarak sıkı bir Birleşik Devletler müttefiki oldu. Şah’ın nükleer hırsına o zamanlar ne Birleşik Devletler ne de İsrail karşı çıkıyordu. Şah’ın rejimi giderek daha baskıcı hale geldi ve bu en sonunda Ayetullah Humeyni önderliğindeki 1979 ulusal devrimine yol açtı. Devrimi gerçekleştirenlerin kininin ana kaynaklarından biri, 1953’teki CIA darbesinde olduğu gibi, İran’ın ulusal çıkarlarının ABD politikalarına kurban edilmesiydi. 

Şah yurtdışına kaçtı ve kısa süre sonra, 4 Kasım 1979’da, ABD elçiliği işgal edildi. İçerdeki diplomatlar İran rejimi tarafından rehin alındı. 444 gün boyunca rehin tutuldular. İki ülke arasındaki ilişkiler o zamandan beri düşmanca. 1980’de, esasen ABD hükümetinin desteklediği Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak hükümeti İran’a saldırdı.

Savaş uzun ve kanlı oldu ve sekiz yıl sonra az çok berabere sona erdi. Kısa süre sonrasında Irak, kısmen savaş masraflarını hafifletmek için Kuveyt’i işgal etti. Irak ABD’nin bu eylem karşısında “anlayışlı” olacağını bekliyordu ancak bunun yerine kendisini ilk Körfez Savaşı’nda buldu.

Birleşik Devletler artık hem Irak hem de İran ile zıtlaşıyordu. El Kaide 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirdiğinde, Bush yönetimi hem Irak hem de İran’ı kendisine karşı danışıklı dövüş içinde olmakla suçladı, oysa el Kaide her iki rejimin de düşmanıydı. Birleşik Devletler, her iki ülkede de dost rejimleri iktidara getirme ve nükleer silah elde etmek için ciddi girişimlere başlayan İran ile süren mücadelesinde desteklerini alma hevesiyle 2001’de Afganistan’ı ve 2003’te Irak’ı işgal etti. 

Peki bugün neredeyiz? Iraklılar henüz seçim yaptılar ve şu anda hükümeti kurma görüşmeleri sürüyor. Şii bölgelerinde güçlü bir tabana sahip olan çeşitli partiler siyasi pazarlıklar için görüşmeler yapmak istediklerinde, Tahran’a gittiler. Öne sürdükleri gerekçelerden biri, ABD cihazlarınca dinlenmek istemedikleriydi. Görünen o ki İran dinleme cihazlarından endişe etmiyorlar. Sünni bölgelerinde güçlü desteğe sahip olan en büyük parti de İran’ı ziyaret edeceğini açıklamış durumda. Ve İran hükümeti, Şii partilerine, oluşturulacak hükümette Sünni politikacılara da yer vermelerini salık verdi.

Bu, Irak siyasetine İran’ın hakim olduğu anlamına gelmiyor. Durum bunun çok uzağında. Ancak görünen o ki, uzun bir ABD işgalinden sonra, İran Irak’ta sonuç olarak ABD’den daha etkili. İran ABD’ye Irak’taki en büyük düşmanlarından birini, Saddam Hüseyin’i elediği için özellikle müteşekkir.

Birleşik Devletler Afganistan’da Hamid Karzai’yi iktidara getirdi. ABD’nin bakış açısına göre, ideal kişiydi. Hatta Taliban’a başarıyla direnebilecek ve Afganistan’ı bir arada tutabilecek tek kişi. Kendisi bir Paştun ve Paştun olmayan bölgelere hakim olan çeşitli savaş lordlarıyla iş yapmaya istekli biri.

Son seçimlerin sonrasında, Karzai’nin sonuçları manipüle ettiğine ve hem yolsuzluğa hem de uyuşturucu yetiştiriciliğine hoşgörü gösterdiğine dair suçlamalar oldu. Birleşik Devletler, politikalarından bazılarını değiştirmesi için kendisine yoğun baskı yaptı. O ne yaptı? Ahmedinejad’ı Kabil’i ziyaret etmeye davet etti, kendisinin de Taliban’a katılabileceğini söyledi ve ABD ordusunun zalimane sivil katliamlarını kamuoyu önünde kınadı.

İşini görecek başka kimsesi olmadığı için Birleşik Devletler geri adım attı ve Karzai ile ilişkilerini düzeltmeye çalıştı. Bu özellikle, ülkedeki ABD güçlerinin komutanı ve Taliban’a karşı en azından kısmi bir zafer elde etmeye çok yatırım yapmış olan General Stanley McChrystal için geçerli. Afganistan’da dokuz yıllık ABD (ve NATO) varlığı sonrasında, en net müttefikleri Washington’a karşı İran kartını oynuyor ve bu konuda ABD’nin yapabileceği pek bir şey varmış gibi görünmüyor.

Bu esnada Ahmedinejad, kendi evinde bastırmak için çok uğraştığı güçlü bir muhalefetle karşı karşıya. Ve Birleşik Devletler, nükleer reaktör geliştirmeyi terk etmeyi reddettiği için İran’a karşı yaptırımlar elde etmek macıyla büyük bir kampanya yürütüyor. ABD’nin yaptırımlar (ve daha fazlası) için yürüttüğü ve İsrail’in şiddetle desteklediği kampanyanın sonuçları ne oldu? 

İran’da Ahmedinejad’ın iç siyasette elini büyük ölçüde güçlendirdi çünkü İran’ın egemenliğinin savunucusu rolünü oynamasını sağladı. Ve Birleşik Devletler’in tüm baskılarına rağmen, Rusya ve Çin’in (özellikle de Çin’in) ciddi yaptırımları destekleyecekleri kuşkulu. Bu arada İsraillilerin doğru şekilde belirttikleri üzere, nükleer bir güç olma girişiminde, zaman İran’dan yana.

İran karşısındaki ABD dış politikasının otuz yılı feci şekilde geri tepmiş görünüyor. (Veya neredeyse bir 60 yıldan bahsetmeliyiz.) İran bugün her zamankinden daha güçlü. Bu, büyük ölçüde ABD politikalarının eseri. Siz Ahmedinejad olsaydınız, Amerika’ya teşekkür etmez miydiniz?

15 Nisan 2010

Agence Global

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s