Örgütlenme ve Yaşam: Silvia Federici ile söyleşi

Resim

Silvia Federici İtalya’nın Parma kentinde doğdu. New York, Brooklyn’de yaşıyor. Hofstra Üniversitesi’nde profesör ve Nijerya’da öğretmen olarak çalıştı. Federici, Uluslararası Feminist Kolektif’in (1972) ve Afrika’da Akademik Özgürlük Komitesi’nin (1990) kurucularından. Eserleri arasında Revolution at Point Zero (Sıfır Noktasında Devrim) (2012) ve Caliban and the Witch: Women, the Body, and Primitive Accumulation (Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim) (2004) bulunmaktadır. 2013 Mayıs’ında Zagreb’deki Subversive Forum’da Chiara Bonfiglioli’ye konuştu.

C.B: İzin verirseniz, kişisel geçmişiniz ve Wages for Housework (Evişine Ücret) kampanyası ile başlamak istiyorum. ABD’ye ne zaman taşındınız ve İtalya, İngiltere ve ABD arasındaki Wages for Housework grubu nasıl ortaya çıktı?

S.F: ABD’ye 1967’de taşındım. Orada öğrenci hareketine katıldım ve ardından 1969 sonrasında bazı kadın çalışmaları gruplarına ve cezaevindeki kadınlar için kefalet bulmaya çalışan New York’taki bir örgüt olan Women’s Bail Fund (Kadın Kefalet Fonu) gibi feminist örgütlere katıldım. 1971 gibi, New York’ta, İtalya’dan ayrılan ve La Classe gibi Operaist dergilerle bağlantılı bazı yoldaşlarla birlikte çalışmaya başladım. Yeni hareketlerle; Potere Operaio ve Lotta Continua ile oldukça ilgiliydiler, bu yüzden beraberce bazı materyalleri çevirmeye karar verdik (Operaismo hakkında İngilizce bir genel bakış için bkz.). Aslında, aklımızdaki şey İtalyanca belgelerin bir antolojisiydi ve 1971’de bu konuda çalışmaya başladık. Tronti, Sergio Bologna ve diğerlerinden bazı makaleleri çevirdik. Mariarosa Della Costa’nın “Women and the Subversion of the Community” (İtalyanca “Potere femminile e sovversione sociale”) eseri ile karşılaşmam bu şekilde oldu. O zamanlar Lotta Femminista içindeydi ve bu kitabı henüz yazmıştı. Kitap beni çok coşkulandırdı ve “İşte bu! İhtiyacım olan feminist bakış açısı bu!” diye düşündüm.

1972 yazında, İtalya’ya gittiğimde, onunla tanışmaya gittim ve Padova’da büyük bir feminist mitinge denk geldim. Bu karşılaşmadan günler sonra, International Feminist Collective (Uluslararası Feminist Kolektif) adını verdiğimiz bir kolektif kurma kararı geldi. Bu, geldiğimiz ülkelerde Evişine Ücret kampanyası başlatma kararı almış farklı ülkelerden kadınlardan oluşuyordu. İtalya, İngiltere, Almanya, ABD ve Kanada’da bulunan gruplarla uluslararası bir ağ oluşturduk. Bu epeyce malzeme ve deneyim açığa çıkardı. Birkaç yıl boyunca Evişine Ücret kampanyası yaptık ve kampanyamızı nasıl planlayacağımızı ve belirli mücadelelere nasıl katılacağımızı ele aldığımız uluslararası toplantılar organize ettik ve perspektifimizi teorik ve pratik olarak geliştirdik. Evişine Ücret ile ilişkim 77 sonuna dek sürdü. Kırk yıl sonra, Evişine Ücret kampanyasına bu denli ilgi olduğunu görmek beni çok cesaretlendiriyor. Yetmişlerde, sunduğumuz perspektif daima birçok feministin ve solun saldırısı altındaydı. Bugün tam tersini görüyorum. Bir dizi Tarihsel Materyalizm konferanslarında bulundum ve yeniden üretim meselesinin Marksist feminist perspektifin temel bir bileşeni haline geldiğini gördüm. Son otuz-kırk yıldır küresel ekonominin yeniden yapılandırılmasına bağlı olarak işin organizasyonu konusunda yaşanan değişimler, yeni bir anlayış doğurdu ve ücretli emek üzerinden kurtuluşun dışında, yeni bir feminist stratejiye olan ihtiyacı açığa çıkardı.

C.B: Kapitalizmin yeniden üretim noktasından eleştirisini neden gerekli görüyorsunuz?

S.F: Çünkü bize kapitalizmi bütün olarak yeniden düşünme fırsatı sunuyor. Yeniden üretim meselesine baktığınızda, işin kapitalist organizasyonu ile ilgili temel bir şey görürsünüz. Kapitalizmin, bir sistem olarak yeniden üretim işini değersizleştirmeye mecbur olduğunu görürsünüz. Hem kölelik hem de kadınların işinin değersizleştirilmesi, maddi olarak kökenini, işçi sınıfının üretilmesinin maliyetini azaltma yönündeki kapitalist ihtiyaçtan alır. Kapitalizmin yaşamın üretilmesinin, işin üretilmesinin veya işgücünün üretilmesinin maliyetini en aza indirmesi gereklidir. Kapitalizm, doğaya karşılıksız olarak el koyduğu gibi, köleleştirdiği insanların ve kadınların ev içi emeğine de el koyar. Bunu anladığımız an, antikapitalist bir perspektif benimsememiz gerekir çünkü cinsiyetçiliğin ve ırkçılığın yapısal öğeler olduğunu ve kapitalist sistem için yapısal bir gereklilik olduğunu görürüz. Irkçılığı veya cinsiyetçiliği bir biçimde taşımayan bir kapitalizm olamaz. Bu yüzden, ne tür bir mücadele içinde olursak olalım, kapitalizme bir alternatif yaratmaya başlamamız gerekiyor. Kadın hareketinde, Evişine Ücrette, bunu gördük. Örneğin, çocuk bakımı çerçevesinde mücadele edebileceğimiz farklı yollar olduğunu gördük. Ücretli emek için zamanımızı özgürleştirmek amacıyla kreş mücadelesi verebiliriz veya zaten çalışıyor olduğumuzun ve daha fazla işe ihtiyacımız olmadığının bilincinde olarak kreş için mücadele verebiliriz. Kreş zamanımızı daha fazla çalışmak için özgürleştirmemeli, çalışmaktan özgürleştirmeli. Çocuk bakımı organizasyonu da ne tür bir yeni nesil yaratmak istediğimizle ilgili soruları ortaya çıkarıyor. Bu iş basitçe çocuklar için parklar oluşturma meselesi değil. Kapitalist birikim döngüsünü kırmaksızın bir çalışma türünün yerine diğerini koyduğumuz kapitalist perspektife sıkışıp kalmak yerine, mücadelemizin ufkunu genişletiyoruz ve gelecekteki toplumun nasıl olacağını tahayyül ediyoruz.

C.B: Çalışmalarınızda, Marksizm’in ve liberal feminist geleneğin parçası olan, kadınların kurtuluşunun emek üzerinden olacağı fikrine güçlü bir eleştiri var. Ücretli emek üzerinden kurtuluş konseptinin neden sınırlı olduğunu düşünüyorsunuz?

S.F: Birçok bakımdan sınırlı olduğunu düşünüyorum. Öncelikle, sınırlı çünkü işin kapitalist tanımını kabul ediyor; sanki bu tek sömürü ve antikapitalist mücadele biçimiymiş gibi işi ücretli emekle eşitliyor. Evişini ücreti ödenmeyen emek olarak ele almak, yepyeni bir anlayış doğurdu, kapitalist sömürü ve mücadele alanlarının sanılandan çok daha geniş olduğunu gösterdi. Bu, Black Power hareketinin ve sömürgecilik karşıtı hareketin, köleliğin kapitalist birikimin bir örtüsü olduğunda ısrar ederek ortodoks Marksist sola getirdiği eleştirilerle aynı. Ayrıca bu bir strateji ve organizasyon meselesi. Kadınlar, dış kaynak kullanımı ve çalışmanın güvencesizleştirilmeye başlamasıyla birlikte ‘işyerinin’ yoğun bir saldırı altına girdiği bir dönemde ücretli işgücüne katıldılar. Dolayısıyla işgücüne katılmak öyle büyük bir zafer değildi. Yetmişlerin sonunda, iş serbest bölgelere kayıyordu ve sendikalar tüm sözleşmeleri yeniden açıyor ve işçilerin kazanımlarından vazgeçiyorlardı. Bu nedenle, feminist hareketin çabalarını “işyerinde” örgütlenmeye kanalize etmesi stratejik bir hataydı.

Elbette kadınların ücretli çalışmaması gerektiğini söylemiyorum. Fakat bunu politik strateji haline getirmek başka şey. ABD’de bu, yeniden üretim konusundaki mücadelenin terk edilmesi anlamına geldi. Her şey kadın sendikaları kurmak ve eşit işe eşit ücret almakla ilgiliydi. Peki ne oldu? İşgücüne katıldık fakat işyerini değiştiremedik. Örneğin, çok az yer kreş sunuyor. İşin organizasyonunu değiştirmedik çünkü işgücüne bir zayıflık anında girdik. Yeniden üretim konusundaki bir mücadele ise, kadınlar arasında siyasal bir yeniden kompozisyona yol açabilirdi. Ancak 70’lerin ortalarına doğru yeniden üretim konusundaki mücadele en azından ABD’de terk edildi. Oradaki feminist hareket, eşitlik taleplerinin önüne geçecek bir şey yapmaktan öyle korkuyordu ki, annelik izni için bile savaşmadı. Sonuç olarak bugün annelik iznimiz yok. Tek tek her işyerinde bunun mücadelesini vermemiz gerekiyor. Mesele Yüksek Mahkeme’ye gittiğinde birçok feminist savaşmak istemedi çünkü ‘ayrıcalık’ isterseniz, eşitlik talep edemeyeceğinize inanıyorlardı. Annelik izninin ayrıcalık olmadığını görmediler. Oysa biz, tam insan muamelesi görmek için erkekmiş gibi davranmak zorunda kalmamalıyız.

C.B: Çalışmalarınızda bakım topluluklarından söz ediyorsunuz, çok önemli bulduğum bir şey bu. Revolution at Point Zero’da örneğin, yaşlılar ve yaşlı bakımı konusunda güzel bir bölüm var. Bakım meselesi ve bunun siyasal mücadeleleri bir bütün olarak yeniden düşünmemizi nasıl sağlayabileceği hakkında konuşabilir misiniz?

S.F: Müşterekler ve bakım toplulukları meselesi çok önemli. Bu tür bir tartışmaya yıllar önce New York’ta, küreselleşme karşıtı hareketin zirvesindeki günlerde başladık. O zamanlar, Seattle’dan sonra, epeyce coşku vardı. Binlerce insan Seattle’da veya Montreal’de bir araya geldi fakat kısa bir süre sonra her şey dağıldı. Birçok genç insan, hareket içinde örgütlenme yollarını sorgulamaya başladı. Bu harika mobilizasyonların birçok insanı dışarıda bıraktığını düşünüyorlardı. Örneğin, hasta olduğu için katılamayan birçok kişi vardı. Kimilerininse ailevi sorumlulukları vardı, küçük çocuklara veya yaşlı akrabalara bakmakla yükümlüydüler. Bu şekilde hareket sadece “en fitlerin”, geceyarısı saat 12’ye kadar toplantılarda konuşabilenlerin, küçük çocuğu olmayanların ve toplantıya gittiğinde bakıcı ücreti ödemek zorunda olmayanların katılabildiği bir harekete benziyordu. Böylece, kendi kendini yeniden üreten, kendini yeniden üretebilen, örgütlenme ile gündelik yaşamlarımızı birbirinden ayırmayan bir hareket yaratma üzerine konuşmaya başladık.

Bu tartışmaların sonucu olarak, kendi kendini yeniden üreten bir harekete sahip olmanın ve karşılıklı bir destek ağı yaratmanın anlamını yansıtan bir dizi küçük kitap ve fanzin üretildi. Anarşist harekette (yalnızca anarşistlerde değil; yüzyıl dönüşü ile 1920-1930’lar arasında, refah devleti öncesi komünist hareketin erken dönemlerinde de) bu denli öneme sahip olan karşılıklı yardım fikri üzerinde yeniden düşünmeye başladık. O zamanlar, tüm bakım işleri işçi örgütlerince yapılıyordu; emeklilik, kazalar için tazminat vb. sağlayan, sendikalardı. O şekilde, sendikalar toplum içinde çok daha köklüydüler ve bir mücadele vardı, toplum ve işyeri daima birlikteydi. Bugün toplum denen şey yok, en azından ABD’deki birçok kent merkezinde. Bu yüzden dayanışmayı yeniden inşa etmek zorundayız; kasabalarımızın sosyal dokusunu yeniden oluşturmamız ve mücadelemiz için yeni bir zemin yaratmamız gerekiyor. Yeniden üretimin bağımsız formlarını yaratmamız gerekiyor ki direnişin zemini haline gelebilsinler. Antikapitalist bir mücadele inşa etme konusunda ciddiysek, ne tür bir toplum yaratmak istediğimizi de sormak ve yeni işbirliği formlarını deneyimlemek zorundayız.

Yeniden üretimi işbirliği yöntemi ile organize etme meselesi özellikle önemli, çünkü yeniden üretim işini endüstriyelleştiremeyiz, en azından en zahmetli yanlarını, çocuk bakımına ilişkin olanları. Bütün işi makinelerin yapacağı bir toplum tahayyülleri konusunda Marx ve sola ilişkin eleştirim bu. Makineler çocuk bakamaz. Dolayısıyla, teknolojikleştirilemeyecek devasa bir iş miktarı var. O zaman bunu organize etmenin tek yolu, daha işbirliğine dayalı hale getirmek. Yeniden üretim işinin büyük oranda kişiselleştirilmiş ve izole bir şekilde örgütlenmesi bizi bitiriyor. Dolayısıyla bakım toplulukları fikrinin pek çok boyutu var. Hayatta kalmaya ilişkin bir yanı var fakat yeni bir toplumun nasıl olacağı konusunda fikir üretmekle de alakalı. Direniş boyutu da var, sosyal dokunun yeniden inşası var… Bunlar, esasen ne tür bir yeniden üretim istediğimize karar verme hakkımızı ve kapasitemizi yeniden talep ettiğimiz yeni ilişkiler, yeni işbirliği formları. İşgal hareketi cesaret vericiydi çünkü bunlar genç insanlardı, birçoğu daha önce siyasetle ilgilenmemişti ve işgal sırasında en önemli deneyimleri kendi kendilerini işbirliği içinde yeniden üretmeleriydi. Yedi ay boyunca süren, işbirliğine dayalı büyük bir yeniden üretim deneyiydi: temizlik ve yemek ekipleri olarak organize olma ve çalışma, çiftçilerle bağ kurma, kütüphane ve diğer ‘bilgi müştereklerini’ organize etme, bilgi dolaşımını organize etme, canlı yayın, beraber afişler yapma. Eşsiz bir dönüştürücü deneyimdi. İnsanlara yalnız olmadıkları, gündelik yaşantımızda yeniden üretimimiz konusunda birbirimizle işbirliği yaptığımız bir toplumda yaşamanın neye benzediğini hissettirdi. Ve bu nedenle, çadırlar sökülüp kamplar dağıtıldıktan sonra bile, burada ortaya çıkan birçok mücadele devam etti. Örneğin, öğrenci borçlarına karşı mücadele. İşgal hareketinden çıkan örgütlenmelerden biri ve halen Strike Debt olarak işlevini sürdürüyor.

C.B: Revolution at Point Zero’da ortaya koyduğunuz bir başka nokta ise feminist hareketin son otuz yıldaki kurumsallaşması ve sistem-içileşmesi. Bu konuyu biraz açabilir misiniz?

S.F: Sık sık Birlemiş Milletler’in feminist hareketle ilişkisindeki rolünü, sömürge karşıtı hareketlerle ilişkisindeki rolüyle karşılaştırırım. Kendisini dekolonizasyon sürecinin tepesine yerleştiren BM, bu sürecin uluslararası sermaye ile ABD’nin çıkarına, yumuşak bir şekilde gerçekleşmesini sağladı. Kadın hareketi konusunda da benzer bir şey yaşandı. BM’nin feminist politikaya müdahalesi, feminist gündemi neoliberal programla uyumlu bir biçimde yeniden şekillendirdi. Kapitalizmde erkeklerin, kadınlar ile sermaye arasında aracı olarak oynadığı rolün krizde olduğu netleşince, BM yeni yapılar ve kurumlar yaratmak üzere müdahale etmek zorunda kaldı. Kadınların ücretli işgücüne kitlesel katılımı kadınları sermaye ile çok daha doğrudan bir ilişki içine soktu. Ve bu durum kurumsal yapıda bir değişim gerektiriyordu. Bir tarafta, BM’nin ve STK’ların işi feminist gündemi yeniden oluşturmak, ehlileştirilemeyecek yönlerini ayıklamak, diğer tarafta ise, hükümetleri kadınlar ile sermaye arasındaki bu yeni doğrudan ilişkiyi benimseyen politikalar oluşturma konusunda eğitmekti. Sonuç olarak, on-on beş yıllık bir zaman diliminde, bağımsızlığını giderek kaybeden bir feminist harekete tanık olduk. Yıllar yılı, 1975’te Mexico City’den 1995’te Beijing’e dek, feministler faaliyetlerini BM gündemleri, konferansları etrafında organize ettiler.

Uluslararası kuruluşlar ve STK’lar sadece kadın hareketinin bağımsızlığını değil, hayatlarını pazarın dışında örgütlemeye çalışan milyonlarca kadının bağımsızlığını da erozyona uğrattılar. Örneğin, geçim ekonomisiyle yaşamını sürdüren, geçinmek için toprakta çalışan ama şimdi kredi aldıktan sonra bankalara borçlu olan Afrika ve Asya’daki kadınlara mikro krediler dayatıyorlar. STK’lar, Dünya Bankası ve BM tarafından kadınların güçlendirilmesinin bir yolu olarak pompalanmasına rağmen gerçekten de ahlaksız bir program olan mikro kredinin hücum kıtaları haline geldiler. Gerçeklikte, yaşamın kıyısında ayakta kalabilme mücadelesi veren fakat yine de bir çeşit karşılıklı destek ağı oluşturmayı başarabilmiş kadınlardan daha fazla iş ve para koparmanın bir yolu bu. Bolivya’da Mujeres Creando (Kadınlar Yaratıyor) adlı feminist grup, La Pobreza es un gran negocio (Yoksulluk karlı bir iş) adını verdikleri güçlü bir rapor hazırladı. Bu rapor, mikrofinansın tüm krediler arasında en yüksek faiz oranına (%20-30) sahip olduğunu gösteriyordu. Neden? Yanıt olarak, neleri olduğunu ortaya çıkarmak için daha çok çalışmanız gerektiğinden, yoksullara kredi vermenin çok zahmetli olduğunu söylüyorlar. Bu yüzden kilometrelerce yürüyecek, bahçelerinde ne olduğuna bakmak için kredi alan kadınların evine gidecek insanlar tuttular. Diyelim ki bir tavukları, birkaç tabakları var. Bangladeş’te tabakları alıyorlar. Kadınların pirinç pişirmek için kullandıkları tabaklar, bunları kadınların elinden aldılar ki bu çok büyük bir aşağılamaydı ve bazı kadınların kendini öldürmesine yol açtı.

Lamia Kerim bu konuda güçlü bir kitap yazdı: Micro-finance and its Discontents (2011). Kitap Bangladeş’teki Grameen Bankası ve STK’lar ile ilgili ve mikro kredi işine karışmış STK’ların gerçekten ayrıntılı bir analizini yapmış. Bangladeş’te durum çok daha şiddetli, çünkü bir kadın ödeme yapamadığında, başka kadınlar ve STK görevlileri evine gidip yıkıyorlar: “Ödemezsen evini yıkarız” diyorlar. Ve yaptıkları ilk iş daha sonra satacakları ince çatıyı sökmek, bu yüzden ev çatısız kalıyor. Sonra tabakları alıyorlar ve kadınların hiçbir şeyi kalmıyor. Yani bu iş kolektif denetime dayanıyor. Her bir kadının diğerini denetlemesine, kolektif olarak sorumlu tutuldukları krediyi geri ödemeye zorlamasına dayanıyor. Bir başka akademisyen olan Julia Elyachar, Markets of Dispossession: NGOs, Economic Development, and the State in Cairo (2005) adlı bir kitap yazdı. Farklı kültürler farklı utanma kodlarına sahip olduğu için, bankaların ve STK’ların utandırma taktikleri üzerinde nasıl çalıştıklarını anlatıyor. İnsanları nasıl utandırabileceklerini bilmek istiyorlar ki ödemeyi reddedemesinler.

Dolayısıyla o pek meşhur ‘güçlendirme’ kavramının arkasında, yalnızca paraya ulaşmanın size güç verdiği fikri ve daha önce geçim ekonomisi ile yaşayan kadınları parasal ilişkilerin kontrolü altına alma girişimi var. Bunun önemli bir kısmı kadınları topraktan koparmakla ilgili çünkü dünyada halen epeyce geçimlik tarım var. Geçimlik tarım insanlara güç verir çünkü ücretlerin aşırı derecede düşük ve işsizliğin çok yüksek olduğu bir ülkede bir parça toprak üzerinde yaşama fikri size bir miktar bağımsızlık kazandırır; size yemek, hayatta kalmak ve sömürünün en berbat biçimlerinden kaçmak fırsatını verir. Bu yüzden Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşları buna son vermek isterler. Yazdığım makalelerde, Afrika’dan Papua’ya kadar dünyanın çeşitli bölgelerinde yeniden görülmeye başlanan cadı avlarının bu süreçle çok alakalı olduğunu öne sürdüm.* Küreselleşmenin yarattığı yoksullaşmaya yanıt olarak, kadınlar kırsal bölgelerde ve ayrıca kentlerde toprağı yeniden talep ediyorlar. Toprağın ticarileştirilmesine, suyun ticarileştirilmesine, ağaçların satılmasına karşı direniyorlar. Bu yüzden şiddetli saldırılarla yüz yüze kalıyorlar. Bu da neyin değerli olup neyin olmadığını yeniden tanımlama konusundaki mücadelenin bir parçası.

  • Bkz. Silvia Federici, “Witch-Hunting, Globalization, and Feminist Solidarity in Africa Today” (Journal of International Women’s Studies, Ekim 2008).

http://www.citsee.eu/interview/organising-and-living-interview-silvia-federici

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s