16. Yüzyılın İkinci Yarısında Kolozsvár’da Yardım Çağırma Mekanizmaları – Emese Bálint*

Özet

ÇEVİREN: SARP SOLAKOĞLU

TomCohenBook

Bu makalede, geç 16. yüzyıl’da, Kolozsvár’daki mahkeme kayıtları baz alınarak, gönüllü bir kolluk biçimi incelenmektedir. Makale, toplumsal denetim süreçlerinin kültüre nasıl temas ettiğini ve erken dönem modern kasabada kamusal ve özel alanların eklemlenmesi ile nasıl ilişkili olduğunu göstermek için, yardım çağırma mekanizmalarını yeniden inşa etmektedir. Tanık ifadelerine göre yardım çağırma, hem kanunsuzlara karşı kurbanlar adına kamuoyu görüşüne tesir edebilen hem de sistemi boşa düşürerek yardım çağıranın aleyhine döndürebilen aracılarla, geleneksel bir pratik olarak karşımıza çıkmaktadır. Kasabanın fiziksel ve işitsel düzeninin yardım çağrısı ile etkileşim biçimlerine de özel bir önem verilmiştir. İnsanların yardım çağrısı karşısındaki hareketleri, alışılageldik içeri ve dışarı, özel alan ve sokak ayrımını yerle bir etmekte, dolayısıyla yardım çağrısı sonucunda normalde iki ayrı şey olan ev ve sokak, başka bir zaman anormal sayılacak bir şekilde bir araya gelmektedir.

Anahtar Kelimeler

Sokak davranışları, yasa uygulamaları, kamusal ve özel alan, düzen

Giriş

1591 Kasımında, bir yargıç Transilvania’nın kraliyete bağlı olmayan bir kasabası olan Kolozsvár veya Klausenburg’da (bugünkü Cluj) yaşanan bir sokak kavgasını araştırır. Kavgada Mihaly Ceklas öldürülür ve yargıç iki adamı cinayetten sorumlu bulur. Çatışma, kasabanın yoksul bir semti olan Luporum’da güneş battıktan sonra yaşanmıştır. Mihaly ve iki arkadaşı, balta ve pala ile kuşanmış beş saldırgan üzerlerine geldikleri sırada evlerine giden yolu tutmuşlardı. Saldırı önceden planlanmış ve saldırıya uğrayanlar açıkça hazırlıksız yakalanmışlardı. Mihaly’nin baltası, Janos’un sopası vardı, György ise büyük ihtimalle silahsızdı. Baskının aniliği, saldıranların sayıca ve silahça üstünlüğü, kurbanlara mahalledeki insanlardan yardım istemekten başka çare bırakmamıştı. Yardım çığlığı attılar ve mağdur tarafın ya da bir olaya tanık olanın alışıldık çağrısı olan Tolvaj! (Hırsız) diye bağırdılar.

Bundan sonraki olaylar hızla gelişmiştir: İki arkadaşı kaçmayı başarabilse de Mihaly saldırıya uğramış ve ölümcül bir şekilde yaralanmıştır. Yaralı adamın yardım çağırısından kısa bir süre sonra mahalledeki evlerde oturan insanlar olay yerine gelmiştir. Bunu takip eden yargılama sürecinde on altı tanığın on biri yardım çığlığı ile uyarıldıklarını ve üç tanesi de saldırganlardan birisini etkisiz hale getirebilecek zamanda olay yerine ulaşabildiğini beyan etmiştir. Zanlı, kanlı palayı hala elinde tutarken yakalanmış ve kendisini tutuklayacak olan semt güvenlik amirine teslim edilmiştir. Grubun elebaşı da olan diğer bir zanlı ise kaçmayı denemiş ve yakınlardaki bahçelere gizlenmiştir. Tanıklardan dördü onu takip ettiklerini beyan etmiştir. Bu süre içerisinde yedi kadın, saldırıya uğrayan adamın eşine haber vermek için olay mahallini terk etmiştir. Semt güvenlik amiri suç mahalline ulaştığında insan avı bitmiş, ikinci saldırgan da yakalanmıştır.

Transilvania sokaklarında şiddetle–sözlü dalaşma, aşağılama ve karşılıklı hakaret- karşı karşıya gelme nadir vakalar değildir. Birçoğu fark bile edilmese ve kasaba ahalisine küçük bir rahatsızlık vermek dışında başka bir şey yaşatmasa da bazı hadiseler epeyce kamusallaşıp mahkemelere kadar gitmiştir. Görece basit bir eylem bir şeyi özel alandan ayırmaya ve karmaşık bir kontrol mekanizmasını devreye sokmaya yetmektedir. Ne zaman birisi “Hırsız!” diye bağırsa, çağrı iki taraflı işlevi olan sosyal ve yasal bir mekanizmayı tetiklemektedir. Bir tarafta bu kamusal yardım çığlığı suç işleyeni teşhis etmeye ve suça maruz kalana yardımcı olmaya yarayacak kendiliğinden bir kamusallık yaratmayı amaçlarken, öbür tarafta suçun varlığını ilan etme ve yasal süreci başlatmayı amaçlamaktadır. Yani yardım çığlığı, dışarıdakileri ve civardaki insanları sosyal ve yasal mekanizmaya dâhil eden bir “toplanma çağrısıdır”. Yardım çığlığı geleneksel bir pratik olsa da, yasa ve kurumlarla kesişmektedir. Bu makale kolluk sürecinin katılımcılarına bakmakta ve kültüre temas eden toplumsal süreçleri nasıl ifade ettiklerini ve erken dönem modern kasabasında kamusal ve özel alanların eklemlenmesi ile nasıl bağlantılı olduklarını göstermek üzere yardım çağrısı mekanizmalarını yeniden inşa etmektedir.

Mahkeme raporları bu tarz kamusal toplanmalarla ilişkin kanıtlar sunmakta ve bunların toplumsal normlara- nasıl uygulattığını göstermektedir. Kolozsvár’da tanıkların ifadeleri farklı defterlerde tutulmuştur; bugün, hala dayanabilmiş olan bu ciltler kasabanın mahkeme arşivlerinin bir kısmını oluşturmaktadır. Geç 16. yüzyıl için kayıtlar, 1572-1575 ve 1590-1593 arasında süreklilik göstermekte ve 497 davayı (227 dava ilk dönem, 270 dava da ikinci dönem için) içermektedir. Yardım çığlığı ile başlayan mekanizmaları yeniden inşa etmek için bu zengin tanıklıklardan, farklı kullanımlarını göstermek için dokuz ayrı davadan bolca yararlandım. Aşağıda verilen örnekler kayıtların tamamıdır; tanıkların bu pratiğe referans verdikleri tüm duruşmaları temsil ederler; mahkeme arşivinin bazen sessiz kalabileceği düşünüldüğünde, Kolozsvár’da yardım çığlığının gerçek boyutunu ve sıklığını tespit edebilmenin mümkün olmadığı anlaşılacaktır.

Avrupa’nın diğer yerlerinde olduğu gibi Kolozsvár’da da adaletin büyük bir kısmı mahkeme salonlarının dışarısında sağlanıyordu ve bu vakaların temsil ettiği oranı tam olarak bilmemiz mümkün değildir. Aynı şekilde bu dokuz dava benzer bir suç veya saldırı etrafında da kümelenmiş değil. Daha ziyade, tanıkların ifadeleri, hırsız diye bağırmanın geniş bir yelpazeye denk düşen nedenlerinin olduğunu ve bağırmayı takip eden yasal eylemin çeşitli dinamiklerinin olduğunu gösteriyor. İnsanlar dikkat çekmek ve yardım ve destek almak için böyle bağırabilmektedir. Örneğin, insanlar, 1592 yılında bir yaz gecesinde olduğu gibi, sokakta kendilerine birisi saldırdığında “Hırsız!” diye bağırabilmektedir. Bu çığlığı duyduğunda semt güvenlik amiri yatağında dinleniyordu, çığlığı duyunca evinden çıktı ve kan ve çamurla kaplanmış olan yaşlı adamı gördü; kurban kendisini acımasızca döven oğlunu yakalaması için yalvardı. Bir başka davada, tanık, sokakta kavga seslerini ve bunu takip eden çığlığı duyduğunda sokağa çıktığını beyan etti. Aynı çağrı kasaba içinde veya çevresinde yangın çıktığında da duyulabiliyordu. 1573’te, şehir duvarlarının dışındaki bazı çiftlik evlerinde yangın çıktığı zaman çevredeki evlerde yaşayan herkes hırsız diye bağırarak dışarı fırlamışlardır. Benzer şekilde, hane huzurunu bozan rahatsız edici olaylar da aynı çığlıkla ifade edilmekte ve yayılmaktadır. 1593’te bir tanık, yargıca, Mihaly Kis’in sokağa fırladığını ve “Buraya gelin, lanet orospu karımı serseri sevgilisi ile yakaladım” diye bağırdığı söylemiştir. Bu mahkeme kayıtları, yardım çığlığının kan dökmekten cinsel saldırıya kadar birçok farklı durumda duyulduğunu kanıtlamaktadır. Dahası, çağrının gerçek anlamına rağmen dokuz davanın hiçbirisi mal hırsızlığı ile alakalı değildir. Bu kaynaklardaki en çok kullanılan terim “hırsız diye yakarmak” (tolvajkiáltás) olarak geçmektedir ama yakarmak (kiált) ve bağırmak (kiáltás) aynı anlama ve işleve sahiptir. Bazı tanıklıklarda hırsız (tolvaj) kelimesi bağırma olarak değil karşıdakine çıkışmak için kullanılmıştır: Örneğin bir davada, iki düşman karanlık bir sokakta karşılaşırlar, aralarında kavga çıkar ve bir tanık saldırıya uğrayan kişinin “Hırsızsın çünkü yolumu kestin” diye bağırdığını duyar. Kolozsvár’ın çok etnisiteli yapısında çığlık Macarca veya Almanca olabilirdi fakat kural olarak mahkeme süreci Macarca kayıt altına alınıyordu yani Almanların “hırsız” diye bağırıp bağırmadığından veya farklı bir formülasyon kullanıp kullanmadıklarından tam olarak emin olamayız.

Çoğunlukla yardım çığlığının ve akabinde gelen olayların mekânı sokaklardı. Gün içinde sokaklar insanla dolu olurdu ve verilen alarm çabucak yayılırdı. Bu bağırma ile gasp veya saldırının mağduru bütün bir mahalleyi kolayca harekete geçirebilir ve toplanan insanlar saldırıya uğrayana kendiliğinden yardım edip, daha sonra yasal süreç başladığında ise mahkemede tanıklık edebilirlerdi. Gece ise, yardım çığlığı boş sokaklarda çınlar ve bu etkili uyarı, insanların yataklarından fırlayıp dışarı bakmak için pencerelerine üşümelerine ve hemen ardından yardıma ihtiyacı olan kişiye destek olmak için dışarı fırlamalarına neden olurdu. Seslerin, kasaba ahalisi için en önemli haberlerin taşıyıcısı olduğu bir dönemde, bağırma bilginin en temel kaynağı, komünal yaşantının örgütlenmesi için de zaruri bir öğeydi.

Kolozsvár’ın kentsel yapısı hem kurbanın yakarmasını hem de onu takip eden güruhun eylemlerini kolaylaştırıyordu. Bir nehrin kıyısına, iki ticari güzergâhın kesiştiği yere kurulmuş olan eski Ortaçağ kenti yavaşça dikdörtgen şeklindeki duvarlarının ötesine, doğuya ve güneye doğru genişlemişti. 15. ve 16. yüzyıllarda Civitas Kolozsvár yaklaşık 8000 Macar ve Almanın yaşadığı önemli bir ticaret ve zanaat merkezine dönüşmüştü. Yeni duvarlar zengin kenti çevreliyor ve geniş bir ana meydana ve birbirleri ile dik açıda kesişen geniş sokaklara olanak sağlıyordu. Yeni geniş konum, daha sonradan kentin semti kalacak olan eski çekirdekten birçok yönden farklıydı. Zengin Almanlarca iskân edilmiş görece daha sakin bir semt olan Vetus Castrum, dar, dolambaçlı ve daha kalabalık bir düzenlemeye sahipti. Dört daha yeni ve kaba olan semt, kasabayı doğu-batı yönünden kesen iki paralel ana caddenin etrafına kümelenmiş ve ana meydanın kuzey ve doğu uçlarına doğru yayılmıştı. Evler ve iç bahçeler devasa kapılar ve pencereler için yapılmış olan boşluklardan oluşan duvarlarla sokaktan ayrılmışlardı. Devasa kapılara rağmen, Elizabeth Cohen ve Alexander Cowan tarafından betimlenen Roma ve Venedik örneklerinde olduğu gibi, evlerin bölümleri dışarıdakiler için ulaşılabilirdi.

Ticari aktivitelerin büyük bir çoğunluğu katedralin çevresindeki ana meydanda bulunan dükkânlarda ve kapalı odalarda geçse de, bazı evler çevre tepelerden gelen şarapların satıldığı kısa dönemli hanlara çevrilmişti. Her bir ev, dört, beş hatta bazen sekiz veya dokuz tane odanın arka arkaya bağlanması ile dar bir plan şeklinde inşa edilmişti. Bu odalardan bazıları iç bahçeye açılmakta, diğerlerine ise evin diğer odaları vasıtası ile ulaşılabilmekteydi. Sokakların ve evlerin düzeni, yardım çığlığının etkili olmasında pay sahibiydi. Çığlık yeterli sayıda insan tarafından duyulmalıydı; evin içinden gelen bir çağrı ise bazen işe yarıyordu. Kısaca göreceğimiz gibi, çığlık, eğer kamusal düzeni ve nizamı yeniden tesis edebilecek yeterli sayıda insan toplayabilirse başarılı oluyordu.

Kolluğun devlet tekelinde olmadığı zamanlarda, bireylerin gönüllü katılımı vazgeçilmez bir unsurdu. Açılış davamıza geri dönersek, Mihaly Ceklas ve iki arkadaşı karanlık sokakta hırsız diye bağırdılar, bu feryat kasaba ahalisinin gönüllü müdahalesini doğurdu ve kovuşturmayı başlattı. Çağrı, birçok rolü uygulayan ahaliyi bir araya getirdi: yakın civardan, görünüşe göre kamusal düzeni korumak için komünal arzu ile güdülenmiş yardımsever katılımcıları bir araya getirdi. Yardım çığlığı üzerine toplanan bu insanlar saldırganları yakaladı, semt amirini olaydan haberdar etti ve saldırıya uğrayanın eşine haberdar verdi.

1570’ler ve 1590’larda, yasalar, vatandaşların şahsi katılımlarını zorunlu kılmamıştı ama kasabadaki her insan yasanın ve düzenin koruyucusuydu ve başka birisi tehlike altındayken müdahale etmesi için ahlaki ve medeni yükümlülüğe sahipti. Bu tarz durumlarda, şahıslardan oluşan kamusal olarak “yetkili” topluluğun varlığı düzeni korumak ve yeniden tesis etmekle mükellefti. Kovuşturmada şahsi katılım, gücü ve başkalarını suçlama ve bunun sonucunda yasayı yürürlüğe koyma hakkını, sıradan bireylerin eline eşit şekilde vermekteydi. 1570’deki delil toplama süreci yerel yasal pratiklerce şekillendirilmişti: Kolozsvár’ın kamu savcısı yoktu; bu yüzden kovuşturma bireylerin şikâyetlerinin ithamı üzerine, çoğu davada mağdur olan tarafça, cinayet davalarında ise bir yakın tarafından başlatılıyordu. Bu sistem, 1580 yılında, yüksek konsülün kasabayı temsil etmek üzere savcı ataması ile sona erdi; önce procuratores, daha sonra ise directores. O zamana kadar ise, mahkeme sadece şikâyetler üzerine gelen kanıtları kullanabildiği için yardım çığlığı daha sonra mahkemede ithamda bulunanın lehinde olacak ve tanıklıkları vazgeçilemez olan tanıkları toparlamak anlamına geliyordu. Bu durum sadece sokak kavgaları için değil, daha az kamusal ve daha çok bilindik aldatma ve ev içi şiddet gibi saldırılar için de geçerlidir.

Ev içi hadiselerde çığlığın işlevi kamusal ve özel alanın ifade edilme şekli ile ilgilenmektedir. Komünitenin kısıtlayıcı pratikleri ev içi alan ve sokak alanı arasındaki ayrımı yok etmekte ve aralarında esnek ve çoklu bir sınır kurmaktadır. Çığlığın kamusallaştırıcı işlevi kamusal-özel ayrımının karmaşık ve muğlak olduğu durumlar yaratmaktadır. Bir eşin sadakatsizliği ev içi alandan dışarı taşındığında ve sokağın kamusal alanında haykırıldığında sorun sadece aldatılan kocanın değil, komünitenin de sorunu haline geliyordu. Bunun sonucu olarak da ev içi, kendi kontrollerini ve sonucunda da bu tarz olayları çözümler sunan kamusal meseleler serisi haline sokan dışarıdakiler için girilebilir hale gelmektedir. Bu tarz olaylar ekseriyetle ya idam cezası ya da sürgün yolu ile zanlının ortak kentsel alandan çıkartılması ile sonlanmaktadır.

Her ne kadar ev içi ve sokak arasındaki sınır akışkan olsa, ya da zaman zaman akışkan olabilse ve dışarıdakiler eve girebilse de, ev içinin belli bazı alanları diğer insanlar için erişilebilir değildir. Ev, erişilebilirlik hiyerarşileri dayatan iyice belirlenmiş alanları kapsamakta, böylece bazı bireyler evin sadece belli bölgelerine girme iznine sahip olmakta, diğerleri ise daha da ileri gidebilmektedir. Evin yasaklı bölgelerinin ihlali iddiası yardım çığlığı için gayet ussal olmaktadır, ilgili örnek daha sonra verilecektir. Düzenlilik (“iyi gelenek, düzen ve disiplin”), sadece katı tanımı ile nizamı sağlama ile değil mülk hakları ve evlilik düzenlenmesinin işlerliği yönü ile de bir topluluğun temel kaygısıdır. Bunu takiben yardım çığlığı ile başlayan ve farklı kulvarlarda ilerleyip farklı sonuçlara ulaşan çeşitli davaları gösterip inceleyeceğim.

Kamusal İlgi

1573’te kasaba duvarlarının dışarısındaki çiftlik evlerinde büyük bir yangın çıktı ve alevler epey bir çalı, samanlık ve ahırı yok etti. Epey etkili bir yüksek konsül üyesi olan Andras Kakas Rapular semtindeki kızgın mülk sahiplerini temsil etti ve hizmetçilerinin tanıklığını kullanarak Janos Daroczi’yi daha sonra diğerlerinin mülklerine de sıçrayan yangını çıkarmakla suçladı. Evlerin çoğunun ahşaptan yapıldığı bir kasabada yangın en önemli düşmanlardan, dolayısı ile önlem alınması zaruri olan şeylerden birisiydi. Tedbir meşrulaşmıştı; 1653 ve 1679’daki yangınlarda kasabanın büyük bir kısmı kül olmuştu bile. Tedbir için kasabanın doğusunda bulunan dokumacılar loncasına ait kule kalıcı olarak itfaiyeciler için gözetleme kulesi amacı ile kullanılmaya başlandı.

Devletin nizamı korumak için özel birliklerinin olmadığı zamanlarda Kolozsvár’daki otoriteler kontrol ve yasa uygulamalarının iki şeklini bünyesine almıştı. İlki, yardım çığlığı gibi kamu dayanışmasına dayanan kolektif işleyen geleneksel yöntemlerdi. Diğeri ise daha bireyseldi; gözetleme ve nizam işlevi gören enformel makamlarda yurttaşların dönüşümlü olarak hizmet vermesi. Transylvania’nın Alman yerleşimlerindeki bu tarz makamlara mahalle babaları (Nachbarvater) deniyordu. Mahalle örgütlenmeleri (Nachbarschaften) kentin belli sokak veya bölgelerindeki hanelerden gelen evli erkeklere dayanmaktaydı. Kilise ve seküler otoritelere göre daha ikincil konumda olan bu örgütlenmeler, kamu ahlakını, dinini, disiplinini ve mahallenin huzurunu sağlamakla görevliydiler. Macar yerleşimlerde bu tarz bir örgütlenmenin işlevini yerine getirmeye denk düşen ise o sokaktaki yerleşim memuruydu.

Kolozsvár ise ne Almanların mahalle modelini ne de Macarların sokak ayrımı modelini takip etmişti. Kasabadaki eşit olmayan sokak uzunlukları düşünüldüğünde her sokakta farklı sayıda ev olduğu görülür, bu nedenle de ana düzenleme ilkesi semt sistemi (fertaly) ve daha küçük olan ondalık (tized) birimleriydi. Semtteki ondalık düzenlemenin nasıl olduğu bilinmiyor, bir ondalıktaki ortalama ev sayısı on dörttü. Her semtin bir güvenlik amiri (fertaly kapitany) ve her ondalığın da kendi memuru (tizedes) bulunmaktaydı ve bu kişiler en saygın yerleşimciler arasından seçilmekteydi. Görevleri ve işlevleri ile ilgili kaynak ise semt ve ondalıkların işleyişini düzenleyen ve on iki maddeden oluşan 1585 yılına ait Kolozsvár yasasıydı.

Bu makamlara çoğunlukla ödeme yapılmıyordu ama kasaba konsülü, savaş zamanlarında semt amirinin kasabanın savunmasına katılmasını istediğinde istisnalar olabilmekteydi. Amirler ve ondalık memurları, arada sırada verdikleri askeri hizmetin yanı sıra kasaba konsülü ve sorumlu oldukları birimler arasındaki iletişimi kurmakla mükelleftiler. Amirler ve ondalık memurları yasal kararları anons eder ve yürürlüğe sokar, kendi bölgelerindeki huzuru sağlar, sokakların temizliğine ve komünal işlere gözetmenlik yapar ve gözcü ve itfaiyecileri yönlendirirdi.

Ondalık görevlilerinin görevlerini betimleyen 1585 yasasındaki iki madde (birinci ve altıncı madde) yangınla ilgilidir. Birinci maddeye göre ondalık görevliler her evin ve yangın yerinin haftalık kontrollerini yapma görevine ve mülk sahiplerine kusurları giderme ve tehlikeli gördüğü şeyleri güvenli haline getirtme hakkına sahiptir. Eğer uymazlarsa, ondalık görevlilerine ve semt amirlerine binayı yıkma hakkını vermiştir. Altıncı madde ise “yangına dirençli” sokaklarla alakalıdır. Kendi üstlerinin yönetimi altında her bir ondalık görevlisi, uzun bir merdivene sahip olmak ve kamusal kuyuların işlerliğini sağlamakla yükümlüydü. Amirler temizliği kontrol ederdi: sokaklarda ve arka yollarda hiçbir çöp veya atığa izin verilmezdi; bunu yerine getirmek için amirler “kasabanın hayırhahı” için sert önlemler alma yetkisine sahipti.

Yangın, 1573’te şehrin batı çeperindeki çiftlikleri tehdit ettiğinde tehlike kamusal bir korku yarattı ve insanlar yangınla mücadele etmek için olay yerine geldiler. Yargıç yangının nasıl çıktığını tespit etmeye çalıştı, bunun için de alarm çanı çalmadan hemen önce ne olduğunu bulmak için tanıklara başvuruldu. Janos Daroczi’nin çiftlik evinin yakınlarındaki insanlar bir çığlıkla uyarılmışlardı. Tanıklardan birisi bir çığlığın haykırıldığını duymuş, diğeri haykıranın Daroczi’nin hizmetçisi olduğunu belirtmiş ve bir kadın da duman ve alevleri görünce hırsız diye bağırdığını söylemişti.

Toplaşma ve harekete geçme başarılı bir sonuç vermişti, çünkü bu olay tüm topluluğu tehdit etmişti. İşe yarayan tek bir çığlık değil, daha ziyade alarm çanının çalmasına kadar geçen sürede birçok insanın yardım çığlığını kullanmış olmasıdır. Bundan sonra gelen çan sesi sokaklarda duyulmuş ve insanları heyecanlandırarak kamu yararı adına düzensizliği kontrol ettirip nizamı yeniden tesis ettirmek suretiyle olayın kamusallığını genişletmiştir. Farklı bir akıl yürütmeyle, bireyleri ve kişisel ilişkileri etkileyen olaylar da bu karmaşık sosyal ve yasal mekanizmayı harekete geçirmiştir denebilir. Takip eden davalarda bireylerin nasıl yardım çığlığı atarak, bu çığlık yolu ile elde ettikleri gücü nasıl manipüle ettikleri gösterilecektir.

Sokak Kavgaları, Özelden Kamusala

Toplum düzenini muhafaza etme görevi bireylerin davranışlarının kamusal alanda dikkatlice gözlenmesini gerektirir. Ticaret ve artizanal üretimi destekleyen ayrıcalıklar ve serbest kasaba olmanın çekiciliği yerel serf nüfusun büyük bir kısmını cezp etmişti. Buna karşılık olarak, Kolozsvár, dışarıdan gelenlerin kalabalık halde yerleşmesini engelleyen katı kurallar uygulamıştır. Fakat konsül yabancıların kentte uzun süreler vakit harcamasının önüne geçememiştir. Konsülün çıkarttığı birçok yasa kente iş aramaya gelen kadın ve erkek hizmetçiler ile alakalıdır. Yasalarda kaba ve ahlaksız, kent huzurunu tehdit edici ve makul Hıristiyan davranışlarının tam tersini yapan insanlar olarak geçmektedirler. Konsül, topluluğun düzenliliğini sıkı sıkıya gözetlemekte, işsiz hizmetçilere iş ve barınacak bir yer bulabilmeleri için sadece bir hafta mühlet vermekteydi. Sokakta ve hanlarda başıboş dolaşan insanlar tutuklamalara maruz kalmakta, hapishanelere götürülmek üzere alıkonulmakta ya da ana meydandaki halka açık kafeslerde halka teşhir edilmek üzere üç günlüğüne buralarda sergilenmekteydiler.

Uzun bir kamu hukuku geleneğini takiben, 1585 yasasının kanunları; insanlara, mülklere veya hanelere yönelik saldırılarda actus maioris potentiae (haneye saldırı) ve actus minoris potentiae (mülke saldırı) ile ilgili düzenlemeleri tekrarladı. Benzer kurallar kentte yaşayan kent soylu nüfusa, soylulara ve kentteki diğer yabancılara da uygulanmaktaydı. Yasaya göre saldırının hafif bir yara ile sonuçlanması ile ciddi bir sakatlanma veya ölümle sonuçlanması farklı sonuçlar doğuruyordu. Kavga küçük sıyrıklarla bittiğinde amir olaya müdahale etme ve para cezası verme hakkına sahipti. Daha ciddi şekillerde sonuçlanan şiddet olaylarında ise idam cezası veriliyor ve amirin polis gibi davranıp suçluyu yakalaması gerekiyordu.

Sokaklardaki fiziki şiddet sadece avarelerden dolayı meydana gelmiyordu. Takip eden örnekteki ana karakter, kendi kentlilerinin dikkatini çekmek için yardım çığlığı atan Kolozsvár’ın kent soylularındandı. 1574 Kasım’ında, ondalık memuru, Ferenc Trombitas’ın fena halde dövüldüğü ve bu yüzden üç gün sonra öldüğü handaki kavgaya karışan Stephan Unch’u mahkemeye getirmişti. Trombitas’ın yanında kavgaya giren Lorinc, Stephan ve bir ayakkabı imalatçısının eski bir mevzuu halletmek için han kapısının dışında onları beklediğini beyan etmiştir. Trombitas ve arkadaşı hanı terk ettikleri sırada diğer iki kişi onlara odunlarla saldırmıştı. Öfkeleri Trombitas’a yönelmişti ve onun arkadaşı Lorinc ağır yaralanmış olsa da yardım çığlığı atmayı becerebilmişti. Ona göre, ancak mahalleden insanların koşup olaya müdahale etmesinden sonra saldırganlar kurbanlarının gitmelerine izin vermişlerdi.

Dışarıdan insanların müdahil olduğu sokak kavgalarına kadınlar da dâhil oluyordu. 1573’te bir kadın kasaba duvarları dışında üzüm bağlarının yanında yardım istemek için koşarken hırsız diye bağırdı. Tanıklardan öğrendiğimiz kadarı ile elinde balta ve pala olan bir adam ona ve bir başka kadına saldırmıştı; iki kadının da saldırganı durdurmak için dışarıdakilerin yardımına ihtiyacı vardı. Başka bir zaman, iki kadının sokak kavgası da yardım çığlığı ile sonlanmıştı. Kavga, kadınların ve erkeklerin yoğun olarak bulundukları iki yeri birbirine bağlayan, han ve fırının ortak bahçesinde, semtin işlek bir bölgesinde meydana gelmişti. Kadınlar fırınla meşgulken erkekler de handa içki içiyorlardı. Münakaşa, ondalık memurunun eşi ve demircinin kızı arasında, birbirlerine karşılıklı hakaret etmeleri ile başladı ve yardım çığlığı duyulduğunda handa içki içmekte olan aile üyelerini olayın içine çekti. Bu aileler arasındaki ilişkiyi ve kamusal huzuru tehdit eden kavga, aileler arasındaki ateşkesi de tahrik etti. Tanıklar, açıktan kavga başlamadan bir süre önce Benedek isimli demircinin ondalık memuru Matyas Cink aile arasındaki kavgayı bitirmesi için üç adamdan yardım istediğini belirttiler. Aracılar, iki grup arasındaki husumeti dindirmeyi becermiş, aradaki barışı bozan tarafın yasalar üstü bir anlaşma ile görece yüksek bir meblağ olan 20 florin ödemesine karar vermişlerdi. Buna rağmen iki aile arasındaki hasımlık devam etmiş ve fırındaki yaşlı kadının dayak yediği ve yere çalındığı hararetli kavga ile sonuçlanmıştı.

Bu örnek, yardım çığlığı ile başlayan mekanizma ile ilgili bir sorunu ortaya çıkartıyor. Süreç, (yüzyıllar sonra kavga edenleri birbirinden ayıran polislerde olduğu şekliyle) yasa uygulayıcı gibi hareket eden tarafsız bireylerin katılımında sorunsuz işliyordu. Yukarıda sunulan ilk sokak kavgasındaki gibi, yardım çığlığı ortamı sakinleştiren ve konuya taraf olmayan insanları harekete geçiriyordu. Sonraki örnekteki müdahaleler ise, yardım çığlığının duyulabileceği alandaki tarafsızların azınlıkta kalması nedeni ile toplumun kendi kendisini düzenlemesi bağlamında başarısız olmuştu. Duyma alanında olanlar sadece taraflardı, bu nedenle de özel çatışmayı kamusal düzene çevirmesi gereken mekanizma tersine işlemişti. Feryat her şeyi daha da kötü yapmıştı.

Kavganın çıktığı fırın tam olarak sokak değildi fakat yine de bir şekilde sokağın bir uzantısı olan ve kamusal bir alan haline gelmiş ortak bahçeydi. Bu nedenle, şimdiye kadarki tüm hikâyeler gibi bu hikâye de yardım çığlığının işitilmesinin insanların evlerinden sokağa çıkıp kamusal alanda nizamı sağlamaya çalıştıklarını gösteriyor. Fakat işler başka şekilde de seyredebilirdi. Bir sonraki hikâye yardım çığlığı ile toplanan kalabalığın özel alanı düzenlemesini anlatıyor. 1591’de Mihaly Kotro kendi oğlunu öldürmekle suçlandı daha önceki bir cinayetle ilişkisi olduğu şüphesini uyandırdı. Yine tanıkların beyanlarından yola çıkıyoruz: Mihaly’nin çiftlik evinin yanındaki bahçeden nasıl yardım çağırdığını anlatıyorlar. Kasaba duvarlarının dışındaki Hofstadte çiftlik evi nehrin önündeki geniş arazi üzerine inşa edilmişti ve kasaba duvarları içerisinden görülmesini imkânsız kılan çalılarla ayrılmıştı. Kasaba içerisinde insanlar olaylara evlerinin camlarından tanık olabiliyorlardı ama bu örnekte, bir kadın çamaşırlarını yıkadığı sırada, uzaktan Mihaly’nin cinayet mahallinin etrafında dolaştığını gördüğünü beyan etmişti. Ayrıca sesin yayılabileceği alan da kasabanın içindekinden farklıydı. Yardım çığlığı için kasabadaki en iyi yer sokaklardı ama yine de bahçelerden veya çiftlik evlerinin avlularından bağırıldığında da çok sayıda insanın olay yerine yetişmesi mümkündü.

Mihaly’e karşı tanıklık eden şahitler onu eşini döven, oğlunu sürekli cezalandıran aşırı derecede saldırgan birisi olarak tanımlamışlardır. Bu son seferde, 1591’de, çok ileri gitti ve oğlu öldü. Tanıklar cinayetten bir önceki geceyi detaylı bir şekilde anlatmışlardır: Mihaly’nin oğlu geceyi arkadaşları ile handa geçirmiş ve kasaba duvarlarının dışındaki babasının çiftlik evine ancak akşam geç saatte gitmişti. Geceyi ahırda geçirmişti ve yeni kısırlaştırılan atların bakımı da onun üzerindeydi. Eğer tanıkların söyledikleri doğruysa Mihaly’nin oğlunun bu işi yapmak için sabaha kadar uyanık kalması gerekiyordu. Tanıklar, babanın, oğlunu döverek, boğarak ve asarak öldürdüğünü, daha sonra da yaptığı korkunç hatayı anlayınca yardım çığlığı attığını düşünüyorlardı. İnsanlar geldiğinde, hala sıcak olan cesedi buldular ama Mihaly, oğlunu ağaca asılı olarak bulduğunu söylemişti. O anda, baba, oğlunun bir gece önceki içki arkadaşlarını suçlamaya başladı. Bazı şahitler içkicilerden yana tanıklık etti, diğerleri ise cinayet mahallinde görülen son kişinin Mihaly olduğunu söyledi. Cesedin kendisi bile tanıklık ediyordu, bazen cesetlerin yaptığı gibi katiline doğru kan akıtarak değil terleyerek katilini işaret ediyordu. Cesedin yanındakiler, baba ne zaman yaklaşsa, cesedin terlediğini iddia ettiler. Her ne kadar cinayeti gören olmasa da yargıç bu kanıtları geçerli saydı ve Mihaly’nin suçunu kabul edene kadar işkence görmesi kararını verdi. Bu belge işkence transkriptini içermemektedir; yazıtta sadece oğlunu öldürmek suçundan idam cezasına çarptırıldığı bulunmaktadır. Burada, yardım çığlığını kullanmak kamusal kural uygulayıcılığını manipüle etmenin başarısız bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu son dava, kamuya açık olmayan ama neyse ki kasabanın hiçbir yerinde bulunmayan ses ve görüş geçirgenliği sayesinde açık bir araştırmaya olanak sağlayan hane içinin bir parçasında geçmiştir. Kasaba duvarları içerisinde geçen bir sonraki örneğimiz, özel ve kamusal arasındaki gibi epeyce geçirgen sınırları göstermektedir. Burada yardım çığlığı, kamusal ve özel alanların yavaş yavaş birbirinden ayrılması ve kademeli kristalleşmesine ilişkin büyük meseleye dair sonuçlara sahiptir. Bu ayrışma genel olarak kamusal gücün bugün denildiği şekli ile mahrem alanda etkisini yitirmeye başlaması ya da özel alanın, kamusal alanın rol oynamadığı mevzilere doğru genişlemesi olarak görülmektedir. Fakat daha incelikli bir bakış, bu dönemdeki dönüşümün yaptırımı değiştirip dönüştürdüğünü ve böylece, bir yandan özel alandaki kamusal kısıtlamaları azalttığını tartışmaktadır. Öte yandan, özel alanın zamanla daha fazla özelliğinin devlet tarafından kısıtlandığı ve korunduğunu ileri sürmektedir. Önceki hikâyeler otoritelerin, kamu düzeninin komünite aktivitelerinin gözetlenmesi yolu ile sağlanması sorunsalını gösterdi. Bir sonraki anlatı, kamu otoritelerinin 16. yüzyıl Kolozsvár’ında özel alanı, bireylerin yetkilendirilmiş müdahaleleri ile nasıl kısıtladığını göstermekte, aynı zamanda da hane içi ilişkilere müdahalenin derecesini ve şeklini tanımlamaktadır.

Ev ve Sokak

1593 yılındaki bir dava, ev içi şiddet içermekte ve kasaba duvarları içerisine, Luporum semtine bizi geri götürmektedir. Yaşlı Matyas Buzai’nin asi çocuğu –metinlerdeki şekli ile yere bakan yürek yakan (verbero)- babasını pataklamaktan yargıç önüne çıkartılmıştı. Davanın ilk tanığı olan semtin amiri yemin etmiş ve:

Geçen yaz, muhafızlar gecelik vardiyalarına başladıkları civarda, yatağımda yatarken yardım çığlığını duydum. Evden ayrıldıktan sonra Matyas Buzai’yi üstü başı kan ve çamurla kaplanmış bir halde gördüm. Oğlunu yakalamamı çünkü bunları onun yaptığını söyledi ama ben Matyas’a gecenin bu vaktinde onu bulamayacağımı söyledim.

İki gece muhafızı da ifade vermişlerdi. Çığlığı duyduktan sonra, her ikisi de çığlığın geldiği yere doğru koşmuşlardı. Orada tek başına duran Matyas onlara oğlunun adını verdi. Çığlığın tam olarak nereden geldiğini gösteren hiçbir şey yok. Yaşlı Buzai’nin eşi kocasının ve oğlunun bahçede sözlü münakaşaya girdiklerini fakat yaşlı adamın yardım çığlığı attığı sırada ne olduğunu görmediğini söyledi. Yolun aşağısındaki uzak evlerde oturanlar bile çığlığı duyabilmiş ve baba ile oğul arasındaki kavgadan haberdar olduklarını ifade etmişlerdi. Bütün bunlar, kavganın evin dışında, muhtemelen de sokakta çıktığına işaret ediyor.

Tanıkların beyanına göre yaşlı adam komşularından birisini çağırmış: “Hırsız! Hırsız! Demeter, oğlum beni öldürüyor!” demişti. Komşusu ise evi terk etmemiş çünkü bağırtının hemen ardından oğul, hiçbir fiziksel zararın verilmediği garantisini vermişti. Başka bir kadın tanık da yardım çığlığını duyduğunu, hatta daha önceden defalarca münakaşa edildiğini duyduğunu beyan etmişti, fakat herhangi birisinin yaşlı adama yardım ettiğini gösteren hiçbir işaret bulunmamaktadır. Yargıç kararını açıkladı: hiçbir fiziksel şiddete dair bir bulgu bulunmamış, sadece sözle taciz edilmiş, bu nedenle genç Matyas Buzai’nin kilise ayini sırasında elleri bağlı halde teşhir edilmesine ve babası ve bütün topluluktan özür dilemesine karar verilmişti. Bir ay sonra hâkim bir kez daha hükmünü açıkladı: genç Matyas “kuralları dinlemedi ve babasına musallat olmaya devam etti, bu nedenle kırbaçlanmasına karar verilmiştir. ” Cezanın infazı gerçekleştirilmiş ve ilgili tüm detaylar kasaba defterlerine yazılmıştı.

Bu dava belirgin sonuçlara sahip: dışarıdaki insanları yardıma ve tanıklık yapmaya çağırmak için yardım çığlığı insanların sesi duyabileceği görece açık alanlardan atılmalıydı. Evler ve bahçeler sokaklardan kopuk oldukları için hane içerisinden gelen çığlıklar, düzeni yeniden tesis etmek için gelmesi gereken tarafsız insanları harekete geçiremiyordu. Bu nedenle bir sonraki olayın kahramanı, eşinin ihanetini öğrenince evden dışarı koşmuş ve sokaktayken yardım çığlığı atmıştı. Bu hikâye, özel alanın nasıl kolayca evin dışına, sokaklara sızabileceğini kanıtlıyor. Bu hikâye, sadece özel hayatın kamusal alana taşınmasını gösterdiği için değil ayrıca birisini suçlama girişiminin nasıl dönüp de yardım çığlığı atan mağdur tarafı vurduğunu gösterdiği için normalin dışındadır. 1593’te, duvarcı Mihaly Kis hapse atıldı ve zina yapan karısını desteklemekle suçlandı. Evvelinde, eşini ve taşımacılık yapan pansiyoneri yetkililere bildirmiş ama amire bildirerek yasal süreci başlatmadan önce sokakta durmuş ve şöyle bağırmıştı: “Buraya gelin, lanet orospu karımı serseri sevgilisi ile yakaladım.” Feryadı, yardım çığlığını takip eden olağan kolluk mekanizmasını başlatmamıştı. Esasen, aldatılan kocanın hiçbir yardıma ihtiyacı olmamasına rağmen, adice “erkeklik yasalarını” bozarak ayıbını zikretmiş, insanları eşinin sadakatsizliğine tanıklık etmek için toplamıştı. Mahkemede, haykırış ile toplanan insanlar onun aleyhine tanıklık etmişlerdi. On görgü tanığı, adamın eşinin sadakatsizliğinden haberdar olduğunu, buna rağmen hayatına devam ettiğini beyan etmişti.

Adamın ilk başta tutarsız ve kafa karıştırıcı gibi görünen hareketlerinin, yasal işlemlere ek olarak kişisel, ailesel ve toplumsal saygınlık katmanları açısından bakıldığında anlamlı olduğu görülecektir. Birçok aldatma davası gösteriyor ki komşular ahlak polisliği yapmakta ve şüphe uyandıran durumlarda bireysel müdahalelerde bulunmaktadırlar. Güvensizliğin birçok kaynağı vardı; kilitli bir kapı, açılması talep edildiğinde isteksiz davranma ya da kendi evinden veya komşulardan gelen şüpheli sesler gibi. Bu beyanla birlikte resmi görevliler (semt amiri ve muhafızlar) göreve çağırılmış ve komşular yasal süreci başlatmıştı. Fakat burada işler karmaşıklaşmış, komşular değil de kocanın kendisi sanki içeriden değil de kendi ailesinin dışından müdahale eden bir vekil komşu gibi olmuştu.

Tanıklar Mihaly’nin hikâyesini anlatırlar: sesleri duyduğunda markete doğru yol almaktaydı, şüphelendi, içeri girdi ve karısını etekleri yukarı sıyrılmış ve kiracıyı da onun üzerinde pantolonu inik bir halde, evlendikleri yataklarında değil, sandığın üzerinde, yatarken bulmuştu. Mihaly, öfke içerisinde evi terk etti, eşinin sadakatsizliğini sokakta haykırdı ve semt amirine kiracısından şikayetçi olmak üzere gitti. Kolayca irkilen, temkinli ve diplomatik olan amir yavaşça hareket etmeyi ve işi ağırdan almayı tercih etmişti. Aynı anda Mihaly semt amirinin yanına, bu sefer yanında eşi olarak tekrar gitmişti. Az evvelki suçlamayı geri almak istediklerini suçlamayı yapan eşin gün içerisinde sarhoş olduğunu söyleyerek açıklamışlardı. Buna rağmen amir kamu soruşturması için adamı alıkoymuştu ve sonra da Mihaly eşinin ihanetini ve yaptığı şeyi onaylamıştı. Savcılar kadının tutuklanmasını istemişti ama adam ve kadın birlikte kenti terk etmişlerdi bile. Torda’da, Kolozsvár’ın 30 kilometre güneyindeki bir kasabada birlikte yaşamaya devam etmişlerdi. Yargılama başlamadan önce kasabaya geri dönmüşlerdi ve Mihaly hapse atılmış ve eşinin zina yapmasına destek vermekle suçlanmıştı.

Aldatma, ölümle olmasa bile sert yaptırımlarla her zaman katı bir şekilde cezalandırılan ciddi bir suçtu. Kadın bu yüzden kaçmıştı. Peki, kocası neden onu takip etmişti? Belki aralarındaki sevgi, belki de ekonomik ve diğer açılardan birbirlerine olan bağımlılıkları kocayı bunu yapmaya itmişti. Yargıcın, karı ve kocanın ayıbını açıklamak için yürüttüğü akıl şöyleydi: “Bu kadın, Mihlay Kis’in karısı, kendi ağzıyla da söylediği gibi ahlaklı bir hayat sürmemiştir. Buna rağmen kocası, bu korkunç hayattan haberdar olmasına ve kendi ağzıyla haykırmasına rağmen kadınla birlikte yaşamaya devam etmiştir. Bu nedenle her ikisi de kasaba dışarısında kırbaçlanacaklardır.”

Mihaly’nin hataları çok fazlaydı. Sadece aldatılmayı sineye çektiği için değil; kadın uzun bir süre boyunca ailenin kıt bütçesini denkleştirmek için bedenini satmıştı. Mahkemede bir kadın, Mihaly’nin eşinin, kocasını yatakta kendisini tatmin edememekle suçlayarak insanların görüşünü nasıl Mihaly’e karşı çevirdiğini anlatmıştı. Eşinden hiçbir para gelmemesi onu başka parasal kaynaklar aramaya yönlendirmişti ve o da öyle yapmış, cinselliğini kiracıya satarak para kazanmaya başlamıştı. Kesin kanıtları bulduğunda, Mihaly eşine ve sevgilisine saldırmayı becerememiş, bunu yerine muhtemelen daha aşağılayıcı hatta belki daha da kötüsü olan, komşularını çağırmayı tercih etmişti. Geri adım atıp sarhoşluk bahanesini öne sürdüğünde yetkililerin, yani amirin, desteğini de kaybetmişti. Adaletten kaçarak sadakatsiz eşini kendisinden iteceğine onunla birlikte kalmıştı. Son olarak da, kadınla birlikte olduğu halde Kolozsvár’a dönerek kamuyu kendi aleyhine döndürmüş, kenti kendi utanç verici durumu ile rahatsız etmişti. Yani, altı kere “kepaze”, utanç verici olan ve birçok kentlinin öfkeli gözünde kasabanın bu utancını silecek olan halka açık kırbaçlamayı hak etmişti. Bir önceki sokak kavgası örneği onuru yeniden tesis etmedeki toplumsal bir biçim olarak hasımlığı ve şiddeti gösterdiyse, bu da namusun devlet tarafından düzenlenmesini ve kamusal görünürlüğünü göz önüne sererek bir önceki ile tezatlık oluşturmaktadır.

Mihaly’nin hikâyesinde yardım çığlığı garip bir rol oynamış ve nihayetinde suçlamada bulunanın aleyhine dönmüştü. Bu tarz yardım haykırışlarının genel örüntüsü suç işleyeni yakalamak, mağdur olanın yasal süreci başlatmak için kitleleri sokağa ya da eve çağırıp tanıklık etmelerini sağlaması ve kamusal destek almasıydı. Bunun yerine, Mihaly, sokağa fırlamış ve insanlara karısının sadakatsizliğine tanıklık etmelerini istemişti. Kimse eve girip eşini aldatan kadını veya koca içeri girdiği andan hemen sonra kaçan kiracıyı görmeye yeltenmemişti. Yardım çığlığında çoklukla olduğu gibi sokaktaki insanlar ne suça ne de suçun akabindeki sonuçlara tanıklık etmişler, sadece suçlamayı işitmişlerdi. Aleni çığlığın tersine, bu tarz kamusal suçlamalar sonucunda başlayan yasal süreç o öğlen başarısız olmuş ve suçlama çökmüştü. Zaten saygınlığı yerle yeksan olan Mihaly, daha sonraki hareketleriyle, kadınla birlikte kaçmasıyla, suçunu daha da arttırmıştı. Davacının erkek olarak yetersizliğini kanıtlayan birçok kanıttan sonra, kadının sevgilisinin de çifti takip ettiğine dair bir dedikodu kasaba içerisinde dolaşmaya başlamıştı. Bu davadaki yardım çığlığı, ritüelin istismarı gibi gözükmektedir: yardım çığlığı atan adam toplumun desteğini hak edecek birisi değildi ve tanıklar ivedi bir şekilde çağırıyı yapanın aleyhine dönmüşlerdi.

Şimdiye kadar, betimlenen bölümler ayrı bir kamusal düzen sağlayıcı yapının varlığından önceki dönemdeki kamusal ve özel alanın muğlaklıkların ve gerilimlerin çoğunu gösterdi. Son bir hikaye, hane yüksek bir itibara sahip olduğunda, yabancıların nasıl sınırlı bir erişime sahip olduklarını gösteriyor. Bazı haneler diğerlerinden daha özeldi ve kamusal disipline daha az tabiydi. 1573’te, epeyce kamuya mal olmuş bir misafirperverliğin istismarı söylentisi ve evin daha korunaklı yerlerine girilmesi vakası yaşanmıştı. Soylu biri olan Peter Keresztury, geceyi bir zanaatkârın evinde geçirdi ve söylenene göre ev sahibi ve ev halkı ona bir tuzak kurdular: hizmetçiyi, soyluyu ayartıp odasına çağırması için görevlendirmişlerdi; bundan sonra da çıraklar pusuda bekleyip adama saldıracaklardı. Keresztury ağır yaralanmış ve birkaç gün sonra da kendisinin yaraları ile ilgilenen berberin evinde ölmüştü. Bir kadının ifadesinde:

Keresztury’nin yaralandığı gece Mihaly Kapa’nın hizmetçisinin Antal Asztalos’a “Hele, benimle gel, soylu bir adam bir hizmetçinin peşinden gitti, yakalayıp elini kolunu bağlayalım!” dediğini duydu. Kadın tanık sabahleyin Mihaly Kapa’nın eşini buldu ve evlerinde dün yaşanan hadiseyi iki kere sordu. Kadın, Kapa’nın eşi, iki kere reddetti ve bir şey duymadığını iddia etti. Diğer kadın, tanık olan: “İnkâr etme, ötede olanları ben de duydum” dedi. Bundan sonra Kapa’nın eşi “Hizmetçimin ağladığını duydum ama odasına koştuğumda kapının açılmadığını gördüm, ben de geri yatağıma yattım” dedi.

Tanıklıklar iki tane yardım çığlığının duyulduğunu gösteriyor: ilki çırakların düzeni sağlamasını meşrulaştıran hizmetçinin çığlığı, ikincisi ise yaralı adamınki. Mahkemede çeşitli hikâyeler anlatıldı. Bazı tanıklar evin huzurunun bozulmasını vurguladı; diğerleri usta ve eşinin intikam almak için kurduğu kumpası destekledi. Yani, ev sahibinin planı işlemiş gibi gözükmekteydi. Kavganın gerçekleştiği gecede gezgin kentliler Kapa’yı uzak bir köyde görmüşlerdi. Bu onun kanıtıydı ve ayrıca onun yokluğunda, erkek denetiminin olmadığı bir evin, dışarıdan gelen saldırılara karşı zayıf olduğunu öne sürdü. Yine de, kademeli olarak olay daha geniş çerçevede ele alınmaya başlandı ve suçlamalar soylu adamdan ev sahibine doğru yöneldi. Soylu adamın ölümünden sonra Kapa’nın eşi kefaletle serbest bırakılırken yetkililer, hizmetçiyi ve iki çırağı yakaladılar. Skandalla ilgili dedikodu kasabada çalkalandı. Erkekler ve kadınlar ölmekte olan soyluyu ziyarete gittiler ve hikâyenin ona ait versiyonunu sokaklarda yaydılar; insanlar zanaatkârın eşiyle tanıştılar ve dükkânlarda hatta tutuklanan hizmetçiden olayın detaylarının dinlenebildiği hapishanede bu konu konuşuldu. Çıraklar ve hizmetçi, Kapa’nın eşinin hediyeleri nasıl teklif ettiğini ve onlarla saldırı hakkında konuştuklarını birbirlerininkine benzer şekilde anlattılar.

Evin içinden gelen sahte çığlık, ustalarının namusunu koruduklarını iddia eden taraflı çırakları bir araya getirmişti. Dışarıdan insanları olaya dâhil eden, sokaklarda koşturup camlardan komşuları çağıran ve soylu Keresztury hakkında yasal işlemin başlatılmasında ısrarcı olanlar onlardı. Bu koşulların hiçbiri, soylunun suçuna tanıklık edenleri ikna etmedi ancak ifadelerinde, kuşkularını kanıtlamayı başaramadılar.

Sonuç

Bu hikâyeler dağınık ve biraz da zor anlaşılır olsa da bir 16. yüzyıl Transilvania kasabası hakkında birçok ders de çıkartmaktadır. Spesifik bir sosyal mekanizmanın analizi yoluyla bütün bir toplumun belli başlı özellikleri görünür hale gelmektedir: yardım çığlığına verilen yanıt öncelikle komşuların toplumsal tutumuna ve insanların çığlığı duyduktan sonra nizamı korumak için harekete geçmeye hazır olmalarına bağlıdır. Yurttaşları bir arada düşününce, bir zamanlar resmi ve toplumsal işlev gören bir kalabalık yarattıkları görülür: bireyler suçüstü yakalanan zanlıların veya şüphelilerin takibini üstlenmekte ve düzenin yeniden tesisinde (şiddet veya etkisiz hale getirme yolu ile) aktif rol almaktadırlar. Yardım çığlığı, aynı zamanda onurun yeniden kazanılmasında da eşit derecede önemliydi. Hatta yardım çığlığı bireylerin, kurbanların ve tanıkların eşit şekilde toplumsal kontrol ve yasa uygulayıcı olarak aktif özneler oldukları süreçleri temsil etmekteydi. Bu göreceli seçici olmayan ifade biçimi, aşağıdan gelen toplumsal kontrol ile yukarıdan aşağıya doğru işleyen kontrolü bir araya getirmektedir ve böylece de yardım çığlığı rejim ve insanlar, yüksek ile düşük arasındaki sınırları yumuşatmaktadır.

Ayrıca, kasabanın ses ve fiziki yapısı yükselen feryatla etkileşime geçmektedir. İnsanların çığlıklara olan tavrı bilindik içeri ve dışarı, özel alan ve sokak arasındaki ayrımı da yerle bir etmektedir. Bina içinden de olsa dışından da olsa, çığlığın kendisi bu sınırların normalden daha geçirgen olmasını sağlamaktadır. Yardım çığlığı hücrelerin geçirgen olmasını sağlayan moleküller gibi işlemekte, Kolozsvár’da, molekülleri değil ama insanları, bedenleri değil ama gözetleyen bakışlarını ve onların dayatmacı ahlaki eylemlerini geçirgen hale getirmektedir. Böylece, yardım çığlığı, normalde ayrık olan sokak ve evi diğer türlü anormal sayılacak bir şekilde bir araya getirmektedir.

*Tarih Bölümü, Central European University, Budapeşte

Orijinal metin

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s