Costas Lapavitsas: Syriza stratejisinin sonuna gelindi

lapavitsas_01425988785Çeviren: Serap Güneş

30 Nisan 2015

Syriza milletvekili ve ekonomist Costas Lapavitsas, Alman gazetesi Der Tagesspiegel ile ThePressProject International’a verdiği ortak mülakatta, Yunanistan ile partnerlerinin, boşa kürek çektiklerini anlama zamanlarının geldiğini söylüyor.

Elisa Simantke ve Nikolas Leontopoulos

Londra’daki SOAS’da profesör olan Costas Lapavitsas, Grexit’i (Yunanistan’ın Avro’dan çıkışını) eskiden beri aktif şekilde savunuyor. Ancak bunu Ocak 2015’te Syriza milletvekili seçildiğinden bu yana ilk kez açıktan yapıyor. Ve yine, görüşlerinden yalnızca siyasi muhalifleri değil, kendi partisinin bakanları da sakınıyor.

Oysa Lapavitsas’ın para birimi konusundaki fikirlerine katılmasanız bile, geride kalan birkaç haftada yaşanan gelişmelerle doğrulanan değerlendirmelerine kulak vermek zorundasınız: Avro bölgesi, kemer sıkma ile Grexit arasında gerçek hiçbir orta yola izin verecek gibi görünmüyor.

Almanya’nın Bild gazetesi ile ABD’deki Jacobin dergisine verdiği mülakatlar, Yunanistan’da bir dizi telaşlı tepkiye neden oldu: “Drahmalı ve gaz karneli ahmak bir plan!” manşetini attı ılımlı gazete TOC. Ülkedeki birçok medya kuruluşu da benzer şekilde işledi konuyu.

Dünya gazetelerinin sütunlarını ve kıta parlamentolarının oturumlarını dolduran bir tartışmanın, en çok ilgilendirdiği ülkede bir tabu olması ne derece akıllıca? Grexit nihayetinde yıkıma yol açacak bir strateji mi olacak yoksa mantıklı tek çözüm bu mu sorularından bağımsız olarak, bu ortak mülakatta ortaya çıkan şey, en azından samimi bir kamuoyu tartışması yapılması gerektiği.

***

Müzakerelerin şu ana kadarki kısmı konusunda fikriniz nedir? Hükümet ne durumda?

Syriza’nın stratejisi, Yunanistan’daki veya genel olarak Avrupa’daki politik güçler saflaşmasındaki bir değişimin, Avro bölgesinde bir katalizör işlevi göreceği şeklindeydi ki hala öyle. Bu stratejinin artık sonuna gelindi. Sorun, insanların bunu anlaması ne kadar sürecek.

Ben hep şüpheciydim. Daima bunun sadece bir politik saflaşma meselesi olmadığını, aynı zamanda parasal birliğin kurumsal mekanizmaları ve mantığı olduğunu söyledim. Ve basit bir politika değişiminin bu konuda dönüşüm için yeterli olduğuna inananlar yanıldılar, ben haklı çıktım.

Avro bölgesinin kurumsal çerçevesinin ve buna bağlı ideolojik mekanizmaların, seçimle bağlantılı yeniden saflaşmalara dayanan argümanlara hassas olmadığını gördük. 20 Şubat tarihli Avro Grup anlaşması bunu yansıtıyor.

Parti üyeleriniz bu stratejinin sonuna gelindiğinin farkında mı?

Syriza hızla büyümüş büyük bir örgüt. Toplumu yansıtıyor. Geleneksel bir sol parti değil ve bu yüzden farklı görüşler ve farklı politik bilinçler var.

Parti liderliğinin, önünde zorlu bir seçim olduğunun bilincinde olduğunu düşünüyorum: Yunan halkına vaat ettiğimiz programı koruyor muyuz? Yoksa kurumların, Brüksel Grubunun, troykanın, ne derseniz deyin, bizden istediklerini kabul mü edeceğiz? Bu iki şey uzlaşmaz nitelikte.

Yani bir orta yol yok?

Orta yol yok. Avro bölgesi buna izin vermeyecek. Peki liderlik buna şaşırdı mı? Bence evet, bir ölçüde şaşırdılar. Durumu şöyle okuyorum: Liderlik politik saflaşmaları değiştirebileceğine, seçim aritmetiğini değiştirebileceğine ve bu temelde Avrupa’yı, Avrupa politikasını değiştirebileceğine samimi bir biçimde inandı.

Peki buna göre sizce Yunan hükümeti ne yapmalı?

Yunanistan’ın gerçekten alternatif bir yolu, bu başarısız parasal birlikten ayrılmayı düşünmesi gerekiyor. En başından beri tek yol olduğu, bunun da esasen çıkış olduğu açıktı. Syriza’nın vaat ettiği gibi bir program uygulayacaksanız, ki bu program radikal değil, sadece ılımlı bir Keynesçilik, Avro bölgesinin sınırları dışına nasıl çıkacağınızı ciddi ciddi düşünmeniz gerekir.

Syriza’nın buna mecbur olduğuna mı inanıyorsunuz?

Buna doğrudan cevabım hayır. Syriza kendi programını yerine getirmek zorunda. Doğrudan değil dolaysız olarak, ülkeyi Avro bölgesinde tutmak zorunda. Fakat bu soru Yunan halkına asla doğrudan yöneltilmedi.

Çözüm bir referandum mu?

Yapılacak ilk iş, aslında referandum fikri etrafında değil alternatif bir strateji konusunda tartışmak. Sonunda samimi bir kamuoyu tartışması olmalı. Bu kolay bir şey değil çünkü beş yıldır bu ülke en akıl almaz yanlış bilgilendirme ve göz korkutma kampanyalarına maruz kaldı. Dolayısıyla atmosfer çok kötü zehirlenmiş durumda. Bu tartışmayı yapmak imkansız değil fakat birkaç yıl önce olduğundan çok daha zor.

Benim görüşüm, şu an en iyi stratejinin karşılıklı anlaşmaya dayalı düzenli bir çıkış olduğu. Kavgalı bir çıkış değil.

Biraz açar mısınız?

Yunanistan’ın, kopma olmaksızın, dışa düşme olmaksızın, tek taraflı olmayan, kavgasız bir çıkış müzakeresini hedeflemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ise şu demek: Çıkış yaşanır ve Yunanistan borç yeniden yapılandırması ister.

AB partnerleri neden kabul etsin ki bunu? Bu çıkış Avro bölgesinin istemediği iki unsur içeriyor: Çıkışın kendisi ve borç yeniden yapılandırması.

Avro bölgesinin çıkış istemediğinden o kadar da emin değilim. Bence ister. Ve bence eğer bir ülke anlaşmalı bir çıkış yolu isterse bunu pekâlâ alabilir. Almanya, Schauble, 2011’de anlaşmalı çıkıştan yanaydı.

Avro bölgesi için bedel borç yeniden yapılandırması olmalı. Fakat iki tane daha çok önemli unsur var: Döviz kurunun korunması ve bankaların korunması. Aslında Yunanistan küçük bir ülke olduğu için bunlar AMB açısından esasen maliyetsiz.

Bundan Avrupa’nın çıkarı ne?

Huzur ve sessizlik. (Duruyor…) Bir süre için.

Neden bir süre için?

Çünkü parasal birlik, bana göre tarihi bir başarısızlık. Avrupa’nın on yıllardır yaşadığı en büyük başarısızlık. Ve sürmeyecek. Fakat Yunanistan için onu öldürecek kadar yaşayabileceği açık. Elbette Avro bölgesi yandaşları sonsuza dek yaşayacağına inanıyorlar. Bu tarihi bir aldanma. Parasal birlikler bu kadar uzun sürmezler. Bırakın inansınlar. Ne yapalım.

Parasal birlikten ayrılan ülkeler olursa AB’nin bir siyasi yapı olarak ayakta kalması mümkün mü?

Parasal birlik Avrupa’da AB’nin yarattığı tüm iyi niyeti 15 yılda olmamışa çevirdi. Avrupa ülkelerindeki ilişkilerin durumu, bugün belki on yıllardır olduğundan daha kötü. Almaya ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin hali içler acısı, kesinlikle çok fena. Ve bunun nedeni Avro.

Bu, bu paranın dayanışma yaratmadığının kanıtı, bu para ayrışma yaratıyor. Ve bu yine başarısızlığının en büyük kanıtı. Şimdi son 5 yıldaki bu başarısızlığını kabul etmeme konusundaki bu inatçılık, bu isteksizlik, işleri daha da kötüleştiriyor. AB’nin son 5 yılda yapmış olduğu şey, kendisini kapsamlı olarak yeniden yapılandırmak yerine ortak para birimi etrafında daha da sıkı kenetlenmek oldu. Bu, durumu daha da zorlaştırdı. Dolayısıyla evet, şimdi ortak para birimi başarısız olursa, ki öyle olacağını düşünüyorum, AB de sorgulanır hale gelecek, ortak para birimi tarihi hatası için ödenen bedel bu.

Öyleyse Yunanistan için Avro bölgesinden ayrılmak AB’den ayrılmak mı demek?

En önemli mesele AB ile Avro bölgesini ayırmak. Bu ülkede ve birçok Avrupa ülkesinde, yıllardır devam eden bir kafa karışıklığı var. Birinin üyesi olmak diğerinin de üyesi olmaya eşitleniyor. Bu elbette absürt çünkü Avrupa parasal birliğinin üyesi olmayan AB üyeleri var. Yunanistan Avro’dan ayrılırsa, AB’den ayrılmak zorunda değil. Yunan halkı AB’den ayrılmak istiyorsa ayrılsın. Fakat bu ayrı bir mesele. İki şeyin bu şekilde birleştirilmesi ölümcül bir hata ve ideolojik olarak kullanılıyor.

EN KABAHATLİ ÜLKE ALMANYA

Parasal birliğin öncesinde bile bağlayıcı [ekonomik] mekanizmalar vardı…

Önceki rejimler de başarılı değildi fakat ortak para biriminin dönüştüğü felakete kıyasla, onlar başarı örnekleri sayılırlar. Sonuç olarak: Avrupa’ya parasal esnekliğe izin veren bir parasal sistem gerek. Parasal olarak esnek olmayan bir sistem dayatırken aynı anda emek piyasaları ve özel sektör üzerinden esneklik yaratmak tamamen saçmalık. Fakat Avro’nun başarısızlığının en büyük nedeni, tabi ki Alman politikası.

Neden?

Avrupa’daki en kabahatli ülke Almanya. Yunanistan değil, İspanya değil, İtalya değil. Ve elbette Fransa da değil. Fransa, kitaba Almanya’dan çok daha fazla uyuyor. Almanya ise kurallara uymuyor. Size çok basit bir örnek verebilirim: Almanya– Schauble örneğin – ayağını yorganına göre uzatmadığı, kazandığından çok harcadığı gerekçesiyle Yunanistan’ı sık sık suçlar. Bu doğrudur. Fakat Almanya da kazandığından fazlasını harcama konusunda sınırlarını sürekli olarak aşıyor ve ihracatlarını bu şekilde sağlıyor; teknolojisi sayesinde değil, üretkenliği sayesinde hiç değil. Bu kadar başarılı olmasının sebebi bu.

Fakat parasal bir birlik içindeyseniz, kazandığınızdan fazlasını harcamak kötü bir şey, azını harcamak da iyi bir şey olamaz. Gerçek kural ayağını yorganına göre uzatmak olmalı. Dolayısıyla Almanya kurallara uymuyor ve bunun bedelini Alman halkı ödüyor. Alman halkının nasıl yaşadığını çok iyi anlıyorum. Yıllardır ücretlerin artmadığını, işgücünün üçte birinin güvencesiz koşullar altında yaşadığını çok iyi biliyorum. Güvencesiz istihdam, üretkenliğin altında kalan ücretler…

Yani diyorsunuz ki Avro Alman halkı için de iyi olmadı…

Bu Alman halkının yurtdışına para gönderme, başkaları yerine ödeme yapma konusunda neden rahatsız ve öfkeli olduğunu da açıklıyor. Elbette, o konumda ben olsam ben de öfkeli olurdum: darlık içinde yaşıyorsunuz, lokmalarınızı sayıyorsunuz ve sonra biri gelip size ödeme yapmanız gerektiğini söylüyor.

Öte taraftan, Alman ihracat şirketleri, Alman bankaları, o ayrı bir hikâye. Çok iyi iş yaptılar. Fakat bu Alman halkının değerlendireceği bir mesele.

Almanların bilerek mi korku içinde tutulduğunu düşünüyorsunuz? Bir Alman olsaydınız size “işler kötüleşecek” derlerdi. Almanya – bize söylendiği üzere –önceki kadar performans göstermiyor, Avrupa önceki kadar performans göstermiyor, Çin var, Hindistan var, küreselleşme…

Küreselleşme, hem her şey demek olan hem de hiçbir anlama gelmeyen o kelimelerden biri. Almanya’da düzen Alman kamuoyunu ve Alman işçilerini korkutmak, onları gelecek ve özellikle de işsizlik korkusu içinde tutmak için tutarlı bir politika izledi. Buna şüphe yok. İşsizliğin yüksek olduğu 1998-1999’daki orijinal fikir, parasal birliğin kısıtlılıkları içinde istihdamı iyileştirmek için düşük ücretleri kabul ettiğimiz şeklindeydi. Şimdiki argüman ise “Çin’le rekabet edebilmek için düşük ücretleri kabul ediyoruz” gibi görünüyor. Bunun sonu yok. Gerçek şu ki düşük ücretler Almanya için iyi değil. Almanya’nın iç talebi güçlendirecek bir politikaya ihtiyacı var. Bu da neo-merkantilizmdir, büyümenin yalnızca yurtdışından geleceği, tek refahın ihracat olduğu inancıdır.

YUNANİSTAN İÇİN ÜÇ AŞAMALI BİR PLAN

Yunanistan için de aynı şeyi mi söylüyorsunuz? Büyümeyi geri getirecek anahtar, iç talep mi? Yunanistan nasıl tekrar ayakları üzerinde durmalı?

Üç aşama söz konusu. Birincisi, dediğim gibi, müzakere ederek, karşılıklı anlaşarak, düzenli bir çıkış.

İkinci aşama iyileşme ve bu da büyük oranda bu ülkede ağır şekilde bastırılmış olan iç talepteki düzelmeye bağlı olacak. Kullanılmaksızın kenarda bekletilen çok geniş kaynaklar var. Küçük ve orta ölçekli işletmeler yeniden etkinleştirilecek, Yunan ekonomisini gerçekten yeniden başlatacak şey bu. İhracat değil, bu ihracat tapıncı saçmalık.

Fakat açık ki sürdürülebilir büyüme için gerçekten de bir yol yok. Yunanistan’ın bunun sonrasında ihtiyaç duyacağı şey, üretim temelini yeniden yapılandıracak, kendisini dünya ekonomisi ile farklı bir temelde entegre edecek bir sanayi politikası olacaktır. Bu birkaç yıl alacaktır.

Fakat Yunanistan yine de ortak pazarın bir parçası, bir AB üyesi olacak. Dolayısıyla iç talebe ve KOBİ’lere geri dönmek o kadar da kolay değil çünkü halen daha ucuza satabilen büyük şirketleri tekmelemesi gerekecek.

Yunanistan’ın ithal mallarla kolayca rekabet edebileceğine inanıyorum. Ne yazık ki ücretler son 5 yıldır kemer sıkma politikaları ile yıkıma uğratıldı. %15-20’lik bir devalüasyon (ama dediğim gibi AMB döviz kurunu savunacağından daha fazlası değil), muazzam bir rekabet avantajı sağlayacaktır. Ücretler sonrasında aşamalı olarak yeniden yükselecektir.

Peki bunlar ne kadar mümkün? Yunanistan’ın bu yolu seçme şansı nedir?

2010’da, üç olası çözüm var demiştim: kemer sıkma, ‘iyi Avro’ ve çıkış. En olası çözümün kemer sıkma olduğunu ve bunun bir felaket olacağını söylemiştim. İyi Avro stratejisine gelince (örn. Avro’nun kısıtlılıkları dâhilinde Keynesçi politikaya ulaşmak ki Syriza’nın stratejisi bu), bunun gerçekleşme olasılığının sıfıra yakın olduğunu söylemiştim. Mantıklı olan tek seçenek, çıkış stratejisi. Mesele, kavgalı mı olacak yoksa düzenli mi? Bunu bilmiyorum. Fakat bir noktada çıkış yaşanacak.

‘AVRUPACILIK’ ZEHİRLİ İDEOLOJİSİ

Müzakerelerin iyi gitmediği iması bile şimdiden panik ve banka kaçışı korkusu yaratırken, çıkış nasıl düzenli gerçekleşebilir ki?

İlk iş AB ve Yunanistan’ın boşa kürek çektiklerini anlaması. 5 yıllık işkencenin ardından, buna bir son verme zamanı geldi. Bu stratejinin sonuna gelindi. Lütfen biraz makul olalım. Dolayısıyla stratejik bir hedef derken bunu kastediyordum. İnsanların bunu kabul etmesi gerekiyor. Bunu görmeyi reddedenler ise, ideolojik sebeplerle reddediyorlar çünkü bu ideoloji tartışmayı zehirliyor.

Nedir bu ideoloji?

Bu, neoliberalizm değil Avrupacılık. Hepimiz için iyi olan ve hepimizin ait olduğu üstün bir varlık olarak Avrupa fikri. Dominant ülkelerde ortaya çıkan ve zayıf ülkelere de sirayet etmeye başlayan harika bir kurgu.

Ben bir sosyalistim, eski tarz bir sosyalist ve kelimenin eski anlamı ile Avrupa Birleşik Devletleri ve Avrupa dayanışması fikri sosyalist bir fikir ve bunu paylaşıyorum. Açık ki bu aynı zamanda Hitler tarafından kullanılan bir Nazi fikri de oldu. Hiç kimse birleşik Avrupa fikrinin tekeline sahip değil.

Tek bir Avrupalı halk fikrine inanmıyorum, bir Avrupa halkı yok ve olmamalı. Avrupa çoğulluk demek, birçok farklı dil, kültür demek. Hepimizin sadece Avrupalı, tek bir şey olması ne zamandan beri arzu edilir bir şey oldu?

Bunlar illüzyonlar ve ideolojiler. Siyasi bir yakınlaşma görmüyorum, faşizmin yükselişini görüyorum, aşırı sağın yükselişini görüyorum, yüksek bir gerilim görüyorum. Fransa’da Ulusal Cephe’nin oy oranı %30’larda ve işlerin gidişatına göre, Fransa’nın bir sonraki başkanı bir faşist olursa şaşırmam.

Avro bu kadar kötü bir fikirse, sizin de dediğiniz gibi, Avrupa genelinde bunu desteklemeye dönük bu inat niye? Fikrin ardındaki çıkarlar neler?

Para ekonomik olmayan ilişkilerin de cisimleşmiş hali. Toplumsal ilişkiler parada cisimleşiyor, kendisine bağlı bir kimliği var. Bu sık sık ulusal kimlik anlamına geliyor. Amerikalılar dolardır, İngilizler pound. Almanlar eskiden Alman Markıydı. Avro özellikle çevre ülkeler için Avrupalılık anlamına gelmeye başladı. Bunu Baltık ülkelerinde de görebilirsiniz. Dolayısıyla bir kimlik unsuru ve bir uluslararası politika unsuru söz konusu.

Fakat AB’nin çekirdek ülkeleri neden ortak para birimi fikrine bu derece sarılıyorlar?

Çekirdeğin bundan nasıl kurtulacağını bilemediğini düşünüyorum. 15 yıl önce kötü bir karar alındı ve bundan dönmenin çok yüksek riskler taşıdığına inanılıyor. Aynı zamanda, bazı özel çıkarlar var, ihracat sektörü, bankacılık sektörü, bu fikri güçlü bir şekilde savunuyorlar çünkü onların stratejisine hizmet etti.

Reklamlar

Costas Lapavitsas: Syriza stratejisinin sonuna gelindi” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s