Yunan Komünistlerini Anlamak – Nikos Lountos (Jacobin)

kke

Syriza Yunanistan’daki tek sol parti değil. Peki Komünist Parti nerden gelip nereye gidiyor?

21.01.2015

Pazar günkü seçimlerde muhtemel Syriza zaferi büyük bir olay ve uluslararası solun gözü burada. İlgi güzel ama Alexis Çipras’ın seçim mahareti, ülkedeki gerçek politik atmosferle gölgeleniyor.

Syriza Yunanistan’daki tek sol parti değil ve bazı açılardan en büyüğü bile değil. Örgütsel açıdan, Yunanistan Komünist Partisi (KKE) daha büyük. Solun büyük kısmının yapmayı sevdiği gibi bunu bir yana koymak, sendikal harekette önemli köklere ve tüm Yunan partileri arasındaki en uzun tarihe sahip bir gücü göz ardı etmek anlamına geliyor.

Komünist Parti temsilcileri, Yunanistan’ın işçi konfederasyonunda yönetim kurulundaki kırk beş sandalyeden onunu elinde tutuyor ve 2014’teki son öğrenci sendikası seçimlerinde, listesi oyların yüzde 18,5’ini aldı. Syriza ile bağlantılı olanlar ise yalnızca yüzde 6,5 oy aldı.

Dahası, geçtiğimiz yılki işçi mücadelelerinin birçoğu, KKE katılımı olmaksızın anlaşılamaz ve bazı durumlarda – Atina’daki dokuz aylık çelik işçileri grevinde olduğu gibi – mücadeleye öncülük eden KKE’li sendikacılardı. Seçim açısından dahi, Komünist Parti, cuntanın 1974’te yıkılmasından Syriza’nın Mayıs 2012 seçimlerindeki yükselişine kadar, soldaki en yüksek oy oranına sahip partiydi.

Yunanistan’da son yıllarda yaşanan sola kaymanın kanıtı, Mayıs 2012 seçimlerinde, KKE’nin yalnızca Syriza’nın başarısının altında ezilmekten kaçınmakla kalmayıp aynı zamanda son yirmi yılın en iyi oy oranına da (yüzde 8,5) ulaşması oldu. Fakat işler hemen sonrasında, Haziran seçimlerinde değişti ve parti yalnızca yüzde 4,5 oy aldı. Bu modern çağdaki en kötü sonuçtu.

KKE’nin söylemi kesinlikle Syriza’nın solunda. Programı kapitalizmin reforme edilemeyeceğini ve Avrupa Birliği kurumlarını dönüştürmek gibi bir hayale kapılmamamız gerektiğini söylüyor. Yakın tarihli bir konuşmasında, parti genel sekreteri Dimitris Koutsoumbas şöyle diyor:

KKE tek bir amaca hizmet ediyor: İşçi sınıfının iktidarı alması, böylelikle daha iyi günler görmemiz, halkın müreffeh olması. KKE’nin önerileri bu amaca yönelik ve bu ölçütleri takip ediyor. Ekonominin ne kadar iyi olacağını değil. Çünkü bu bir kapitalist ekonomi ve hangi yönetim veya hükümetle olursa olsun, kriz, işsizlik ve yoksulluk üretiyor.

Bu antikapitalist söylem, onu soyut bir ultra solculukla malul “politik fosil” olarak etiketleyenler için Komünist Parti’yi kolay bir hedef haline getiriyor. Bazıları – küçük iç muhalefetinin üyeleri dahil – son seçim başarısızlığını bu radikal söyleme bağlıyor.

Gerçek şu ki, KKE’nin bedelini ödediği şey radikalliği değil sekterliği. KKE yalnızca soldaki diğer politik güçlerle ortak eyleme karşı durmakla kalmıyor, aynı zamanda daha geniş anlamda kitle hareketinden de son yıllarda uzak duruyor.

Bu zihniyetin en adı çıkmış örneklerinden biri KKE’nin Yunanistan’da 2011’de ortaya çıkan bir dizi meydan işgali ve kitlesel toplanmadan oluşan “Meydan hareketi”ne yönelik analizinde görülebilir. KKE’nin 19. Kongresi şöyle yorumluyor: “Sözde ‘öfkeliler hareketi’, – eğer planlanmadıysa bile – egemen sınıfın mekanizmalarınca, radikalleşmeyi manipüle etmek ve önlemek amacıyla desteklendi, teşvik edildi.”

Son analizlerinde, parti aydınları hem Neonazi Altın Şafak’ın hem de Syriza’nın, Syntagma Meydanı’nda gelişen hareketin sebep olduğu kafa karışıklığının ürünleri olduğunu iddia ediyorlar. Dolayısıyla, herhangi bir aşamaya ihtiyaç görmeyip doğrudan devrim çağrısı yapan partileri anlatmak üzere kullanılan geleneksel anlamıyla, ultra solcu bir parti olmaktan epey uzak haliyle KKE, aslında kaçınılmaz devrim ile hareketin bugünkü acınası hali arasına kapatılamayacak bir uçurum açıyor.

Hareketin seviyesi, elbette, KKE’nin seçimlerde aldığı oyla ölçülüyor. Şu dairesel argüman, kendini gerçekleştiren bir kehanet üretiyor: parti güçlenmezse hareket ileriye gidemez ama parti zayıf çünkü hareketin sınıf bilinci düşük.

Bu argüman, esasında, Syriza’nın, kendi sloganlarının ılımlılığını, sözüm ona mücadelenin düşük seviyesine bağlamasından çok da uzak değil.

Bu, çok da şaşırtıcı olmasa gerek. Ne de olsa iki parti de ortak bir tarihten geliyor. KKE 1918’de Yunanistan Sosyalist İşçi Partisi olarak kuruldu ve şimdiki adını 1924’te aldı. Kuruluşu, Yunan İşçileri Genel Konfederasyonu (GSEE) ile birlikte ikiz bir doğumun parçasıydı.

Büyük Savaş’ın iki yıl önce, 1912’de, Birinci Balkan Savaşı ile başladığı ve dört yıl sonra, 1922’de, Küçük Asya Seferi’nin yenilgisi ile bittiği bir ülkede, savaş karşıtı hareket, yakın zamanda imparatorluktan ayrılan Makedonya’dan uluslararası işçi gelenekleri ve Rus Devrimi’nin ilhamıyla kaynaştı.

Partinin ilk genel sekreteri Pandelis Pouliopoulos, Leon Trotsky’nin Sol Muhalefeti ile saf tuttuğu gerekçesiyle 1927’de liderlikten alındı. 1931’de, Nikos Zachariadis, Stalin’in Komüntern’inin desteği ile, partinin yeni lideri oldu ve bu, muhafazakar bir dönüşün başlangıcı oldu. Yunanistan’ın yarı feodal bir ülke olarak analizi, sosyalist devrim hedefinin “burjuva demokratik” devrim ile değiştirilmesinin dayanağı yapıldı.

Mayıs 1936’da, Halk Cephesi taktiklerinin Komünistler tarafından benimsenen versiyonu, hükümet Selanik’teki bir tütün işçileri ayaklanmasını ve diğer işçi isyanlarını ezdiğinde onu paralize etti. O yılın Ağustos’unda dayatılan cunta, KKE’yi neredeyse tamamen ortadan kaldırdı.

Ancak Komünist Parti, kendisini yeniden var etmeyi başardı ve yıllar içinde, hepsinden çok İkinci Dünya Savaşı sırasında Mihfer devletlerinin işgaline direnme çabasıyla, 1942’de 15.000 olan üye sayısı iki yıl içinde 412.000’e yükselerek bir kitle partisi haline geldi.

KKE’nin liderliği altında, ulusal kurtuluş amacı toplumsal değişim için dipten gelen itki ile birleşti. Fakat Sovyetler Birliği tarafından eli kolu bağlanmış olan KKE, silahlı güçlerini 1944’te Müttefik devletlerin komutasına verdi, Aralık 1944 ayaklanmasında iktidarı almaya çalışmadı ve iki ay sonrasında hareketi silahsızlandırdı. 1946’da Yunan İç Savaşı patlak verdiğinde, komünistler kendilerini silahsız ve sadece birkaç yıl önce olacaklarından daha hazırlıksız buldular.

Fakat, 1949 yenilgisinden sonra bile, KKE, bir kez daha dayanıklılığını gösterdi. Yoğun baskıya rağmen, yeni bir işçi sınıfı hareketi, Yunan Demokratik Solu’nun (EDA, yeraltına çekilmiş olan KKE’nin cephe örgütü) 1958’deki seçim yükselişine yardım etti. 1960’lardaki mücadele dalgası, Kral Konstantin tarafından antidemokratik bir şekide empoze edilen birbiri ardına gelen hükümetlerin, kitle hareketlerinin basıncı ile düştüğü 1965’in Temmuz Günleri ile zirvesine ulaştı. EDA’nın ve KKE’nin stratejik sınırlılıkları, tüm rejime meydan okumak isteyen bir harekete, ileriye varmak için seçim dışında bir yol sunmuyordu.

1967’de cuntanın geri dönüşü, Yunan egemen sınıfının sahip olduğu gücü gösteriyordu. Bu yenilgi, komünist partilerin uluslararası krizi ile birleşerek, Mayıs 68 ve Sovyetlerin Prag Baharı’na yanıtının yarattığı tepki ile birlikte, KKE’nin merkez komitesinin ikiye bölünmesine sebep oldu. Bunlar sonrasında iki partiye dönüştü: KKE ve KKE İç. Bu ikincisi daha sonra Avrokomünizmi benimseyecek ve Syriza’nın çoğunluğunun kökenini oluşturacaktı.

1970’lerde, KKE iki partiden daha büyüğü olarak ayakta kaldı ve bu pozisyonunu cuntanın çökmesinden sonra pekiştirdi. Fakat diğer Güney Avrupa ülkelerindeki trendi izleyerek, o da ortanın solunun yükselişi ile baş edemedi. Pasok, yani sosyal demokratlar, yedi yıl içinde yüzde 13,6’dan yüzde 48’e yükseldiler.

KKE, 1981’de ilk Pasok hükümetine bir moratoryum önerdi ve sosyal demokratlara karşı işçi ve öğrenci mücadelesini geri tuttu. Parti, seçimlerde hükümetteki küçük koalisyon ortağı olmak için oy istedi. Ancak 1985’te, Pasok kemer sıkma politikalarına keskin bir dönüş yapınca, Komünist Parti işçi hareketi saflarına katıldı ve 1986 yerel seçimlerinde Pasok’a yönelik hoşnutsuzluktan faydalanmayı başardı ancak işçi sınıfının grev üstüne grev yapan birçok militan kesimi ile de arasına mesafe koydu.

İki Yunan komünist partisinin yeni koşullara yanıtı, 1980’ler sonunun değişen küresel politik ikliminin etkisini taşıyordu. Avrupa Topluluğu’na ortak desteklerini ve özel sektör girişimciliğini kabullerini kutlayarak, daha sonra partileşecek bir seçim koasliyonu şeklinde birleştiler (Synaspismos). Yeni Demokrasi ile (Haziran 1989) ve birkaç ay sonra hem Yeni Demokrasi hem de Pasok ile bir koalisyon hükümeti kurma kararı, yüz binlerce radikali hayal kırıklığına uğrattı.

KKE, gençliğinin çoğunluğunun daha sol bir tercihle ayrılmasını takiben 1992’de Synaspismos’tan ayrıldı fakat KKE’nin bazı tanınmış kadroları ve vekilleri, daha ılımlı oluşumun içinde kaldı. Bu arada, Pasok da neoliberal Yeni Demokrasi hükümetine karşı harekette neredeyse rakipsiz kalmıştı. 1993 seçimlerinin sonucu da bunu yansıtıyordu: Synaspismos, yüzde 3 seçim barajını aşamayarak parlamento dışında kaldı. KKE yeni bir düşüşle yüzde 4,5 aldı.

Ardından gelen yirmi yıl, solun bugünkü gruplaşmasını açıklamada kilit önemdedir. Bir şekilde, bir “Yunan istisnasından” bahsedilebilir: iki radikal parti de, genel bir sola kayışla, engebeli bir reorganizasyon ve güç biriktirme döneminden geçti.

Komünist partilerin 1990’larda gerçek manada sosyal demokrat partilere dönüştüğü diğer Avrupa ülkelerinin aksine, Yunanistan’da bu hareket direndi. Yunanistan farklıydı, çünkü hareketin kendisi yeni bir radikalleşme ortamı yaratıyor ve sol partileri kendisi ile ilişkilenmek için rekabete zorluyordu. Antikapitalist solun o on yıldaki mücadelelerdeki örgütlü varlığı da bu sürecin anlaşılması için olmazsa olmazdır.

1990’lar boyunca, KKE, art arda gelen okul ve üniversite işgalleri üzerinden ve 1999 Yugoslavya savaşına karşı harekete öncülük ederek, gençlik seksiyonunu ve parti aygıtını yeniden inşa etmeyi başardı. 2000’lerin ilk yıllarına kadar, Komünist Parti liderliği, solun geri kalanı ile ortak eylem yapmaktan kaçınsa bile PASOK’tan ayrılan işçi sınıfıyla ilişki kurmaya çalışıyor; hatta, 1999 Avrupa seçimlerinde yüzde 6,85 oy alan, Pasok’tan ayrılma sol kanat Dikki ile bir koalisyona bile evet diyordu.

Ancak Komünist Parti’de katı bir izolasyonculuk çok çabuk hakim oldu. İşçi grevleri sırasında ayrı gösteri çağrıları yapma taktikleri, 2003 Irak Savaşı sırasındaki savaş karşıtı gösterilerde tamamen ayrı eylem çağrılarına kadar vardı. Gerçekten de, KKE, savaş karşıtı hareket etrafındaki aktivizm patlaması ile arasına mesafe koydu ve Pasok kontrolündeki sendika bürokrasisinin savaş karşıtı grevlerin liderliğini almasına izin verdi.

İzolasyonculuk, sola yeni bir dönüş değildi. Tam tersine, radikalleşen hareketlerin basıncı ile partinin seçim eksenli stratejisini birleştirememesinin bir sonucuydu. Bu dönüş, KKE liderliği tarafından ideolojik bir yeniden konumlanma süreci ile yansımasını buldu. Bu dönüşümün canlı bir örneği, parti tarihinin 1949-1968 arasını kapsayan ikinci cildinin 2012’de yayınlanmasından sonra, merkez komitenin tarihin 1991’de yayınlanan ilk cildini (1918-1949) doğrudan yeniden yazmaya karar vermesidir.

Yeniden yazım kapsamlı ve put kırıcıydı, öyle ki KKE’nin 40’lardaki Halk Cephesi politikasının 1944 ayaklanmasının yenilgisine neden olduğunu kabul ediyordu. Teori ve tarih bahsindeki bu sola dönüşü gerçek hareketteki izolasyoncu taktiklerin prizmasından görmezsek, KKE genel sekreterinin Aralık 2008 ayaklanmasına dair olumsuz yorumları devasa bir çelişki gibi görünebilir.

O zamanki parti genel sekreteri Aleka Papariga, Komünist Parti’nin, bir öğrencinin polis tarafından öldürülmesinden sonra Yunanistan’da patlak veren olayları desteklemediğini söylüyordu, çünkü “gerçek halk isyanında, tek bir cam bile kırılmaz”dı. KKE iç savaşa Yunanistan’da sınıf mücadelesinin doruğu olarak – Nazi işgaline direnişi bile gölgeleyecek şekilde – atıfta bulunabilir ancak öğrencilerin kurduğu barikatları reddedebilir.

Tüm bunlar KKE’nin mücadelenin parçası olmadığı anlamına gelmiyor. Komünist militanlar ve sendikacılar, artık bir noktada, tanınmış neoliberal gazetecilerin (ve onların patronlarının) KKE üyelerini TV tartışmalarına katılmaya davet etmeyi reddetmeye başlamasına sebep olacak bir şekilde öncülük ettiler, çünkü KKE onlar için “yasalara saygı göstermeyen” bir partiydi.

KKE, kendisini izole etmesinin sebebini, en önemli görevin, hareketin öncülüğünün kitle hareketlerini şekillendiren oportünist eğilimlerce ele geçirilmesine izin vermemek olması şeklinde açıklıyor. Sonuç, partinin, iki yönden gelen radikalleşmiş kesimlerin kendisini ifade ettiği bir odak olmayı başaramaması: kendilerini hiç cam kırılmayan bir devrimde göremeyen gençler ve 2011 sonrasında Pasok’a oy vermenin ve kemer sıkma programlarının uygulamaya konmasının hayal kırıklığına uğramış diğer işçiler.

2012’deki son kitlesel mücadele dalgası sırasında, KKE’nin radikal söylemi ile gerçek taktikleri arasındaki uçurum daha da görünür hale geldi. Koutsoumbas, işçi sınıfının iktidarı alması haricinde krize hiçbir hükümet çözümü olmadığını söylemeye başladı: “İşyerlerinde seçilecek işçi temsilcileri … onları seçenler tarafından denetlenecek, her an geri çağırılabilecekler, üretimin dışına çıkarılamayacaklar, ekstra ayrıcalıklara sahip olmayacaklar.”

Bu hat’ta, parlamento dışı solun radikal bir öbeği olan Antarsta ile epey ortak zemin bulunabilirdi. Ancak Antarsya’nın aksine, KKE, borç ödememek veya Avrupa Birliği ve Avro bölgesinden ayrılmak için verilecek mücadelenin, hareketin mevcut durumunda açıkça ifade edilemeyecek talepler olduğunu, ancak bu “halk iktidarının” uzak gelecekteki ürünleri olacağını söylüyor.

KKE, 2014 Avrupa seçimlerinde kaybettiği seçim zeminin bir kısmını geri kazanmayı başardı – bu kez, Syriza’nın yumuşadığına dair başka bir hayal kırıklığının işareti. Pazar günkü genel seçimlerde bu geri tepme devam edecek. KKE kendisini olası Syriza hükümetine sol muhalefet olarak konumlandırıyor.

Fakat bu sol muhalefet, Syriza’nın uyum stratejisinin başarısızlığa uğramasını beklemekle yetinmek yerine ancak kemer sıkma politikalarından kendi örgütlü gücünü kullanarak kurtulmak isteyen tüm işçi sınıfı kesimleri ile ortak eylemliliğe istekli olduğu sürece faydalı olabilir.

Jacobin

Reklamlar

Yunan Komünistlerini Anlamak – Nikos Lountos (Jacobin)” üzerine 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s