Patrick Cockburn: Türkiye’nin ekonomik mucizesi sönmek üzere mi?

Komşuları tökezlerken, İslami demokrasi açısından rol modeli olan ülke aşırı kendine güvenin kurbanı olabilir

Pazar, 22 Ocak 2012

Türkler Osmanlı İmparatorluğu’nun yeniden doğuşuna mı tanıklık ediyorlar yoksa Avrupa’daki ekonomik kaosun ve Ortadoğu’daki siyasal kargaşanın yeni kurbanları mı olacaklar? Türkiye komşuları düşüş ve yıkım içindeyken kendisine büyük başarı getirmiş olan on yıl boyunca şişen aşırı kendine güvenin bedelini mi ödemek üzere?

Keyifler yerinde. Türkiye’nin başarıları yakın tarihe dayanıyor ve son derece gerçek. Kuruluşundan bu yana örtülü veya açık askeri vesayet altında kalmış olan bir ülkede, nihayet demokratik yollardan seçilmiş bir hükümet ipleri eline aldı; ekonomisi çarpıcı bir şekilde yükseldi ve dünyanın 15. büyük ekonomik gücü oldu; Arap Baharı ülkeleri için rol modeli olması gereken ılımlı bir İslami devlet olarak tüm dünyadan övgüler aldı.

Türk iyimserliği, bir zamanlar İrlanda ve Yunanistan’da duyulan kendini önemseme fikirleri ile pek de hayra alamet olmayan paralellikler taşıyor. Tıpkı Türkiye’de şu an olduğu gibi, bu iki ülke de, kendilerini, uzun zamandır onlardan haksız bir şekilde esirgenen refahı en sonunda elde ettiklerine dair aldatıcı bir fikre psikolojik olarak açık hale getiren bir yoksulluk ve dış göç geçmişine sahipti. Kendi başarılarına olan aşırı güvenleri, yıkıcı ekonomik balonlar yarattı.

Türkiye, yakın başarıları hakkındaki mitten benzer bir şekilde zarar görecek mi? Bazı uzmanlar bundan korkuyorlar. Globalsource’un parçası olan Istanbul Analytics’te çalışan bir ekonomi danışmanı olan Atilla Yeşilada şunları söylüyor: “Tüm ulus eşsiz olduğumuza ve kendi başarılı ekonomik modelimizi yarattığımıza inanmaya hipnotize olmuş ve uyuşmuş gibiyiz.” Türkiye’yi yıkıcı bir kredi krizinin vuracağından kuşkulanıyor. “Zarar görmezliğimize olan inancımız, vurduğu zaman, en son darbenin en kötüsü olacağı anlamına geliyor,” diyor.

Türk ekonomik mucizesi, yabancı sermaye akışına bağımlıydı ve bu, yakın zamanda durabilir. Avrupa bankaları kendi sorunlarıyla cebelleşiyorlar ve Türkiye onlar için bir zamanlar olduğu kadar ümitvar bir ihtimal gibi görünmeyebilir. İstanbul’daki Koç Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Sumru Altuğ, herkesin Türkiye’nin bu yıl çok daha düşük bir ekonomik büyüme seviyesi tutturacağını kabul ettiğini söylüyor ve uyarıyor: “Türkiye riskli bir oyun oynuyor.”

Dış politikada Türkiye benzer şekilde pik yapıp inişe geçmiş olabilir. Yirmi yıl önce düşman ülkelerle çevriliydi ama 2009’la birlikte bunlar büyük oranda dostlar haline geldi. Türkiye Irak ve Suriye ile Ortadoğu’nun diğer bölgelerinde önemli bir etki haline geldi. Suriye Başkanı Beşir el Esad’ın yakın bir müttefikiydi ve Libya’da Muammer Kaddafi ile dostça ilişkilere sahipti. Ticaret bayrağı izledi. “Bağdat ve Basra’da çöp toplayan Türk firmaları bile var,” diyordu Iraklı bir dost geçen yıl.

Arap Baharı protestocularının talep ettiği ılımlı İslami demokrasi türü, Türkiye’nin hâlihazırda ulaşmış olduğuna epeyce benziyordu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisi gibi inanmış Müslümanlar için bile laik devletin erdemlerini överek birçok Türk’ü şaşırttığı ve Mısırlı İslamcıların canını sıktığı Mısır’da, coşkulu bir şekilde karşılandı.

Erdoğan’ın hükümeti kazananlara oynamayı seviyor. Türkiye, Kaddafi’yle olan bağlarını biraz alaya maruz kalsa da becerikli bir şekilde kopardı ve isyancılar cephesi ile uyum sağladı. Hemen ardından, Misrata’da kuşatma altındaki Libyalı asilerin imdadına yetişmek üzere Türk hastane gemileri yola çıkarıldı ve Libya devletinin Türkiye bankalarındaki parası Bingazi’deki isyancı hükümetin hesabına geçirildi.

Suriye konusunda Türkiye daha az başarılı. Hatta, Kadir Has Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler dersi veren Soli Özel, lafını esirgemiyor: “Türkiye’nin Suriye politikası rezil bir başarısızlık.” Bu politikanın Şam’da hiçbir baskı gücüne sahip olmayan bir noktaya vardığını ve Suriye hükümeti tarafından uzlaşma konusundaki samimiyeti konusunda aldatıldığı iddiasıyla aşırı saldırganlaştığını savunuyor. “Rejimle doğru düzgün bir diyaloga sahip olmamak, sizi dezavantajlı bir pozisyona sokar,” diyor.

Kendine aşırı güven, tıpkı ekonomi konusunda olduğu gibi, ciddi hatalara yol açtı. Birincisi, Türkiye, Şam’da Başkan Esad’ı ciddi reformlar uygulamaya, iktidarı muhaliflerle paylaşmaya veya bırakmaya ikna edebilecek bir etkiye sahip olduğuna dair yanlış bir hayale kapıldı. Ardından açığa çıktı ki Suriye liderliği bunu yapmaya hiç de niyetli değildi ve sadece suyu bulandırıyor ve Türkleri oyalıyordu.

Irak’ta Türkiye, önemli ama halen sınırlı bir varlığa sahip. Geçmişteki düşmanlıklar göz önüne alındığında, bugün Ankara’dan çok Bağdat’tan çekinen Iraklı Kürt liderlerle belirgin şekilde daha iyi ilişkilere sahip. Ancak bütünsel olarak Irak’ta, Türkiye hiçbir büyük yarar sağlamaksızın epeyce diplomatik enerji harcamış durumda. Ana başarısı ticari alanda oldu: Irak, Almanya’dan sonra en büyük ihracat pazarı.

Türkiye, son parlamento seçimlerinde muhalefet partisinin Irak Başbakanı Nuri el Maliki’ye karşı aday çıkarmasına yardım etti. Sürpriz olmayan bir şekilde, Maliki bundan memnun olmadı ve Türkiye’yi içişlerine müdahale ile suçladı. Iraklı bir devlet görevlisi, “Tüm çabalarına rağmen Türkler Irak’ta ne elde ettiler?” diye soruyordu bana geçen yıl. “Ceplerindeki birkaç politikacıdan başka hiçbir şey.”

Ancak haberlerin hepsi kötü değil. Türkiye gerçekten bölgesel bir güç haline geldi. Kendi gücüne dair algısı abartılı olabilir ama bir zaman bölgede güçlü olan devletler – Mısır, Suriye, Irak ve hatta Libya – bugün bölünmüş ve istikrarsız durumdalar. İran bir zamanlar olduğundan daha az etkiye sahip ve Yunanistan bu yılı kendine gelmekle geçirecek. Türkiye, kendisine güvenilir bir müttefik olarak ihtiyaç duyan ABD ile iyi ilişkilerinin de faydasını görüyor elbette.

Türkiye’nin bir güç olma momenti, halen dünyanın pek az başarı öyküsünden biri olarak övülürken geçen her saniye ile birlikte kaçıyor olabilir mi? Avrupa Birliği’ne gireceğine dair beklentiler Türkiye’de reformlara ivme kazandırmış ve bunlar da ordunun hegemonyasına son vermişti. AB üyelik müzakereleri, yatırımcılara güven vermiş ve Türkiye’nin liberal bir demokrasiye doğru ilerleyişinin altını çizmişti. AB ile müzakerelerin bir sonuca ulaşmaması, yasal reformları, güvenlik devletinin tasfiyesini, Kürt ayaklanmasının çözüme ulaştırılması arayışlarını ve Kıbrıs konusundaki uzlaşma sürecini kesintiye uğrattı.

AB’nin Türkiye ile ilişkileri kritik önemde. Uzun süredir Türkiye’nin en büyük ticari ortağı ve yabancı yatırımlarının ana kaynağı AB. Ortadoğu üzerine Türk fikirleri aldatıcı ölçüde çekici ancak illa ki sonuca ulaşmaları gerekmiyor.

Türkiye halen kendine güveniyor ancak istikrarsız bir bölgenin tam kalbinde. Ekonomi konusunda ise, Türkiye’nin geleceği açısından doğru olma ihtimali ile, Yeşilada şunu söylüyor: “‘Türk mucizesi’nin ‘Türk hayal kırıklığı’na dönüşmesine şahit olabiliriz.”

The Independent

Reklamlar

Patrick Cockburn: Türkiye’nin ekonomik mucizesi sönmek üzere mi?” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s