Kapitalizm daha az küresel olma yolunda – PAUL KRUGMAN

Küresel Sermaye Akışı 2006

Kıbrıs krizinin nihai sonucu ne olursa olsun – nahoş olacağını biliyoruz; sadece nahoşluğun tam olarak nasıl bir şekil alacağını bilmiyoruz – kesin olan bir şey var: şu an itibariyle ve muhtemelen önümüzdeki yıllar için, bu ada ülkesi, ülke içine ve dışına sermaye hareketine oldukça sert denetimler koyacak. Aslında, denetimler siz bu yazıyı okurken devreye girmiş bile olabilir. Ve hepsi bu da değil: Bu işin tam olarak nasıl sonuçlanacağına bağlı olarak, Kıbrıs’taki sermaye denetimleri, hâlihazırda İzlanda’da bu gibi denetimleri desteklemiş olan Uluslararası Para Fonu’nun onayını alabilir.

Bu son derece önemli bir gelişme. Bu, son on yılını vergi ve incelemelerden kaçınmak isteyen zengin bireylerin paralarını hiç soru sorulmadan güvenle emanet edebilecekleri bir yer olarak reklamını yapmakla geçirmiş olan Kıbrıs’ta bir dönemin sonunu işaret edecek. Ama aynı zamanda en azından çok daha büyük bir şeyin sonunun da başlangıcını işaret ediyor olabilir: dünya genelinde arzu edilen bir norm olarak kabul gören “sermayenin serbest dolaşımı” çağının sonu.

Durum her zaman böyle değildi. 2. Dünya Savaşı sonrası ilk birkaç on yıl boyunca, sınır ötesi para akışı önündeki engeller geniş ölçüde iyi politika olarak kabul görüyordu; yoksul ülkelerde şöyle ya da böyle evrenseldi ve zengin ülkelerin de çoğunda mevcuttu. Örneğin İngiltere, 1979’a kadar vatandaşlarının denizaşırı yatırımlarına sınırlama koydu; diğer gelişmiş ülkeler sınırlamaları 1980’lere dek korudular. ABD bile 1960’larda sermaye akışını kısa bir süreliğine sınırlandırdı.

Ancak zaman içinde bu sınırlamalar gözden düştü. Bu bir ölçüde sermaye denetimlerinin olası maliyetleri olduğu gerçeğini yansıtıyordu: ekstra evrak işi yükü, iş operasyonlarını daha zor hale getirmeleri ve geleneksel ekonomik analizin büyüme üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olmaları gerektiğini söylemesi (etkiyi sayılara dökmek zor olsa da). Ancak bu aynı zamanda serbest piyasa ideolojisinin yükselişini, finans piyasaları sınırlardan para geçirmek istiyorsa, bunun iyi bir sebebi olması gerektiği ve bürokratların onların yoluna çıkmaması gerektiği varsayımını da yansıtıyordu.

Sonuç olarak, sermaye akışını sınırlandırma yoluna giden ülkelere – 1998’de sermaye kaçışına yasak koyan Malezya gibi – parya muamelesi yapıldı. Elbette ki piyasa tanrılarına başkaldırdıkları için cezalandırılacaklardı!

Ancak ideologlar için kabul edilmesi zor olan hakikat, sınırlandırılmamış sermaye hareketinin giderek daha fazla başarısız bir deneye dönüştüğü idi.

Bugün hayal etmek zor ama 2. Dünya Savaşı ardından otuz yıldan fazla bir süre boyunca son dönemde bu denli aşina olduğumuz türdeki mali krizler neredeyse hiç yaşanmadı. Ancak 1980’den beri liste epeyce kabardı: 1982’de Meksika, Brezilya, Arjantin ve Şili. 1991’de İsveç ve Finlandiya. 1995’te yine Meksika. 1998’de Tayland, Malezya, Endonezya ve Kore. 2002’de yine Arjantin. Ve elbette, felaketin son turu: İzlanda, İrlanda, Yunanistan, Portekiz, İspanya, İtalya, Kıbrıs.

Bu dönemlerin ortak özelliği ne? Geleneksel akıl mali yozlaşmayı suçluyor – ancak tüm bu listede, bu hikâye yalnızca tek bir ülkeye, Yunanistan’a uyuyor. Denetimsiz bankacılar ise daha iyi bir hikâye; bu krizlerin birçoğunda, Şili’den İsveç’e ve Kıbrıs’a kadar rolleri var. Ancak krizin en iyi kestirimcisi büyük miktardaki yabancı sermaye girişleri: sözünü ettiğim vakaların birkaçı hariç tümünde, krizin temeli bir ülkeye yabancı yatırımcı hücumu ve takip eden ani çıkışla döşeniyor.

Küresel sermayenin serbestleşmesi ile finansal krizlerin yayılması arasındaki korelasyonu fark eden ilk kişi elbette ben değilim; Harvard’dan Dani Rodik ta 1990’larda bu davulu çalmaya başlamıştı. Ancak yakın zamana dek, kriz sorununun yoksul ülkelerle sınırlı olduğunu, zengin ekonomilerin önce sevip sonra terk eden küresel yatırımcılar tarafından biçilmeye bir şekilde bağışık olduğunu iddia etmek mümkündü. Bu insanın içini rahatlatan bir düşünceydi – ama Avrupa’nın çektiği sancılar bunun hüsnükuruntu olduğunu gösteriyor.

Ve mesele sadece Avrupa da değil. Son on yılda ABD de yabancı sermaye tarafından beslenen, patlamasıyla birlikte berbat bir ayılmanın olduğu devasa bir konut balonu sorunu yaşadı. Hasar kendi paramızla borçlandığımız gerçeğiyle hafifletildi ancak yine de 1930’lardan bu yana en kötü krizimizdi.

Şimdi ne olacak? Paranın dilediği yere gitmekte serbest olması gerektiği fikrinin toptan ve aniden reddedilmesini beklemiyorum. Ancak hükümetler hem paranın hangi tempoyla gireceğini hem de hangi hızla çıkacağını sınırlamak için müdahale ettikçe bir aşınma süreci olabilir. Küresel kapitalizm, denilebilir ki, ciddi manada daha az küresel olma yolunda.

Ve bunda sorun da yok. Şu anda, sınırlardan çokça para geçirmenin kolay olmadığı o eski kötü günler oldukça iyi görünüyor.

Hot Money Blues

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s