Yeniden örgütlenmek için imkanlar, deneyimler, örnekler, tartışmalar, çerçeve metinler

fem-barris_1Ev işçileri, diplomalı işsizler, güvencesiz işçiler, seks işçileri, evsizler, borç köleleri, antidepresan bağımlısı performans köleleri, mülksüzleştirilenler, vasıfsızlaştırılanlar, mega kentlerin dehlizleri ile plazaları arasında mekik dokuyanlar, serviste uyuyanlar, sigortası üçte bir oranında yatırılanlar…

Bağımsız sendikalar, tüketici/üretici kooperatifleri, mülteci, sağlık, eğitim, hukuk, ilaç dayanışmaları, barınma hakkı mücadeleleri, direniş odakları, yeni toplumsallık formları…

Dünyadan Çeviri’de okuyabileceğiniz çeviri yazılardan bazıları:

Bolivya, İspanya ve ABD’den ev işçileri hareketleri, örgütlenen ve değiştiren kadınlar

Bu durum, Mujeres Creando’dan Victoria Mamani’nin ve ulusal Ev İşçileri Hareketi aktivistlerinin sözleri ile Latin Amerika’daki ev işçileri için özellikle geçerli: “Yeni nesil daha mücadeleci, haklarını biliyorlar ve suistimale uğradıklarında buna hemen karşı çıkıyorlar.” Bu bölgede ev işçilerinin oluşturduğu yeni gücün bir ifadesi, yatılı hizmetçi olmak yerine “dışarıdan çalışan” olma konusundaki eğilimlerindeki artış. Bu hamle, onların otonom bir alana sahip olmasına, daha geniş toplumsal ağların (komşular, dostlar, siyasi gruplar) parçası olmalarına ve toplumsal tartışmalara ve mücadelelere katılmalarına imkân sağlamış. Fakat, Latin Amerika’daki ev işçilerinin elde ettiği yeni toplumsal gücün daha açık bir işareti, birçok ülkede (örneğin Brezilya, Uruguay, Bolivya) mevcut iş yaslarına dâhil edilmekten asgari ücret, ücretli izin, emeklilik, annelik izni ve kıdem tazminatı gibi belirli hakların tanınmasına kadar, hukuki statü kazanmaları. Bolivya’da örneğin, Victoria Mamani ile görüşmemizden öğrendiğimiz üzere, ev işçilerinin mobilizasyonu 2003’te 15 günlük izin, bir miktar kıdem tazminatı ve ABD’deki ev işçilerinin halen mücadelesini verdikleri sekiz saatlik işgünü gibi haklarını tanıyan bir yasanın geçmesini sağlamış.

Aynı politik dönüşüm, küresel ölçekte göçmen ev işçileri arasında da görülebilir. Nereye giderlerse gitsinler, göçmen ev işçileri, yeni gelenlere farklı türde yardımlar sağlayan ulusötesi topluluklar ve dernekler kurdular; diğer işçilerle aynı hakları elde etmek için de mücadele ettiler ve toplanarak fikir teatisi yaptıkları, yalıtılmışlıklarını ortadan kaldırdıkları ve taleplerini tartışabildikleri toplumsal alanlar oluşturdular. Bunun bir örneği, çoğunlukla Latin Amerika’dan gelen ancak artık Madrid’de çalışan ev işçilerinin 2006’da kurduğu bir dernek olan SEDOAC (Aktif Ev İşçileri). Diğer ev işçisi gruplarıyla birlikte, SEDOAC, bir toplumsal alan olan ve kadın kolektiflerinin ve ev işçisi olarak çalışan veya meseleyle ilgisi olan çeşitli milliyetlerden aktivistlerin ayda bir buluştuğu bir feminist öz-örgütlenme merkezi olan Eskalera Karakola’da bulunan Territorio Domestico’yu oluşturdu. Buradaki Rafaela, Marlene ve Mary ile olan görüşmeleri gerçekleştiren Alman bir feminist sanatçı olan Konstanze Schmitt ile birlikte, birçok SEDOAC üyesi sanatsal bir projenin de katılımcısı: Gösterilere götürülmek üzere, dünyanın ev işinin üzerinde döndüğünü sergileyecek şekilde, karton bir tekerlekli araba olan “Ev İşinin Utkusu”nun inşası.

Bu arada, New York’ta, Ev İşçileri Birliği, bir anlamda yeni “toplumsal müşterekler” olan, yeni kolektif pazarlık (toplu sözleşme) formlarının temelleri olacak topluluk yapıları oluşturuyorlar. Kasım 2010’da, yıllar süren mobilizasyondan sonra, DWU, ev işçilerine diğer işçilerle aynı hakları veren Haklar Yasası’nı geçirmeyi başardı. Ancak Priscilla Gonzales’in vurguladığı üzere, şu anda sorun bunun uygulanması. Bu amaçla DWU, anlaşmaların adil ve saygılı olmasını sağlayarak referans noktaları ve ev işçileri ile işverenler arasında aracı ve ortak bir çıkarın yükseltilebileceği bir yer olarak işlev görebilecek, komşuluk temelli sözleşme ağları ve grupları oluşturmaya çalışıyor. DWU ayrıca, Gonzales’in savunduğu üzere, çalıştırdıkları bakım işçilerinin tatmin edici koşullarda olmasının kendi çıkarlarına olduğundan emin bir şekilde, işverenlerin de kampanyaya desteğini amaçlıyor.


Portekiz’de güvencesiz işçiler ve işsizlerin örgütlenmeleri

Bu politik içerikle bağlantılı ve onda önemli bir rol oynayan ise, yeni ve heyecan verici işsizlik karşıtı hareketler oldu. İşsizlik hiçbir şekilde Portekiz’de yeni bir mesele değil. Görüştüğüm birçok kişi 10 yıldır uzun süreli sözleşmesiz işçiydi ve işsizlik 2000’lerin başından beri meseleydi. Ancak 2008 mali krizi ile birlikte belirgin şekilde arttı ve şu anki yüzde 20’lik orana veya 1,3 milyona varana dek son birkaç yılda giderek büyüdü. İspanya ve Yunanistan’ın aksine, burada halkın tepkisi yavaştı ve asgari ücrette artış veya kamuda istihdamın korunması çağrıları ile sendikaların ve geleneksel solun etkisindeydi ancak mevcut işsizliğe çok az vurgu vardı (bazı alaycılar, sebebin işsizlerin sendikalara verecek parası olmaması olduğunu söyleyecektir). Bu bıkkınlıktan, geleneksel doktrin ve yapıların dışındaki yeni gruplar, ana olarak da Güvencesiz İşçiler (Precarious Inflexives) ve İşsizler Toplumsal Hareketi (Movimento Sem Emprego – MSE) ortaya çıktı. Analizlerim katıldığım toplantılardan, kolektif eylemlerden, birebir görüşmelerden ve dostluklar üzerinden oluştu. Görüş ve analizlerimi ortaya koymadan önce kısaca bu hareketlerin genel çerçevesini çizeceğim.

MSE, epeyce vakit geçirdiğim ve çok yakınlaştığım bir hareket. Birçok farklı ideolojik arka plandan gelen insandan oluşuyor ancak hepsi kendini işsiz işçilerin hakları için, parti yapısının dışında farklı ve yaratıcı yollarla mücadele etmeye ve yeni bir alan oluşturmaya adamış. Grup çeşitlilik arz ediyor, dışa açık ve işsizler için asgari hakların elde edilmesine, işsizlerin birbirleri ile iletişim kurması ve paylaşması için alan yaratmaya, işsizler için ücretsiz ulaşım hakkı elde edilmesine ve nihai olarak da çalışma hakkı için kolektif mücadele etmek amacıyla işsiz işçiler sendikaları oluşturmaya yönelik kampanyalarla sürekli büyümekte. Güvencesiz İşçiler, farklı bir yaklaşıma sahip ve çok güvencesiz ve esnek işlerde çalışanların haklarının elde edilmesine daha fazla yoğunlaşıyor. Lizbon’un merkezinde, örgütlenme merkezi olarak işlev gören, politik tartışmalar ve film gösterimlerinin yanı sıra, bar, kütüphane ve müzik mekanı da olan bir yer açmışlar. Bu hareketin, sol bir siyasal parti olan Bloco de Esquerda ile pek çok bağlantısı var ve başlangıcından bu yana Portekiz siyasetinde büyük bir etkiye sahip olmuş.

Bu gruplar arasındaki temel ve kilit önemdeki fark sınıf kompozisyonları ve analizleri. MSE, çıkış yolları çok sınırlı, çok daha sert işsizlik koşullarında yaşayanlardan oluşuyor ve politikalarına güçlü bir sınıf analizi hakim. Güvencesiz İşçiler grubunu oluşturan insanlar daha varlıklı bir ‘kültürel profesyonel’ arka plandan geliyor, kesinlikle kolay bir durumda değiller ama temel geçim koşulları şu anda MSE’deki birçokları ölçüsünde tehdit altında değil ve bu nedenle daha sanatsal ve kültürel direniş formlarına katılıyorlar.

Mücadele hangi kanallarda sürüyor ve ne yapabiliriz?

Yaşamlarımızın temel unsurları – barınma, çalışma, gelir – konusundaki mücadelenin taleplerini, amaçlarını ve programlarını, geçim yollarımızı garanti altına alacak, işbirliği ve dayanışma inşa edecek ve kapitalizmdeki yaşama alternatifler oluşturacak bir bakış açısıyla formüle etmeliyiz. Kendi yeniden üretimini gündemine alan bir hareket inşa etmeliyiz. Sermayeye yalnızca gösteri veya grevde baş kaldırmadığımızdan, ona yaşamlarımızın her anında kolektif bir şekilde baş kaldırdığımızdan emin olmalıyız. Enternasyonal olarak yaşanmakta olan, ancak ve ancak bu kolektif yeniden üretme formlarına sahip olduğunuzda, kendilerini kolektif biçimde yeniden üreten topluluklarınız olduğunda, mevcut düzene karşı çok radikal bir şekilde hareket eden mücadelelerin var olabildiğini gösteriyor.

Bu bizim anayasal politikamız. Talepler veya şikayetler listesi değil, kim olduğumuzun, varlığımızı nasıl oluşturduğumuzun bir ifadesi.

Örneğin: Herkes için barınma hakkını garanti altına alalım. Bu yalnızca ev boşaltmalara “Hayır” demekle kalmıyor, terk edilmiş evlerin yeniden işgal edilmesi, çevremizde bomboş duran ev stokunun dağıtılması veya işgali, kiraların 1970’lerde İtalya’da yapılana benzer şekilde kolektif karar alınarak düşürülmesi, kolektif olarak örgütlenecek ve ekolojik şekilde inşa edilecek yeni barınma yerlerinin oluşturulması demek. Kısacası, Beyaz Saray’ın basamaklarında kendi “berduş ormanları” versiyonlarımızı kurmalıyız, orada aşevlerimizi açmalıyız, gizlice acı çekmek yerine boş ceplerimizi, yaralarımızı dünyaya göstermeliyiz.

Örneğin: Barınma hakkı mücadelemiz günlük yaşamın yeniden üretimi işinin kolektif temelde yeniden örgütlenmesi mücadelesi olsun. Toplumsallığımızın zirvesinin alışveriş merkezine gitmek olduğu, inlerimizde tek başına zaman harcamaya artık yeter. Kolektif, işbirliği içinde yaşama geleneğimizi canlandıranlara katılma zamanı. Kapitalist krizin yarattığı, California’dan Kuzey Carolina’ya kadar çadır kentlerin mantar gibi çoğalmasından görebileceğimiz, yeniden üretimin bu “sıfır yılı”, başlamak için iyi bir zaman.

Örneğin: Sömürümüzü ve bölünmelerimizi sürdüren mekanizmaları devre dışı bırakacak bir şekilde mücadele edelim. Mücadelelerimizin insanları ödül ve cezalarla kandırarak farklılıklar temelinde bölmek için kullanılmadığından emin olmak için, örneğin ABD işçilerinin kabul ettiği ırkçı, emperyalist, cinsiyetçi, yaş ayrımcı, şoven, ekolojik olarak yıkıcı anlaşmalar için ödenen ve ödenmeye devam edilen bedel için tazminat meselesini sürekli olarak gündemleştirmemiz gerekiyor.

Örneğin: Hayatta kalmanın dünya üzerindeki halkların ve gençlerimizin sürekli savaşı anlamına gelmediği bir yaşam çağrısı yapalım. Irak ve Afganistan’daki savaşa ve Filistin’deki vahşete karşı sözümüz olsun.

Örneğin: Hapishaneler, kitlesel hapsetme politikası ve insanları hapse atarak istihdam ve iş karı yaratmanın iğrençliği hakkında sözümüz olsun. İdam cezasının – kapitalistler için bile – kaldırılmasını talep edelim. Ve en önemlisi de, bir işçi bir tekel soyduğunda bunu korkunç bir suç olarak gören fakat kapitalistlerin ölümlere ve yoksulluğa sebep olan suçlarına “kaza”, “hata” ve hatta “işin fıtratı” diyen mantığı yerle bir ederek suçu yeniden tanımlamamız gerekiyor.

Örneğin: Kadına yönelik erkek şiddetine karşı da sözümüz olsun. ABD’de her 15 saniyede bir, bir erkek bir kadını dövüyorsa, ne tür bir müşterekler anayasası için mücadele vereceğiz? Kadınlar çoğunlukla sistemle savaşabilmek için bile önce erkeklerle savaşmak zorunda kalmasaydı, mücadele için ne kadar enerji serbest kalırdı?

Örneğin: Neoliberal çitlemelere karşı onlarca yıllık defansif tepkilerden sonra toplumsal tahayyülümüzü canlandıralım ve müşterekler için yeni anayasalar belirleyelim. Elbette hayallerimizin şimdi öngörebilecekleri sınırlı ve yalnızca başka bir tasavvur gücü ve kapasitesine erişmeye bir hazırlık. Fakat bu yoksullukla bile, “muhtemel gelecekten ezgiler” potpurisinden kesitler duyabiliyoruz. Aramızdaki iki müzisyene kulak verin:

“Gelecekteki müşterekler iki öğeden ibaret: toprağa erişim (örn. gıda ve yakıtlar) ve bilgiye erişim (örn. maddi veya maddi olmayan tüm üretim araçlarını kullanma ve geliştirme kapasitesi). Mesele domatesler ve bilgisayarlarla ilgili.”

“Ücret sistemi derhal kaldırılmalı. İnternetin, 21. yüzyılın hesaplama yöntemlerinin ve doğrudan mevduatın varlığı ile, önce parasal anlamda ve herkesin toplumsal olarak gerekli asgari emek zamanı (her türden ev işi, sanatsal çalışma, yazı vb. ile siyasal faaliyet – meclislere katılma, jürilere dahil olma vb. – dahil) sorumluluğu ile, doğumla birlikte bir “hesaba” erişim sahibi olacağı şekilde, derhal garantili bir gelire geçmek mümkün olacaktır. Bu, herkesi kendi ev işi saatlerini işbirliği üzerinden azaltabildiği ve diğer faaliyetlere daha fazla zaman ayırabildiği, işbirliği içinde bir yaşama teşvik edecektir. Bu garantili gelir, sigortanın, finansın, refah devleti kurumlarının ve diğer sektörlerin yerini alarak milyonlarca insanı işbirliği faaliyetlerine katılmak için serbest kılacak ve herkesin toplumsal olarak gerekli çalışma zamanını daha da azaltacaktır.”

“Bu gezegende tarım yapmanın tek olur yolu, intansif, karma tohumlu, organik üretimdir. Bu tarım formu, mevcut koşullar altında kârsızdır, bu yüzden tüketiciler ile üreticiler arasında, tarımsal çalışmayı herkesin ev işinin bir parçası haline getiren yeni türde bir işbirliği (aslında bu ayrımın ortadan kalkması) sağlanmalıdır.”

“Finans sisteminin yerini derhal topluluk kaynaklarının neye ayrılacağına karar verebilen ve bu şekilde “finans”ı toplumsal planlama şeklinde demistifiye eden meclisler ve topluluk temelli “kredi birlikleri” almalıdır.”

“İnsanların geçim koşulları ve her seviyedeki genel hizmetleri garanti edilirse, üreticilerini tehlikeye atmaksızın entelektüel üretimin özgürce paylaşımı mümkün olur. Gezegen özgür bilgi, bilim ve fikir alışverişi alanı haline gelebilir. Bu entelektüel müştereklere ek olarak, adil bir kaynak dağılımı oluşturacak şekilde maddi müşterekler de kurulmalıdır.”

Örneğin: …

Yunanistan’da sağlık, hukuk, ilaç, mülteci dayanışmaları, tüketim kooperatifleri

Atina’ya yayılmış 30 taneden ve Yunanistan’daki yüzlercesinden biri olan ve çiftçilerin ürünlerini süpermarketlerden alacaklarından yüzde 25 daha yükseğe sattıkları ve tüketicilerin yüzde 25 daha aza aldıkları yerel “aracısız” market, yalnızca ayda bir kuruluyor ve grup, benzer şekilde yüksek kalitede gıda ürünlerini doğrudan küçük üreticiden makul fiyata sunan küçük bir mahalle bakkalı açmak istiyor. Mağazanın sattığı ürünlerin yüzde 90’ı “aracısız” diyor Katerini ve yüzde 60 kadarı süpermarkettekinden belirgin şekilde daha ucuz.

Birçokları diğer dayanışma projelerinden – örneğin mağazanın sabunu Galatsi’deki 10 işsiz insanın oluşturduğu bir kolektif tarafından yapılmış – geliyor. “Tüm bu projelerin, yalnızca muhtaç insanlara yardım etmekle kalmaması, aynı zamanda neredeyse yeni tür bir toplumun başlangıcını da temsil etmesi, benim için çok önemli,” diyor Katerini. “Hiyerarşi olmadan doğrudan demokrasi şeklinde işliyorlar. İnsanların kendi hayatlarının sorumluluğunu üstlenmesi, yeteneklerini devreye sokması, tekrar üretken hale gelmesi ile ilgili bu.” Katerina Knitou son birkaç yılı insanların evlerini kaybetmesini engellemeye çalışarak geçirmiş. Epey tepki toplayan “acil ev vergisi” ile mücadele etmek için bir araya gelen bir avukatlar grubunun üyesi olarak dikkatini (bankalara ya morgıç veya diğer borç geri ödemeleri olan 320.000 aileden ya da son vergilerini ödeyememiş 2,45 milyon Yunan’dan biri oldukları için) evinden olma veya zorla tahliye edilme korkusu ile yaşayan her üç Yunan hanesinden birine yöneltmiş.

Bir Syriza üyesi olan Knitou, bu harekete katılan neredeyse herkes kişi gibi, ipotekli evin haczi veya zorla tahliyesinden nasıl kurtulunacağı konusunda ücretsiz hukuki danışmanlık veriyor. Geçtiğimiz yılın ilk yarısında 700 ev ya bankalar tarafından ya da Yunan devlet tarafından ödenmeyen vergi veya sosyal güvenlik faturası yüzünden haczedilmiş. (Meslektaşları ile birlikte Knitou da sık sık daha doğrudan eylemlerde yer alıyor; haczedilen evlerin satış sunulduğu müzayedeleri engellemeye çalışıyor.) “Tüm bunlar,” diyor, “birçok insanı yalnızca neyle yüz yüze oldukları konusunda değil, aynı zamanda ne yapabilecekleri ve yapmaları gerektiği konusunda da bilinçli hale getirdi. Pazar gününden sonra beklentiler yüksek olacak ancak Syriza hükümetinin neler yapabileceğinin elbette sınırları var. Bir şeyleri değiştirmek bizim, hepimizin elinde. Ve açık konuşayım mı? Sanki iyi bir başlangıç yaptık gibi.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s