Almanya Yunanistan’dan acıyı esirgemeyecek, çünkü yıkımımız işlerine geliyor – Yanis Varoufakis

aaaaaÇeviri: Seçil Şen, Serap Güneş

Yarınki AB Zirvesi Yunanistan’ın Avro Bölgesi içindeki kaderini belirleyecek. Bu satırların yazıldığı esnada, değerli dostum, yoldaşım ve Yunan Maliye Bakanı olarak halefim Euclid Tsakalotos,Yunanistan ile kreditörlerimiz arasında bir son dakika anlaşmasına varılıp varılmayacağını ve bu anlaşmanın Yunan ekonomisini Avro Alanı içinde canlı tutabilecek bir borç ertelemesi içerip içermeyeceğini belirleyecek olan Avro Grubu toplantısına doğru yola çıkıyordu. Euclid, yanında makul, iyice düşünülmüş ve hem Yunanistan’ın hem de kreditörlerinin yararına olduğu şüphe götürmez bir borç yeniden yapılandırma planı götürüyor. (Ayrıntılarını toz duman dindikten sonra Pazartesi günü burada yayınlamayı düşünüyorum.) Bu makul borç yeniden yapılandırma teklifi, Alman maliye bakanının öncesinden ipucunu verdiği gibi geri çevrilirse, Pazar günkü AB Zirvesi, Yunanistan’ı Avro Bölgesi’nden şimdi atmak ile, fakr-u zarureti derinleşerek biraz daha içerde tutmak arasında bir karar veriyor olacak. Soru şu: Alman Maliye Bakanı Dr Wolfgang Schäuble, makul, ılımlı ve iki tarafın da çıkarına olan bir borç yeniden yapılandırmasına neden direniyor? The Guardian’da bugün (10 Temmuz) yayınlanan aşağıdaki yazım buna yanıt veriyor. [Guardian’ın başlığının benim seçimim olmadığını lütfen unutmayın. Benimkisi şöyle idi: Almanya’nın Yunanistan’ın borç ertelemesini reddetmesinin ardındaki neden].

Müzakerelerdeki hedefimiz daima borcun yeniden yapılandırılması oldu, bazı Avro Bölgesi liderlerinin hedefi ise Grexit

Yunan mali draması, beş yıldır manşetleri tek bir sebepten meşgul ediyor: kreditörlerimizin elle tutulur bir borç ertelemesini inatla reddetmesi. Ortak kanıya, IMF’nin görüşüne ve bankacıların her gün gergin borçlularla muhatap olmasına rağmen, neden borcun yeniden yapılandırılmasına direniyorlar? Bunun yanıtını ekonomide bulamayız çünkü yanıt Avrupa’nın politik labirentlerinde gizli.

2010’da, Yunan devleti borçlarını ödeyemez duruma düştü. Avro Bölgesi üyeliğini devam ettirmek için iki seçenek vardı: makul olanı, her aklıselim bankacının önereceği şekilde, borcun yeniden yapılandırılması ve ekonominin reforme edilmesi; zehirli olanı ise, borçlarını ödeyebilirmiş gibi davranırken aslında iflas etmiş olan bir varlığa, yeni borçlar uzatılması.

Resmi Avrupa, Yunan devlet borcuna maruz kalan Fransız ve Alman bankalarının kurtarılmasını Yunanistan’ın sosyoekonomik ayakta kalabilirliğinin üzerine koyarak, ikinci seçeneği tercih etti. Borcun yeniden yapılandırılması, bankacıların ellerinde tuttukları Yunan borcundan zarar edecekleri anlamına geliyordu. Vergi mükelleflerinin sürdürülemez yeni borçlar üzerinden bankalara tekrar ödeme yapmak zorunda kalacaklarını parlamentolara itiraf etmekten kaçınma hevesiyle, AB görevlileri, Yunan devletinin borcunu ödeyememesini bir likidite azlığı meselesi olarak sundular ve “kurtarma” planını Yunanlarla “dayanışma” olarak gerekçelendirdiler.

Yeni ve eski borçların ödeneceği yer olan ulusal geliri bir çeyrekten fazla oranda buharlaşan Yunanistan‘a, telafisi mümkün olmayan özel kayıpların, bir “aşırı sevgi” göstergesi olarak sinik bir şekilde vergi mükelleflerinin omzuna yüklenmesi için, rekor bir kemer sıkma dayatıldı.

Bu menfur operasyon tamamlandıktan sonra, Avrupa’nın, borcun yeniden yapılandırmasına dair tartışmayı reddetmek için otomatik olarak başka bir sebep bulması gerekiyordu: Şimdi de mevzu, bunun Avrupalı yurttaşların cebinden çıkacak olmasıydı. Böylece bir yandan borç, kreditörleri daha da fazla kemer sıkma karşılığında daha fazla borç vermeye zorlayarak büyürken, diğer yandan da artan oranda kemer sıkma dozları uygulanacaktı.

Hükümetimiz bu döngüyü sona erdirmek, borcun yeniden yapılandırılması talep etmek ve toplumsal yapıyı sakatlayan kemer sıkmaya son vermek için seçilmişti. Müzakerelerin, bu derece gündemleşecek şekilde çıkmaza girmesinin tek sebebi var: Kreditörlerimiz, ödenemez borcumuzun, en zayıf Yunanlar, onların çocukları ve torunları tarafından “parametrik şekilde” ödenmesinde ısrar ederken, elle tutulur tüm borç yeniden yapılandırma seçeneklerini dışarıda bırakmaya devam ediyorlar.

Maliye bakanı olarak ilk haftamda, Avro Grubu (Avro Bölgesi maliye bakanları) başkanı Jeroen Dijsselbloem ziyaretime geldi ve keskin bir tercih sundu: kurtarmanın “mantığını” kabul etmek ve borcun yeniden yapılandırılmasına dönük tüm taleplerden vazgeçmek, aksi halde tüm borç anlaşmamızın “çökmesi”. Bunun dillendirilmeyen yansıması ise, Yunan bankalarının kapatılacak olmasıydı.

Beş ay, parasal olarak nefessiz kalma ve Avrupa Merkez Bankası’nın gözetimi ve idaresi altında tetiklenen bir banka kaçışı koşulları altında müzakerelerle geçip gitti. Tehdit açıktı: Teslim olmadığımız takdirde, kısa bir süre sonra sermaye kontrolleri, zar zor çalışan nakit makineleri, uzatılmış bir banka tatili ve nihayetinde de Grexit ile yüz yüze kalacaktık.

Grexit tehdidi gelgitli bir geçmişe sahip. 2010’da bankaları Yunan borcuyla tıka basa dolu olduğu için finansörlerin yüreğine ve aklına korku salmıştı. Alman Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble’nün, Grexit’in, Fransa ve diğerlerini disipline etmek için maliyetine değecek bir “yatırım” olduğuna karar verdiği 2012’de bile, ihtimal neredeyse geri kalan herkesin ödünü koparmaya devam ediyordu.

Syriza’nin iktidara geldiği geçen Ocak’tan çok önce, “kurtarma” planının Yunanistan’ın kurtarılması ile hiçbir ilgisi olmadığı (her şeyin Kuzey Avrupa’nın korunmasını amaçladığı) iddiamızı teyit edercesine, Avro Grubu içinde Schäuble’nün himayesindeki büyük çoğunluk, Grexit’i bir tercihli sonuç veya hükümetimize karşı tercih ettiği bir silah olarak benimsemiş durumdaydı.

Yunanlılar, haklı olarak, parasal birlikten çıkarılma düşüncesinden tedirginler. Ortak para biriminden çıkışın, Britanya’nın 1992’de yaptığı gibi, Norman Lamont’un duşta şarkı söylemesi ile hatırlanan, sterlinin Avrupa döviz kuru mekanizmasından (ERM) çıkması ile hiçbir benzerliği yok. Ne yazık ki Yunanlar avro ile paritesi kesilebilecek bir para birimine sahip değiller. Bizim sadece avromuz var. Elimizdeki tek şey, ülkemizin sürdürülemez borçlarını yeniden yapılandırmayı inatla reddeden bir kredi kuruluşu tarafından yönetilen yabancı bir para birimi.

Çıkmak için sıfırdan yeni bir para birimi oluşturmamız gerekiyor. İşgal altındaki Irak’ta, yeni paranın kullanımının oturması neredeyse bir yıl aldı ve 20 kadar Boeing 747, ABD ordu gücünün harekete geçirilmesi, üç basım firması ve yüzlerce kamyon gerektirdi. Bu destekten yoksunken, Yunanistan’ın Avro Bölgesi’nden çıkartılmasını istemek, geniş çaplı bir devalüasyon yaşanacağını 18 ay öncesinden anons etmekle eş anlamlı olacaktır: Bütün Yunan özsermayesini likidite etmek ve mümkün olan tüm yollardan yurtdışına transfer etmek için birebir.

Bir yandan Avrupa Merkez Bankası tarafından bir banka kaçışı teşvik edilirken, öte yandan da, borç yeniden yapılandırmasını yeniden müzakere masasına getirme çabalarımıza kör ve sağır kalınıyor. Tekrar tekrar bize bunun programın başarılı şekilde tamamlanması arkasından görüşülebilecek, belirsiz bir geleceğin konusu olduğu söyleniyor. Muhteşem bir Catch-22 paradoksu! Çünkü “programın” borç yeniden yapılandırılmadan başarılı olması imkansız.

Halefim Euclid Tsakalotos‘un, düşmanca davranan Avro Grubu’nu, borcun yeniden yapılandırılmasının, Yunanistan’ın ödüllendirilmesi anlamına gelmeyip reforme edilmesi için bir öngereklilik olduğuna ikna etmeye çalışarak atı arabanın önüne sürmeye çalışacağı bu hafta, görüşmeler ısınacak. Bunu anlamak neden bu kadar zor? Üç neden görüyorum.

Avrupa, finansal krize nasıl yanıt vereceğini bilmiyordu. Bir ihraca mı (Grexit) yoksa federasyona mı hazırlık yapmalıydı?

Birincisi, kurumsal ataletin aşılması çok zor bir şey olması. İkincisi, sürdürülemez borcun kreditörlere borçlular üzerinde yoğun bir güç sağlaması – ve gücün kendisi, bildiğimiz gibi, en iyileri bile çürütür. Fakat bana daha geçerli ve ilginç görüneni üçüncü sebep:

Avro bir sabit döviz kuru rejimi (1980’lerin ERM’si veya 1930’ların altın standardı gibi) ile ülke parası karması. Birincisinin bir arada kalması, ihraç edilme korkusuna dayanıyor. Devlet parası ise fazlalıkların üye ülkeler arasında değerlendirilmesine yönelik mekanizmalar içeriyor (örneğin federal bir bütçe, ortak tahvil). Avro Bölgesi’nin durumu bu iki aracın arasında bir konuma denk düşmektedir. Döviz kuru rejiminden fazlası ve bir ülkeden azı.

İşin bir de püf noktası var. 2008/9 krizinden sonra, Avrupa nasıl bir yanıt vermesi gerektiğini bilmiyordu. Disiplini güçlendirmek için en azından bir ihraca (yani Grexit) zemin mi oluşturmalıydı yoksa federasyona mı sıçramalıydı? Şu ana kadar – varoluşsal endişeleri sonsuz şekilde artarak – hiçbirini yapmadı. Schäuble işlerin böyle devam etmesi halinde, havayı temizlemek için öyle ya da böyle bir Grexit’e ihtiyacı olduğuna ikna. Yokluğunda Grexit riskinin ortadan kalkacağı kalıcı olarak sürdürülemez bir Yunan devlet borcu, Schäuble için aniden yeni bir kullanışlılık kazandı.

Bununla ne demek istiyorum? Aylar süren müzakereler sonunda ikna oldum ki, Alman maliye bakanı, Fransızların ödünü koparmak ve onlara kendi disiplinci Avro Bölgesi modellerini kabul ettirmek için, Yunanistan’ın tek para birimi dışına itilmesini istemektedir.

  • Varoufakis yazıya kendi blogunda bir giriş eklemiş.

Düzelti: Burak Demir

The Guardian

Reklamlar

Almanya Yunanistan’dan acıyı esirgemeyecek, çünkü yıkımımız işlerine geliyor – Yanis Varoufakis” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s