Türkler, Kürtler, Amerikalılar: Kobane bilmecesi – Pepe Escobar

fft81_mf1925616 22 Ekim 2014

Suriyeli Kürtlerin IŞİD’e karşı ümitsizce savaş verdiği Kobane’nin kadınlarına dikkat edin. Onlar ABD, Türkiye ve Irak Kürdistan’ı hükümetinin ihanetçi ajandalarına karşı da savaşıyorlar. Kim galip gelecek?

Rojava üzerine konuşmakla başlayalım. Rojava’nın – kuzey Suriye’nin Kürt nüfusunun en yoğun olduğu üç bölgesi – tam olarak ne anlam ifade ettiği, cezaevindeki aktivist Kenan Kırkaya tarafından yazılan şu makalede aktarılıyor. Bu makalede Kırkaya, Rojava’nın “Kürtler veya Suriyeliler ya da Kürdistan için bölgesel anlamının çok ötesinde, kapitalist ulus devlet sisteminin hegemonyasına meydan okuyan devrimci bir modele ev sahipliği yaptığını” savunuyor.

Bir tarım bölgesi olan Kobane, Şam ile Rojava arasındaki bir anlaşmanın (“bize karşı rejim değişimi çabalarının parçası olmayın, biz de sizi rahat bırakalım”) mümkün kıldığı, demokrasi konusundaki bu şiddetsiz deneyin merkez üssü konumunda. Örneğin şurada, “Orada gerçek sosyalizmin yalnızca tek bir veçhesinin dahi yaşatılabilmesi bile, durumundan memnun olmayan milyonlarca kişiyi Kobane’ye çekecektir” deniliyor.

Rojava’da, çok kültürlü ve çok dinli halk meclisleri üzerinden karar alınıyor. Her bir yereldeki üst düzey üç yetkili bir Kürt, bir Arap ve bir Asuri veya Ermeni Hıristiyan’dan oluşuyor; bunlardan en az birinin kadın olması zorunlu. Kürt olmayan azınlıkların kendi kurumları var ve kendi dillerini konuşuyorlar.

Pek çok kadın ve gençlik meclisi arasında, giderek daha da ün kazanan feminist bir ordu da var: YJA Star milisleri (Özgür Kadınlar Birliği, star ise Mezopotamya tanrıçası İştar’ı temsil ediyor).

Sembolizm bundan daha güçlü olamazdı; düşünün, İştar (Mezopotamya) güçleri, bugün zalim bir Halifeye dönüşmüş olan ISIS güçlerine (IŞİD, yani İngilizce yazımı ile ISIS aslında bir Mısır tanrıçası) karşı savaşıyor. Genç 21. yüzyılda, faşizme karşı savaşın ön cephesi Kobane’nin kadın barikatları.

Ana akım Batı medyası tarafından yayınlanan az sayıdaki makaleden birinde belirtildiği gibi, 1936’da İspanya’da faşizme karşı savaşan Uluslararası Tugaylar ile Rojava’da olanlar arasında epeyce kesişim noktası olması kaçınılmaz.

Çok derin bir tahammülsüzlüğe sahip Vahabileri (ve onların güçlü Körfez petro-dolar destekçilerini) delirtmeye bunlar da yetmiyorsa eğer, bir de genel politik manzara var.

Rojava’daki mücadele, Ankara ile 1970’lerden beri savaşta olan Marksist gerilla hareketi PKK’nin Suriye kolu PYD tarafından yürütülüyor. Washington, Brüksel ve NATO, Türk devletinin aralıksız basıncı altında, hem PYD’yi hem de PKK’yi resmi olarak daima “terör örgütü” olarak değerlendirdiler.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın mutlaka okunması gereken kitabı Demokratik Konfederalizm dikkatli şekilde incelenirse, bu terörist/Stalinist eşitlemesinin ne kadar boş olduğu ortaya çıkar (Öcalan 1999’dan beri İmralı adasında hapiste tutuluyor).

PKK ve PYD, “özgürlükçü yerel yönetim” için mücadele ediyorlar. Aslında, Rojava’da yapılmaya çalışılan tam da bu; konseyler, halk meclisleri, işçi denetimli kooperatifler üzerinden doğrudan demokrasiyi hayata geçiren ve halk milislerince korunan özyönetimli topluluklar. Rojava’nın, nihai hedefi ulus devleti aşmak olan dünya çapında bir kooperatif ekonomisi/demokrasi hareketinin keşif kolu olarak görülmesinin sebebi bu.

Bu deneyimin kuzey Suriye’de siyasi olarak hayata geçirilmesinin dışında; askeri açıdan da, Sincar Dağı’nda IŞİD tarafından kuşatılan on binlerce Ezidi’yi kurtarmayı başaranlar da aslında PKK ve PYD, zannedildiği gibi Amerikan bombaları değil. Ve şimdi, PYD Eş Başkanı Asya Abdullah’ın söylediği gibi, Kobane’nin Halife İbrahim’in kiralık katillerince kuşatılmasını kırmak için ihtiyaç duyulan şey bir “koridor”.

Sultan Erdoğan’ın iktidar oyunu

Öte yandan Ankara, “komşularla bitmez sorun” şeklindeki politikasında kararlı görünüyor.

Türk Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’a göre, “IŞİD’in ana düşmanı Suriye rejimi”. Ve “komşularla sıfır sorun” politikasının mucidi olan Başbakan Davutoğlu, Kobane’ye karadan desteği ancak Washington bir Esad sonrası plan sunarsa kabul edeceklerini kerelerce tekrarladı.

Ve bir de herkesin üzerinde olan karakter var; Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ya da Sultan Erdoğan.

Sultan Erdoğan’ın koşulları çok iyi biliniyor. Suriye Kürtleri Şam’a karşı bu sefil uydurmacanın, yeniden oluşturulmuş (ve Suudi Arabistan’da eğitilecek) Özgür Suriye Ordusu’nun komutası altında savaşmalı; özerkliği kafalarından tamamen atmalılar; Türkiye’nin Washington’dan istediği Suriye üzerinde uçuşa yasak bölge ve ayrıca Suriye sınırında da “güvenli” sınır bölgesi oluşturulması talebini uysal biçimde kabul etmeliler. PYD ve Washington’un bu talepleri reddetmesi şaşırtıcı değil.

Sultan Erdoğan, PKK ile devam eden barış sürecini kendisinin güçlü olduğu bir pozisyondan yeniden kurmak istiyor. Şimdiye kadar verdiği tek ödün, Irak Kürt Peşmergesinin PYD-PKK milislerine karşı bir denge unsuru olarak (ve dolayısıyla Türkiye karşıtı bir Kürt ekseninin güçlenmesini engellemek üzere) kuzey Suriye’ye girmesine izin vermek oldu.

Öte yandan Sultan Erdoğan biliyor ki IŞİD 1000 Türk pasaportlu savaşçıya sahip. Diğer kabusu ise Suriye-Irak’taki bu zehirli mayanın er ya da geç Türk sınırlarını geçmesi.

Kapıdaki barbarlara dikkat

Halife İbrahim’in paralı askerleri, Kobane’deki tüm sivil nüfusu katletme ve/veya köleleştirme niyetlerini halihazırda beyan etmiş durumdalar. Üstelik bu kent IŞİD açısından hiçbir stratejik öneme sahip olmamasına rağmen (geçtiğimiz hafta ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin söylediği de bu; ancak sonrasında tahmin edilebileceği gibi lafından döndü). Bu son derece ikna edici PYD komutanı ise IŞİD tehdidinin gayet iyi farkında.

Kobane, Suriye Arap Ordusu’nun bir ikmal havaalanının bulunduğu Deyrezzor’a veya Suriye Arap Ordusu’nun yardım ettiği Kürtlerin kontrolündeki petrol yataklarına sahip Haseke’ye kıyasla önemsiz kalan bir şehir. Kobane’de ne havaalanı ne de petrol yatakları var.

Öte yandan, Kobane’nin düşmesi Halife’nin paralı çeteleri için son derece önemli bir reklam olacak. Türk sınırına çok yakın somut bir üs oluşturmanın yanı sıra, özellikle de yeni, müstakbel, AB pasaportu sahibi katılımlar açısından kazanan bir ordu algısını güçlendirerek.

Esas olarak Sultan Erdoğan’ın yaptığı, aslında (kısa vadede) IŞİD’e serbest geçiş sağlarken hem Şam’la (uzun vadede) hem de Kürtlerle (orta vadede) savaşmak. Ve yine, Türk gazeteci Fehim Taştekin’in söylediği gibi, aman da ne demokratik Suudi Arabistan’da aslında var olmayan “ılımlı” Suriyeli isyancıları eğitmek, yalnızca Türkiye’nin Pakistanlaşmasına hizmet edecektir. Yine ve yeniden, 1980’lerin Afgan cihadında oynanan senaryonun bir remiksi.

Türkiye için işler zaten yeterince kötü değilmiş gibi, Washington, “terör” dogmasını tersine çevirerek şu an PYD ile bir dostluk anlaşması sürdürüyor. Ve bu Sultan Erdoğan için ekstradan baş ağrısı demek.

Washington ile PYD arasındaki bu karşılıklı anlaşma herkesin malumu. Fiili gerçekler bunu açıkça ortaya koyuyor; daha fazla ABD bombardımanı, daha fazla ABD havadan yardımı (bazıları yanlışlıkla Halife’nin paralı çetelerinin eline düşüyor).

Kilit önemde olan bir faktör gözardı edilmemeli. PYD Washington tarafından şöyle ya da böyle tanınır tanınmaz, PYD başkanı Salih Müslim, Kürdistan Bölgesel Yönetimi KRG’nin dümenci lideri Mesud Barzani ile görüşmeye gitti. İşte o zaman PYD, Barzani’nin peşmergeleri ile Rojava’nın yönetiminde “güç paylaşımı” yapacağını vaat etti.

Kobane’yi terk etmek ve Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan ve ayrıca PYD’yi destekleyen Suriye Kürtleri, Suriye’ye dönemiyorlar; ancak Irak Kürtleri gidip gelebiliyorlar. Bu üçkağıtçı anlaşmayı kabul ettiren, KRG’nin istihbarat şefi Lahur Talabani. KRG’nin Ankara ile arası çok iyi.

Bu Erdoğan’ın çevirdiği dolabı daha da belirgin hale getirdi; PKK’nin düşmanı olan peşmergelerin IŞİD’e karşı ön safta olmasını ve PYD/PKK ittifakının altını oymasını istiyor. Bir kez daha, Türkiye Kürdü Kürde kırdırıyor.

Washington kendi hesabına, IŞİD’e karşı Haçlı Seferi’ni meşrulaştırmak adına Kobane’yi manipüle ediyor (“insani müdahale”). Bütün bu işlerin Washington’un uydurma, hayalet Horasan grubunun yeni bir 11 Eylül hazırlığı içinde olduğuna dair iddiaları ortaya salmasından sonra başladığı unutulmamalı. Horasan, tahmin edileceği üzere, gündemden tamamen silindi.

Uzun vadede, Amerikan güç oyunu Rojava’daki doğrudan demokrasi deneyi (ki Washington bunu – Allah korusun! – “komünizmin geri dönüşü”nden başka bir şekilde yorumlayamaz) için ciddi bir tehdit.

Dolayısıyla Kobani; Washington, Ankara ve Erbil tarafından manipüle edilen acımasız bir oyunda kritik bir piyon. Bu aktörlerden hiçbiri Kobane ve Rojava’daki doğrudan demokrasi deneyinin genişlemesini ve tüm Küresel Güney’in dikkatini çekmesini istemez. Kobaneli kadınlar, köleleştirilmezlerse eğer, acı bir ihanete uğrama ölümcül tehlikesi ile karşı karşıyalar.

Ve Kobane üzerinde IŞİD’ın oynadığı oyun bir oyalama taktiği, Obama yönetimi için bir tuzak olarak görüldüğünde, durum daha da hayra alamet olmayan bir yere doğru gidiyor. Halife’nin paralı çetelerinin gerçekte hedefledikleri, Irak’ın Anbar eyaleti (halihazırda büyük bölümünü kontrol ediyorlar) ve kritik Bağdat hattı. Barbarlar kapıda, yalnızca Kobane’de değil Bağdat’ta da kapıda.

http://www.atimes.com/atimes/Middle_East/MID-01-241014.html

Reklamlar

Türkler, Kürtler, Amerikalılar: Kobane bilmecesi – Pepe Escobar” üzerine bir yorum

  1. ÇETE DEVLETİ OLARAK KALMANIN RİZİKOSU!

    Suruç ve Diyarbakır’da olduğu gibi Ankara katliamında da Türk emniyet güçlerinin eylem alanından çekilmiş olması,kaçış yollarını ise kapatarak kaçanlara gaz sıkması, katliamı fiilen yönettiklerini ispatladı!
    Diyarbakır ve Suruç katliamları güya soruşturuluyordu. Hani sonuç?…

    Bu katliamlar,Türk devletinin resmen bir çete devleti olduğunu bir kez daha vurguluyor! Türk devleti, kanunlar üstü bazı asker sivil çeteler kombinasyonundan öteye gidemiyor. Bazan Askeri, bazan da Dinci çetelerin ağırlık kazanması özü değiştirmiyor! Kürtler’e saldırıya destek karşılığında, AKP’ye mutlak iktidarın kontrolünü vaat eden TSK, çeşitli örgütlerde kümelenmiş çetelerini yeni katliamlar yapmak için devreye soktu! 1990’ların Kürt halkına karşı imha ve yok etme, sindirme harekatı yeniden yürürlükte… İnfazlar, insanları alıp kaybedip yok etmelere yeniden hız verildi! Türkiye denilen alanda 24 000’in üzerinde insanın katili hala ‘meçhul! Faili meçhul binlerce cinayet var. Hani tutuklu katiller? Ya binlerce köyün yakılmasının failleri?… Şu sonuca varmak yanlış mıdır? Türkiye’de Gayri Müslüm ve Kürt öldürmenin önünde herhangi bir yasa engeli yoktur. Generaller veya onların kullandıkları terör örgütleri neden katliam yapmasınlar ki? Kimden korkacaklar ki?
    Önceki katliamlar gibi Ankara katliamı da Türkiye Cumhuriyeti devletinin ürünüdür. Hükümet de o aygıtın bir parçasıdır.
    Türk devletin’nin tarihi, katliam ve soykırımlardan oluşuyor. Kuruluş temelinde, Anadolu ve Mezopotamya’nın yerli halkları olan Rum,Ermeni, Kürt ve Suryani’lerin kanı vardır. Katliamcılık, Türk çeteleri için bir alışkanlık, gelenek ve ahlak olmuş, devletin resmi doktirinine dönüşmüştür.
      

    Katil kim?

    AKP mantığına göre,IŞİD, Türkiye’nin Amerikalılara İncirlik üssünü açmasına ve Amerikalılarla birlikte IŞİD mevzilerine saldırmasına kızınca gidip Kürtleri öldürüyor! Denklemde bir bozukluk varmı?
    Üstelik ölenler, kendi kendilerine saldırı düzenlemekle bile suçlanabiliyor, ama mantık hâlâ sağ, akıl nezle bile olmadığını iddia ediyor.
    Katliam ve Türk devleti!
     
     
    Devletin vatandaşının güvenliğini almaması o devleti olayın faili yapar. Suruç Katliamı’nda olduğu gibi, eylem anında devletin oradan çekilmiş olması, kaçış yollarını ise kuşatıp kapatması, kaçanlara gaz sıkması, devleti yönetenlerin katliamları da yönettiklerini ortaya koyuyor.

    Bu nedenle devletin olmadığı ve seyirci konumunda olduğu her katliam “devletlü” katliamıdır. AKP çetelerinin ‘devletlû’ olduklarını inkar etmeleri de artık mümkün değildir. Cizre, Nusaybin, Silvan, Varto, Şemdinli ve daha birçok yerde bebeklerden yaşlılara kadar önüne gelen Kürdü öldüren ve onları “terörist” ilan eden, Şırnak’ta Kürt gençlerini canlı canlı panzerlerin arkasında yuvarlayarak katleden, ölülere saygıyı tanımayan, Kürt savaşçıların mezarlarını dozerler ve bombalarla imha eden, Kürt toprağını yasaklarla cezaevine dönüştüren, dağını taşını bombalayan iktidarı, son katliama katkı yapmaktan alıkoyacak herhangi bir ahlaki engel kalmış mıdır?

    Bu devlet nasıl yüce olabiliyor? Bu devlet nasıl merhametli olabiliyor?

    TC devleti ilk önce kendi çeteleriyle, katliamlarıyla yüzleşmelidir.

    AKP hükümeti IŞİD’in Suriye kolunu Çeçenlere kurdurttu. Yıllardır İstanbul da yaşayan Ömer Çeçen’i IŞİD’in başına getirildi. Türkiye-Katar- Suudi Arabistan IŞİD’in finansman, askeri ve lojistiğini üstlendi.
    IŞİD’in askeri eğitimlerini AKP’nin kontrgerilla örgütü olarak bilinen ve merkezi Beylikdüzü’ nde bulunan SADAT (Uluslararası Savunma Danışmanlığı) yapıyor.
    Dünyanın çeşitli ülkelerinden IŞİD’ e katılan çeteciler de Türkiye üzerinden Suriye ve Rojava’ya gönderiliyor. Bu organizasyonu da MİT üstlenmiş durumda. MİT korumasında Hatay, Adana, Ceylanpınar, Kilis gibi merkezlere toplanan çeteciler sınırdan savaş bölgelerine yollanıyor. AKP hükümeti IŞİD’e İHH aracılığıyla tırlarla silah yolladı. Bu sevkiyat mitin denetiminde gerçekleşti. Kamuoyuna yansıyan bir ses kaydında Mit Müsteşarı Hakan Fidan çetelere nasıl silah ve mühimmat akışının sağlandığını şu sözlerle itiraf ediyor: “2 bine yakın tır malzeme biz gönderdik oraya.”

    Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler 25 000 militanın daha silahlandırılıp, gerekli silah ve mühimmatın, Kürtler’e karşı savaşan örgütlere ulaştırılmasını, ABD ve Rusya’nın Kürtlere olan sdesteğinin de kesilmesi gerektiğini açıkça ifade etmeye başladı.
    Tırlarla Suriye’ye insani yardım değil, silah taşındığı uluslararası belgelere de girdi. Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre; 2013 Haziran ayın da Türkiye den Suriye’ye 9303 kodlu silah cinsinden 3,6 ton, Temmuz ayında 4,4 ton, Eylül ayında ise 29 ton,Mayıs 2014 37 ton, Ekim 2014 46 ton, Şubat 2015 82 ton.. silah yollanmış.
    Birleşmiş Milletlerin verilerini Türkiye İstatistik Kurumu da doğruluyor. Kurum 2013 Ekim ayına kadar Türkiye’den Suriye’ye silah gönderildiğini, 93 numaralı kodla da kayıt altına almış.” Daha sonrakiler ise devlet sırı olarak bile kayt edilmemiş!!!
    AKP’nin ve bazı devlet görevlilerinin IŞİD ile olan ilişkilerini Tırları durdurup işlem yapan ve şimdi cezaevinde olan savcıların mahkemedeki ifadeleri de doğruluyor.

    TSK’yı oluşturan bütün çeteler, Suudi Arabistan ve Katar’ın finanse ettiği, Türk devletinin ise birebir koordine ettiği Irak Şam İslam Devleti-IŞİD ve diğer AL Kaida fraksiyonlarını, Kürtler’e karşı savaşmakta kullanıyorlar!
    Bu şekilde son olarak Ankara katliamını yapan Cihatçıların MİT’in İŞİD örgütlenmesi olan ve takma adları ‘Dokumacılar’ olan bu çetelerce yapıldığı ortaya çıktı. Dokumacılar denilen teşkilat İŞİD adı altında maskelenmiş bir MİT örgütlenmesidir. Kobane savaşı döneminde 2600 kişiden oluşan bu çetelerin ilk görevleri,TC ile Raka arasında bulunan Tel Abyad’ı korumak ve Türkiye’den İŞİD merkezine yapılan ticaret ve silah akışını güvenlik altına almak idi.. YPG savaşı kazanınca, az bir kayıpla, çoğu MİT tarafından TC tarafına alınıp yeniden örgütlendirildiler…Dokumacılar denilen bu çeteler, bir dönem JİTEM tarafından Kürtlere karşı yönetilen Hizbullah benzeri örgütlenmiş ve Türk ordusu ile koordineli çalışıyor.

    TC adına İŞİD maskesi altında cihatçıları Kürtler’e karşı yöneten MİT elemanı Mustafa Dokumacı Türk İŞİD’i denilen örgütlenmeyi Jandarma yardımı ile yapıyor. Diğer yandan AKP, Sedat Peker benzeri eski Jitemcilere tekrar görev verdi. Daha önce bunların çoğu Hizbullah örgütü diye de tanıtılıp halk kandırılıyordu!

    Türk uçaklarının robotvari bir şekilde, İŞİD eylemcileri ile ortak tek bir kumandayla her katliam paralel olarak Kürtleri bombalaması tesadüf değildir! Türk hava kuvvetlerinin, İŞİD eylemlerine paralel olarak otomatikmen havalanıp Kürt yerleşim birimlerini bombalaması ortak bir kumanda merkezinin varlığına tekabül ediyor.

    Son katliamlarla birlikte TSK’nin, İŞİD ve diğer Cihadist örgütlerle koordineli çalışmaları büyük oranda deşifre oldu.
    Suruç katliamında tesadüf gibi görünen eylemlerin, kendiliğinden ve tesadüf olmadığı, aksine ortak bir koordine ile hareket ettikleri bugün ortadadır…
    İŞİD adı altında canlı bombalar patlatılınca, TSK’nin Kürt köylerini bombalamaya başlaması var olan bir devlet planının uygulanmasıdır!

    Çeteler, Susurluk, Ağar veya Çatlı ile bitmedi!

    Türkiye’nin hala bir çete devleti olarak kaldığının en son ispatı, azıllı katil Sedat Peker,Trabzon ve Rize emniyeti eşliğinde 42 kişilik silahlı adamı ile AKP seçim mitingini yapması oldu! Sedat peker denilen mafya reisinin Trabzon ve Rize emniyetine emir verip AKP’nin başarılı çıkması için aktif faaliyet yürütmesi, İstihbarat ve emniyet güçleri ile ortak eylemler yapması, TC’nin çete devleti olarak kaldığının bariz bir örneği oldu! Mafya babaları Erdoğan’ı başkan olarak görmek istiyor:AKP’nin Erdoğan diktası için Sedat Peker mafya liderine, 3 ilin emniyetini tahsis ettiği ortaya çıktı. Böylece AKP ve Erdoğan’ın mafyadan medet umar hale geldiği belli oldu. Bu çete lideri, devletin esas sahibi olarak Rize’de, Erdoğan mitingi yaptı. Bütün Polisi emrine alarak alanı bariyerlerle kapattı. Herkesin üzerlerini arattırdı…

    Erdoğan’ın AKP için yürüttüğü seçim kampanyasında olduğu gibi miting alanında sadece Türk bayraklarının açılmasına izin verildi. 

    AKP tarafından devr alınıp adına TC denilen çete devletinin bütün görevi, işlenen “cinayetlerin üstünü örtmektir. Bu organizasyonlar ve yaptıkları, AKP çetesinden Teşkilat-ı Mahsusa uzanan bir geleneğin ürünüdür…Görüldüğü gibi AKP iktidarı da her zamanki gibi, kontrollerindeki birkaç İŞİD tetikçisini öne sürerek katliamlarının üstünü kapatmak istiyor. AKP, Kontrgerilla,Tayyip Erdoğan-MİT ortak yapımı olan katliamlarda, sahtekârca bir şekilde, Suriye kaynaklı İŞİD maskesi takılıp işin içinden çıkılmaya çalışılıyor! Halbuki en basit örneği ile, MİT’in kontrolünde olan Türk İŞİD’nin yaklaşık 600 elemanı da Suriye’nin İdlib eyaletini işgal etmek için görevlendirmiş! Bunların katliamlar yapması için oradan buraya, veya başka yerlere nakli esas sorumluları gizleyemez! ‘Suriye’den geldiler! demekle suçun sorumluluğundan kurtulamazsınız… Görüldüğü gibi Ankara katliamı da diğer cinayetler gibi her yönüyle karanlıkta kalacak. Bütün faili meçhuller gibi karanlıkta kalmaya mahkumdur. Eğer Türkiye’de bir cinayet karanlıkta kalıyorsa bu cinayeti bizzat devletin kendisi işlemiştir. Türkiye’de devlet cinayetleri işler, gazeteleri havaya uçurur, yargı ve diğer kurumlar da bu cinayetlerin ortaya çıkarılmamasına çalışır. Perde görevi görür. Yargının ve diğer kurumların görevi budur. Bütün dünya da oynanan yargı oyunundan bir sonuç bekler.

    AKP çetesinin kanlı seçim hazırlığı!

    AKPçetesi, kana bulanmış oylarla mutlak hakimiyeti kaybetmemek için sonuna kadar direnme kararlılığında…! Oy için kitle katliamlarından medet uman AKP, İŞİD’en daha tehlikeli projelerini devreye sokmaktan çekinmiyor! Tarihin bir evresinde İttihat ve Terakki iktidar olmak için nasıl ki Teşkilât-ı Mahsusa’nın yöntemlerini kullanmış ise; bugün AKP aynı Teşkilât-ı Mahsusa yöntemlerini devreye sokarak yeniden iktidar olmak istiyor.
    Katliamda mümkün olduğu kadar fazla can kabı yaratmak için sivil polis ve MİT’in yolları kapatıp kaçanlara biber gazı sıkması AKP’nin bu eylemde baş rolde olduğunu ispatlıyor!.

    AKP çeteleri için, korkutulmuş sindirilmiş insanlardan gelecek oylar, insan canından daha değerlidir. Cenaze merasimlerini yeni tip bir seçim platformuna çeviren AKP, katliamlardan,ölümlerden, cenazelerden umut bekliyor…

    Sevgi ve Saygılarla

    Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey
    ———————————————————————-
    Esin Duran,
    Selda Suner,
    N. Gök,
    Irem haloglu
    Ferdi koçkar
    Yeliz seren
    Vedat Konak
    S. Aktaş
    Pelin Moda,
    Bedri Engin,
    Hasan Sirtan
    M. Eskici
    Nazmi Dogan,
    Sevda Suner
    R. Adalı
    Sezer Aşkın,
    H. Datvan,
    Salih Demir,
    FERDİ KADER
    Erhan Vural
    Necmi Derinsu
    Ahmet Kaymaz
    Aslan IŞIK
    Nizamettin Duran
    A. Demir
    hasan kayısoğlu
    Melahat Baykara,
    ismail çekmez.
    Aydin Nizam
    Uğur Demir
    Ismail B. Cenk,
    Tekin Balkic
    Selma Altuntaş,
    Murat Koç
    Filiz Serin,
    Nedim Serin,
    Vedat Koçak,
    Salih Birdal,
    Erdal Cömert
    Ismail Bulak
    Ahmet Meriç
    Mustafa Gur,
    Hasan Zafer
    Bahar Ünsal
    Osman B.
    Ayse bahar
    Metin Maslak
    H. Maslak
    Dilek Solak
    zeynep içkaya
    Sevda maslak
    Sercan Gezmiş
    Aynur Balkaya
    İpek Doğan
    Nazım Doğan
    Murat Doğan
    esin erkan
    Beyhan erdem
    n. erdem
    İsmail Deniz
    Ayten BARAK
    Ugur Birdal
    Ahmet Tan
    İsmet Yelkenci
    Yıldırım Kongar
    Selma Kongar
    Birol Aytekin
    Hatice Gül
    Ibrahim Erkin
    Kemal erdem
    Rıza Akdemir
    Mehmet Coskun
    Hüseyin demir
    fethi killi
    Yeliz Ender
    Mustafa Ender
    Ugur Basak
    Kemal Dektaş
    Ayten Ilkdal
    Nuri Aktanır
    Metin Koc
    Sevgi Ender
    Burhan Kulakçı
    Oğuz Duran
    Burcu Kanter
    Aysel kanter
    Erol kanter
    Layla SOLGUN
    M. Oktay
    Kemal Aktas
    Yelda tekinoglu
    Orkun Keskin
    T. Vural
    Oğuz şen
    Nur Şen
    Ismail çaykara
    Burhan Orkal
    D. Kahan
    Seher Yıldız
    Esra akkaya
    Mehmet Uzan
    Yeliz IŞIK
    Murat Bakır
    O. Dem
    Salih Aktaş
    Seyhan İlknur
    Osman Çekiç
    esma yıldız
    Murat Çetindal
    Ali OkyarMusa Tekin
    Aslı Birdal
    Nazmi Doğan
    İnci Gür
    L. Okar
    Mustafa Karkaya
    Omer Aytac
    Mürsel Bozkır
    Zeynep Şengül
    Gülcan Iğsız
    Murat Nidar
    şemsi Kaya
    Ayten Ekşi,
    Eda leman
    nermin ışıl
    D. Polat
    Kadir Erdem
    Serdar OKTAY
    Mehmet Özdemir
    Mustafa Erkan
    Nuri AKTAS
    Emine AKTAS
    O. Kadir Ergun
    Metin Kurca
    Sedat Isiklar
    Filiz Bag
    Kadir Baskale
    Sevim Varlik
    Hasan Mesut Akkaya
    Necmi Guler
    Erhan Isguz
    Meral Okur
    Bilge Okyaz.
    Kemal Koç
    L. Mirakoğlu
    Oktay Kızılcık
    Mehmet Yavuzgil
    Erdal Polat
    Hüsnü oktay
    k. Sankay
    Ahmet tekin.
    Semra Kaya
    Mustafa Çiçek
    Kayhan Göçkaya
    Erdal Solgun
    Mehmet Solgun
    Esra Solgun
    N. Altik
    Oguz Karakış
    Leyla Mert
    Işık mert
    D. Öksüz
    Erdem Yılmaz
    Ayse Eltan
    S. Guner
    M. Deniz Ok
    Mehmet İnce
    Huseyin Cinar
    Meltem Cinar
    Berk Cinar
    L. Demirkaya
    Huseyin Çilek
    Ayten Irmak
    D. Okdere
    Ali Uskan
    İrem Haloğlu
    Berdan Temiz.
    H. Baskale
    Murat Gülay
    Esra Gülay
    Mustafa Akyol
    A. jale Kol
    M. Kol
    Tamer Oktay
    Aslan Burukoglu
    I. Demir
    Nurettin Akdal
    Uzan Kara
    ismail Igdır
    Ali Serin, Gül Akın, esra Serin, Mehmet Y. Yıldıran.
    Nuri Şen
    Hasan.Y. Balci
    Mehmet Yucel
    İsmet C. Koray
    Salih Söğütlü. H. Ali Erkan
    Nuri Akçay, Gül Akçay, Esra Akçay
    Ali Dem. Sarahoğlu
    Ayten Karaman, Mehmet Azal
    L. Uzan, Harun Tabaklı
    Ertekin Sancak, mehmet değerli.
    Kemal Güler, Zeynep Güler
    B. Urak.
    ADNAN Yörükoğlu
    Ismail Duygu, Erdem Duygu, Aydın Üzel. S. Ali Kandarlı
    Hasan Incedemir.
    N. kayıkçı.
    Bayram Akçak
    İsmail Dilpek.
    Kemal Uzunyayla, Mehmet Gölek, Necip Kaplan
    Zeynep Olgun, Mustafa Gülay, Nuri gülay, Arzu Gülay
    Mehmet Gülçiçek. Seher Gülçiçek.Mustafa E. Sırat.
    Oktay Baykuş. Ezra Seren. Nuray Karaçay.Ali karaçay. Murat Karabel. Nedim Arslan. Haydar Erkin. Şenay Temel, Adnan Temel. M. Adil Oktan.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s