Türkiye’de sendikalar ölü durumda, ‘yaşasın kooperatif’ mi? – Joris Leverink

kazova-emekÇeviren: Serap Güneş

28 Nisan 2015

Kazalar, iş cinayetleri, katliamlar: Her yıl binlerce işçi ölürken Türkiye işçi sendikaları çaresiz, patronlar ise devlet tarafından korunuyor.

13 Mayıs 2014’te Türkiye’nin batısındaki küçük bir kasaba olan Soma’daki bir kömür madeninde bir patlama yaşandı. Çıkan yangında yüzlerce madenci yeraltında kaldı ve sonuçta 301 madenci hayatını kaybetti, 162’si de yaralandı. Maden işletmesinden sorumlu olan Soma Holding yöneticisine ve 44 şirket çalışanı ile mühendisine karşı açılan dava neredeyse bir yıl sonra, 13 Nisan’da başladı, ancak hayatta kalanlar ile hayatını kaybedenlerin yakınlarından çok azı bu felaketin sorumlularının hak ettikleri cezayı bulacağına inanıyor.

Şu an yargılanmakta olan kişilerin, birçoklarınca kaza değil katliam olarak görülen bu olayda önemli bir rol oynadığı kesin, ancak önlenebilir nedenlerle gerçekleşen bunca ölümün nihai sorumluluğu, ülkede işçi haklarını koruma görevini yerine getirmeyen devlet görevlilerinin.

Emma Sinclair-Webb hayli eleştirel bir İnsan Hakları İzleme Örgütü raporunda “Maden şirketi çalışanlarının yargılandığı Soma davası, kurbanlara bir nebze de olsa adalet ihtimali sunuyor,” diyor, “ancak dava, maden işçilerinin hayatını koruma görevini yerine getirmeyen devlet görevlilerinin sorumluluğunu ele almıyor.”

Madendeki çalışma koşulları vahimdi. Maden işçileri üretimi arttırmaya zorlanıp denetçiler sağlık ve güvenlik standartlarını sistematik olarak göz ardı ederken, Soma Holding başkanı 2012’de verdiği bir röportajda, şirketinin kömür maliyetlerini ton başına 130 dolardan 24 dolara indirmesiyle övünüyordu. Üretim maliyetlerindeki düşüş, güvenli çalışma koşullarındaki benzer bir düşüşle paralel yaşanıyordu. Hayatta kalanların İnsan Hakları İzleme Örgütü raporunda yer alan tanıklıklarına göre, “denetim ve incelemeden sorumlu devlet görevlileri durumun gayet farkındaydılar ancak görmezden geldiler.”

Felaketten sadece iki hafta önce, muhalefet partilerinin mecliste verdiği Soma madenlerinde daha önce yaşanan kazaların incelenmesine yönelik bir önergesi, AKP hükümetince reddedilmişti. Soma Holding müdürü ve çalışanları şu anda yargılanıyorlar ancak madenlerin incelenmesinden sorumlu görevliler, amirlerince yargılanma izni verilmeyerek korunuyorlar. Kamuoyunda hükümetin madencilerin yaşam hakkını korumamasından dolayı sorumluluğunu kabul etmesine dönük talepler var.

Tek bir felakette bunca işçinin ölümü nadir olsa da, ölümcül işyeri kazaları ne yazık ki çok fazla yaygın. Sadece 2015’in ilk üç haftasında, toplamda 351 işçi, işle bağlantılı kazalarda yaşamını yitirdi. 20. yüzyılın ortasında hafife alınmaması gereken bir güç olan Türkiye’deki işçi sendikalarının etkisinde, neoliberal politikaların 1980’lerin başından itibaren devreye sokulması ile birlikte, geçtiğimiz otuz yılda ciddi bir düşüş yaşandı.

İşçi sendikalarının etkisini yitirmesi ve mevcut hükümetin agresif bir özelleştirme ve işçi hak ve özgürlüklerini zayıflatma stratejisi izlemesi ile birlikte, emek örgütlenmesi ve işçilerin güçlendirilmesine yönelik alternatif yollar araştırmanın zamanı geldi.

Yasaklanan metal işçileri grevi

AKP’nin 2002’de iktidara gelmesinden bu yana Türkiye ekonomik bir canlanma yaşadı. Ülkede 2002 ile 2011 arasında yıllık ortalama yüzde 5,2’lik bir GSMH büyümesi yaşanırken, vatandaşların gelirinde yüzde 43 artış oldu. Ancak ülkenin ekonomik refahından yararlanan çok kişi olsa da, birçokları bu zenginleşmenin işçi haklarına getirdiği ciddi baskılarla yüz yüze kaldı.

İktidar döneminde AKP, işçilerin örgütlenme ve grev hakkını engelledi, neoliberal istihdam politikalarını yoğunlaştırdı, taşeron uygulamalarını ve yarı zamanlı sözleşmeleri teşvik etti ve işçi haklarının sistematik ihlaline izin verdi.

Ocak sonunda 15.000 metal işçisi greve gitmeye hazırlanırken, Türkiye’de işçiler güvencesiz konumlarını bir kez daha hatırladılar. İşveren sendikasıyla ücret ve toplu sözleşme süreleri konusunda uzlaşma sağlanamaması ardından, işçiler ülkenin on ayrı şehrindeki 22 fabrikada iş bırakacaklarını ilan ettiler.

Ancak ertesi gün hükümet grevi “milli güvenliği bozucu nitelikte” ilan eden bir Bakanlar Kurulu Kararı yayınladı ve grev “ertelendi.” Grevin ertelenmesi aslında bir yasaklama. Hükümet, işçilerin iş bırakmasını engellemek için, o dönem etkili olan işçi sendikalarının gücünü kısıtlamak amacıyla 1980 darbesinin hemen ardından çıkarılan tartışmalı bir yasaya başvuruyordu.

Grevin ertelenmesi sürpriz olmadı, aslında son on iki ay içinde hükümet, işçilerin Türkiye’nin de imzaladığı ILO’nun 87 ve 98 sayılı sözleşmelerince güvence altına alınmış olan grev hakkını engellemek amacıyla bu taktiği üçüncü kez kullanıyordu. “Artık Türkiye’de grev hakkı yok,” diyor IndustriALL Global Union Genel Sekreter Yardımcısı Kemal Özkan. “Ülke Anayasası ve hükümet tarafından imzalanmış uluslararası normlarca güvence altına alınmış olan bu temel hak, yalnızca kağıt üzerinde geçerli, gerçekte değil.”

Tüm büyük grevlerin etkili şekilde yasaklanması, Türkiye’deki işçilerin, hakları için direnmek ve daha iyi iş koşulları için mücadele etmek adına ne kadar az imkana sahip olduğunun göstergesi. İstatistikler, daha iyi güvenlik düzenlemelerine olan açık ihtiyacı gösteriyor. Türkiye’deki işçilerin Avrupa Birliği’ndeki işçilere göre işyerinde ölümlü kaza geçirmesi altı kat daha olası. Yalnızca 2014’te, 1886 kişi, işle bağlantılı kazalarda hayatını kaybetti, AKP’nin iktidara gelmesinden bu yana yaşanan işçi ölümleri 15.396’ya çıktı.

Sendika düşmanı politikalar

İşçi sendikası üyeliği – ki bazılarınca işçilerin sömürüye karşı en etkili mevzisi sayılıyor – geçtiğimiz yıllar içinde ciddi şekilde zayıfladı. Son on yılda Türkiye’de sendika üyeliği OECD’deki diğer tüm ülkelerden daha yüksek bir oranda düştü, son istatistikler işçilerin sendikalaşma oranının, 1999’daki yüzde 10,6 seviyesinden 2012’de yüzde 4,5’e düştüğünü gösteriyor.

Sendika üyeliğindeki bu düşüş, örgütlü işçi sayısındaki düşüş konusunda küresel bir trendle paralellik taşıyor ancak Türk işverenlerin sendikalaşmaya karşı aktif muhalefeti de sürece ciddi bir hız kazandırdı. İşverenler tarafından, çalışanlarının sendikaya katılmasını engelleme, katılmış olanları da marjinalleştirme amacıyla bir dizi taktik uygulanmakta. Sendika aktivistleri sık sık işten atılıyor, çalışma mevkileri düşürülüyor veya ödemeleri yapılmıyorken işverenler işçilerini sendikal faaliyet nedeniyle haksız şekilde işten çıkardıklarında nadiren ceza alıyorlar.

“Sendikal örgütlenme nedeniyle işten atmalar Türkiye’de gündelik hale geldi,” diyor Selçuk Göktaş, yakın zamanda grev çağrısı yapan Birleşik Metal-İş sendikasının genel sekreteri. “Bir işveren işyerinde örgütlenme faaliyetinden haberdar olduğunda, ilk yanıtı aktif sendika üyelerini işten atmak ve işyerinde işçilerin gözünü korkutma amaçlı toplantılar düzenlemek oluyor.”

Türkiyeli işçilerin örgütlenme çalışmalarında karşılaştıkları bir başka engel, yaygın şekilde var olan “sarı sendikalar” yani işverenlerin doğrudan etkisi altındaki sendikalar. Bu sarı sendikalar, işçi taleplerini karşılamaktan aciz zayıf toplu sözleşmeler imzalayarak bağımsız sendikaların pazarlık gücünün altını oyuyorlar. Birleşik Metal-İş uzlaşma sağlayamayıp grev çağrısı yaparken işçi sendikaları Türk Metal ve Çelik-İş ile işveren sendikası MESS arasında yapılan anlaşma sarı sendikaların bağımsız sendikaların desteklemediği şartlarda nasıl anlaşma yaptığının bir örneği.

Soma faciası sonrasında birçok madenci yerel sendikaya olan üyeliğini iptal etti, çünkü sendikanın maden şirketi ile işbirliği yaptığına ve işçilerin güvenliğini ve haklarını korumadığına inanıyorlardı. “Birçok madenci Maden-İş’i sarı sendika olarak adlandırdı fakat sorun görevlilerdi [sendikal bürokrasiydi], bunlar işçiler tarafından seçilmiyor, yukarıdan atanıyordu” dedi bir maden işçisi ve sendika liderlerinin şirketle yatakta olduğunu da ekledi. Demokrasi konusundaki yetersizlikleri ve sarı sendika liderlerinin işverenler ve onları koruyan siyasi güçlerce kolayca kafalanabilmesini işaret eden madencinin beyanı, meselenin özünü oluşturuyor.

Birçok işçi sendikasındaki gerçek demokrasi ve tabandan örgütlenme sorunu ve bazı sendika liderlerinin, işçilerin işverenler tarafından sömürüsüne suç ortağı olması, aslında işçi haklarından yana olan ancak sistematik olarak görmezden gelinen, etrafından dolanılan ve ihlal edilen bir yasal mevzuatla birlikte, bazı işçilerin, mevcut durumda herhangi bir düzelmenin zaten kerelerce yenilgiye uğradıkları bir alanda olacağına dair ümidini kaybetmesine neden oldu.

Bu işçiler, haklarını talep etmek yerine işi kendileri ele aldılar; doğru liderliği beklemek yerine hiyerarşiyi hepten yıktılar ve daha iyi ücret için grev yapmak yerine işyerlerini işgal ettiler, makineleri geri aldılar ve kendileri adına üretime başladılar.

Tekstil işçileri işbaşında

Ocak 2013’te İstanbul’un merkezindeki Şişli’de bulunan Kazova Tekstil fabrikasının 94 işçisi, patronlarının art arda dört ay maaşlarını ödememesi ardından uydurma gerekçelerle işten atıldılar, işçilerin bir kısmı direnmeye karar verdi. Düzenli protestolar örgütlediler ve eski patronlarının fabrikadaki değerli şeyleri götürmesine engel olmak amacıyla fabrika önünde çadır kurup nöbete başladılar.

O yılın yaz aylarında ülkeyi kasıp kavuran Gezi protestolarından da güç alarak, Kazova işçileri bir sonraki adıma hazırlandılar ve eski işyerlerini işgal ettiler.

Bunu neredeyse iki yıla varan bir mücadele izledi: İşçiler kiralık çetelerin saldırılarına uğradılar, polis tarafından gazlandılar ve geçimlerini sağlamak için ihtiyaç duydukları tekstil fabrikasındaki makinelerin yasal sahiplerinin kendileri olduğunu öne sürerek, uzadıkça uzayan yorucu bir davanın peşine düştüler.

Birçok dayanışma ziyaretinden aldıkları güç ve Arjantin’in İşgal Edilen İşyerleri Ulusal Hareketi ve Yunanistan’ın işgal edilen Vio.Me fabrikası gibi işçi mücadelelerinden aldıkları ilhamla, Kazova işçileri Brezilya Topraksızlar Hareketi’nin sloganını benimsedi: ‘İşgal Et, Diren, Üret!’ ve kendilerini kooperatif olarak örgütleme adımını attılar.

Şu anda Özgür Kazova işçileri kooperatifi otonom üretiminin üçüncü ayında. Kooperatif halen zorluklarla yüz yüze, ancak patronsuz hayat, kooperatif üyelerini gayet memnun eden bir şey. Tek korkuları devletin nihayetinde onlara karşı harekete geçebileceği.

“Türk devleti patronlardan yana, onların kârını artırmasından başka bir şey istemiyor” diyor kooperatif üyelerinden biri olan Aynur Aydemir. “Bu yüzden işçilerin üretim kooperatifine asla rıza göstermeyecek. Köleler, yeni ve genç köleler istiyor. Bu yüzden kadınların evde oturup üç, dört, beş çocuk yapmasını propaganda ediyor, böylece patronların yeni köleleri olabilir.”

Özgür Kazova Kooperatifi kocaman bir çölde tek başına bir vaha gibi, ancak yine de başkalarına yol gösterip ilham verecek güce ve potansiyele sahip. Kazova işçilerinin sömürü, bastırma ve haksızlıkla dolu tarihi, ay sonunu getirebilmek için her gün mücadele vermek zorunda oldukları bir döngüye hapsolmuş milyonlarca işçi için fazlasıyla tanıdık. Ancak biri sona ererken bir diğerinin başladığı bunca mücadele arasında, Kazova işçileri döngüyü kırmayı başardılar ve işi kendi ellerine aldılar. Öyküleri emeğin örgütlenmesinin başka bir yolu olduğuna dair bir ümit ışığı olabilir.

Soma’daki madende hayatlara mal olan çalışma koşullarının sorumlusu olan devlet görevlileri yargı önüne çıkarılsa ve metal işçileri grevinin devamına izin verilse bile, olası tüm sonuçlar, bozuk bir sisteme yama yapmaktan başka bir şeye hizmet etmeyecek.

Kendi yasalarına bile uymayan bir hükümetin vatandaşlarının taleplerine kulak vermesi zayıf bir ihtimal. İşçilerin gerçek bir değişim elde etmek için ellerinde kalan tek seçenek, işi kendi ellerine almak. Özgür Kazova Kooperatifi’nin de gösterdiği gibi, seçtikleri yol kolay olmayabilir, başarı garantisi de olmayabilir, ancak günün sonunda gerçek tek alternatif kendilerininki olabilir.

Joris Leverink İstanbul’da yaşayan bir serbest gazeteci, ROAR Magazine editörü ve TeleSUR yazarı. Bu makale ilk olarak TeleSUR English’te yayınlandı.

Reklamlar

Türkiye’de sendikalar ölü durumda, ‘yaşasın kooperatif’ mi? – Joris Leverink” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s