Almanya’nın Yıkıcı Öfkesi – JACOB SOLL

15Soll-superJumbo15 Temmuz 2015

Yunanistan’ı Avro Bölgesi içinde tutabilecek bir anlaşmaya nihayet ulaşılabildi. Sonuçtan çok az kişi memnun. Yunanların nasıl aşağılanmış hissettiklerine dair epeyce şey duyduk. Fakat Alman öfkesi konusunda pek bir şey duymadık ve biliyoruz ki öfkeliler. Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble’nin Cumartesi gecesindeki müzakerelerde bağırmaya başladığı söyleniyor. Hem Fransa hem de İtalya Yunanistan’a ciddi borçlar vermiş durumda, ama hiçbiri Yunanistan’a açıktan düşmanlık sergilemedi. O zaman Almanya neden böyle öfkeli?

Bir ekonomi tarihçisi olarak, Yunan devlet borcu konusunda geçen hafta Münih’te düzenlenen konferans sırasında bu kızgınlığı hissetmiştim. Konferans, uzun süredir Grexit taraftarı olan Alman ekonomist Hans-Werner Sinn’in başkanlığındaki Ekonomik Çalışmalar Merkezi’nde ve Ifo Enstitüsü’nde gerçekleşti. Hem Yunanistan hem de Almanya’dan ekonomistler, muhasebeciler, gazeteciler, yatırımcılar ve hükümet görevlileri vardı. Önceki bir Yunan kurtarma paketinin hazırlanmasına yardımcı olmuş olan, Duke hukuk profesörü Mitu Gulati; borç affından yana konuşmuş, daha önce IMF’de çalışmış bir ekonomist olan Ashoka Mody; Yunanistan’ın toplam borcunun şişirilmiş göründüğünde hemfikir olan muhasebe uzmanları ve Sinn tarafından farklı görüşler dile getirildi.

Fakat nihai oturumda Alman ekonomistler konuştuğunda, salona tamamen farklı bir hava hakim oldu. Ekonomik teoriler ve rakamlar içinde ahlaki bir mesaj veriliyordu: Almanlar dürüst kerizlerdi, Yunanlar ise sahtekar, güvenilmez ve beceriksizdiler. İki taraf da karikatürleştirildi. Bu hikayeyi müzakereler boyunca işitmiştik, fakat o salonda, kızgınlığın Alman ekonomistlerin görüşlerini ne denli belirlediği netti.

Schäuble’ye danışmanlık yapan, Avrupa Ekonomik Araştırma Merkezi’nden Clemens Fuest, Yunan borcu ve büyümesi hakkında rakamlar alıntılayıp durdu ve Yunanların son yıllarda borçlarını yönetme konusunda her düzeyde başarısız olduklarını söyledi. Avro Bölgesi’nden atılmaları gerektiğine inanıyordu. Avrupacı Jacques Delors Enstitüsü’nden Henrik Enderlein, daha fazla kemer sıkma uygulaması ve daha iyi yönetim sergilemesi kaydıyla Yunanistan’ın Avro Bölgesi içinde kalması gerektiğini söyledi. Avrupa Politika Çalışmaları Merkezi’nden Daniel Gros, Yunan borcunun ve ekonomik sıkıntılarının ancak daha iyi ihracat rakamları ile halledilebileceğini teorize etti.

Yapılan tüm vurgular önemliydi, ancak Almanya’nın Yunan trajedisinde ne gibi bir rol oynadığını bu ekonomistlerden duyamadık. Paralarını teslim edip Yunanlar son dört yılda kendilerini mahvederken izlemişlerdi. Şimdi Yunanlar başlarına geleni hak ediyordu.

Almanların, en azından son üç yıldır kemer sıkma ve sürdürülemez borç konusunda ısrar ederek, muhasebe standartlarını geliştirmek için çok az şey yaparak ve şimdi de yıkıcı sermaye denetimlerini etkili bir şekilde dayatarak, bu durumda büyük bir paya sahip olduğunu söylediğimde, Enderlein ve Fuest dalga geçtiler. Birçoklarının kemer sıkmayı 1919 Versay Anlaşması’nın ileride Yunanistan’da – tıpkı Enderlein’ın The Guardian’daki bir makalede uyardığı tipte – “kaotik ve güvenilmez” bir hükümete sebep olacak yeni bir versiyonu olarak gördüğünü söylediğimde, Nazilerle ve teröristlerle kıyaslanmaktan esef duyduklarını söyleyerek öfkeyle karşı çıktılar.

Yunanlar ekonomilerini ne kadar kötü yönetmiş olursa olsunlar, Alman taleplerinin ve olası bir Grexit kaosunun politik popülizm, toplumsal huzursuzluk ve ıstırap riski taşıdığını vurguladığımda, hiç etkilenmediler. Borçların şartları ne kadar zorlu ve hatta adaletsiz olursa olsun, borcunu ödemeyen borçluların bedel ödemesi gerektiğini söylediler. Finlandiya ve Letonya gibi ekonomilerini iyi yönetenler ve sessizce acı çekenler de var, dediler. Bunun aksine, birçok insanın vergisini ödemediği Yunanistan gibi bir ülke, empatiye layık görülmüyor gibiydi. Bu bana Almanya’da, borcun, “schuld”, aynı zamanda ahlaki kusur veya kabahat anlamına gelmesini hatırlattı.

Herhangi birisinin, yoksulluğu, beyin göçünü ve kapanmış işletmeleri yerinde görmek için Yunanistan’ı ziyaret edip etmediğini sorduğumda kafa sallamakla yetindiler. Bu lider ekonomistlerin Yunan krizinde ne gibi bir sorumluluk hissettiğini sorduğumda, bana ABD’den yaptığım uçuşlarla durumu anlayamayacağımı söylediler. (Bu arada yılın büyük bölümünü Avrupa’da, – aç yaşlı insanların çöpleri karıştırdığını gördüğüm – Atina’da önceki Yunan hükümeti ile, sonra da Brüksel’deki Avrupa Komisyonu üyeleri ile görüşmelerle geçirdim.)

Panel ara verdiğinde, Alman katılımcılar bana Yunanların Almanları nasıl soyduğunu açıklamak için etrafımı sardılar. Artık kurban olmak istemiyorlardı. Ekonomik vurgularını ve hatta, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Almanya’ya, daha fazla temerrüt yaşanması halinde Almanya’yı batırabilecek kadar çok borçlu olduğu noktasını bile kesinlikle kabul ediyor olsam da, en azından Münih’te, gerçek kurbanın Almanlar olduğuna inanmak zordu.

Burada esaslı bir kültürel ayrışma, ve aynı zamanda da Almanlar açısından bir risk söz konusu. Çünkü kendilerini kurban pozisyonuna sokmaları, hem müzakerelerde hem de ekonomik değerlendirmelerde kontrolü yitirmelerine ve ipin ucunu kaçırmalarına sebep olmuş gibi görünüyor. Almanlar Avrupa’ya öncülük edecekse, bunu kurbanlar olarak yapamazlar.

Serap çevirdi

Reklamlar

Almanya’nın Yıkıcı Öfkesi – JACOB SOLL” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s