İsrail’in Türk gemilerine saldırısı, Çin’in İran ve ABD üzerindeki dengeleyici rolünü zora sokuyor – Flynt Leverett ve Hillary Mann Leverett

Başkan Obama’nın, önümüzdeki birkaç hafta içinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üzerinden İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yeni yaptırımlar kabul ettirerek İran-Türkiye Ortak Deklarasyonu’nu ezmek için hâlihazırda azalan şansı, İsrail donanması komandolarının Gazze açıklarındaki uluslararası sularda Türk bandıralı gemilere saldırarak en az 16 kişiyi öldürdüğü bu sabah itibariyle daha da küçüldü.  Türkiye – şu anda Güvenlik Konseyi’nin geçici üyesi – Konsey’in olağanüstü toplanmasını istedi; bu oturum bugün New York’ta 13.00’te gerçekleşecek.

Başbakan Erdoğan’ın hükümetinin, Konsey’den, Obama Yönetimi’nin desteklemekte isteksiz olacağı bir yanıt isteyeceği açık.  Bu olayın öncesinde bile, geçtiğimiz hafta sonu Brezilya’ya yaptığı ziyaret sırasında, Erdoğan kamuoyu önünde Birleşik Devletler’i ve Avrupalı ortaklarını İran nükleer meselesine karşı “adil, samimi ve dürüst bir tutum” almayı reddetmekle eleştirdi.  Birleşik Devletler açık sularda Türk gemilerine saldırdıkları ve sivilleri öldürdükleri için İsrail’i kınamayı reddeder ancak öte yandan Güvenlik Konseyi’nin İran’a uranyum zenginleştirme konusunda yeni yaptırımlar uygulamasında ısrar ederse, Erdoğan hükümetinin – ve birçok başka hükümetin – böylesi bir berbat ikiyüzlülük ve çifte standart sergilenmesi karşısında tepkisinin ne olacağı ancak hayal edilebilir.

Türk gemilerine yapılan İsrail saldırısı Washington açısından özellikle talihsiz bir anda gerçekleşti, çünkü Obama Yönetimi, İran’a karşı yeni yaptırımlar empoze etme konusunda çok hızlı hareket ettiği için zaten kilit uluslararası oyuncular – en belirgin olarak Çin – arasındaki desteğini yitiriyordu.

17 Mayıs’ta Tahran’da İran-Türkiye-Brezilya Ortak Deklarasyonu’nun açıklanmasından ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın sonraki gün BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinin ve Almanya’nın yaptırım kararı konusunda (tamamlanmamış) bir önerge metni üzerinde anlaştığını duyurmasından bu yana, Çin’in Ortak Deklarasyon’a hiç şans verilmeksizin Konsey üzerinden yeni yaptırımlar dayatılmasına istekli olup olmayacağı konusunda derin şüpheler taşıyorduk.

Açık ki, bu iki gelişmenin üst üste düşmesi Pekin’in İran nükleer meselesindeki çeşitli çıkarlarını dengelemek için süregiden çabalarını zorlaştırdı – örneğin, Çin’in İran’la artan stratejik bağları, Birleşik Devletler ile kritik önemdeki ilişkisi, Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olarak konumu ve uluslararası sorunları diplomasi ile ele alma konusundaki kararlılığı. Çin’in karar alıcıları bu diğer çıkarların yanında, Çin’in artık “küresel güney”in kabul edilmiş lideri olarak yerini ve Pekin’in İran ile Brezilya-Türk diplomatik inisiyatifini kapatma konusunda Obama Yönetimi’ne yardımcı olduğunun görülmesinin Çin’in uluslararası çıkarları ve uluslararası imajı üzerindeki olası olumsuz etkilerini değerlendirmek zorundalar.

Bu dengeleyici rolün Pekin için son derece önemli olduğu Çin’in siyasi tutumundan anlaşılabilir. Bir süredir beklediğimiz üzere, Çin yaptırım önergesi taslağında öngörülen belirli önlemlerle ilgili olarak Obama Yönetimi’nden tatmin edici önemli imtiyazlar aldı. Tony Karon’un geçtiğimiz hafta bildirdiği üzere:

Pekin yalnızca Güvenlik Konseyi’nce benimsenen yaptırımları Çin’in hâlihazırda İran’la olan yoğun ekonomik ilişkilerini genişletmesini kısıtlamayacak şekilde sulandırmakla kalmadı; Çinli analistlerin öne sürdüğü üzere, Washington ile yürütülen bir dizi sürüncemeli müzakere esnasında, hükümetleri ayrıca Washington’dan Çinli şirketleri, İran İslam Cumhuriyeti’nin üçüncü ülke işletme ortaklarını cezalandıran tek yanlı ABD yaptırımlarının dışında bırakma taahhüdü de aldı.

Çin belki de anlaşılır bir şekilde, Obama Yönetimi’nden elde ettiği imtiyazların artışının hemen arkasından, Birleşik Devletler’i İran’a yaptırımlar konusunda “sıkıştırmakta” isteksizdi. 17-18 Mayıs’tan bu yana, Çin makamları, en iyimser ifadeyle, Ortak Deklarasyon’a ilişkin ve Güvenlik Konseyi’ndeki sonraki adımlar konusunda resmi açıklama yapmaktan kaçındı. Gerçekten de Çin’in “iki şeritli” yaklaşıma desteğini pekiştirmesinin ve Ortak Deklarasyon’la ilgili belli belirsiz olumlu şeyler söylemesinin ötesinde, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü hükümetin ne düşündüğüyle ilgili çok fazla fikir beyan etmedi.

Ancak, 29 Mayıs’ta China Daily gazetesi, Dışişleri Bakanlığı ile uluslararası güvenlik ve dış politika meseleleri üzerine faaliyet gösteren çeşitli hükümet destekli araştırma kurumları ile bağlantılı Çin Silah Kontrolü ve Silahsızlanma Vakfı genel sekreter yardımcısı Zhai Dequan tarafından yazılmış “İran bir molayı hak ediyor” başlıklı önemli bir yorum yayınladı. Aynı zamanda, resmi bir düzeyde, Çin İran nükleer meselesi üzerine atılacak “sonraki diplomatik adımlar” konusunda Birleşik Devletler ile kamuoyu önünde karşı karşıya gelmekten kaçınıyor. Bu yorum makalesi, Pekin’in eninde sonunda gözden düşeceğine dair hipotezimizi desteklemekte:

İran, Türkiye ve Brezilya arasında nükleer madde değiş tokuşu konusunda yapılan üç taraflı anlaşma, başta gelen Batılı güçler dışındaki etkili ülkelerin hassas küresel sorunların çözümüne yardımcı olmaya başladığını gösteriyor. Böylesi çabalar, alkışlanmalı ve teşvik edilmeli, özellikle de geçtiğimiz yıl, ABD Başkanı Barack Obama, tek başına Amerika’ya bağlı kalmak yerine, diğer ülkelerin de dünya sorunlarını çözmeye çalışması gerektiğini söylediği için.

Üç taraflı anlaşmanın imzalanması öncesinde, BM Güvenlik Konseyi’nin, seyreltilmiş uranyumu başka bir ülke ile değiş tokuş etmeyi reddetmesi nedeniyle, İran’a yeni yaptırımlar empoze eden bir önergeyi benimsemesi bekleniyordu. Artık İran değiş tokuş edilecek seyreltilmiş uranyumun yeri, zamanı ve miktarı konusunda anlaşmış bulunuyor ve koşulları tamamen karşılamıyorsa da, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na şartların bir listesini gönderdi.

Durum değiştiği için, önceden planlanan cezai işlemler de gereken şekilde değiştirilmeli, bunun anlamı İran’a daha fazla yaptırımlar empoze etmenin artık hiçbir mantığı olmadığıdır. (vurgu eklenmiştir)

Yorum makalesi daha sonra, İran’ın (yeni yaptırımlardan kaçınmak için) uranyum zenginleştirme çalışmasını askıya alması için Obama Yönetimi’nin yenilenen ısrarını hedef alıyor:

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın tarafı olduğundan ve yasal olarak barışçıl şekilde nükleer güç kullanma hakkına sahip olduğundan, elektrik üretmek için nükleer madde işleyemeyeceğini söylemek mantıksız. (vurgular eklenmiştir)

Yazar ayrıca, hem Rusya’nın hem de Birleşik Devletler’in olay sonrasında İran’la ilgili “kale direklerinin yerini değiştirmeye” çalıştığına dikkat çekiyor:

ABD ve Rusya liderleri, Brezilya Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın, 17 Mayıs’ta Tahran’daki Bağlantısızlar Hareketi’ne katılımının, İran için yeni BM yaptırımlarından kaçınmak için son şans olduğunu hissettiler. Üç taraflı nükleer anlaşmaya, yoğun çabalarla ulaşıldı ve İran dürüstçe bunun daha fazla yaptırımdan kaçınmaya yardımcı olmasını umuyor. İran’ın ümidi o kadar yüksek ki, BM Güvenlik Konseyi’nin yeni yaptırımlar empoze etme planlarını yine de sürdürmesi halinde anlaşmayı bozma ve tek başına hareket etme tehdidinde bulundu… Yaptırımlar aslında bir ülkeyi görüşme masasına çekmenin yoludurlar. Bu nedenle böyle rasgele başvurulmamaları gerekir.

Ve, belki son satırı kaçıran olmuştur diye, sonucu da veriyorum:

İran nükleer meselesinde, yalnızca diyalog, etkileşim ve işbirliği yoluyla çözüm sağlanabilir ve bu nedenle BM Güvenlik Konseyi ülkeye yeni yaptırımlar empoze etmemelidir, çünkü bu yalnızca İran halkının daha fazla acı çekmesine yol açacaktır.

İran İslam Cumhuriyeti, elbette, şimdiye kadar Ortak Deklarasyon kapsamındaki belirli yükümlülüklerini yerine getirdi – özellikle, UAEK Başkanı Yukiya Amano’ya, Deklarasyon’un şartlarına bağlılığını gösteren resmi bir mektup sundu. (Artık iş, “Viyana Grubu”nun –Birleşik Devletler, Rusya ve Fransa ile birlikte UAEK– İran’ın mektubuna cevap vermesine kalmış durumda.)

İran Çin ve diğer önemli Batılı olmayan oyuncuların, Ortak Deklarasyon’un hayata geçirilmesi konusunda makul sayacağı şekilde davranmaya devam ettiği müddetçe, Dışişleri Bakanı Clinton ve Amerika’nın BM elçisi Susan Rice “Kalkıyor!” diye ne kadar bağırırsa bağırsınlar, yaptırımlar treni istasyondan hareket edemeyecektir .

Obama Yönetimi, Ortak Deklarasyon’a katılmamak konusundaki ana argümanı olan zenginleştirmenin askıya alınmasını dayatmaya devam ederse, oluştuğunu iddia ettiği “P-5” birliğini kaybedecektir.

Dahası, Obama Yönetimi Ortak Deklarasyon’la çalışmayı reddetmeye devam eder ve bir yandan İsrail’in son provokasyonuna karşı anlamlı bir yanıtı engellerken diğer yandan yaptırımları dayatırsa, sadece İran nükleer meselesinde “kaybetmekle” kalmayacaktır – Amerika’nın uluslararası bir lider olarak halihazırda zayıflamış kredibilitesine ciddi zarar verecektir.

Monthly Review

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s