Kürt meselesi – Jerusalem Post başyazı

Türkiye’deki tek taraflı Kürt özerkliği ilanı ölümcül bir sessizlikle karşılandı. Dünya bundan daha az umursayamazdı.

Pek azımız fark etmiş olabilir ama Kuzey Kürdistan’dan 850 delege yakın zamanda Kuzey Kürdistan’ın başkenti ilan edilmiş olan Amed’de (Diyarbakır) demokratik özerklik ilan etti. Tüm Kürtlere kendilerini Kürt vatandaşı olarak değerlendirmeleri çağrısı yaptılar. Özerklik ilan edilen bölge güneydoğu Türkiye’nin önemli bir kesimini oluşturuyor.

Ankara’nın tepesi attı. Dünya ise bundan daha ilgisiz olamazdı.

Kürtler, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı sonunda çözülmesi ardından Ortadoğu’yu suni şekilde bölen güçlerce keyfi şekilde göz ardı edilen yerel bir halk. Tanınma ve bağımsızlıkları inkâr edilmekle kalmadı, Kürtler Türkiye (genel Türkiye nüfusunun tahminen yüzde 20’si), İran (nüfusun yüzde 7’si), Irak (nüfusun yüzde 20’si) ve Suriye (nüfusun yüzde 9’u) arasında bölündü – son ikisi sırasıyla İngiltere ve Fransa tarafından yaratılan suni siyasi uydurmasyonlardı.

Irak ve Suriye’de temel bağlılıktan yoksunluk, günümüzdeki iç anlaşmazlıkta kendini gösteriyor.

Yaygın mite göre, uluslararası toplum her halkın kendi kaderini tayin hakkını doğal ve devredilemez görüyor. Bir Filistin devleti için dünya çapında koparılan gürültülerin bahanesi en azından bu.

Gözden kaçırılan ise, Filistinlilerin dil, din, kültür ve ahlaki birliğe ilişkin akla gelebilecek her türlü gösterge bakımından kendi komşularından ayırt edilemez oldukları gerçeğinin yanı sıra, ayrı bir Filistin ulusal kimliğine ilişkin pek yakın tarihli iddiaların kökeni hakkındaki çekinceler.

Ulusal belirlenimin sübjektif olduğu söylenir. Eğer bir kolektif kendisini ulus olarak görüyorsa, kendi kaderini tayin hakkına da sahip olmaktadır. Yine de bu ilke nadiren evrensel bir tarafsızlıkla uygulanmıştır. Cefakâr Yahudi halkının da en az çok daha genç ve daha az ayırt edici etnisiteler kadar bağımsızlığa layık olduğu mevhumunu söz konusu bile etmeksizin, tarafsızlığa ilişkin çok sayıda kanıt bulunmaktadır.

Kürt meselesi söz konusu çifte standardı açık şekilde göstermektedir.

Filistinlilerden çok daha kalabalık, 30 ila 35 milyon arasında oldukları tahmin edilmektedir. Kendi kültürleri ve hâlihazırda ayırt edilebilir dilleri ile (Hint-Avrupa dillerine ait Hint İran grubunun İran dalının bir alt kategorisi), kesin şekilde Arap olmayan ayrı bir millet oluşturmaktadırlar. Arapların Filistinli sıfatını öğrenmesinden çok daha önce vardılar ve Kürtlerin bağımsızlık mücadelesi ta 19. yy.a, Arap milliyetçiliğinin icat edilmesinden önceye uzanır. 1927’de kısa ömürlü Ararat Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır. Hem Türkiye hem de İran sayısız Kürt ayaklanmasını zalimane bir şekilde bastırmıştır. Kürtler halen özgürlükleri için savaşmaktadırlar.

Dünyanın Filistinliler ve Kürtlere karşı tutumu arasındaki karşıtlık daha çarpıcı olamazdı. Filistinliler uluslar arası yardımlar ve mali destekle şımartılmaktadırlar. 1947’de bağımsız devlet olmaları önerilmiş ancak ikiz Yahudi devletini yıkmayı yeğleyerek bunu reddetmişlerdir.

Neredeyse tüm dünya Filistin devletini destekleme konusunda yeniden bir araya gelmiş durumdadır ve BM Genel Kurulu’nda Eylül’de Filistin bağımsızlığının tanınması konusundaki tek taraflı arayış için hararetli bir beklenti içindedirler.

Ancak Türkiye’deki tek taraflı Kürt özerkliği ilanı ölümcül bir sessizlikle karşılanmıştır. Dünya daha az umursayamazdı. Dünya Kürt milliyetçi hareketini methetmemekte, diplomatik destek önermemekte, onu medyada hoşgörülü bir amigolukla kucaklamamakta ve Kürt ayrılıkçılarını desteklemektedir ve Kürt terörü olarak görülen şeyi kınamış ancak dört ülkede onlarca yıldır süren anti Kürt gaddarlığı sineye çekmiştir.

Kısacası, kaderini tayin hakkı konusunda Filistinlilerden – ve dünün Batı emperyalizminin diğer Ortadoğulu yaratılarından – çok daha fazla ön gerekliliği karşılayan bir millet çok haksız bir muamele görmeye devam etmektedir. Kürtler, Filistinliler için cömertçe sergilenen sempatinin birazını bile edinememektedirler.

Yine de, Kürtler için muhtemel yeni olanaklar da belirmektedir. Amerikan kontrolü altında Irak’ta yarı özerklik sürmektedirler (Amerikan sonrası gelecekleri konusunda emin olmasalar da), Suriye istikrarsızlıkla çalkalanmaktadır ve Şam’ın baskısının kısmen hafiflemesi, İran ve Türkiye Kürtlerini de cesaretlendirmektedir.

Belki de daha cesur bir İsrail dış politikasının zamanı geldi, özellikle de Ankara’nın İsrail’e karşı süregiden antagonizması göz önüne alındığında (Recep Tayyip Erdoğan için iyi dileklerimiz bir kenara). Kaybedecek çok az şeyimiz var – kesinlikle Türkiye’nin dostluğu değil.

Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkı için sınırsız İsrail desteğini ifade etmemek için hiçbir sebep yok – tıpkı Güney Sudan için yaptığımız gibi. Bu sadece Türkiye’nin davranışlarına mukabele olarak yapılacak doğru şey değil, çünkü Kürtler bunu hak ediyor.

23.07.2011

JERUSALEM POST BAŞ YAZI

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s