‘Arap Baharı’ sonrası siyasal İslam – Alain Gresh

Körfez, Müslüman Kardeşler’den soğuyor

Müslüman Kardeşler, Selefiler ve Körfez emirleri arasındaki bir ittifaktan kaynaklanan İslamcı bir dalga Ortadoğu’yu silip süpürüyor. Ancak yeni siyasal görünümün şifrelerini çözmenin anahtarı İslam değil.

Dubai’nin polis şefi, General Dahi Kalfan el Tamim, Müslüman Kardeşler’in “doğru yoldan sapmış küçük bir grup” olduğunu iddia ediyor. Ayrıca, Mısır’daki devrimin de “İran’ın desteği olmasaydı mümkün olamayacağını ve yeni bir Sykes-Picot anlaşmasının başlangıcı” olduğunu söylüyor (1). Ve Mısır’da Muhammed Mursi’nin seçilmesinin “talihsiz bir seçim” olduğunu belirtiyor. Arap dünyasındaki birçok önde gelen figür gibi el Tamim de Twitter kullanıyor ve şunu diyor: “Müslüman Kardeşler Körfez’in güvenliğini tehdit ederse, akan kanda boğulur.”

Bu yaz boyunca, el Tamim “ölümü yaklaşan günahkâr bir çete” olarak adlandırdığı MK’yı eleştirdi ve varlıklarının ve banka hesaplarının dondurulması çağrısında bulundu (2). Dubai’nin bir parçası olduğu BAE’deki yetkililer, rejime karşı komplo kurma suçlamasıyla 60 kadar MK üyesi hakkında dava açtılar.

Arap yanlısı El Şark El Evsat gazetesi, Suudi kraliyet prensi Salman’ın ailesine ait. Batı’daki ününe rağmen, Arap politikası meselelerinde neredeyse hiçbir bağımsızlığa sahip değil. Muhammed Mursi’nin 30 Haziran’da yemin etmesinin ertesi günü, editörü Abdül Rahman El Raşit bazı sorular sordu (aslında El Suud ailesinin soruları) (3). Mısır’ın yeni devlet başkanı terörizmle mücadele edecek ve El Kaide’ye karşı çıkacak mıydı? Mısır’ın Filistin’deki arabulucu rolüne devam edecek miydi? Dış müdahaleye muhalefeti bilinen yeni başkan, Suriye muhalefetini içtenlikle destekleyecek miydi? Ürdün Kralı Abdullah’ı Müslüman Kardeşler’in Ürdün kolunun meydan okumasına karşı destekleyecek miydi?

El Raşit şöyle yazdı: “İran Mısır’da Müslüman Kardeşler’in uzun süreden beri güçlü bir müttefiki olduğundan, yeni başkan Tahran’la ilişkileri İran’ın Körfez devletlerinde elçilikler ve elçiler bulundurduğu bahanesiyle yeniden sürdürmeye karar verecek mi? İran’ın Mübarek’in devrilmesinden bu yana yoğunlaşan ve Tahran’ın Şii ideolojisini bazı Mısır çevrelerinde yaymak için yerel gruplara olan desteğinde ve girişimlerinde görülebilen ideolojik ve dini faaliyetleri konusunda sessiz mi kalacak? Bu, Mısır’da mezhep çatışmasına yol açabileceği uyarısıyla hâlihazırda El Ezher [Sünni İslam’ın Kahire’deki önde gelen kurumu] tarafından eleştirilmiş bir durum.”

Eylül itibariyle, El Raşit Kahire’nin Tahran’ı (Riyad ve Ankara ile birlikte) Suriye krizine çözüm bulmak için oluşturulmuş bir gruba dâhil edilmesi çabalarını kınıyordu (4). Suudi dışişleri bakanı, bu grubun Kahire’de 17 Eylül’deki bir toplantısını boykot etti.

Bu uyarılar ve Körfez basınındaki daha birçoğu, Batı’da çok az ilgi buldu, belki de öne çıkan görünüme ters düştükleri için: yani sanki herkesin paylaştığı ortak bir muhafazakâr İslam görüşü, siyasal değerlendirmelerin ve diplomatik rekabetlerin, ulusal farklılıkların ve birbirinden ayrı stratejilerin üzerini örtebiliyormuş gibi, Körfez’deki emirleri ve İslamcı hareketleri, katı bir dini düzen ve şeriat empoze etme isteklerinde birleştiren geniş bir ittifakın söz konusu olduğu.

Resmi anlaşma yok

Dinden çok politikanın konusu olsalar da, böylesi bir görünümün geçmişte de örnekleri var. 1950’li ve 60’lı yıllarda, Mısır’da, Suriye’de, Cezayir’de ve Irak’ta eziyet gören binlerce Müslüman Kardeşler üyesi, Körfez ülkelerine yerleştiler, özellikle de Suudi Arabistan’a. Ancak MK ile bağlantıları olan bir Mısırlının da belirttiği üzere: “Ortada resmi bir anlaşma yoktu. Örgüt dağıtılmıştı ve liderlik yapısına sahip değildi. Ancak Suudi Arabistan’a yerleşen aktivistlerin anavatanlarına Arap nasyonalizmine, özelikle de Mısır başkanı Cemal Abdül Nasır’a ve sola karşı savaşan binlerce üye kazandırdığı bir gerçektir.”

1980 Aralık ayında Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgal edilmesi, bu ittifaka komünizme karşı savaş adında taptaze bir enerji kazandırdı. Müslüman Kardeşler ağları da dâhil olmak üzere (Mısır kolu büyük ölçü de rezervde kalsa da(5)) farklı İslamcı gruplar tarafından harekete geçirilmiş, ABD ve CIA tarafından desteklenen ve Körfez’in petrol monarşilerince finanse edilen binlerce gönüllü Kızıl Ordu’ya karşı savaşmak üzere üşüştü. El Kaide Afgan “özgülük savaşçılarını” destekleme amaçlı bu mobilizasyonun içinden çıktı.

Arap Baharı’nın bu kutsal ittifakın üçüncü aşamasını temsil ettiğine dair bu aldatıcı hipotez, soğuk savaş sonrası dönemin daha karmaşık gerçekliklerinin üstünü örtüyor. İlki, MK ile Suudi monarşisi arasında 1990’ların başlarında, Kuveyt’in işgalinden sonra yaşanan ayrışmaydı. Suudilerin o zamanki içişleri bakanı, güçlü Prens Nayif, Kuveyt gazetesi El Siyasa’da 2002’de şöyle yazdı (6): “Müslüman Kardeşler Arap dünyasındaki birçok sorunun sebebi ve Suudi Arabistan’a çok zarar verdiler. Bu gruba çok fazla destek verdik. … Müslüman Kardeşler Arap dünyasını mahvetti.”

Okurlara 1990-91’deki Körfez krizi sırasında içlerinde hepsi Müslüman Kardeşler’le bağlantılı Raşit el Gannuşi’nin (Tunus, Nahda partisinin şu anki başkanı), Hasan el Turabi (Sudan), Abdül Macit el Zindani (Yemen) ve Necmettin Erbakan’ın da (Türkiye) olduğu bir delegasyonu kabulünü hatırlattı. “Onlara Kuveyt’e bir saldırıyı kabul edip etmeyeceklerini sorduk. Görüş almaya geldiklerini söylediler. Ama Irak’a vardıklarında, Irak’ın Kuveyt işgalini destekleyen açıklamalar yaparak bizleri şaşırttılar.”

Prens, bu öfkenin diğer sebebinden söz etmiyor (bölgedeki diğer emirlerin de paylaştığı bir sebep). Körfez ülkelerinde MK’nın kurulması ve Körfez savaşından bu yana krallığı etkileyen protestolara dâhil olmaları. Siyasal görüşleri – İslami bir devlet, ama demokratik yoldan seçilmiş -, kraliyet ailesine sorgusuz sadakate dayanan Suudi Arabistan’ınkinden ayrılıyor. Kraliyet ailesi, siyasete dâhil olmayı reddetmeleri ve kraliyet ailesi ile Mübarek rejimi dâhil, bölgedeki güçleri desteklemelerinin verdiği güvenle, onlar yerine Selefi hareketleri – çok parçalı ve sayısız – desteklemeyi tercih etti.

Riyad ile MK arasındaki ayrışma, MK’nın Hamas üzerinden İran, Suriye ve Lübnan Hizbullah’ı ile birlikte “direniş eksenine” katıldığı 2000’lerde genişledi.

Arap Baharı’nın yeni kartları

Arap devrimleri kartları yeniden dağıttı. Suudi Arabistan ve emirlikler ayaklanmalara karşı çıktılar. MK’nın Mısır ve Tunus’ta başarıyla yürüttükleri deneyleri hiç de iyi karşılamadılar. Suudi Arabistan’ın Hüsnü Mübarek’le mükemmel ilişkilere sahip olan ve Tunus’tan kaçtıktan sonra Bin Ali’ye kucak açan (Tunus’un yeni liderinin sınır dışı etme talebini reddettiler) Vahabi liderleri, MK’nın bu diktatörleri devirmesine ve ABD’nin de onları terk etmesine içerlediler. Monarşi kendisini karşı devrimin merkezine yerleştirdi ve Bahreyn’deki Mart 2011 ayaklanmasını ezdi. Riyad da MK’nın etkin bir rol oynadığı Ürdün’deki protestolara karşı Kral Abdullah’ı destekledi (7).

Yine de Başkan Mursi’nin 11 Temmuz 2012’de Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ilk yurtdışı ziyareti, “İslamcı” dayanışmasından ziyade reel politik uğrunaydı. Mısır Suudi parasına ümitsizce muhtaç; 1,5 milyar dolar aldı ve 2,5 milyar dolar daha vaat edildi (8). 1,5 milyondan fazla Mısırlı Suudi Arabistan’da çalışıyor ve anavatana yolladıkları para ödemeler dengesini destekliyor. Aynı zamanda, Suudi Arabistan ne kadar istese de, kendisini Ortadoğu’daki en önemli ülkeden koparamaz.

“Mursi’nin ziyareti tüm sorunları çözmeyecek,” diyor bir Mısırlı diplomat imalı şekilde. Mısırlıların Suudi Arabistan’da gördüğü muamele ve Mısır’daki Suudi yatırımlarının kaderi gibi birçok gerilim kaynağı varlığını sürdürüyor. Nisan’da, Kahire’deki Suudi elçisi, Suudi Arabistan’da uyuşturucu bulundurmakla suçlanan bir avukat olan Ahmed el Cizavi’nin tutuklanmasına yönelik gösterilerin ardından geri çağrıldı. Ağustos’ta, MK’nın üst düzey liderlerinden biri ve sonrasında başkan danışması olan Essam el Aryan, Suudi elçisinden Twitter’da “Mısır vatandaşı Necla Vefa’nın (2009’dan beri krallıkta tutulan ve bir Suudi prensi ile mali anlaşmazlık yaşaması ardından beş yıl hapse ve 500 kırbaç darbesine mahkûm edilen iki çocuklu bir kadın) tutuklanmasını çevreleyen koşulları, suçu ve cezayı netleştirmesini” istedi (9).

Suudi yatırımlarının Mısır’daki kaderi de bir sorun. Haziran 2011’de, zengin prens Velid bin Talal bir basın açıklamasıyla, Mübarek’in yozlaşmış rejimi altında kelepir fiyata aldığı 420 km2’lik çiftliğin %75’ini “Mısır halkına verdiğini” duyurdu (10). Bu Mısırlı yetkililerle çıkabilecek bir sorundan kaçınmak içindi. Kahire ve Riyad gerilimleri asgariye indirmeye çalışmasına rağmen Mısır yargısı tarafından Suudi çıkarlarını inceleyen başka soruşturmalar da başlatıldı ve Mısır Suudi Arabistan’la mali uzlaşmazlıkları çözüme kavuşturmak için özel bir büro kurdu (11).

Suudi korkuları

Suudi Arabistan, Mısır’ın büyük ölçüde ortalıkta görünmediği veya Vahabi öncülüğünü izlediği bir on yılın ardından Kahire’nin diplomatik sahneye geri dönüşünden memnun değil. Mursi’nin önce Çin’e (ABD ile balaylarının bittiğinin bir işareti) ve sonra da İran’a seyahatleri, Suudilerin korkularının yersiz olmadığını gösterdi. Tahran ziyareti Mursi’ye, ABD baskısına direndiği için onunla gurur duyan (Körfez liderlerinin İran ve Şii karşıtı söylemlerinden pek de haberdar olmayan) Mısır kamuoyunun gözünde bir miktar kredi sağladı. Suudi Arabistan’la zıtlaşmaktan kaçınmak için, Mısır başkanı ince bir dengeleyici hamle yapmalıydı: Tahran’da yalnızca birkaç saat kaldı, İran Dini Rehberi ile planlanan şekilde görüşmedi ve karşılıklı diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılmasını konuşmayı reddetti. Nasır’a hürmetlerini sunduktan sonra (ki bu, Nasır’ın MK’yı 1950’ler ve 60’lar boyunca sert şekilde bastırdığı hatırlandığında son derece şaşırtıcı), Suudi Arabistan’ın evet dediği dış müdahaleyi reddederken Beşar Esad’ın Suriye’den ayrılması çağrısında bulundu.

Uzun sürgünlüğü döneminde, Tunus’un Nahda hareketinin (ki MK’nın parçasıdır) lideri olan Gannuşi, Riyad yerine Londra’da yaşadı. 2011 Aralık ayında ABD’ye yaptığı bir ziyarette, Arap Baharı’nın Körfez’deki emirlerin sonu olacağı öngörüsünde bulundu ve bu Suudi gazetesi El Riyad’ın (12) bu öngörünün büyük bir Nahda destekçisi olan Katar emirini de içerip içermediğini sormasına yol açtı.

Katar (Suudi Arabistan gibi, Arap yarımadasına egemen olan katı bir İslam formuna bağlı olan bir Vahabi devlet) ile MK arasındaki ilişkiler sağlam. Katar, bölgede aktif bir rol oynamak için gereken büyüklükte orduya veya yeterli sayıda diplomat ya da casusa sahip olmadığından, MK’da kendi politikalarını yürütecek bir kanal bulduğuna inanıyor. Dipsiz kasaları ellerindeki tek koz. 1970’ler boyunca Katar’da bulunan ve El Cezire’deki Şeriat ve Yaşam programı kendisini bölgenin en popüler vaizlerinden biri haline getiren Şeyh Yusuf el Karadavi’den faydalandılar. Karadavi, bağımsızlığını korusa ve Mısır’daki kolun mezhepçiliğini eleştirse de eski bir üyesi olduğu MK için bir dini referans noktası.

ABD ile sağlam ilişkiler sürdürürken bir süre Hizbullah, Suriye ve İran’la flört eden Katar, Arap Baharı’ndan bu yana yüzünü yeniden MK’ya döndü. Tamamen Katar tarafından finanse edilen bir kanal olan El Cezire, bunun sonucu olarak parıltısını (ve en iyi gazetecilerinden bazılarını) büyük ölçüde yitirdi ve Mısır’da (daha az ölçüde de Tunus’ta) bir MK sözcüsüne dönüştü. Katar emirinin bu Ağustos’ta Ramazan ortasında Mısır’a yaptığı ziyaret ve Mısır merkez bankasındaki hazineye yardım eden 2 milyar dolarlık hesabı, bağların ne kadar güçlü olduğunun kanıtı. Ancak bu stratejik bir ittifak anlamına gelir mi? Nahda ile bu hareketin Tunus’ta istikrarı sağlayamamasından kaygı duymaya başlayan Katar arasındaki yakın zamanlı gerilimler, öyle olmadığına işaret ediyor.

General de Gaulle, “karmaşık Doğu” hakkında basitleştirerek konuşurdu ancak Ortadoğu da dünyanın geri kalanını açıklamak için kullanılanlarla aynı siyasi kavramlar kullanılarak analiz edilebilir. Ancak bu kavramların hayata geçirilmesi halen kabul görme aşamasında. MK’nın kolları, İslam dogmalarına dayalı bir şekilde Mekke’deki sekter bir önderi izlemiyorlar; stratejileri sıklıkla tek tek söz konusu ülkenin ulusal çıkarlarını takip ediyor, tıpkı Mursi’nin İsrail veya Gazze politikasının gösterdiği gibi (Hamas için büyük hayal kırıklığı).

Selefilerin Mısır ve Tunus’ta siyasal sahneye çıkışı yeni zorlukları da beraberinde getiriyor (13): Katar ile Suudi Arabistan arasındaki uzlaşma (Vahabi Suudi krallığı, MK’nın katılımıyla bile olsa, Arap dünyasında başarılı bir demokratik geçişten korkarken, Katar güven duymamaya devam etmesine rağmen Suudi Arabistan’la daha fazla yakınlaştı) ve artık Suudi isyancılara olan yardımını, MK’yı desteklediğinden şüphelendiği Katar’la birlikte koordine etmeyi reddeden Ürdün monarşisine yönelik tehditler. Tamamen dini mercekle bakıldığında, bölgesel İslamcı manzarayı anlamak mümkün değil.

(1) Birinci dünya savaşı sırasında Fransa ile İngiltere arasında gizlice müzakere edilen bu anlaşma, iki gücün Ortadoğu’yu kendi aralarında nüfuz veya kontrol alanları şeklinde paylaşması ile sonuçlandı.
(2) Bkz. “Dubai police chief warns of Muslim Brotherhood, Iran threat” (Dubai polis şefi Müslüman Kardeşler, İran tehdidi konusunda uyardı), Egypt Independent, Kahire, 26 Temmuz 2012; El Şark web sitesi, Doha, 6 Eylül 2012; El Arabiya TV, Dubai, 9 Eylül 2012.
(3) Abdül Rahman El Raşit, “What will Mursi do?” (Mursi Ne Yapacak?), El Şark El Evsat, Londra, 2 Temmuz 2012.
(4) El Şark El Evsat, 19 Eylül 2012, Mideast Mirror tarafından alıntılanmış, Londra, 19 Eylül 2012.
(5) Stéphane Lacroix, “Osama bin Laden and the Saudi Muslim Brotherhood” (Usame bin Ladin ve Suudi Müslüman Kardeşleri), Foreign Policy web sitesi, 3 Ekim 2012.
(6) Metin, çevrimiçi resmi Suudi gazetesi Ayn El Yakın tarafından, 6 Aralık 2002’de İngilizceye çevrilmiş.
(7) See Hana Jaber, “Jordan awaits its own spring” (Ürdün kendi baharını bekliyor), Le Monde diplomatique, İngilizce baskı, Ağustos 2012.
(8) Ahram Online, 19 Eylül 2012.
(9) El Vatan, Kahire, 2 Eylül 2012.
(10) Reuters, 11 Haziran 2011. Ayrıca bkz. Alain Gresh, “Egypt’s revolution is only beginning” (Mısır devrimi daha yeni başlıyor), Le Monde diplomatique, İngilizce baskı, Temmuz 2011.
(11) “Saudi-Egyptian ties get big boost” (Suudi-Mısır bağları güçleniyor), Arab News, Cidde, 14 Eylül 2012; “Through special office, government to protect Saudi investors” (Hükümet Suudi yatırımcıları özel bir büro ile koruyacak), Egypt Independent, Kahire, 4 Ekim 2012.
(12) “Ghannushi sparks polemic in Saudi Arabia” (Gannuşi Suudi Arabistan’da polemik konusu oldu), BusinessNews.com, 15 Aralık 2011.
(13) Mısır’ın ana Selefi partisi Nur Partisi içindeki mevcut yarılma, bu siyasete girme denemesinin ve siyasal olarak tutarlı bir Selefi çizgi tanımlamanın zorluklarını gösteriyor.

Le Monde diplomatique

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s