Mücadeleyi öğrenirken: İşçicilik* ile feminizm arasında hikayem – Leopoldina Fortunati

Bir İtalyan Marksist feministin 1970’lerde otonomcu ve feminist hareketteki gelişmelere ve kendi deneyimlerine dair değerlendirmeleri

fortunati_po
Yazar bir Potere Operaio graf­fitisi önünde, Haziran 1972.

İşçicilikle tanıştığımda 19 yaşındaydım. Padua Üniversitesi’nde tabandan gelen bir öğrenci hareketi militanıydım. Gençtim, dolayısıyla sessizdim ve öğrendim. Birçok toplantıda bir şeyler dediğimi hatırlıyorum fakat çekingendim ve bu yüzden sessiz kalmayı tercih ediyordum. Hareketin liderleri genellikle daha önceden parti veya siyasi örgüt deneyimleri olduğu için politikayı zaten öğrenmiş olan öğrencilerdi. Bunun aksine benim elimdeki tek şey, dünyanın eşitlik, özgürlük ve adalet için değişmesi gerektiğine dair kendi inançlarımdı.

Daha önceki tek siyasi deneyimim, 14 yaşındayken Pasifik’teki Fransız nükleer testlerine karşı yapılan grevlere katılmaktı. O zamanlar çok az öğrencinin boykota katıldığı Padua’daki “Tito Livio” ortaokulunda okuyordum. Bir noktada müdür gelmiş ve beni görünce kulağımdan tutup “İçeri gel” diyerek çekmeye çalışmıştı. Kendimi ondan kurtarmayı başararak ona bana bu şekilde davranamayacağını söylemiştim. Boykota giden öğrencilerin tümü sınıfta bırakılarak cezalandırıldılar.

Beni politik yaşama hazırlayan ikinci büyük deneyimim, 16 yaşındayken kendimi ateist olarak tanımlamaya başlamamdı. Padua ve Venedik arasında küçük bir kasaba olan Dolo’da ailemle birlikte yaşıyordum ve çok dindardılar (Katolik). Ama etrafımda o kadar çok yoksulluk ve adaletsizlik görüyordum ki… Ve resmi Kilise buna yönelik pek bir şey yapmıyordu. Kilise hiyerarşisinin rolüne karşı olan bu tavrım ailemi şok etti ama kabullendiler.

En sonunda, 18 yaşındayken, ailem eğitimimi karşılayabilecek durumda olmasına rağmen üniversite sırasında kendi ayaklarım üzerinde durabilmek için evden ayrıldım. Hayatımın kontrolünün kendi elimde olmasını ve sosyal ayrıcalıklara sahip olmadan yaşamayı istiyordum. Bir sürü iş yaptım, kütüphanede yardımcılıktan satış temsilciliğine ve üniversitede kütüphaneciliğe kadar. Bu kez ailem çok yakınıyordu: Onlara göre tek kızları (üç erkek kardeşim vardı) en asi olanı çıkmıştı ve yaşam karşısında kendisi için sıkıntı yaratacak bir bakışa sahipti.

Padua Üniversitesi Beşeri Bilimler Fakültesi’ne girdiğimde, öğrenci hareketinin ilk zamanlarıydı. Yaşam tarzımızı ve toplumun örgütlenmesini, başta üniversitenin değiştirilmesi olmak üzere, yeniden tasarlayıp inşa etmek isteyen harika ve büyük bir hareketti. Elbette büyük bir coşkuyla katıldım. Ancak öğrenciler olarak halktan izoleydik, özellikle de o dönemde kendi mücadelelerini vermekte olan işçilerden.

Bu sebeple ulaşım mücadelesinde ve mağaza işçileri çalışmasında görev aldım. Yolcular seyahat sürelerinin kişisel bir sorun olmadığını ve şirketler tarafından çalıştıkları süreden sayılmasını istiyorlardı. Ayrıca yolcuların kullandığı trenler devlet demiryollarının en kötüsüydü: Kirliydiler ve sürekli geç kalırlardı, yolculara hiçbir şekilde saygı gösterilmezdi. Örneğin bir gecikme olduğunda yolculara haber verilmez, ne sebebine ne de ne zaman geleceğine dair açıklama yapılırdı. Mağazalardaki işçiler daha yüksek ücret ve daha kısa çalışma saatleri dahil, daha iyi çalışma koşulları istiyorlardı. Beni kapitalist toplumda işçilerin rolünü daha iyi anlamaya ve bu rolleri nasıl anlayacağım üzerine düşünmeye zorlayan bu mücadelelere katılmam oldu.

Ferruccio Gambino’nun Siyasal Bilimler Fakültesi’nde düzenlediği ve Marx’ın Kapital’inin ele alınacağı seminere katılmaya karar verdim. Harekette kullandığımız ama o zamanlar benim için ne anlama geldikleri net olmayan birçok kavram ve kategorinin anlamını çözmeye başladım. Ferruccio’nun Marx derslerinden öğrendiğim en önemli şeyler sınıf, sermaye, işçi sınıfı, emek, üretken ve üretken olmayan emek, artı değer vb. gibi temel kavramlardı ancak bunlar Marx sonrası toplumsal tarihte, özellikle de içinde yaşadığımız toplumda sermaye tarafından yaratılan değişimlerin tümünü etkili bir şekilde anlamaya hizmet edecek şekilde anlatılıyordu. Ferruccio’nun topluma dair okuması, Komünist Parti’nin önerdiği Ortodoks Maksizm’inkinden çok farklıydı.

Kısa süre içinde anladım ki, bu bağlam, an ile ilişki kurma ama aynı zamanda geçmişi de anlama konusunda büyük bir siyasi akıl içeriyordu ve Potere Operaio (İşçilerin Gücü) grubu ve onun söylemleri, tüm militanlar ve onların siyasal mücadelesi için sağlam bir alet kutusu sağlıyordu. Ve hepsinden ötesi, bu grup, işçilerin yanı sıra öğrencilerin de birlik için alan bulabileceği bir örgütlenme platformu oluşturma kararlılığındaydı. O zamanlar öğrencileri fabrikalardaki işçilerden ve diğer çalışanlardan keskin bir şekilde ayıran toplumsal bariyerlerin yıkılması büyük bir meseleydi.

Ancak yeniden incelenmiş olan bu Marx, Ortodoks versiyonuna göre güçlü olmasına rağmen, kadınların yaşadığı gerçekliğe kör kalmayı sürdürüyordu. Yani Potere Operaio’nun söylemi yeni fabrikalar, yeni işçilerin çağdaş kapitalist sistemdeki rolü konusunda çok ileriydi ama ev işi, arzular, duygular, cinsellik, eğitim, aile, kişisel ilişkiler, sosyalleşme vb. açısından çok zayıftı.

Yazar Piazza Ferretto'da bir gösteride konuşma yapıyor, Mestre, Mart 1974.
Yazar Piazza Ferretto’da bir gösteride konuşma yapıyor, Mestre, Mart 1974.

Potere Operaio’nun sınırlılıklarından konuşmayı sevmiyorum; çünkü feministler olarak onları birçok kez eleştirdik, kadınların toplumsal konumuna ve rollerine ilişkin farkındalıklarının yetersizliği konusunda tartışmaya girdik. Ancak, bu hareketin militanlarının, aktivist havuzunu genişletmek ve fabrika işçilerinden çalışanlara, lise öğrencilerinden ortaokul ve lise öğretmenlerine vb. kadar, diğer sınıf kesimlerini çekmek için mümkün olan her şeyi yaptığını düşünüyorum. Ayrıyetten, siyasal söylemi Marksist ortodoksinin dışına genişletme konusunda da muazzam katkıları oldu. Ben de dahil taban hareketinden aktivistlere, Marx’ı körü körüne bir inançla savunmak dışında kullanma becerisi kazandırarak, Marksist mirası dinamikleştirdiler ve 20. yüzyılın ikinci yarısındaki toplumu çözümleme ve anlama konusunda faydalı hale getirdiler. Ancak Potere Operaio’ya katılımım sınırlı oldu çünkü yeni ortaya çıkmaya başlayan Lotta Femminista (Feminist Mücadele) grubuna katılmaya başlamıştım.

Lotta Femminista’ya 22 yaşındayken katılmaya başladım. Bu arada, büyümüş, çok şey öğrenmiş ve topluluk önünde konuşma çekingenliğimi yenmiştim ve kişisel tercihlerime bile politik bir anlam verme zamanı geldiğini biliyordum. Birçok kadının hem kendileri için hem de toplumu değiştirmek için verdiği kişisel mücadeleler, güçlü bir sese ve güçlerini artıracak birleştirici bir güce ihtiyaç duyuyordu. Bu güç, kadınlar kısmında sınıf bilincinin keşfedilmesiydi ve bu, onların toplumsal mücadelesi için siyasal örgütlenmenin motoru vazifesi gördü. Lotta Femminista işçici deneyimi feminist harekete kazandırdı.

Bu politik deneyimler temelinde, kadınların yaşam koşullarını Marksist politik ekonomi perspektifinden analiz etmeyi çabalarımın merkezi haline getirdim. Elbette Marksist kategorileri feminist deneyim ve siyasal gelenek ışığında eğip bükmem gerekti. Feminist mücadelenin pratik ihtiyaçları beni The Arcane of Reproduction’ı (Yeniden Üretimin Gizemi) yazmaya itti. Bu çabada Mariarosa Dalla Costa ve Sandro Serafini’den (Potere Operaio’dan) büyük destek gördüm, kitabı bölüm bölüm okudular.

Bu kitap aslında o dönemde tüm siyasi harekette tartışılan ana politik meseleleri ele alıyor. Gruplarımız içinde, feminist hareket ve daha geniş hareket içinde (Potere Operaio ve Lotta Continua (Sürekli Mücadele) gibi öğrencilerden ve siyasi örgütlerden oluşan gruplar) açık siyasi tartışmalar yürüttük. En başta kendimize ve sonra da tüm harekete, militanların Marksist kategorilerin ötesine neden ve nasıl geçmesi gerektiğini anlatmamız gerekiyordu. Örneğin, kadınlar ne açıdan işçi sınıfı olarak değerlendirilebilirdi? Ve hangi kadınlar?

Lotta Femminista, daha geniş feminist hareket içinde daima bir azınlık eğilim oldu çünkü feminist hareketteki kadınlar eril siyasi gelenekler içinde geliştirilmiş bir siyasi teoriye ilk başta haklı olarak ihtiyatlı yaklaştılar. İronik olan şu ki, eğer feminist hareket, kadınlar için ücret mücadelesinde ev işi haricindeki iş konusunda Leninist stratejiyi benimsemek yerine, “ev işi için ücret” (örneğin çocuk yetiştirmek ve bakım gibi “ev içi emek”) [ev işinin ücretlendirilmesi] politik talebimizi benimsemiş olsaydı çok daha güçlü ve dayanıklı olacaktı. Fakat Ev İşi için Ücret Komiteleri için önerileri konusunda bir konsensüs sağlamak çok zordu çünkü feminist kadınlar genel olarak ev içi emeğin temelden reddinin ve evlerin terk edilmesinin daha iyi olduğunu düşünüyorlardı.

Bu dönemde, işçici feministler, işin reddinin ücret pazarlığı süreci dahilinde ele alınması gerektiği, aksi halde ev içi emeğin, zaten mücadele verdiğimiz ev dışındaki emekle birlikte, başka bir hale döneceği konusunda feminist hareketin bütününü ikna etmeyi başaramadılar. Yani feminist hareket, önce karşılığında para talep ederek ev işinin değerinin toplumsal olarak tanınmasını sağlama hedefimizi genel politik programına asla dahil etmedi. Feministlerin ev işine uyguladığı strateji basitçe kadınları onu reddetmeye çağırmak şeklindeydi. Fakat bir süre sonra bu stratejinin etkisiz olduğu net şekilde ortaya çıktı çünkü ev işini kitlesel ölçekte ortadan kaldırmak mümkün değildi.

Naples'da bir 1 Mayıs gösterisi. Soldan sağa: Mariarosa Dalla Costa, Leopoldina Fortunati.
Naples’da bir 1 Mayıs gösterisi. Soldan sağa: Mariarosa Dalla Costa, Leopoldina Fortunati.

Feminist hareket, kadınlara toplumsal düzeyde genel bir pazarlık gücü kazandırma konusunda büyük beceriye sahipti. Ancak “ev işi” veya ev içi emek sorunu, beklediğimiz gibi kadınların siyasal gündeminden düşmedi. Ne yazık ki, bu stratejinin başarısızlığının değerlendirmesi henüz yapılmış değil. Yeni kadın kuşaklarının bu politik hatadan ders çıkarması ve ev işinin, maddi ve maddi olmayan yönleriyle, üretken bir emek olarak toplumsal kabul görmesinin gerektiğini anlaması gerekiyor.

(*) Türkçede kullanıldığı anlamıyla işçicilik yani uvriyerizm ile karıştırılmamalıdır. Burada sözü edilen, İtalyan işçiciliği, Operaismo. Bu konuda bir çerçeve metin için bkz. Harry Cleaver’la röportaj I

İngilizce metin

Reklamlar

Mücadeleyi öğrenirken: İşçicilik* ile feminizm arasında hikayem – Leopoldina Fortunati” üzerine 2 yorum

  1. Literatüre hakim olan bir yayıncının notu şöyle imiş: “Uvriyerizm, klasik sol metinlerde gorulen bir kavram. Ama pejoratif bir anlami var, isci kuyrukculugu yapmak gibi. Metinde bu anlam belirtilmek, vurgulanmak istiyorsa uvriyerizm diye kalmasi daha uygun gibi. Ama bu anlam yoksa iscicilik kullanilabilir. Biz operaismoyu (italyan isciciligini) cevirirken bile, cogu kez bu pejoratif anlama dusmemek icin parantezle operaismo diye belirtiyoruz.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s