WikiLeaks Çağında Çok Güzel Hareketler – Slavoj Žižek

wikileaks-julian-assange-time-cover

Ocak 2011

WikiLeaks tarafından sızdırılan diplomatik yazışmalardan birinde Putin ve Medvedev, Batman ve Robin’e benzetiliyor. Kullanışlı bir benzetme: WikiLeaks’in örgütleyicisi Julian Assange Christopher Nolan’ın Kara Şovalye’sindeki Joker’in gerçek hayattaki karşılığı değil mi? Filmde takıntılı bir infazcı olan ve cinayetler işleyen bölge savcısı Harvey Dent, Batman tarafından öldürülüyor. Batman ve dostu polis şefi Gordon, Dent’in cinayetlerinin ortaya çıkması durumunda şehrin moral açıdan zarar göreceğini düşünüyor ve bu cinayetlerden Batman’i sorumlu göstererek savcının imajını korumaya karar veriyorlar. Filmin verdiği kıssadan hisse, halkın ahlakını korumak için yalan söylemenin gerekli olduğu. Yalnızca yalan kurtarabilir bizi. Filmdeki tek doğruluk figürünün baş kötü Joker olması pek de şaşırtıcı olmasa gerek. Joker, Gotham şehrine yönelik saldırılarının Batman maskesini çıkarıp gerçek kimliğini gösterdiği zaman sona ereceğini açıkça söylüyor; bu ifşayı engellemek ve Batman’i korumak için, Dent basına Batman’in kendisi olduğunu söylüyor. Bir başka yalan! Joker’i tuzağa düşürmek için, Gordon ölmüş numarası yapıyor. Bir yalan daha!

Joker, bunun sosyal düzeni ortadan kaldıracağı inancıyla, maskenin ardındaki gerçeği ortaya çıkarmak istiyor. Ona ne demeliyiz? Terörist? Kara Şovalye, klasik western’ler Fort Apache ve The Man Who Shot Liberty Valance’in etkili bir versiyonu. Bu filmlerde, Vahşi Batı’yı medenileştirmek için yalanın gerçek olarak sunulması gerekiyor. Yani medenileşme, bir yalan üzerine inşa edilmek zorunda. Film olağanüstü bir popülerlik kazandı. Soru, tam da şu an, toplumsal sistemi korumak için bir yalana duyulan bu yenilenmiş ihtiyacın nedeninin ne olduğu.

Bugüne dek WikiLeaks hikayesi WikiLeaks ve ABD imparatorluğu arasındaki bir mücadele olarak sunuldu. Gizli ABD devlet belgelerinin yayınlanması bilgi edinme özgürlüğü kapsamında mıydı yoksa istikrarlı uluslararası ilişkiler için tehdit arz eden bir terör eylemi miydi? Peki ya esas mesele bu değilse? Süregiden esas ciddi ideolojik ve politik mücadele WikiLeaks’in kendisi içinde olansa? Gizli devlet belgelerinin yayınlanması şeklindeki radikal eylem ve bu eylemin, başka şeylerin yanı sıra, WikiLeaks’in kendisi tarafından hegemonik ideolojik-politik alana yansıtılma şekli arasındaki mücadele.

Bu yansımanın birincil sıkıntısı ‘şirket anlaşmaları’, örneğin WikiLeaks’in beş büyük gazete ile yaptığı ve onlara belgeleri seçici olarak yayınlama hakkı veren anlaşma değil. Çok daha önemlisi WikiLeaks’in komplocu tarzı: ABD Dışişleri Bakanlığı şekline bürünmüş ‘kötülere’ saldıran ‘iyi’ bir gizli grup. Şeyleri bu şekilde görünce, düşman da gerçeği çarpıtan, kamuoyunu manipüle eden ve kendi çıkarları peşinde koşarken müttefiklerini aşağılayan ABD diplomatları oluyor. ‘İktidar’ en üstteki kötü adamların elinde ve tüm toplumsal yapıya nüfuz etmiş; nasıl çalıştığımızı, düşündüğümüzü ve tükettiğimizi belirleyen bir şey olarak algılanmıyor. WikiLeaks’in kendisi, Mastercard, Visa, PayPal ve Bank of America onu sabote etmek için güç birliği yaptığında bu iktidar dağılımının tadına baktı. Komploculuk yapmanın bedeli aynı mantıkla muamele görmektir. (WikiLeaks’in arkasında ‘gerçekte’ kim olduğuna dair teorilere şaşırmamalı – CIA mı acaba?)

Komplocu tarz, görünür zıddı ile, yani WikiLeaks’i ‘özgür bilgi akışı’ ve ‘yurttaşların bilme hakkı’ için verilen şanlı mücadele tarihinin bir başka bölümü olarak sistemiçileştiren liberal bakışla destekleniyor. Bu bakış WikiLeaks’i radikal bir ‘araştırmacı gazetecilik’ vakasına indirgiyor. Bu noktada, birkaç sıradan adamın başkana uzanan bir skandalı ortaya çıkardığı ve onu istifaya zorladığı Başkanın Bütün Adamları ve Pelikan Dosyası gibi Hollywood gişe filmlerinin ideolojisine sadece bir adım uzaktayız. Yolsuzluk en tepeye ulaşmış olarak gösteriliyor ancak bu gibi filmlerin ideolojisi iyimser nihai mesajlarında gizli: Ülkemiz öylesine harika ki, senin ve benim gibi birkaç sıradan adam dünyanın en güçlü adamı olan başkanı alaşağı edebiliyor!

Egemen ideoloji tarafından sergilenen mutlak güç gösterisi, güçlü eleştiri olarak görülen şeye izin vermek. Bugün antikapitalizm bakımından eksiklik çekmiyoruz. Kapitalizmin korkunçluğuna dair eleştirilerle dolup taşıyoruz: Çevreyi insafsızca kirleten şirketleri, bankaları halkın parasıyla kurtarılırken şişkin primler almaya devam eden yolsuz bankacıları, çocukları köle gibi çalıştıran merdiven altı atölyeleri vs. ifşa eden kitaplar, derinlemesine araştırmacı gazetecilik ve TV belgeselleri. Ama burada bir aldatmaca var: Bu eleştirilerde sorgulanmayan şey bu aşırılıklara karşı mücadelenin demokratik-liberal bir çerçeveye oturtulması. (Açık ya da örtülü) hedef kapitalizmin demokratikleştirilmesidir; medya baskısı, meclis soruşturmaları, daha sert yasalar, dürüst polis soruşturmaları vb. ile ekonominin demokratik kontrolünü genişletmektir. Fakat (burjuva) demokratik devletin kurumsal yapısı asla sorgulanmaz. En radikal ‘etik antikapitalizm’ formları (Porto Allegre forumu, Seattle hareketi vb.) için bile bu dokunulmazlığını sürdürür.

WikiLeaks’e aynı şekilde bakılamaz. Ta en başından beri, faaliyetleri ile ilgili bir şey bilginin özgürce akışına dair liberal görüşlerin ötesine geçiyor. Bu aşırılığı içerik düzeyinde aramamalıyız. WikiLeaks ifşaatları hakkındaki tek şaşırtıcı şey hiçbir sürpriz içermemeleri. Tam da öğrenmeyi umduğumuz şeyleri öğrenmedik mi? Gerçek rahatsızlık görünüm düzeyinde idi: Herkesin bildiğimizi bildiği şeyi bilmiyormuş gibi davranmaya artık devam edemeyiz. Bu kamusal alanın paradoksu: Herkes nahoş olmayan bir gerçeği bilse de işin rengini değiştiren şey bunun herkesin önünde söylenmesidir. Yeni Bolşevik hükümetin 1918’deki ilk icraatlarından biri, Çar’ın gizli diplomasisinin tüm belgelerini, tüm gizli anlaşmaları, kamuoyunca bilinen anlaşmaların gizli maddelerini vb. ortaya dökmek olmuştu. Orada da hedef devlet iktidar aygıtının tüm işlevleri idi.

WikiLeaks’in tehdit ettiği ise iktidarın formel işleyişi. Buradaki gerçek hedefler kirli ayrıntılar ve bunların bireysel sorumluları değil; yani iktidardakiler değil, iktidarın kendisi, yapısı. İktidarın yalnızca kurumlar ve kurallardan oluşmadığı, aynı zamanda iktidara meydan okumanın meşru (‘normal’) yollarını da (bağımsız basın, DKÖ’ler vb.) kapsadığını unutmamalıyız – Hintli akademisyen Saroj Giri’nin dediği gibi, WikiLeaks ‘iktidara, iktidara meydan okumanın ve gerçeği açığa çıkarmanın normal kanallarına meydan okuyarak meydan okudu’ [*]. WikiLeaks ifşaatlarının hedefi, sadece iktidardakileri utandırmak değil, aynı zamanda temsili demokrasinin sınırlarının ötesine geçebilecek farklı bir iktidar işleyişine ulaşmak üzere kendimizi mobilize etmemize öncülük etmekti.

Ancak, gizli olanı bütünüyle ifşa etmenin bizi özgürleştireceğini sanmak bir hata. Öncül hatalı. Gerçek özgürleştirir ama bu gerçek değil. Elbette görünüşe, resmi belgelere güvenilemez fakat gerçeği o görünüşün ardında paylaşılan dedikoduda da bulamayız. Görünüş, yani herkesin gördüğü, asla basit bir ikiyüzlülük değildir. E.L. Doctorow bir keresinde görünüşün sahip olduğumuz her şey olduğunu söylemişti, bu yüzden ona büyük özen göstermeliydik. Sık sık mahremiyetin yitirildiği söylenir, en mahrem şeyler bile kamusal didiklemeye açık hale gelmiştir. Fakat gerçek bunun tam tersi: Etkili bir şekilde ortadan kaybolan şey, katılımcının haysiyeti ile birlikte kamusal alan. Günlük hayatlarımız, her şeyi söylememenin yapılacak doğru şey sayıldığı vakalarla dolu. Çalınan Buseler’de Delphine Seyrig genç aşığına nezaket ile incelik arasındaki farkı şöyle anlatır: ‘Kazara bir kadının duşun altında çıplak olduğu bir banyoya girdiğini düşün. Nezaket kapıyı hızla kapayıp “Pardon hanımefendi!” demenizi gerektirir, incelik ise kapıyı hızla kapatıp şunu söylemektir “Pardon Bayım”‘ Yalnızca ikinci vakada, duşun altındaki şahsın cinsiyetini çıkaracak kadarını görmemiş gibi davranarak, gerçek incelik gösterilebilir.

Politikada inceliğe dair üst düzey bir örnek Portekiz Komünist Partisi lideri Alvaro Cunhal ile 1974’te Salazar rejimini deviren darbenin müsebbibi olan ordu grubunun demokrasi yanlısı üyesi Ernesto Melo Antunes arasındaki gizli toplantıdır. Durum son derece hassastır: Bir tarafta Komünist Parti, fabrikaları ve tarlaları ele geçirerek (silahlar halihazırda halka dağıtılmıştır) gerçek sosyalist devrimi başlatmaya hazırdır; diğer tarafta ise, muhafazakarlar ve liberaller devrimi ordu müdahalesi dahil her türlü yolla durdurmaya hazırdır. Antunes ve Cunhal, adını koymadan bir anlaşma yaparlar: Aslında aralarında anlaşma falan yoktur – görünüşe göre tek yaptıkları anlaşmaya varamamaktı – fakat toplantıdan komünistlerin devrim başlatmayacağı, dolayısıyla ‘normal’ bir demokratik devletin oluşmasına izin verecekleri ve sosyalizm karşıtı ordunun Komünist Parti’yi yasaklamayacağı, onu demokratik sürecin kilit bir unsuru olarak kabul edeceği konusunda mutabık olarak ayrıldılar. Bu gizli toplantının Portekiz’i iç savaştan kurtardığını iddia edenler olabilir. Ve katılımcılar ketumluklarını gelecekte de korudular. Toplantı sorulduğunda (gazeteci bir arkadaşım tarafından), Cunhal yalnızca Antunes inkar etmediği müddetçe gerçekleştiğini doğrulayacağını söyledi – Antunes inkar ediyorsa, gerçekleşmemişti. Antunes arkadaşım ona Cunhal’in sözlerini iletirken kendi adına sessizce dinledi. Dolayısıyla, inkar etmeyerek, Cunhal’in şartını karşılamış ve örtülü bir şekilde doğrulamış oldu. İşte solun centilmenleri politikada böyle davranır.

Bugün yaşananları yeniden değerlendirdiğimizde, Küba Füze Krizi’nin mutlu sonunun da incelikle, bihaber davranmanın nazik ritüelleri ile yönetilmiş olduğu ortaya çıkıyor. Kennedy’nin dahiyane fikri mektup almamış gibi davranmaktı. Gönderen (Kruşçev) arıza çıkarmadığı için işe yarayan bir strateji. 26 Ekim 1962’de, Kruşçev Kennedy’ye daha önce aracılar tarafından yapılan bir teklifi teyit eden bir mektup gönderdi: Sovyetler Birliği, ABD ada’yı işgal etmeyeceğine dair güvence verirse füzelerini Küba’dan çekecekti. Ancak ertesi gün, ABD cevap vermeden, Kruşçev’den daha sert ve ek şartlar öne süren başka bir mektup geldi. O gün akşam 8.05‘de Kennedy’nin Kruşçev’e yanıtı gönderildi. Kruşçev’in 26 Ekim tarihli teklifini kabul ediyor ve 27 Ekim tarihli mektup hiç gelmemiş gibi davranıyordu. 28 Ekim’de Kennedy Kruşçev’den anlaşmayı kabul ettiğine dair üçüncü bir mektup aldı. Her şeyin tehlikede olduğu böylesi anlarda, görünüm, nezaket, ‘oyun oynandığının’ bilincinde olmak, her zamankinden önemli hale gelir.

Ancak, bu hikayenin yalnızca bir -yanıltıcı- yanı. Öyle anlar vardır ki – egemen söylem için kriz anları – görünüşün paramparça olmasını provoke etme riskinin alınması gerekir. 1843‘te genç Marks tarafından böylesi bir an tasvir edilmiştir. ‘Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı’da, 1830‘lar ve 1840‘larda Alman eski rejimindeki çürümeyi, devrim öncesi Fransız rejiminin trajik düşüşünün absürt bir tekrarı olarak teşhis etmişti. Fransız rejimi ‘kendi haklılığına inandığı ve inanmak zorunda olduğu müddetçe’ trajikti. Alman rejimi ‘yalnızca kendisine inandığını hayal ediyor ve dünyanın da aynısını hayal etmesini talep ediyordu. Kendi varlığına inansaydı, ikiyüzlülük ve yanıltmacada avuntu arar mıydı hiç? Modern eski rejim, gerçek kahramanları ölmüş bir dünya düzeninin komedyeninden ibarettir.’ Böyle bir durumda, utanç bir silahtır: ‘Gerçek baskı, basıncın bilinci eklenerek daha baskılı hale getirilmelidir; utanç, herkese ilan edilerek daha da utanç verici hale getirilmelidir.’

Bugünkü durumumuz tam da budur: Kendi demokrasi, insan hakları vb. ideallerine inandıklarını hayal eden ajanların küresel düzeninin utanmaz kinizmi ile yüz yüzeyiz. WikiLeaks ifşaatları gibi eylemler üzerinden utanç – tepemizde böyle bir iktidar olmasını tolere etmemizin utancı – ilan edilmek suretiyle daha da utanç verici hale getirildi. ABD laik demokrasi getirmek için Irak’a müdahale ettiğinde ve sonuç köktendinciliğin güçlenmesi ve çok daha güçlü bir İran olduğunda, bu iyi niyetli bir ajanın trajik hatası değil, kendi oyununda yenilgiye uğratılan alaycı bir düzenbazın durumudur.

[*] ‘WikiLeaks beyond WikiLeaks?’, http://www.metamute.org/en/articles/WikiLeaks_beyond_WikiLeaks.

http://www.lrb.co.uk/v33/n02/slavoj-zizek/good-manners-in-the-age-of-wikileaks

Reklamlar

WikiLeaks Çağında Çok Güzel Hareketler – Slavoj Žižek” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s