Yunanistan’ın sorunu sadece trajedi değil, asıl sorun yalan – John Pilger

627303-john-pilgerÇeviri: Serap Güneş

Yunanistan, tarihî bir ihanetle karşı karşıya. Yunan seçmenlerin iradesini kenara atan Syriza hükümeti, geçtiğimiz haftaki ezici “Hayır” oyunu göz göre göre hiçe sayarak, kapalı kapılar ardında, uğursuz bir yabancı kontrolü ve dünyaya bir ihtar anlamına gelen “kurtarma paketi” karşılığında bir sürü baskıcı, yoksullaştırıcı önlemi kabul etti.

Başbakan Alexis Tsipras, kamu bütçesinden en az 13 milyar avroluk bir kesinti önergesini – Yunanistan nüfusunun ezici çoğunluğu tarafından 5 Temmuz referandumu ile reddedilmiş “kemer sıkma” rakamlarından 4 milyar avro daha yüksek – parlamentoya getirdi.

Bunlar, neredeyse yüzde 40’ı yoksulluk içinde yaşayan emekliler için sağlık hizmetlerinde yüzde 50’lilik artışı; kamu sektöründe keskin ücret kesintilerini; havaalanları ve limanlar gibi kamu tesislerinin tamamen özelleştirilmesini; katma değer vergisinde, insanların iki yakasının bir araya gelmediği adalarda da geçerli olmak üzere yüzde 23 artışı içeriyor. Dahası da var.

“Kemer sıkma karşıtı parti sandıktan kesin zaferle çıktı” diyordu Guardian manşeti 25 Ocak’ta. “Radikal solcular” diyordu, Tsipras ve etkileyici derecede eğitimli yoldaşları için. Açık yaka gömlekler giyiyorlar, maliye bakanları motosiklet sürüyor ve “ekonominin rock star’ı” olarak alınılıyordu. Aslında ne radikal ne de “kemer sıkma karşıtıydılar”.

Altı ay boyunca Tsipras ve yakın zamanda kenara atılan maliye bakanı Yanis Varoufakis, Atina ve Brüksel, Berlin ve diğer Avrupa parasal güç merkezleri arasında gidip geldiler. Yunanistan için sosyal adalet yerine yeni borçluluklar, vergi gelirlerinin Yunan süper zenginlerince – Avrupa “neoliberal” değerlerine uygun şekilde – cebe indirilmesine dayanan sistematik bir çürümüşlüğe hiç dokunmadan daha derin bir yoksullaşma ve şimdi Yunanistan’ın kellesini isteyenlerden ucuz, karlı borçlar elde ettiler.

Yunanistan’ın borcu, Yunan parlamentosunun bir denetim raporuna göre, “yasa dışı, gayrı meşru ve nefret uyandırıcı.” Oransal olarak, Almanya’nın, yani ana kreditörünün borcundan yüzde 30 daha az. 2007-2008’de tartışmalı bir şekilde kurtarılan ve cezasız kalan Avrupa bankalarının borcundan daha az.

Yunanistan gibi küçük bir ülke için, avro, sömürgeci bir para birimi: Papa’nın bile “tahammül edilemez” olduğunu söylediği kapitalist ideolojinin boyunduruğu anlamına geliyor. Avro Yunanistan için, yoksulluk ve kölelikleri bu paraya bağımlılıkları tarafından garanti altına alınan Pasifik’in uzak bölgelerinde ABD doları neyse o.

Kudretli Brüksel ve Berlin’in huzuruna yaptıkları ziyaretlerde, Tsipras ve Varoufakis, kendilerini ne radikal ne solcu ne de dürüst sosyal demokratlar olarak arz ettiler. Minnet ve taleplerinde bir miktar zıpçıktı olan iki ricacı olarak huzura çıktılar. Hiçbir siyasi cesaret sergileyemediklerini söylemek – karşılarındaki düşmanca tutumu görmezden gelmeksizin – haksızlık olmayacaktır. Birden fazla kez, Yunan halkı, “gizli kemer sıkma planlarını” medyaya sızan bilgilerden öğrenebildi: Tsipras’ın AB, Avrupa Merkez Bankası ve IMF şeflerine en fena temel taleplerini kabul etme sözü verdiği (ve şu anda kabul etmiş olduğu) Financial Times’da çıkan 30 Haziran mektubu gibi.

Yunan seçmenler 5 Temmuz’da tam da bu tür bir çürümüş anlaşmaya “hayır” dediğinde, Tsipras, “Pazartesi gelsin, Yunan hükümeti bu referandum sonucundan sonra Yunan halkı için daha iyi şartlarla müzakere masasında olacak” demişti. Yunanlar “daha iyi şartlar” için oy vermediler. Adalet ve bağımsızlık için oy verdiler, tıpkı 25 Ocak’ta yaptıkları gibi.

Ocak seçimlerinin ertesi günü, gerçekten demokratik ve, evet, radikal bir hükümet, ülkeden çıkan her avroyu durdurmuş, “yasa dışı ve nefret uyandıran” borcu reddetmiş (Arjantin’in başarıyla yaptığı gibi) ve ucube Avro Bölgesi’nden ayrılmak üzere bir planı yürürlüğe koymuş olurdu. Ama plan falan olmadı. Sadece “daha iyi şartlar” için “masada” olma isteği vardı.

Syriza’nın gerçek niteliği çok az incelendi ve açıklandı. Yabancı basına göre, “solcu” veya “aşırı solcu” ya da “uç” olmaktan başka bir şey değiller – olağan aldatıcı etiketler. Syriza’nın uluslararası destekçilerinden kimisi, zaman zaman Barack Obama’nın yükselişini andıran bir amigoluğa soyundular. Çok azı şu soruyu sordu: Bu “radikaller” kimlerdir? Neye inanırlar?

2013’te, Yanis Varoufakis şöyle yazmıştı:

“Avrupa kapitalizminin bu krizini, yerine daha iyi bir sistem getirme fırsatı olarak mı karşılamalıyız? Yoksa bu krizden, kapitalizmi istikrara kavuşturmaya dönük bir kampanyaya girişecek kadar endişe mi duymalıyız? Benim açımdan cevap net. Avrupa krizinin, kapitalizmden daha iyi bir alternatif doğurma olasılığı son derece çok zayıf…

“Solun yenilgiye uğramış olduğu varsayımı üzerine kurulu bir ajanda ile kampanya yürüttüğüme ilişkin eleştirilere razıyım… Evet, radikal bir ajanda öne sürmeyi çok isterdim. Ancak hayır, [İngiliz İşçi Partisi’nin Thatcher’ın zaferi ardından düştüğü hatayı] tekrarlamaya niyetim yok.

“1980’ler başında İngiltere’de, İngiliz toplumunun küçümsediği bir sosyalist değişim ajandasını destekleyerek Thatcher’ın neoliberal tuzağına tepeüstü düşerken ne elde ettik? Çok net bir şekilde hiçbir şey. Bugün Avro Bölgesi’nin, Avrupa Birliği’nin kendisinin dağılmasını savunmanın ne yararı olacak …?”

Varoufakis, İşçi Partisi’nin oylarını bölen ve Blair’ciliğe giden yolu açan Sosyal Demokrat Parti’den hiç söz etmiyor. Onlara değişimi yaratmak için hiçbir fırsat verilmemişken İngiliz toplumunun “sosyalist değişimi küçümsediğini” öne sürerken, tıpkı Blair gibi konuşuyor.

Syriza liderleri de devrimciler ama başka bir türden. Onların devrimi, sosyal demokrat ve parlamenterist hareketlerin, esas yüzleri emperyalist bir haydut olan Almanya maliye bakanı Wolfgang Schauble gibi olan ama neoliberal saçmalığa ve toplum mühendisliğine uygun şekilde çeki düzen verilmiş liberaller tarafından iç edilmiş sapkın bir versiyonu. İngiltere’deki İşçi Partisi ve onun eski sosyal demokrat partiler arasındaki denkleri (halen kendisini “liberal” ve hatta “sol”da tanımlayan Avustralya İşçi Partisi) gibi, Syriza da Alex Lantier’nin yazdığı üzere, varlıklı, ayrıcalıklı ve eğitimli orta sınıfın bir ürünü.

Onlar için, insanların çoğunun içinde bulunduğu yaşam şartlarının gerçekliği ne olursa olsun, bırakınız çileli bir mücadeleyi, sınıf lafı dahi ağza alınamaz. Syriza; sıradan insanların arzu ettiği direnişe (Yunan seçmenlerin son derece cesur bir şekilde gösterdiği üzere) değil, yoksulları kuşatan ve cezalandıran yiyici bir statükonun “daha iyi şartları”na öncülük etti. “Kimlik politikaları” ve bu politikaların dikkat dağıtıcı sinsi etkisi ile birleştiğinde, sonuç direniş değil itaat oluyor. İngiltere’deki “ana akım” siyasal hayat bunun bir örneği.

Bu geri dönülmez bir anlaşma değil. Uzun, postmodern komadan uyanabilir ve bizi temsil ettiğini iddia edenlerin mitlerini ve aldatmacalarını reddedip savaşabiliriz.

CounterPunch

Reklamlar

Yunanistan’ın sorunu sadece trajedi değil, asıl sorun yalan – John Pilger” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s