Eleştirileri Susturmak – Dr. Paul Craig Roberts

Kim kimi tehdit ediyor?

Sahte “terör komploları” düzenlemesi ile tanınan FBI, 2010 yılında, “teröre somut destek veren faaliyetlere” ilişkin bir soruşturma kapsamında birçok eyalette barış aktivistlerinin evlerini bastı ve kişisel eşyalarına el koydu.

Savcılar davalarını Washington’un saldırgan savaş politikalarına karşı çıkmanın teröristlere yardım etmek olduğu üzerine kurarken, savaş karşıtı protestocuları, büyük jüriler önünde ifade vermeye çağıran celpler çıkarıldı. Baskınların ve büyük jüri celplerinin amacı, savaş karşıtı hareketi eylemsizlik içinde felç etmekti.

Geçtiğimiz hafta, Washington/Tel Aviv emperyalizmini eleştiren son iki kişi de ana akım medyadaki yerlerini bir çırpıda kaybettiler. Yargıç Napolitano’nun popüler programı Freedom Watch, Fox TV tarafından yayından kaldırıldı ve Pat Buchanan MSNBC’den kovuldu. Her iki uzman da, geniş takipçiye sahiptiler ve sözlerini sakınmamaları ile takdir görüyorlardı.

Birçokları, İsrail hükümetinin Washington’u İran ile savaşa sokma gayretlerine yönelik eleştirileri susturmak için, İsrail lobisinin TV reklam verenleri üzerindeki nüfuzunu kullandığından şüphe ettiler. Ne olursa olsun, önümüzde duran şey, ana akım medyanın artık tek sesli oluşu. Amerikalılar tek bir ses, tek bir mesaj duyuyorlar ve bu mesaj propaganda. Aykırı fikirler en fazla, işveren tarafından ödenen sağlık katkılarının doğum kontrol ünü de içerip içermemesi tartışmalarını hoş görüyor. Anayasal hakların yerini ücretsiz prezervatif hakkı almış durumda.

Batı medyası Washington kime parmak sallarsa onu şeytanlaştırıyor. Washington’un çıplak saldırganlığını meşrulaştırmak için söylenen yalanların bini bir para: Taliban el Kaide ile bir ve aynı şey sayılıyor, Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına sahip olduğu söyleniyor ve Kaddafi’nin yalnızca bir terörist olmakla kalmayıp, Libyalı kadınlara tecavüz edebilsinler diye askerlerine Viagra hapı dağıttığı iddia ediliyor.

ABD Savunma Bakanı Leon Panetta ve CIA’nın Ulusal İstihbarat Tahminleri bölümü, kamuoyu önünde bunun aksi yönde beyanlarda bulunmasına rağmen, Başkan Obama ve Kongre üyeleri, Tel Aviv ile birlikte, İran’ın nükleer silah yaptığını iddia etmeye devam ediyorlar. Haberlere göre, Pentagon şefi Leon Panetta Temsilciler Meclisi üyelerine 16 Şubat’ta “Tahran’ın nükleer silah geliştirme yönünde bir karar vermiş olmadığını” söyledi.

Ancak Washington’da gerçeklerin kıymeti yok. Yalnızca güçlü çıkar gruplarının maddi çıkarları önemli.

An itibariyle Amerikan Hakikatler Bakanlığı, mesaisini İran hakkında yalanlar yaymakla Suriye hakkında yalanlar yaymak arasında bölmüş bulunuyor. Yakın zamanda, Tayland’da bazı patlamalar oldu ve bu patlamalar İran’ın üstüne atıldı. Geçtiğimiz Ekim ayında FBI, büronun bir İran komplosunu açığa çıkardığını duyurdu. Buna göre İran bir Meksikalı uyuşturucu çetesine Suudi Arabistan’ın ABD Büyükelçisi’ni öldürtmek için bir kullanılmış araba satıcısına ödeme yapmıştı. Beyaz Saray’daki ebleh, bu inanılmaz komploya inandığını açıkladı ve “güçlü kanıtlar olduğunu” söyledi ama hiçbir kanıt ortaya çıkmış değil. Olmayan bir komployu duyurmaktaki amaç, Obama’nın yaptırımlarını meşrulaştırmak. Nükleer enerji geliştirdiği için İran’a uygulanan bu yaptırımlar artık bir ambargo boyutuna ulaştı ve ambargo bir savaş sebebi.

İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın imzacısı olarak, nükleer enerji geliştirme hakkına sahip. UAEA denetçileri, sürekli olarak İran’dalar ve raporları, nükleer malzemelerin silah programına yönlendirilmediğini gösteriyor.

Yani, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın raporlarına, ABD Ulusal İstihbarat Tahminlerine ve mevcut Savunma Bakanı’na göre, İran’ın nükleer silahı olduğuna veya nükleer silah geliştirdiğine dair hiçbir kanıt yok. Yine de Obama, İran’a karşı yasadışı yaptırımlar uyguluyor ve İran’ı bilinen tüm kanıtlarla çelişen suçlamalar temelinde askeri saldırı ile tehdit etmeye devam ediyor.

Böyle bir şey nasıl olabiliyor? Olabiliyor çünkü, Başkan Obama’ya, UAEA’nın yanı sıra kendi CIA’sı ve kendi Savunma Bakanı, yaptırımların hiçbir temeli olmadığını bildirirken, neden İran’a savaş gibi yaptırımlar uyguladığını soracak, kendisi de İsrail lobisi tarafından elimine edilen Helen Thomas gibi biri yok artık.

Sorgulayacak özgür bir basını yokken ABD’nin bir demokrasi olduğu fikrine sadece gülünebilir. Ancak medya artık gülmüyor, yalan söylüyor. Tıpkı hükümet gibi, ABD ana akım medyası da ağzını ne zaman açsa veya bir kelime yazsa, yalan söylüyor. Hatta, medya şirketlerinin patronları, çalışanlarına yalan söylemeleri için para ödüyor. İşleri bu. Hele bir hakikati söyleyin bakalım, tıpkı Buchanan, Napolitano ve Helen Thomas gibi tarih olursunuz.

Hakikatler Bakanı’nın “Esad’ın ordusu tarafından katledilen barışçıl protestocular” olarak andığı kişiler, aslında Washington tarafından silahlandırılan ve finanse edilen isyancılar. Washington bir iç savaş körükledi. Washington, niyetinin baskı altındaki ve kötü muamele gören Suriye halkını Esad’dan kurtarmak olduğunu iddia ediyor, tıpkı Washinton’un baskı altındaki ve kötü muamele gören Libya halkını Kaddafi’den kurtardığı gibi. Bugün çatışmakta olan çeteler tarafından terörize edilen “kurtarılmış” Libya, eski halinden bile beter durumda. Obama sayesinde, bir ülke daha harap oldu.

Suriyeli sivillere uygulanan katliamlara ilişkin raporlar doğru olabilir ancak bu raporlar, kendilerini iktidara getirecek bir Batı müdahalesini arzu eden isyancılardan geliyor. Dahası, bu sivil ölümlerin, ordusu Suudi Arabistan askeri ile takviye edilmiş ABD destekli Bahreyn hükümeti tarafından öldürülen Bahreynli sivillerden ne farkı var? Batı medyasından, kukla devletleri tarafından işlenen sivil katliamlara Washington’un körlüğüne ilişkin hiçbir feryat duyulmuyor.

Suriye’deki katliamların, eğer gerçekten varsalar, Washington’un Afganistan, Irak, Pakistan, Yemen, Libya, Somali, Ebu Gureyb, Guantanamo ve gizli CIA hapishanelerindeki zulüm ve katliamlarından ne farkı var? Amerikan Hakikatler Bakanlığı, bu kitlesel ve benzeri görülmemiş insan hakları ihlalleri konusunda neden sessiz?

Washington ve Almanya’nın, NATO ve ABD’nin, bir başka sivil zayiat olarak göz ardı edilen Çin konsolosluğu da dahil, Sırp sivilleri bombalamasını meşrulaştırmak için kullandığı Kosova’daki Sırp katliamı haberlerini de hatırlayın. Şimdi, 13 yıl sonra, önde gelen bir Alman TV programı, vahşet kampanyasının fitilini ateşleyen fotoğrafların büyük ölçüde çarpıtılmış olduğunu ve Sırplar tarafından gerçekleştirilmiş katliamların değil, silahlı Arnavutlar ile Sırplar arasındaki bir çatışmada öldürülen Arnavut ayrılıkçılarının fotoğrafları olduğunu ortaya çıkarmış bulunuyor. Sırp ölümleri gösterilmemiş.

Hakikatin karşılaştığı sorun, batı medyasının sürekli olarak yalan söylüyor olması. Yalanın düzeltildiği ender durumlarda da, iş işten çoktan geçmiş, dolayısıyla, medyanın önayak olduğu suçlar, başarıya ulaşmış oluyor.

Washington Suriye’ye daha rahat saldırabilmek için onu izole etmek amacıyla, kukla Arap Ligi’ni Suriye’nin üzerine saldı. Esad, 26 Şubat’ta iktidarı kendi partisi BAAS’ın ötesine genişletecek yeni bir anayasanın oluşturulması için ulusal çapta bir referandum çağrısı yaparak Washington’un Suriye’nin yıkımı için planlarının önüne geçti.

Washington ve onun Hakikatler Bakanlığı, Suriye’de gerçekten demokrasi istiyorsa, iktidar partisi tarafından sergilenen bu iyi niyet jestini görüp referandumu onaylayacaklarını düşünüyor insan. Ancak Washington demokratik bir Suriye istemiyor. Kukla bir devlet istiyor. Washington’un referandum adımına tepkisi “alçak Esad’ın Suriye demokrasisine doğru adımlar atarak Washington Suriye’yi imha edip yerine bir kukla geçirmeden önce kendisini alt ettiği” şeklinde oldu.

İşte Obama’nın Esad’ın demokrasiye doğru hamlesine yanıtı: “Aslında son derece komik—Suriye devrimi ile dalga geçiyor,” diyor Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney Air Force One uçağındaki muhabirlere.

Obama, neo-con’lar ve Tel Aviv gerçekten kızmış olmalı. Washington ve Tel Aviv, Rusya ve Çin’in arkasından dolanıp Esad’ı nasıl devirebileceklerini bulabilirlerse, Esad’ı demokratik bir referandum önerdiği için savaş suçlusu olarak yargı önüne çıkaracaklar.

Esad babası ölmeden önce ve başı dertteki hükümetin başına geçmek için çağrılana dek İngiltere’de göz doktoruydu. Washington ve Tel Aviv, Esad’ı kuklaları olmadığı için şeytanlaştırıyorlar. Bir başka hassas nokta ise Tartus’taki Rus deniz üssü. Washington, Akdeniz’i bir Amerikan gölüne çevirmek için, Rusları Akdeniz’deki tek üslerinden çıkarmak istiyor. Neo-conların dünya imparatorluğu vizyonunu benimsemiş olan Washington, kendi mare nostrum’unu istiyor.

Sovyetler Birliği halen ayakta olsaydı, Washington’un Tartus’la ilgili planları intihar olabilirdi. Ancak Rusya politik ve askeri olarak Sovyetler Birliği’nden daha zayıf. Washington Rusya’ya Rusya’nın çıkarlarına karşı çalışan ve önümüzdeki seçimleri karıştıracak olan STK’lar üzerinden sızdı. Ayrıca, Washington tarafından fonlanan “renkli devrimler” Sovyetler Birliği’nin eski bileşenlerini Washington’un kukla devletleri haline getirdi. Komünist ideolojiden yoksunken, Washington Rusya’nın nükleer düğmesine basmasını beklemiyor. Bu nedenle, Rusya çantada keklik.

Çin daha büyük bir sorun. Washington’un planı Çin’i bağımsız enerji kaynaklarından yoksun bırakmak. Çin’in doğu Libya’daki petrol yatırımları, Kaffadi’nin devrilmesinin sebebiydi ve petrol Washington’un İran’ı hedeflemesinin de ana sebeplerinden biri. Çin İran’da büyük petrol yatırımlarına sahip ve petrolünün %20’sini İran’dan alıyor. İran’ı kapatmak veya Washington’un kukla devletine dönüştürmek, Çin ekonomisinin %20’sini kapatmak demek.

Rusya ve Çin yavaş öğreniyorlar. Ancak Washington ve onun NATO kuklaları Libya’ya ilişkin “uçuşa yasak bölge” için BM önergesini istismar edip CIA sponsorlu bir isyanı bastırmak için her türlü hakka sahip olan Libya ordusuna karşı silahlı askeri saldırganlığa dönüştürerek ihlal ettiklerinde, Rusya ve Çin en sonunda Washington’a güvenilemeyeceği mesajını aldılar.

Bu kez Rusya ve Çin Washington’un tuzağına düşmediler. BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’ye askeri saldırı planını veto ettiler. Şimdi Washington ve Tel Aviv (bu ikisinden hangisinin kukla, hangisinin oynatıcı olduğu her birbirine karışıyor) Rusya ve Çin muhalefetine rağmen adım atıp atmamaya karar vermek zorunda.

Washington için risk katlanmış durumda. Adım atarsa, Rusya ve Çin’e verilen mesaj, İran’dan sonra sırada kendilerinin de olduğu olacak. Bu nedenle ikisi de nükleer silahlara sahip olan Rusya ve Çin’in, İran’la ilgili kırmızıçizgilere daha sıkı sarılmaları muhtemel. Damarlarında kendini beğenmişlik ve kibir dolaşan Washington ve Tel Aviv’deki çılgın savaş çığırtkanları, Rus ve Çin muhalefetini yeniden çiğnerse, tehlikeli bir karşılaşma riski ortaya çıkıyor.

Amerikan medyası bu riskler konusunda neden sorular sormuyor? Sırf İran nükleer enerji programına veya diyelim ki nükleer silaha sahip olmasın diye, dünyayı havaya uçurmaya değer mi? Washington Çin’in, hedeftekinin kendi enerji tedariki olduğunun farkında olmadığını mı sanıyor? Rusya’nın, düşman askeri üslerle kuşatıldığının farkında olmadığını mı sanıyor?

Washington’un sonu gelmez multi-trilyon dolarlık savaşları kime hizmet ediyor? Sağlık hizmetlerine hiçbir erişimi olmayan 50 milyon Amerikalıya veya büyük miktardaki kamu fonları batık bankaları kurtarmak için kullanılırken veya hegemonya savaşlarında çarçur edilirken, evsiz, arabalarda, sağlıksız otel odalarında, çadır kentlerde ve Las Vegas’ın altındaki kanalizasyonlarda yaşayan 1,5 milyon Amerikalı çocuğa olmadığı kesin.

ABD bağımsız bir basına ve TV medyasına sahip değil. Yalan söylemek için para alan satılık bir medyaya sahip. ABD hükümeti, gayriahlaki emellerinin peşinde insanlık tarihinin en yozlaşmış hükümeti konumuna erişti. Yine de Obama, Washington insanlığın yüce ahlaki değerlerin kaynağıymış gibi konuşuyor.

ABD hükümeti, Amerikalıları temsil etmiyor. Birkaç özel çıkar grubunu ve yabancı bir gücü temsil ediyor. ABD vatandaşlarının hiçbir önemli yok, Afganlar, Iraklılar, Libyalılar, Somalililer, Yemenliler ve Pakistanlıların da. Washington hakikat, adalet ve merhameti gülünç değerler olarak görüyor. Para, güç, hegemonya ise, “tepeye kurulan kent, ulusların ışığı, dünyaya örnek”* Washington için her şey.

* İncil’den alıntı (Matta 5:14)

Global Research

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s