İslamcılığın sonu mu? – Hazem Kandil

Tahrir Meydanı

İslamcılık 1928’de Mısır’da doğdu. Ve 85 yıl sonra yine Mısır’da, İslamcı bir iktidara karşı ilk başarılı ayaklanma gerçekleşti. Müslüman Kardeşler’in devrilmesi, çok önemli bir olay. Ancak yabancı gözlemciler için, ordunun müdahalesi diğer her şeyi gölgeledi.

Şok ve inkar içindeki ruh halleriyle Müslüman Kardeşler, koltuktan edilmelerinin kesinlikle eski rejimin saf bir darbesi olduğunu düşüneceklerdir. Ortodoks olmayan İslam yorumlarını empoze etmek için seksen yıllık bir kültür savaşının ardından, Mısırlıların kalplerinin ve akıllarının çantada keklik olduğunu düşündüler. Onları hiç kimse ‘halkın’ (veya bu kadar fazlasının) onları kendi iradeleri ile reddedeceğine inandıramazdı. Bu inançlarında yalnız değillerdi. Yıllar boyunca, onlarca haber ve akademik çalışma, bizleri ”takva politikasının” her türlü iktidar mücadelesinde, en azından özgürse, koz olacağına inandırdı. Ve isyan patlak verir vermez, gazeteciler ve uzmanlar, olan bitenin, İslamcı karşıtı darbelerin mütedeyyin çoğunluğu bastırdığı Cezayir, Türk ve Pakistan örneklerinden bir farkı olmadığı görüşüyle teselli buldular.

Ancak bu fantezilerini tatmin edecek bir sebep yok. Ordunun ve güvenlik güçlerinin desteği olmaksızın, ayaklanmanın boşa çıkacağı doğru. Ve Başkan Mursi’nin ne eski rejimin kalıntılarını ne de seküler muhalefeti tatmin edememesinin kendisine karşı taktik bir ittifak oluşturduğu da bir gerçek. Ancak, bunların hiçbiri 22 milyon Mısırlının son üç aydır ‘isyan imzası’ verdiği ve resmi rakamlara göre bu hafta bunlardan 17 milyonunun (muhalefete göre 33 milyon), İslamcılığın baş temsilcilerine karşı yürüdüğü gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Her fırsatta demokratik hüviyetini öne çıkarmış bir başkan için, muhaliflerine karşı kullandığı dini retoriğin ahlaksızlığı sinir bozucu: Göstericiler toptan aforoz edildi; destekçiler Baş Melek Cebrail’in, kamp yaptıkları camide olduğunu söylediler; peygamberin kâfirlere ve Yahudilere karşı epik savaşlarının görüntülerine başvuruldu. İslamcı din adamları protestoculara karşı televizyon kameraları önünde açıkça cihat ilan ettiler ve kendilerini ‘şehadetin yansımaları’ olarak sundular. Müslüman Kardeşler’in özgürlük ve yurttaşlık savunusu için bu çok fazlaydı. Ve bu, iktidar sarhoşu Mursi destekçilerinin aylar boyunca kullandıkları saldırgan dilin en son taksiti idi. Geri tepti. Kendinden menkul milyonlarca Müslüman tehdit edilmeyi ve küçük görülmeyi reddetti; Müslüman Kardeşler’in İslamcılık ve İslam’la bir tutulmasını onaylamayı reddettiler.

Müslüman Kardeşler’in düşüşüne, islamcılığın meşruiyeti üzerine tartışmalardan çok, kendi iktidar performanslarının sebep olduğu muhakkak. Hareketin politikalarında İslamcı olan hiçbir şey yok. Tersine, yansıttıkları ahlaki imaj, eski rejimin kurumları ve daha önce lanetledikleri yabancı güçler ile giriştikleri (ve başarısız oldukları) aşağılık anlaşmalarla hızla ortadan kalktı. Mursi, iktidara gelir gelmez İçişleri Bakanlığı’nı o kadar övdü ki bu en vatansever kurumun 2011 devrimindeki temel ortak olduğunu bile iddia etti; ve yardımcıları onun başkanlığını kurtarmak için Amerika’ya yalvarmaktan imtina etmedi. Mısırlılar İslamcı beceriksizlik, paranoya, çift taraflı oynama ve hepsinden de ötesi, kendilerinden daha az Müslüman gördükleri halka karşı belirgin bir kibir karşısında hızla kendilerine geldiler.

Mursi’nin şerrinden bir hayır çıkmış görünüyor. Başkanlık seçimini kaybetseydi, İslamcılık henüz denenmemiş bir yol olarak kalacaktı. Ama bugün, milyonlarca Müslüman İslamcı iktidara karşı ayakları ile oy kullandı. Sandık demokrasisine edilen bu hakarete vahlananlar, Mısır’ın, her yeni demokrasi gibi, gelecekteki siyasal sisteminin dayanacağı temel ilkeler üzerinden popüler bir konsensüs aramaya her şekilde hakkı olduğunu unutuyor. Devrimci Fransa bugünkü düzenine varana dek beş cumhuriyet yaşadı ve Amerika’nın demokrasi yolunu bulması için bir iç savaş gerekti. Devrimler tarihinde darbelerin yolu açması veya halk ayaklanmalarının kaderini belirlemesi görülmedik bir şey değil. Askeri darbeden ötesini göremeyenler, kör olmalı. Tahrir Meydanı’nda yan yana dikildiğimiz yaşlı, bıyıklı adama protestolara neden katıldığını sordum. “Bize çözüm vaat ettiler,” dedi. “Ama Müslüman Kardeşler iktidarı altında ne İslam ne de çözüm bulabildik.” İslamcılığı icat eden ülke büyüyü çözme yolunda olabilir.

4 Temmuz 2013

LRB

Reklamlar

İslamcılığın sonu mu? – Hazem Kandil” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s