Ortadoğu konusunda tavsiyeler – ‘bardağı taşıran son noktaya’ klişelerle ulaştık – Robert Fisk

Suriye’nin isyancıları sürekli olarak “yaklaşırken” dikkatli olmalısınız

Suriye

Mısır’da demokrasiye giden yolun çantada keklik olduğunu düşündüğümüz günleri hatırlıyor musunuz? Batı eğitimli Muhammed Mursi, insanları gelip Hüsnü Mübarek’in eski başkanlık sarayında kendisiyle tanışmaya davet etmişti, “Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi”ndeki gösteriş düşkünü askerler emekliye sevk edilmişti ve Uluslararası Para Fonu, Mısır’a cömert yardımlar bahşetmeyi planlıyordu. Ortadoğu’nun iyimserleri, 2012 ortalarında ne kadar da mutluydu.

Yan kapı Libya, özgürlük, istikrar ve Arap dünyasının en bereketli petrol üreticilerinden birinde Batı için yeni bir yuva vaat ederek Batı yanlısı laik Mahmud Cibril için bir zafer yarattı. ABD’li diplomatların neredeyse korumasız gezebilecekleri bir yerdi.

Tunus’ta, İslamcı bir parti iktidar olabilirdi, ne de olsa “ılımlı” bir yönetimdi – yani ne istiyorsak yapacağını düşünüyorduk; öte yandan Suudi ve Bahreyn otokrasisi, Obama ile Camerun’un desteği ile, Şii ayaklanmasından geriye kalan ne varsa sessiz bir şekilde bastırdılar ve demokrasinin müreffeh Arap ülkelerinde o kadar da hoş karşılanmadığını hatırlattılar bize. Demokrasi yoksullar içindi.

Yaklaşma

Dolayısıyla, Suriye’de de öyle. Geçtiğimiz yılın bahar ayları itibariyle, Batılı yorumlar Beşar Esad’ın işinin bittiği yönündeydi. Fransız Dışişleri Bakanı Laurent Fabius’a göre “Bu dünya üzerinde yaşamayı” hak etmiyordu. “İktidardan inmeli”, “çekilmeliydi”. Rejiminin yalnızca haftalarca, belki de günlerce ömrü kalmıştı. İşte burası “bardağı taşıran son noktaydı”.

Ardından yaz itibariyle, “bardağı taşıran son nokta” gelip de geçtiğinde, Esad’ın “kendi halkına karşı” gaz kullanmak üzere olduğunu söylediler bize. Veya kimyasal silahların “yanlış ellere düşmüş” olabileceğini (yani “doğru eller” halen Esad’ınkiler oluyor).

Suriye’nin isyancıları sürekli “yaklaşıyordu” – Humus’a, sonra Şam’a, ardından Halep’e, sonra tekrar Şam’a. Batı isyancıları destekledi. Katar ve Suudi Arabistan’dan gani gani para ve silah; Obama, Clinton, zavallı Hague ve Hollande’dan, tüm bu iyilik fabrikasından ise (isyancılar arasında pek çok Selefi, infazcı, mezhep katili ve bir vakada da, savaşmakta oldukları rejime pek benzer şekilde kafa kesen bir çocuk olduğunu görene dek) moral destek geliyordu. İyilik fabrikası, bir miktar çark etmek zorunda kaldı. ABD, iyi ve laik isyancıları hala destekliyordu ama korkunç Selefi isyancılar artık “terör örgütü” olarak değerlendiriliyordu.

Ve zavallı yaşlı Lübnan, bu kez Suriye’deki şiddetin kendi komşu bölgelerine “sıçraması” yüzünden, 40 yıldan az bir süre içinde ikinci kez iç savaşın eşiğindeydi.

Lübnan’ın mezhep yapısı da Suriye ile aynı değil miydi? Lübnan Hizbullah’ı Esad’ın müttefiki değil miydi? Lübnan’ın Sünnileri Suriyeli isyancıları desteklemiyor muydu? Hepsi doğru. Ancak Lübnanlılar 1975-1990 arasına dönmek için fazla akıllı ve iyi eğitimliydiler. Elbette İran da bombalanmak üzereydi, çünkü nükleer silah üretiyordu, en azından üretmek üzereydi veya bir ay, bir yıl veya on yıl içinde üretebilirdi.

Terör

Obama İran’ı bombalamayabilirdi, bunu gerçekten istemiyordu, ama “tüm seçenekler masadaydı”. Ve elbette, nükleer silah üretebileceği veya üretme sürecinde olduğu veya altı ay ya da bir yıl ya da birkaç yıl içinde sahip olabileceği için İran’ı bombalamak isteyen İsrail için de “tüm seçenekler masadaydı.” Netanyahu’nun “fırsat penceresi”, söylendiğine göre ABD başkanlık seçimine değin sürecekti. Ve bu saçmalık sürdü, ta ki… ta ki İran’ın nükleer silah ürettiğine veya üretiyor olabileceğine ya da üretebileceğine dair yeniden uyarıldığımız ABD başkanlık seçimine değin.

İsrail, Hizbullah’ın binlerce füzeye sahip olması nedeniyle Lübnan’ı; Filistinlilerin binlerce füzeye sahip olması nedeniyle ise Gazze’yi tehdit etti. Ve okurlarını “teröre” karşı bu iki savaş konusunda hazırlayanların pek çoğu, Amerikalı klonlarının yanı sıra, İsrailli gazetecilerdi. Sonunda, İsrail ile Hamas arasında, Batı’nın babacan müttefiki Mursi’nin, Filistinlileri, Netanyahu’nun da kederle kabul ettiği bir ateşkese uymaya ikna etmesiyle son bulan, tatmin edicilikten büyük ölçüde uzak (İsrail’in bakış açısına göre) bir çatışma patlak verdi ancak Lübnan bombalanmadı. Böylelikle bu durum, Filistin’in Ürdün Nehri’nden denize kadar var olması gerektiğini ilan eden Halit Meşal’in prestijini yükseltti. Yani, artık İsrail meftaydı. Tıpkı yakında istifa edecek olan İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman ve onun ahbaplarının çok uzun bir süredir söylemekte olduğu gibi, İsrail, deniz ile Ürdün Nehri arasında var olmalıydı. Yani, artık Filistin meftaydı. Her ikisinin de isteği olursa, nehir ile deniz arasında sadece açık bir mezar olacağına işaret etme işi, cesur ve yaşlı İsrailli Uri Avnery’ye kaldı.

Miadı dolmuş bir dil

Böyle böyle, yıl sonunda, Mursi’nin Müslüman ve Hıristiyan halka aynı şekilde hizmet etmeyi vaat ettiği ülkenin laik nüfusu üzerine çok tehlikeli bir anayasa doğrultulurken, dost canlısı ve babacan Muhammed Mursi, Mübarek’i oynuyor ve eskiden kalan ne kadar diktatoryal güç varsa kendinde topluyordu. Libya’da, ABD’nin düşündüğünden de çok düşmanı olduğu açığa çıktı; büyükelçi, El Kaide tarzı bir milis grubu tarafından öldürüldü.

Aslında, Usame Bin Ladin 2011’de bir ABD suikastıyla öldürüldüğünde siyasal olarak çoktan iflas etmiş olan El Kaide, Obama’nın yeniden seçilmesi öncesinde Beyaz Saray tarafından neredeyse gündemden düşürülmüştü. Ancak film canavarlarının pek sevdiği huyu edinen Vahabilik, kendini farklı ülkelerde farklı şekillerde yeniden yaratmaya başladı. Afganistan’ın yerini Mali aldı, tıpkı Yemen’in yerini Libya’nın ve Irak’ın yerini Suriye’nin alması gibi.

Ortadoğu hükümdarlarına, diktatörlerine, Batılı pozculara, televizyon sunucularına ve gazetecilere benden tavsiye. 2013’te şu sözleri veya ifadeleri kullanmayın: ılımlı, demokrasi, iktidarı bırakma, iktidardan çekilme, bardağı taşıran son nokta, yanlış ellere geçme, yaklaşma, sıçrama, seçenekler masada veya terör, terör, terör, terör. Gerçekleşmesi zor bir umut mu? Şüphesiz. İyilik fabrikasından, halihazırda amaçlarına hizmet etmiş olan bu klişelerin yerini alacak daha nice klişe duymaya devam edeceğiz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s