Palmer raporunun ardından – Eyal Clyne (+972blog)

Cuma, 14 Ekim 2011|+972blog

Filo raporunun Gazze Şeridi’ne ambargoyu meşrulaştırması ardından geçen bir ay

Palmer Komitesi, gerçekte IDF’nin Mayıs 2010’da Gazze Filosu’na düzenlediği saldırıyı araştırmak yerine diplomatik bir arabuluculuk girişimi oldu

Eyal Clyne

BM tarafından atanmış Palmer Heyeti’nin bir ay önceki raporu, Gazze üzerindeki deniz ambargosunun (kara ambargosunun aksine) “yasal” olduğuna ilişkin hükmünü tekrar tekrar vurgulayan İsrail sözcüleri için bir gurur kaynağından başka bir şey değildi.

Palmer Komitesi,  raporunu BM Genel Sekreteri’ne sunuyor (fotoğraf: BM fotoğraf arşivi)

Birçok gazeteci, sanki yasal gerçek buymuş gibi, heyecanla İsrailli Hİ uzmanlarının ağzından bunu alıntılamaya çalıştılar; belgenin kendisini okuma zahmetine girmediler. Böyle yaparak, bazı önemli noktaları göz ardı ettiler [örneğin komitenin yasal bir otorite bile olmadığı ve vardığı sonuçların hiçbir geçerliliğe veya bağlayıcı otoriteye sahip olmadığı (bunu komitenin kendisi de açıkça belirtmektedir, s.3) – Goldstone Raporu’ndan bile az (bu raporun tavsiyeleri de yasal bağlayıcılığa sahip değildi)].

Dahası, bu sonuçların yasal hiçbir geçerliliğe sahip olmamasının yanı sıra, komite, konuyla ilgili tek bir yasal uzman bile içermiyordu. Evet, komite üyelerinin hiçbiri önlerindeki meseleyi tartışacak ilgili yasal vasıflara sahip değildi! Komite dört üyeden oluşuyordu: İsrail ve Türkiye hükümetlerinin birer temsilcisi ve sözde bağımsız iki üye daha. Bunlardan biri, Yeni Zelanda eski Başbakanı Sir Geoffrey Palmer (uluslararası çevre hukuku uzmanı), diğeri ise, insan hakları konusunda son derece güvenilmez bir sicile sahip olan ve ayrıca Siyonist AJC‘nin (Amerikan Yahudi Toplumu), İsrail’le yakın ilişkileri dolayısıyla 2007’de “Uluslara Işık Tutma” ödülü verdiği Kolombiya eski başkanı Alvaro Uribe.

Dolayısıyla, dört komite üyesinden en az üçünün tarafsızlığı tartışmalıydı ve hiçbiri uluslararası seyrüsefer yasalarına veya silahlı çatışma yasalarına ilişkin sorunları tartışma yetkisine sahip değildi.

Komitenin vardığı sonuçlardan şüphe etmek için bunlar yetmezmiş gibi, ne bir inceleme gerçekleşmiş ne de hakikatler gözden geçirilmiştir. Komiteye, kendisine İsrail ve Türkiye tarafından verilmiş sorunlu raporlar dışında hiçbir kanıtı veya ifadeyi değerlendirme izni verilmedi. Bu raporlar, deniz ambargosunun meşruiyetine kanaat getirmelerine ama aynı zamanda, kurbanların, bazı ölümlerin sırttan, boyundan ve alından, çok yakın mesafeli kurşun atışlarıyla gerçekleştiğini gösteren otopsilerini de göz önünde bulundurmalarına neden oldu. Komitenin, sayısız diğer uluslararası uzmanın sonuçlarını (kuşatmanın uluslararası hukukça yasaklanmış bir toplu cezalandırma şekli olduğuna açık şekilde hükmeden komiteler, delegasyonlar ve analizler dâhil) göz ardı etmekten başka şansı yoktu.

Basit gerçek, komitenin amacının yasal sonuçlara varmak değil, diplomatik bir uzlaşmaya ulaşmak olduğudur. Mesele İsrail ile Türkiye arasında politik bir uzlaşma sağlamaktır, kuşatmanın uluslararası hukuk karşısındaki durumunu araştırmak değil. Ortaya koyduğu sonuç, buna uygun şekilde, bağımsız bir hukuki gerçek sunmak yerine, eski müttefikleri buluşturacak ortak bir zemin bulmak için tasarlanmıştı.

Ancak kuşatmanın meşruiyeti (veya gayrimeşruluğu) siyasi komitelerin vardığı mutabakatlardan kaynaklanmıyor, tıpkı iki taraf arasındaki bir anlaşmanın (örn. çalışanlarının asgari ücretten daha az alacağına ilişkin), düzenlemelerini yasal hale getirmeyeceği gibi. Belki de komite sırf kendi saygınlığı adına veya en azından gazetecilerin yanlış alıntılar yapmasını önlemek ve bunun yerine raporu “hiçbir yasal etkisi veya çıkarımı olmayan, ülkeler arasında arabulucu bir formül” şeklinde tanımlamaları için, kelimelerini seçerken daha özenli olması iyi olabilirdi.

Ben de bir yargı makamı değilim. Ama kuşatma politikasını eşzamanlı şekilde hem inkâr hem de kabul eden İsrail’in pozisyonunu sorgulamak kolay. İsrail bıkıp usanmadan, hem sivil nüfusa katı kısıtlamalar empoze ettiğini kabul ediyor hem de artık Gazze Şeridi’ni askeri işgal altında tutmadığını iddia ediyor. Gazze üzerinde bir kuşatma ve/veya toprakları, suları, malları ve halkı üzerinde etkili bir denetim varsa ve/veya Gazze’nin Batı Şeria ile bağlantısı kesiliyorsa, uluslararası insani hukuk uyarınca bir işgalin prensiplerine göre davranmakla yükümlüyüz demektir. İsrail toprağa, tarıma, ihracata veya balıkçılığa erişimi kısıtlıyor veya engelliyorsa; gıda ve (öğrenciler, hastalar ve tıbbi ekipler dâhil) seyahat üzerinde kısıtlamalar varsa, ilaç, çimento ve su filtreleri üzerinde kısıtlamalar varsa — o zaman işgal, masum insanlara zarar vererek devam ediyor demektir. Hikâyenin sonu. Bir pastayı şeklini bozmadan yiyemez ve bir işgali aynı anda hem kabul hem de reddedemezsiniz.

Son olarak da diplomasi meselesi. Komite bir uzlaşma önermiş, bu vesileyle deniz ambargosunu meşrulaştırmış ve filoyu sorunlu olarak tanımlamıştır. Karşılığında İsrail’in özür dilemesini ve öldürülenlerin ailelerine tazminat ödemesini istemiştir. İsrail daha iyi bir anlaşma hayal edemezdi. Kuşatmanın yasadışı olduğunu bildiği için (veya en azından İsrail dışında herkes bu kanaatte olduğundan), Palmer raporunu seve seve kabul etmeli, göstermelik bir uzlaşı sergilemeli ve Türklerin buna kanması için dua etmeliydi. Ama bir sebeple İsrail hükümeti diplomatik seçeneğe karşı tavır almaya karar verdi. Şimdi ise Türkiye ile ilişkilerin tarihin en kötü düzeyine gerilemesine tanık olmak zorunda kalıyorlar. Türkiye, kendi adına, heyetin çıkarımlarını Uluslararası Adalet Divanı’na götürme niyetinde. Son derece pratik etkilere sahip UAAD ile, yasadışı suiistimallerinin kanıtlarını kabul edip değerlendireceğinden, İsrail’in neredeyse hiç şansı kalmıyor.

Öyleyse İsrail’in bu işten kazancı ne oldu? Yom Kippur’u bu hatalar karşısında özür dilemek için değerlendirip önüne bakması daha iyi olmaz mı? Palmer raporunun diğerlerine nazaran daha az alıntılanan ve İsrail’i yalnızca tazminat ödeyip özür dilemeye değil, aynı zamanda tüm kuşatma politikasını tekrar gözden geçirmeye ve  “kuşatmasını kaldırmak ve sivil nüfusun içinde bulunduğu sürdürülemez insani ve ekonomik durumu iyileştirmek amacıyla mal ve insanların Gazze’ye giriş çıkışı üzerindeki kısıtlamaları gevşetmeye” (s.70) çağıran tavsiyelerini benimsemek, yeni yıla daha iyi bir başlangıç olabilir.

Bu makale ilk olarak Eyal Clyne’ın kişisel blogu, Truth from Eretz Yisrael‘de yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s