İşçi sınıfı feminizmi capcanlı ve ayakta, tekrar keşfedilmeye ihtiyacı yok – Dawn Foster

femo
Alın size feminist

Çeviri: Serap Güneş & Eda Ağca

Ekonomik gerileme, bazı en yoksul topluluklardaki kadınlar arasında politik bir canlanmaya yol açtı. Fakat bu kadınların hem açığa çıkardıkları deneyimler hem de yürüttükleri politik faaliyetler, çoğunlukla medyanın işçi sınıfına yönelik kötülemeleri ve tüketim-feminizminin bireyci meşgaleleriyle gözden düşürülüyor.

Brixton kütüphanesinde bir öğle vakti görüştüğüm 21 yaşındaki bekâr anne Donna, “İki çocuklu bir işsizseniz, insanlar daima sizi yargılar” diyor. “Özellikle de büyük olanı melez olduğu için. Sen daha bir şey söylemeden hakkında fikirler üretmeye başladıklarını yüz ifadelerinden okuyabilirsin. ‘E, madem o zaman niye çocuk yaptın?’ derler içlerinden. “Yaptım işte, ne olacak?” Donna’nın sözleri, medyada işçi sınıfı üzerine, özellikle de çalışan işçi kadınlara yönelik tartışmaların çoğunu özetler nitelikte.

Bize politik bilgelik taslayanlar, yoksulluğun tembellikten ve “tutku” yoksunluğundan kaynaklandığını söylüyorlar. Daily Mail’in, Mick Philpott’un mahkûmiyeti sonrası çıkan ve Philpott’un, çocuklarından bazıları ile birlikte bir fotoğrafının basılı olduğu “Sosyal Devlet İngiltere’sinin Rezil Mahsulü” (Vile Product of Welfare UK) manşeti, hayatını kaybeden altı çocuk üzerinden politik malzeme çıkarmaya çalışarak tepki çekmişti. Bu, İngiliz alt sınıflarının, seçmenlerden oy toplamak için sosyal yardım sistemini kolay hedef olarak kullanmaya hevesli politikacılar ve medya tarafından yıllardır kötülenmesinin ve canavarlaştırılmasının yarattığı birikimin sonuçlarından sadece biri idi.

Yeniden üretim hakları çerçevesindeki tartışma, büyük oranda kürtaj hakkı ve çocuk yardımı etrafında toplanıyor. Medyanın ve siyasetçilerin söylemleri, Donna gibi kadınları ve çocuk sahibi olmayı seçen düşük gelirli aileleri giderek daha fazla dışlıyor. Geniş işçi sınıfı ailelerini, özellikle de ay sonunu getirmek için sosyal yardıma ihtiyacı olanları (yani aslında hepsi) tanımlamak için kullanılan dil, insandan çok hayvandan bahsediyormuş gibi. Orta sınıf “çocuk sahibi olur”, işçi sınıfı ise “ürer”. Birçok işçi sınıfından insan, “[yardıma] bağımlı olma kültürüne” edilen hakaretler karşısında varoluşunu ve aile kurma hakkını savunmak zorunda kalıyor. İşçi kadının cinselliği de inekliğe eşdeğer şekilde resmediliyor. İşçi kadınların cinselliği, “hatalı” bir gelişigüzel cinsellik türü olarak örneklenirken, tüketimle bağlantılı “havalı” ve “şık” cinsellik, medya tarafından özgürlükmüş gibi pompalanıyor.

Bu yılın başlarında IPPR, feminizm ve sınıf meselesinin yanı sıra işçi kadınların ne kadarının, feminizm tarafından hayal kırıklığına uğratıldıklarını düşündüğü üzerine bir araştırma yayınladı. IPPR yardımcı direktörü Dalia Ben-Galim, “Feminizm bazı profesyonel kadınlar için kazanımlar sağladı ancak diğer kadınları unuttu. Üstte yer alan kadınlar için sağlanan ilerlemelerin çoğu, alttakilerin maruz kaldığı eşitsizliklerin üzerini örttü. Sadece yönetim kurulundaki kadınlara yönelik bir teşvik olan ‘cam tavanı kır’ yaklaşımı, aile dostu çalışma kültürünü değiştirmede veya diğer kadınların ilerlemesi için fırsat yaratmada o kadar da başarılı olamadı. Toplumsal cinsiyet, kadınların gelir beklentisi üzerinde hala güçlü bir bağımsız etkiye sahip. Fakat sınıf, eğitim ve istihdam arka planı, bir kadının ilerleme ve gelir beklentisini daha güçlü şekilde belirliyor.” Yüksek eğitim, IPPR’nin işaret ettiği üzere, ücret artışı konusunda kadınlarda erkeklerden çok daha büyük bir etkiye sahip. Ki bu, ücret ve yaşam kalitesinin, işçi sınıfı kadınları için özellikle daha yavaşken, orta sınıf kadınlar için ne kadar yükselmiş olduğu ile kanıtlanmış durumda.

femo2Öte yandan kemer sıkma politikaları, özü itibariyle bir toplumsal cinsiyet meselesi. Araştırmalarla defalarca kanıtlandığı üzere, kadınları erkeklerden kat kat daha kötü vuruyor. Vergi indirimlerindeki kesintiler, sosyal yardımların sınırlandırılması, yatak odası vergisinin gündeme sokulması, istihdam ve ücretler üzerindeki baskı ve son beş yılda reel ücretlerdeki yüzde 6’lık düşüş, en düşük ücretlileri oluşturan ve bakım hizmetlerinin esas sağlayıcısı olan kadınları orantısız şekilde vurdu. Cam tavan herkes için aynı değil: En yoksul kadınlar, gelir potansiyellerinin, üniversite eğitimi almış orta sınıf kadınlardan çok daha düşük bir seviyede takılıp kaldığını görüyorlar. Kültürel feminizm, manşetlerin tıklanma oranını artırıyor, evet ama kadınların günlük yaşamını belirleyen, yaşam fırsatlarını engelleyen ve insanları yoksulluğa hapseden şey esasen ekonomik.

Sıradan kadınların kaygıları görmezden gelinir ve bu kadınların direnmek ve paylarını artırmak adına yürüttüğü çalışmalar ve kampanyalar göz ardı edilirken, kendine feminist demeyenleri bunu yapmaya teşvik eden kampanyalarla, kendini sözel düzeyde “feminist” olarak tanımlamaya odaklanma eğilimi, dikkat dağıtma/gündem çarpıtma noktasına vardı. Lola Okolosie’nin vurguladığı üzere; en çok reklamı yapılan kampanyalar “Siyahi ve etnik azınlıktan olanlar da dahil, kadınların en acil ihtiyaçlarını yansıtmıyor. Sorun bu kampanyaların varlığı değil; bunların, feministlerin yürütmekte olduğu diğer çalışmaları gölgeleyecek ölçüde odak noktası olması ve ilgi çekmesi.” Medyayı iyi çözmüş “feminizmin dirilişi” konulu kampanyalar, özellikle de slogan basılı tişörtler giyen genç ve fotojenik kadınlara yer veriyorsa medyada geniş yer bulurken, sosyal yardım, ücretlerin düşüklüğü, ev ve çocuk bakımı konusunda yürütülen taban mücadeleleri ve işçi veya yaşlı kadınlara yönelik kampanyalar, faaliyetlerinin yerel gazetelerin ancak arka sayfalarına yansıyabildiğini görüyorlar. Elbette o da ancak birilerinin tekerine çomak sokmuyorlarsa.

Bireyciliğe ve kişisel tercihe yönelik bu takıntının, harekete maliyeti büyük. Kendini feminist olarak tanımlamak ve farklı kampanyaları “dalgalar” olarak adlandırarak hasıraltı etmek suretiyle feminizmin yeniden keşfi konusundaki yorgun tartışma, “farkındalığı” eylemin önüne koyan bir hareketi andırıyor. Lucy Mangan “tekrar keşfin” – pazarlamanın tüm yöntemleri gibi – uç noktaları uzlaştırma konusunda eşsiz olduğunu savunuyor. Bu, aslında insanların değerini kabul edeceği yeni bir şey yaratmaktan çok daha basit. “Tekrar keşfedilen” feminizm çerçevesindeki söylemin büyük kısmı, yapısal eşitsizliğin neden olduğu evrensel sorunlara daha az; Rhian E. Jones’un deyimiyle “kalın kafalı teorisiz”lere, yani ait oldukları sınıf ve sosyoekonomik konumları nedeniyle cahil ve ötekileştirilmiş olarak yanlış karakterize edilen kadınlara ulaşmaya/inmeye, daha çok odaklanıyor. Kendini orta sınıfın onaylayacağı kavramlarla tanımlayıp anlatmadığı sürece bir işçi sınıfı feminist hareketinden söz edilemeyeceği fikri bezdirici ve indirgeyici. Ekonomik gerileme, bazı en yoksul topluluklardaki kadınlar – yıllardır onları şeytanlaştıran ve varlıklarından bile şikayet eden medya söyleminin yıldırdığı insanlar – arasında politik bir canlanmaya yol açtı.

Kesintilere karşı veya daha iyi iş ve yaşam koşullarına yönelik birçok toplumsal kampanya, kadınlar – sözünü sakınmayan, politikaya hakim ve sosyal yardımlar ve ücretlerdeki en küçük kesintilerin bile yaşamlarının her alanını nasıl olumsuz etkilediğini bilen bir ekonomi anlayışına sahip kadınlar – öncülüğünde yürütülüyor. Feminizmin, çoğu zaman aktif ama toplumsal cinsiyetlerini sınıflarından, etnisitelerinden veya ekonomik statülerinden ayrı algılamayan kadınlara nasıl “ulaşabileceği” konusundaki tartışma, esas meseleyi kaçırıyor ve küçümsüyor. İşçi sınıfı feminizmi capcanlı ve ayakta, markalara ve bir fikri satmaya odaklanmasa bile.

13 Aralık 2013

Kaynak

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s