Yunanistan, Güneye Bakan bir Aynadır – Ryan Harvey

Greece_featured-800x480

Çeviri: Serap Güneş

13 Temmuz 2015

TeleSur

Kapağı biraz aralayacak olursanız, Almanya ve Troyka’nın Yunanistan’a yapmakta oldukları şeyin, 60’ların sonunda IMF gibi kuruluşları neoliberal projenin enstrümanları haline getiren “Washington Konsensüsü” ile paralel olduğunu görürsünüz.

O zamandan beridir bu güçlerin Küresel Güney’e yaptığı şey bu.

Yunanistan’da gördüğümüz ve ‘borç krizi’ olarak adlandırılan şey, küreselleşen kapitalizmin her zamanki işleyişinden başka bir şey değil. Kriz, küresel kapitalizmin döngüsel, öngörülebilir bir parçası ve finansal kapitalizmin mevcudiyeti için gerekli bir işlev yerine getiriyor. Bunu küresel borç verenler de biliyor; tüm stratejileri bunun etrafına kurulu.

Troyka ve IMF’nin sözüm ona “serbest piyasa” olarak teşvik ettikleri şey de beceriksizce kılık değiştirmiş bir komediden ibaret. Daha küçük diğer oyuncuların ekonomilerini “deregüle” etmesinin, çokuluslu şirketlerin ve bunların finansörlerinin çıkarlarına uygun olduğunu vurgulayan büyük bankalar ve yatırımcılar, zengin devletlerin tam desteğine sahip. Zengin devletler, siyasi enstrümanlarını, “beklenmedik” krizlerin bedelini borçlu ülke halklarının ödemesini sağlamaya vakfederken, çokuluslu şirketlerin ve finansörlerinin risklerini de güvence altına alıyorlar.

Gerçekte ise, bu kuruluşların oluşturduğu sistemlerin asıl kendisi yüksek oranda regüle.

Dünyanın dört bir yanından neoliberalizme karşı seçme halk şarkıları

  1. Fund – El Manawahly (Mısır)
  2. Call It Democracy – Bruce Cockburn (Kanada)
  3. Suffer From Privatization – The Messenger Band (Kamboçya)
  4. Global Economy – Ryan Harvey (ABD)
  5. Days Like These – Billy Bragg (İngiltere)
  6. Ahora Que el Petroleo es Nuestro – Ali Primera (Venezuela)
  7. Organized Crime – Ethan Miller & Kate Boverman (ABD)
  8. The Ballad of 84 – Dick Gaughan (İskoçya)
  9. A Deselembrar – Daniel Viglietti (Uruguay)

Yunanistan gibi yerlerde, yatırımcılar ve onların ekonomik think-tank’lerdeki partnerleri, erdemli bankacıların ve multi-milyon dolarlık fonların, muhtaç durumdaki bir ülkeye, iyilik olsun diye, hatta daha da kötüsü, dünyada iş yapmanın değiştirilemez bir şeklini yayma amaçlı neredeyse dinsel ekonomik haçlı seferlerinin parçası olarak borç verdiğine ilişkin bir hikâye anlatıyorlar. “Baldaki Zehir” (Poison in Honey) diyor buna Mısırlı şarkıcı Manahawly.

Kapitalizmin kurallarının, hayatın basit gerçekleri olduğunu, bu kurallara karşı çıkmanın doğaya müdahale anlamına geldiğini iddia ediyorlar. Alternatif küreselleşme hareketinin başlarında Rage Against Machine “Alacak başka hap yok,” demişti. “Bu yüzden seni hasta edeni yut.” (“There is no other pill to take, so swallow the one that made you ill.”)

Anlattıkları hikâyede, yoksulluğun arttığı, refah uçurumunun büyüdüğü, işsizliğin yükseldiği veya ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın patlak verdiği gibi bilgilere yer vermezler. Çünkü onların birinci kriteri GSMH’dır ve bu veri yukarıdaki koşullarda bile artabilir. “Güçlü bir ekonomi”, içinde emek veren insanlar açısından her zaman daha iyi bir hayat anlamına gelmez, hatta durum nadiren budur.

Bir ülke, biriken faiz ve/veya kemer sıkmanın ya da gerçek ekonomik gücü artırma amaçlı “yapısal uyum” politikalarının başarısız olmasının sonucu olarak ilk başta sahip olduğu borcun üç katı veya yirmi katı borçlu hale geliyorsa, bunun bedelini ödemesi gereken kendi halkıdır; önceki hükümet hesaplarda sahtekârlık mı yapmış ve hatta demokratik yoldan mı iktidara gelmiş, bu borcun ödenmesi o ülkede yaşayan 80 milyon insanı onlarca yıl sürecek bir yoksulluğa maruz bırakmak anlamına mı geliyormuş, bunların hiçbir önemi yoktur onların gözünde.

Bir de neoliberallerin ne zamandır örnek verdikleri modeller olan Şili ve Güney Kore gibi başarı hikâyeleri var. Ancak bu “mucizelerin” perde arkasında on binlerce aktivist öğrencinin ve hükümet karşıtının, sendika üyesinin ve şairin işkence görmüş, stadyumlarda vurulmuş, kaybedilmiş veya helikopterlerden denize atılmış bedeni var. Endonezya’da nehir yataklarına sıralanmış ve Dicle’nin kıyılarına vuran bedenler var. İronik şekilde, özellikle neoliberallerin karşı olduklarını iddia ettikleri şeyi yapmak, yani “serbest” piyasanın güçlerine müdahale etmek için acımasızca zor kullanan Pinochet ve Mübarek gibi diktatörlerin hikâyeleri var.

Son birkaç on yıldır, bu spesifik süreç Şili, Tayland, Güney Afrika, Arjantin veya Irak’ta yeniden yaşandı. Liste devam etmekte ve hikâye son derece benzer şekilde sürmektedir: İhtiyaç duyduğunuz yardım karşılığında piyasalarınızı uluslararası finans kuruluşlarına açın. Geri ödemek için, ekonominizin ve işgücü piyasanızın işleyişini, daha fazla para üretecek şekilde değiştirmeyi kabul edeceksiniz. Başarınıza veya mahvınıza bahis oynayan uzun bir milyar dolarlık yatırımcı kuyruğu, faizleri biriktirmek için paraları önünüze sürecek ve bu para, -kötümser olmamak gerek, kim bilir belki de- ekonomiye “yardımcı olacak”. Ardından, ilk resesyon sinyalleri belirir belirmez, yatırımcılar paralarını alıp topuk yapacak, tüm bu saçma hikaye de kağıttan kule gibi çökecek.

İşte o zaman, onların bu süreçte ettikleri zararı nasıl ödeyeceğinizin yolunu bulabilirsiniz.

Bedel mi? Uluslararası finansörlerin ihtiyaç ve taleplerinin, halkınızın demokratik özlemlerinden, ihtiyaçlarından veya temel insan haklarından daha önde geldiğine dair yazılı olmayan bir konsensüs.

Bunun karşılığında elinize ne geçecek? Şanslıysanız ve/veya yeterince yozlaşmışsanız, eylemlerinizin IMF’in (yıllar sonra Wikileaks ifşa ettiğinde veya kitleler parti merkezlerinizi basıp belgeleri bulduğunda) şaşırmış gibi yapabileceği kadar örtülü olması halinde, pastadan arzu ettiğiniz bir dilimi de siz alabilirsiniz.

Başka bir seçenek ise, kendinizi siyasetten özel sektöre attığınızda yüzünüzü dönebileceğiniz bir şirketler ve iş kuruluşları zincirine sızmak. Ve gerçekten şanslıysanız, uygun olanlarıyla aynı masaya oturabilir ve bu programları sıradaki ülkeye dayatabilirsiniz.

İşte bu yüzden neoliberaller, bir yandan demokrasi sloganları atarken, gerçekte neredeyse evrensel bir şekilde, bu gibi borç planları için gereken değişimleri hayata geçirmek üzere diktatörlüklere, seçilmemiş liderlere ve yozlaşmış rejimlere dayanırlar. İyi niyetle hareket eden demokratik bir hükümet, halkına böylesine derin etkileri olacak değişimleri empoze ederken akla karayı seçecektir. Belki de sembolik biçimde, Yunan referandumunun Almanya’yı bu derece öfkelendirmesinin sebebi de bu: Neoliberaller demokrasiden nefret ederler.

See the paid-off local bottom feeders,
passing themselves off as leaders
Kiss the ladies shake hands with the fellows,
and it's open for business like a cheap bordello
And they call it democracy
 - Bruce Cockburn, Call It Democracy

1999’daki kitlesel Seattle protestolarında ve on yıl önceki İngiltere madenci grevinde mesele, yerelden yönetimin kurban edilmesi pahasına yaşanan bu neoliberal genişleme süreciydi. Zapatistaların karşı çıkarak ayaklandıkları şey, Güneydoğu Asya’da 80’ler boyunca süren ayaklanmaların odaklandıkları şey buydu. Burma ve Tunus’ta 2000’ler ortasında ekmek fiyatlarının tepe yapmasının nedeni buydu. Yolsuzluğa ve artan neoliberal yeniden yapılandırmaya karşı sokaklarda dövüşerek Tahrir Meydanı’ndaki 2011 devriminin fitilini ateşleyen tekstil işçileri hareketini bu ortaya çıkardı. “Tie me with more loans” (Beni yeni borçlarla kendine esir et) şarkısını söylüyordu El Manawahly, devrim sonrası çektiği videoda udunu çalarak ve “Make yourself at home” (Evinmiş gibi davran) diyordu IMF’e.

Bu, 2004’te IMF, tarihte bir ekonomiye yönelik en büyük zorla yeniden yapılandırmayı öngördüğünde ve savaşın ardındaki ekonomik niyetleri açığa vurduğunda Irak halkını sokağa döken temel etmendi. Sonraki on yılda, Sam Amca Irak halkının işgale karşı direniş kararlılığı karşısında şoktan şoka girip dehşete düşerken, Güney Amerika yüzünü sola dönecekti. ABD, Ortadoğu’da yürüttüğü bu emperyalist petrol seferinden, Latin Amerika’ya 70 ve 80’lerde yaptığı gibi uygun bir yanıt üretemeyecek kadar zayıf ve bitkin düşmüştü ve böylece domino taşları devrildi. Washington Konsensüsü’nden yüz çeviren ve kıta çapındaki toplumsal mücadelelerin yüzlerce yıldır talep ettiklerini hayata geçirmeye girişen hükümetlerin elinde artık büyük bir pazar var.

The land is ours, it's yours and it's theirs
It belongs to Pedro and María, to Juan and José
 - Daniel Viglietti, A Desalembrar, 1969

Bu hafta Avrupa Birliği’nde yaşananların yeni olan tek tarafı, sürecin artık, böylesi bir muameleye muhatap kalmayacağı varsayılan müesses bir Avrupa devletine de empoze ediliyor oluşu. İrlanda ve Letonya gibi ülkelerin yanı sıra artık Güney Avrupa ülkeleri de kemer sıkmaya yabancı değil. Fakat Yunanistan örneğinde piyasanın “görünen eli”, ekonomik yeniden yapılandırma planının ikinci aşaması, son derece açık bir şekilde ifşa oluyor. Küresel Güney, ulusal demokratik süreçlerin, neoliberalizmin temsilcileri tarafından uluslararası kreditörlerin ve bankacıların keyfine göre baypas edilip işlevsizleştirildiği bu bölümü çok iyi biliyor.

Birkaç yıl önce Dublin’den yazdığım gibi, ne ekersen onu biçersin – “Küreselleşme,” kendi kendini tüketmek üzere Batı’ya geri döndü. Bir zamanlar net şekilde “Batılı” bir Kuzey-Güney dinamiği söz konusuyken artık çok kutuplu dünyanın daha belirgin hale gelmesi ve Batılı güçlerin küresel hegemonyasına daha keskin bir şekilde meydan okunması ile birlikte, akbabaların eve yakın avlanması gerekiyor. Kuzey-Güney bölünmesi artık Avrupa’nın da gerçeği.

Bir bakıma, Yunanistan’ın “HAYIR” oyu, onları Avrupa’dan uzağa, güney komşuları ile yan yana saflaştırdı ve Almanya’nın gerçek niyetlerinin ortaya çıkmasını sağladı, şimdi dünyaya kıçlarını gösteriyorlar. Jacobin’in Twitter’da isabetli bir şekilde söylediği gibi, Almanya’nın stratejisi “Solu içerden yıkmaktı – tek çözüm halk direnişi.”

Gerçekten de, en önemli olan şey, artık halkın bu “müzakerelerden” alacağını alıp sokaklarda yanıt vermesi, Güney Amerika’nın 1989’dan bugüne değin yaptığı gibi. Yunanistan ve İspanya’da evet, bu oluyor, ama belki de daha önemli olanı Almanya ve ABD’de olması. Kazanmak için, biz de sembolik protestoların ötesine geçip Küresel Güney’in yaptığı gibi savaşmak için örgütlenmeliyiz.

Reklamlar

Yunanistan, Güneye Bakan bir Aynadır – Ryan Harvey” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s