Şükrü Belayid’in öldürülmesi, Tunus’un Yasemin Devrimi’nin karardığına işaret – Robert Fisk

Görsel

6 Şubat 2013

Arap devrimlerinin başlıca sloganı olan “halk rejimin yıkılmasını istiyor”, Tunus’ta muhalefetin önde gelen üyesinin vurularak öldürülmesi ardından duyulabiliyordu

Tunus’un kansız olduğu söylenen “Yasemin Devrimi”ne, dün Şükrü Belayid başkent Tunus’taki evinin önünde dört kurşunla vurularak öldürülmesi ile kan bulaştı.

Muhalefetteki Halk Cephesi koalisyonunun önde gelen üyesinin düşmanı çoktu; Belayid sayısız kez tehdit edilmişti ve hafta sonu konuşmacı olduğu bir toplantı belirsiz çetelerce basılmıştı. Sık sık İslamcı hükümetin öncüsü olan Raşit Gannuşi’nin Ennahda partisini şiddeti teşvik etmekle suçlamıştı.

Belayid’in naşı ambülânsla getirilirken sokaklara dökülen kitleler, tüm Arap devrimlerinin ortak sloganını haykırıyordu: “halk rejimin yıkılmasını istiyor!”. Ama bu kez Gannuşi’den ve yandaşlarından bahsediyorlardı, iki yıl önce ülkeden kaçan diktatör Zeynel Abidin Bin Ali’den değil.

Tanıdık bir hikâye

Raşit Gannuşi’nin kendisi, cinayeti “alçakça bir suç” olarak tanımladı ve Ennahda’nın “Belayid suikastı ile hiçbir ilgisi olmadığını” söyledi. İddia ettiğine göre, cinayetin arkasında “devrimin ve demokratik geçişin çıkarlarını tehdit ettiği partiler vardı.” Gannuşi 20 yılını, büyük ölçüde Londra’da sürgünde geçirdi ve sık sık Bin Ali’nin elit üst sınıfından geriye kalanların yeni ve demokratik bir Tunus’u devirme planları yaptığını söylüyordu.

Ancak dün öğleden sonra içişleri ve adalet bakanlıklarının önünde toplanan binlerce Tunuslu, onu Belayid suikastını engellememekle suçluyor ve hükümeti sorumlu tutuyordu. Haftanın geri kalanı için genel grev çağrısı yapıldı; Gannuşi’den bir günlük yas ilan etmesi istendi.

Dünkü cinayetin arkasında, Tunusluların yanı sıra her Mısırlı için tanıdık bir hikâye var; gelecek seçimlerde laik bir devletin ortaya çıkacağında ısrar ederken tahrikçi Selefileri zapt etmeye uğraşan seçilmiş bir İslamcı liderlik. Tıpkı Muhammed Mursi’nin Mısır yönetimi gibi, Tunus’un liderleri de hem laik grupları hem de İslamcı oyları temsil edecek bir anayasa oluşturmaya çalışıyorlar. İkisi de pek başarılı olamıyorlar. İslam “devletin dini” ise, diyor eleştirenler, o zaman tüm yasalar için şeriat geçerli olacaktır. Ve Tunus özgür basınını koruyacaksa, taslak anayasa neden “medya denetimi” oluşturulmasından söz ediyor?

Bu arada Tunus içişleri bakanlığından, Selefi grupların laiklere zorbalık yaparak ve yerel polis memurlarını terörize ederek üniversite eğitimini baskı altına aldığına dair haberler geliyor.

Raşit Gannuşi, geçen yıl The Independent gazetesine verdiği bir röportajda, Bin Ali’nin Selefileri kilit altına almak ve işkence etmek şeklindeki eski yöntemlerine başvurmayacağını söylemiş ve Londra’daki El Kaide bombalamaları ardından İngiliz polisinde gözlemlediği kitlesel tutuklamalara başvurmayıp sadece sorumlu olanların peşinden gitmek şeklindeki deneyim sebebiyle buna ikna olduğunu aktarmıştı. Ancak sadece soruşturmadan söz ederek sokaklardaki kitleleri tatmin etmesi zor olacak.

Tanıdık bir düşman

Hitabeti kuvvetli bir avukat olan Belayid’in kaydedilmiş konuşmaları, önümüzdeki haftalarda yeniden yayınlanacak. “Ennahda içinde şiddet kışkırtıcılığı yapan gruplar var” ve “Ennahda’ya muhalif olan herkes şiddetin hedefi haline geliyor” diyen kendisi değil miydi?

Koalisyondaki bir laik olan Başkan Munsif Marzuki, suikast haberini aldığında Strasburg’daki Avrupa Parlamentosu’na sesleniyordu. “Şükrü Belayid bu sabah size konuşacağım bilinerek öldürüldü,” dedi, “Bu bize gönderilmiş ama almayı reddettiğimiz bir mesaj. Bu mesajı reddedeceğiz ve devlet düşmanlarının maskesini düşürmeye devam edeceğiz.”

Devlet düşmanları. İşte anahtar kelimeler. Devrim sonrası Tunus’tan çok Bin Ali ve Nasır’a benziyor. Polis dün Tunus sokaklarında neredeyse son günlerinde Başkan Mübarek’i korumaya çalışan polislerinkiyle aynı gelişigüzellikte göz yaşartıcı gaz kullanıyordu. Tüm Arap Uyanışının “en yumuşağı” olan Tunus devrimi, kararıyor ve Mısır’ı çarpan korkularla ve ekonomik yüzlerle mi karşı karşıya kalıyor? O zaman akla elbette Libya geliyor. Ve Suriye. Elbette ki hayır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s