Amerika’nın Bir Sonraki Savaş Bölgesi: Suriye ve Lübnan mı? – Mahdi Darius Nazemroaya

Washington’un Direniş Bloğuna Karşı Savaşı

Global Research, 10 Haziran 2011

Washington ve müttefikleri İsrail ve Suudiler, Arap dünyasındaki karışıklıklardan yararlanıyorlar. Direniş Bloğunu dağıtmaya ve Arap dünyasında demokrasi için her türlü inisiyatifi zayıflatmaya çalışıyorlar. Jeopolitik satranç tahtası artık Tahran’ı hedefleyen ve Suriye, Lübnan, Irak ve Filistinlileri de içeren daha geniş bir cephe için hazırlanıyor. 

Dış ve İç Baskı Yoluyla Hizbullah’ın Elini Kolunu Bağlamak

Lübnan’da hükümetin oluşturulması çıkmaza girmiş durumda. Başkanlığı elinde bulunduran Michel Sleiman ile yeni Lübnan başbakanı, Özgür Yurtsever Hareket’in lideri Michel Aoun ile siyasi bir çekişme içinde kabinenin oluşturulmasını erteleyip duruyorlardı.

Yeni Lübnan kabinesinin kurulmasının, Lübnan’ı dış politika cephesinde tarafsız tutmak için kasten erteleniyor olması muhtemel.

BM Güvenlik Konseyi ve sayısız BM organının tümü, ABD ve AB tarafından Lübnan’a baskı uygulamak üzere kullanılıyor. BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon Washington’dan emir alıyor. ABD ve NATO savaşlarına meşruiyet sağlamaya katkıda bulunuyor. Moskova, Ban Ki-moon’u NATO ile gizli işler çevirdiği için 2008’de açıkça ihanetle suçladı.

Bu bağlamda BM, Lübnan Direnişinin elindeki silahlar sorununu onu silahsızlandırma bakış açısıyla uluslararasılaştırmak amaçlı sinsi girişimler için bir forum olarak kullanılıyor. 1559 sayılı BM kararının artık güncelliği kalmamış olmasına rağmen, 1559 sayılı kararın uygulanması için Özel Temsilci sıfatını taşıyan Terje Roed-Larsen, halen görevde ve Hizbullah’a karşı raporlar yayınlıyor.

BM’nin Lübnan delegeleri, Beyrut’ta emri vakilerde bulunup Washington, Brüksel ve Tel Aviv’in ajanları gibi çalışırken tıpkı sömürgeci figürleri andırıyorlar. Tüm bölümü ABD Dışişleri Bakanlığı’nda olan Lübnan Özel Mahkemesi (STL) de Washington’un Lübnan ve Suriye’ye karşı kullanmayı planladığı dolu bir politik silah.

Refil El Hariri suikastını ele almak için uluslararası bir mahkeme oluşturuldu. Hariri öldürüldüğü zaman resmi bir görevde değildi ancak sırf bu vakayla ilgilenmek için uluslararası bir mahkeme kuruldu. Öte yandan sözde uluslararası toplum, Lübnan’da öldürülen binlerce kişiyi araştırmak için mahkeme kurmakla hiçbir şekilde ilgilenmiyor. Bundan STL ve arandığı iddia edilen adaletle ilgili ne sonuç çıkıyor?

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) de Lübnan’daki İsrail ihlallerinde pay sahibi. Birleşmiş Milletler’in Yakın Doğu’da Filistinli Mülteciler için Yardım ve Çalışma Örgütü (UNRAW) bile İsrail’in Filistinliler ve Lübnanlılara karşı işlediği suçları destekleyen görevlilerle dolu. Bu, UNRAW sözcüsü Christopher Gunness tarafından İsrail ordusu ile 15 Mayıs 2011 tarihli bir görüşmede ispatlanmış durumda. İsrail ordusu 2001 Nakba Günü’nde silahsız sivillere ateş açarken, Gunness, UNRAW’ın İsrail ulusal güvenliğinin çıkarları için çalıştığını yeniden doğruladı ve Filistinlileri İsrail’e karşı terörist saldırılar düzenlemekle suçladı. İsrail’in Gazze Şeridi’ni işgali bile UNRAW sözcüsü tarafından aklandı.

Lübnan’da yeni kabinenin yokluğu, Saad Hariri ile 14 Mart İttifakı’nın Lübnan’ın içişlerini keyfi şekilde yönetmesine mahal veriyor. Bu aynı zamanda, Beyrut’ta kendisine zorluk çıkaracak bir Lübnan hükümeti olmaksızın dilediğini yapabilen STL’ye zaman kazandırıyor.  Bu açıdan, Lübnan’da yeni bir hükümet, STL’nin meşruiyetinin kesin şekilde sorgulanmasına yol açacaktır.

Ayrıca, Lübnan İç Güvenlik Gücü (ISF) de Saad Hariri tarafından Hizbullah’a ve Hariri ailesinin siyasi muhaliflerine karşı kullanılıyor. ISF’nin Şam’a karşı çabalarda ve Suriye’de şiddetin tetiklenmesinde bile parmağı olabilir. ISF doğrudan Hariri ailesinden emir alıyor.

Saad Hariri’ye ve şürekasına sağlanan hareket serbestisi (büyük ölçüde Beyrut’ta bir kabinenin olmamasından kaynaklı) sebebiyle, Lübnan içişleri bakan vekili Ziyad Barud bakanlığından daha fazla belge imzalamayı reddetti. Barod bu tutumu aldı çünkü ISF’nin gizli kapaklı işler çevirdiğini ve kendi onayı veya denetimi olmaksızın çalıştığını düşüyordu. Bu bakımdan, ISF Ziyad Barud’un Lübnan iletişim bakan vekili Şarbel El Nahhas’ın rutin kontrol için ISF merkezine girmesine izin verilmesi emrini yerine getirmedi. ISF, açık şekilde operasyonlarını gizleme çalışıyor ve El Nahhas ile ekibinin ISF merkezindeki belli katlara girmesini engelleyecek şekilde hareket ediyor.

Lübnan’ın, ABD, BM, İsrail, Ürdün ve Suudi Arabistan istihbarat örgütleri ve ajanları için bir yuva olduğu sır değil. Amaçları Hizbullah’ı ve koalisyonunu dağıtmak.

Lübnan’ın 2006’da İsrail tarafından bombalanması sırasında, AB üyesi ülkelerin elçilikleri, Hizbullah’a karşı veriler topluyorlardı. Suudiler İsrail ile Lübnan’daki ajan ağı arasında bağlantı kurulmasına yardım ettiler. Bu durum, İsrail için çalışırken yakalanan Şii imam Şeyh Muhammed Ali Hüseyin ile Suudiler arasındaki açık bağlantı ile ispatlandı.

Tüm bunlara paralel şekilde, Hizbullah sürekli olarak İran’ın maşası olmakla suçlanıyor. Geçtiğimiz günlerde, Hizbullah İran’la birlikte Basra Körfezi’ndeki, özellikle de Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın Şiilerin yoğun olduğu bölgelerindeki protestoları tetiklemekle suçlandı. Bu açıdan Lübnan vatandaşları, birçok durumda inançlarına bakılmaksızın, Khaliji rejimlerinden dışlandılar ve Basra Körfezi’nden sürüldüler. Bu, bölgesel bölünmeler ve nefret yaratmak için mezhep kartının kullanılmasının bir parçası. Lübnan içinde, Saad Hariri hizbi tarafından Hizbullah ve müttefiklerini hedef almak için kullanıldı. Hariri, ironik biçimde tam da Suudi ordusu El Halife’yi iktidarda tutmak için ada devletini işgal ederken İran’ı Bahreyn’in içişlerine müdahale etmekle suçlamıştı.

Basra Körfezi’nin petrol şeyhlikleri, Lübnan, Suriye, Irak, İran ve Pakistan vatandaşlarının sınırlarından girmesini önlemek için sistematik şekilde çalışıyor. Kuveyt, bu ülkelerdeki siyasal karmaşa nedeniyle kendi içinde sorunlar yaşanabileceğini söyleyerek bunu haklılaştırmaya çalıştı.

Suriye’nin İstikrarsızlaştırılması

Şam, Washington ve Avrupa Birliği’nin talimatlarına boyun eğmesi için baskı altında tutuluyor. Bu uzun vadeli bir projenin parçası. Amaç rejim değişikliği veya Suriye rejiminin gönüllü olarak boyun eğmesi. Bu, Suriye dış politikasının uyumlu hale getirilmesini ve Suriye’nin İran ve Direniş Bloğu üyeleri ile stratejik ittifakından ayrılmasını içeriyor.

Suriye, vatandaşlarına karşı gaddarca kuvvet kullanan otoriter bir oligarşi tarafından yönetiliyor. Ancak Suriye’deki isyancılar karışık. Samimi özgürlük ve demokrasi savaşçıları olarak görülemezler. ABD ve AB tarafından Suriye’deki isyancıların Suriye liderliğini baskılamak ve gözünü korkutmak amacıyla kullanılmasına yönelik bir girişim oldu. Suudi Arabistan, İsrail, Ürdün ve 14 Mart İttifakı silahlı ayaklanmayı destekleyen bir rol oynadılar.

Suudiler, demokratik reform çağrılarının bastırılmasına yardımcı oldular ve ayaklanma ve protestolar sırasında Suriye muhalefetindeki demokratik öğeleri marjinalleştirdiler. Bu açıdan Suudiler hem mezhep ayrımını kaşıdılar hem de Suriye’deki dini hoşgörünün temellerini sorgulayan terörist öğeleri desteklediler. Bu öğeler çoğunlukla Fetih El İslam gibi Selefi aşırıcılar ve Mısır’da örgütlenen yeni aşırıcı siyasi hareketler. Bunlar ayrıca Alevilere, Dürzülere ve Suriye Hıristiyanlarına karşı da gösteriler düzenliyorlardı.

Suriye’deki şiddet, iç gerilimden nasiplenmek isteyen dış güçler tarafından destekleniyor. Suriye ordusunun şiddetli tepkisi bir yana bırakılırsa, medya yalanları kullanılıyor ve düzmece videolar dolaşıma sokuluyor.  Suriye muhalefetinin unsurlarına ABD, AB, 14 Mart İttifakı, Ürdün ve Khalijiler tarafından para ve silah da ulaştırılıyor. Suriye muhalefetinin yurtdışındaki meşhum ve şaibeli figürleri tarafından da yardım sağlanıyor, silahlar Ürdün ve Lübnan üzerinden Suriye’ye sokuluyor.

Suriye’deki olaylar Şam’ın uzun vadeli müttefiki İran’la da bağlantılı. Senatör Lieberman’ın kamuoyu önünde açıkça Obama Yönetimi ve NATO’dan Suriye ve İran’a tıpkı Libya’ya yaptıkları gibi saldırmasını istemesi tesadüf değil. Suriye’ye karşı yaptırımlara İran’ın dahil edilmesi de tesadüf değil. Suriye ve İran’ı hedefleyen yeni ve daha geniş bir saldırı dalgası hazırlanırken, Suriye ordusu ile hükümetinin eli kolu artık bağlı.

Suriye ve Doğu Akdeniz’in Kıyı Bölgelerindeki Gaz Alanları

Suriye iki önemli enerji koridorunun merkezinde bulunuyor. İlki Türkiye’yi ve Hazar’ı İsrail ve Kızıl Deniz’e bağlıyor, ikincisi Irak’ı Akdeniz’e bağlıyor. Suriye’nin teslim olması, Washington ve müttefikleri için bu enerji yollarının denetimi anlamına gelecek. Bu ayrıca Doğu Akdeniz’deki Lübnan ve Suriye kıyılarında bulunan geniş doğalgaz yataklarının Çin’in erişiminden uzaklaştırılması ve bunun yerine AB, İsrail ve ABD’ye bağlanması da demek.

Doğu Akdeniz gaz alanı, AB, Türkiye, Suriye ve Lübnan arasında müzakerelere konu edilmişti. Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattının yanında, Doğu Akdeniz doğalgaz yataklarının varlığı da Kremlin’in Suriye’de Rusya Federasyonu için askeri bir ayak oluşturma nedeniydi. Bu, Suriye’deki Sovyet dönemi donanma tesislerinin yenilenmesi ile yapıldı. Ayrıca, Beyrut ve Şam için Doğu Akdeniz kıyılarındaki bu doğalgaz yataklarını araştırmayı ve gelişmesine yardım etmeyi kabul eden İran’dı.

Hamas-Fetif Uzlaşması

Güneydoğu Asya’daki savaş ile Filistin devleti konusunda resmi düzeylerde artan görüşmeler arasında güçlü bir korelasyon var. Filistin devleti ümitleri, Arap dünyasında Irak’a karşı savaş hazırlıklarından doğan gerilimleri boşaltmak için iki kez kullanıldı. İlki baba George Bush, ikincisi ise bir Filistin devletinden söz eden ilk ABD başkanı olarak anılan oğul George Bush zamanındaydı.

Pozisyonundaki iniş çıkışlara rağmen, Obama da artık bir Filistin devletinden bahsediyor. Dahası, Hamas ile Fetih arasındaki uzlaşma, Filistin devletinin uluslararası tanınmasına geri sayımın başlaması olarak gerçekleşti. İsrailliler de daha önce Hamas’ı gerekçe göstererek dondurdukları Filistin hesaplarını serbest bıraktılar.

Fetih ile Hamas arasındaki uzlaşma da Hamas’ın elinin kolunun bağlanmasına hizmet etti. Hamas, İsrail işgali altındaki Filistin’i yönetirken küçük ortak haline gelmemek için dikkat etmek zorunda kalacak. Hamas, şimdi Fetih ile bir birlik hükümetindeki ortaklığında, pozisyonunu etkili bir şekilde korumalı. Her şekilde Tel Aviv ve Washington Fetih’i Filistin Yönetimi’nin büyük ortağı olarak empoze etmek isteyecekler. Bir anlamda, Hamas İsrail ve Washington tarafından dolaylı şekilde evcilleştiriliyor.

Pakistan’da İstikrarsızlık

Usame Bin Ladin’in ABD güçlerince öldürüldüğünün açıklanması, Pakistan’ın örtük siyasal destabilizasyonu sürecine katkıda bulundu. Usame Bin Ladin’in Müslümanlığın popüler ve saygın bir figürü olarak sunulması için bilinçli çabalar söz konusuydu. Bu, sözde “Medeniyetler Çatışması” tezini destekleyen bir bakış açısı.

ABD hükümeti aynı zamanda, Pakistan’a karşı bir medya kampanyası başlatıyor. İslamabad Usame Bin Ladin’e ve onun El Kaide ağına yataklık etmiş gibi resmediliyor. Gerçekte ise, Pakistan’ın teröristlerle tüm ilişkileri Washington’un talimat ve yönlendirmesine dayanıyor. Bu çok daha karmaşık bir hikaye ancak gerçekte olan şey Pakistan’ın bir ülke olarak parçalanmasının hedeflenmesi.

Pakistan’ın parçalanması ve istikrarsızlığı üç amaca hizmet edecek:

1. İran’la bir savaş senaryosunun ısıtılması: Pakistan, İran ve müttefikleri ile saf tutacak devrimcilerin iktidara gelmesi tehdidi altında olmayacak.

2. İran’dan Çin’e Pakistan üzerinden giden enerji koridoru (ve Gwadar’daki Çin limanı) da dahil olmak üzere, Çin’in Pakistan’daki çıkarlarının hedeflenmesi.

3. Avrasya’nın, Güneydoğu Asya, Orta Asya ve Hint alt kıtasının kesiştiği kilit önemdeki bir bölgesinde bölgesel destabilizasyon. Bu bölge İran ve Afganistan’dan Pakistan’a, Hindistan’a ve Batı Çin’e ulaşıyor.

Washington aynı zamanda Pakistan nükleer programını da nötralize etmek istiyor.

ABD ayrıca, teröristleri barındıran ülkelerin ulusal sınırlarını ihlal etme ve bu ülkelere “teröre karşı savaş” kapsamında asker gönderme hakkına sahip olduğunu açıkladı. Hillary Clinton, Washington’un duruşunu, ABD güçlerinin teröristleri öldüreceğini söyleyerek haklı gösterdi. Bu sadece, Devrim Muhafızlarının ABD tarafından terörist örgüt sayıldığı İran ya da yurdundan edilmiş sayısız Filistinli grubun Washington tarafından terörist örgüt sayıldığı Suriye gibi ülkelere askeri müdahale için bir bahane yaratmak üzere kapı aralamak anlamına geliyor.

Bu makalenin URL adresi: www.globalresearch.ca/PrintArticle.php?articleId=25000

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s