Brezilya ve ABD Seçimleri: Zıt Sonuçlar – Immanuel Wallerstein

31 Ekim’de, Başkan Luis Inacio “Lula” da Silva, Brezilya seçimlerinde ezici bir zafer kazandı. 2 Kasım’da, Başkan Barack Obama, ABD seçimlerinde kesin bir yenilgiye uğradı. Tuhaf olansa, ikisinin de seçimde yarışmamış olmasıydı. Brezilya’da Lula, iki dönem (en fazla izin verilen) görevde kalmıştı ve halefi olarak Dilma Rousseff’i destekliyordu. Birleşik Devletler’deki 2010 seçimleri, başkanlık seçimi değil senato ara seçimleriydi.

İki adam ve iki siyasi durum arasında bazı çarpıcı benzerlikler var. Lula 2002’de umut ve değişimin adayı olarak Brezilya başkanı seçildi. Obama 2008’de umut ve değişimin adayı olarak ABD başkanı seçildi.

Her iki adam da ülkelerindeki geleneksel siyasi süreçler açısından yabancı sayılıyorlardı. Lula işçi sınıfı geçmişine ve çok az formel eğitime sahip ilk başkandı. Obama ülkesinin ilk Afro Amerikalı başkanıydı.

Kampanyalarında, her ikisi de geniş çaplı halk desteği topladılar. Lula’nın başkan olmak için ilk değil, dördüncü denemesiydi. Bir sendikanın ve bir işçi partisinin, Partido dos Trabalhadores’in (PT) lideriydi. Obama, bir sosyal eylemci ve senatoda epey sol (“liberal”) bir oy kaydına sahip bir senatördü. Her ikisi de toplumsal hareket militanlarından destek aldılar ve özellikle genç seçmenleri etkilediler. Her ikisi de, ülkelerindeki önceki başkanın günahlarını vurguladılar – Brezilya’da Fernando Henrique Cardoso ve ABD’de George W. Bush – ve her iki durumda da seçilmeleri önceki başkanın politikalarının yadsınması olarak kabul edildi.

Ne Lula ne de Obama için senatoda net bir ağırlık yoktu. Brezilya’da seçim sistemi çok partili bir senato ortaya çıkardı ve PT koltukların ancak dörtte birini alabildi. ABD’de, senatonun kuralları, muhalefet partisinin ABD başkanın yasalaştırmaya çalıştığı her düzenlemeyi engellemesine veya büyük imtiyazlar dayatmasına izin vermiştir. İki adam da kendilerini siyasi tavizler vermek zorunda hissetmiştir.

İki durumda da, yeni seçilen başkanın en büyük korkusu, ülkelerinin zaten zor durumdaki ekonomisinin felakete sürüklenmesiydi. Lula, aşırı enflasyondan ve yatırımcıların kaçmasından korkuyordu. Obama, bankaların batmasından ve aşırı işsizlikten korkuyordu. İkisinin de bu korkulara tepki verme şekli, görece muhafazakâr (“neoliberal”) bir ekonomik yaklaşıma dönmeleri ve yönetimlerinin kilit ekonomik pozisyonlarına görece muhafazakâr insanları atamaları oldu.

Bu “neoliberal” yaklaşım, seçmen tabanlarının büyük kısmını şaşkınlığa uğrattı. İki adam da “daha soldaki” destekçilerini bu “neoliberal” yaklaşımın gerekli ama geçici olduğuna ve sonunda, daha kökten bir değişim için umutlarının gerçekleşeceğini göreceklerine ikna etmeye çalıştılar.

Ancak bu destekçiler, özellikle de önde gelen sol aydınlar ve toplumsal hareket liderleri, bu ikna çabalarını artan şekilde şüpheyle ve onaylamayarak karşıladılar. Brezilya’da bunların bazıları, kamuoyu önünde PT’den istifa edip desteklerini daha küçük sol kanat partilere yönelttiler. Lula ve Obama’nın yanıtı, yürürlüğe koydukları ve nüfusun birçok yoksul kesiminin durumunu geliştirmeyi amaçlayan, örn. Brezilya’da açlığa karşı kampanya ve ABD’de yeni sağlık yasası gibi farklı türdeki programları işaret etmek oldu. Buna karşı kuşkulu destekçiler ise, her durumda ülkelerindeki zengin kesimlerin elde ettikleri çıkarlara işaret ettiler.

Ancak gerçek seçimler yapıldığında, sol kuşkucuların birçoğu kürkçü dükkânına geri döndü. Brezilya’da bir grup önemli sol aydın, muhalifinin Brezilya için felaket olacağı düşüncesiyle, Dilma Rousseff’e oy verilmesi için bir kamuoyu çağrısı yayınladılar. En önemli toplumsal hareket olan Movimento dos Trabalhadores Sem Terra da (MST), ki Lula tarafından çok kötü yüzüstü bırakılmıştır, Rousseff’in seçilmemesi durumunda işlerin daha da kötüye gideceğini düşünerek benzer bir pozisyon aldı.

ABD’de, Al Gore ile George W. Bush arasında belirgin bir fark olmadığını hissettiklerinden 2000’de Ralph Nader’ın üçüncü parti adaylığını desteklemiş olan aydınlar, bu yaklaşımları dolayısıyla kamuoyu önünde nedamet getirdiler ve senato seçimlerinde Demokratları desteklemeyi savundular. Obama’nın vaatlerini sınırlı şekilde yerine getirmesinden duydukları memnuniyetsizliğe rağmen, toplumsal hareketlerin – Afro Amerikalılar, Latinler ve eşcinseller – liderleri de aynını yaptı.

Tüm bunlar çarpıcı şekilde benzerlik gösteriyor, ancak daha farklı bir sonuç olamazdı. Rousseff Brezilya’da kolayca kazanırken Obama, kendi sözleriyle, “kesin bir yenilgi” aldı. Neden? Çok açık: İki durum arasında devasa bir fark var. Brezilya’nın ekonomik durumu, son birkaç yılda belirgin şekilde iyileşme sağlarken ABD ekonomisinin durumu belirgin şekilde kötüleşti. Carville’in tezinin daha açık bir kanıtı olamazdı: “Mesele ekonomi, seni aptal.”

Seçmenlerin onu terk etmesinin sebebi, Obama’nın “merkezciliği” değil. Lula da politikalarında dibine kadar “merkezciydi”. Mesele Obama’nın karizma eksikliği değil. 2008’de son derece karizmatikti. Lula popüler çünkü işler iyi gidiyor. Obama’nın popüler olmamasının sebebi ise, işlerin kötüye gidiyor görünmesi. Mesele birinin satıp diğerinin satmaması değil. Gerçek siyasi kanaatlerinin ne olduğu değil. Bazen, genel yapısal durum, yetenekli politikacıların becerilerinin bir işe yaramasını engeller.

15 Kasım 2010

http://fbc.binghamton.edu/commentr.htm

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s