Yunanistan ve AB: Bir makro ve mikro fiyasko – Mariana Mazzucato

Mazzucato Mariana, economista, collana, mani, scala © 2014 Giliola CHISTE
Ekonomist Mazzucato Mariana

Çeviri: Serap Güneş

13 Temmuz 2015

Ekonomistler ikiye ayrılır: makro ekonomistler, mikro ekonomistler. Birinciler toplam büyüklüklerle ilgilenir: enflasyon, istihdam ve GSMH büyümesi gibi. İkinciler, tüketici, işçi veya firma olsun, bireysel düzeydeki karar alma süreçleriyle ilgilenirler. Yunan krizi hem bir makro hem de bir mikro sorun özelliğini taşıyor. Yine de kreditörler tarafından dayatılan kopyala yapıştır “kemer sıkma” çözümleri hiçbirine çare olmuyor.

90’ların sonunda Almanya bir toplam talep (bir makro kavramı) sorunu ile karşılaştı. On yıllık ücret kısıtlamaları, birim işçilik maliyetlerinin düşürülmesi ama aynı zamanda yaşam standartlarının da düşürülmesi ardından, Almanya içinde Almanya’nın kendi malları için yeterli talep yoktu. Bu yüzden talep dışarıdan bulunmalıydı. Alman bankalarındaki fazlalık nakit krediler şeklinde yurtdışına, yabancı bankalara aktarıldı -Yunanistan’dakiler mesela. Yunan bankaları Alman kredilerini aldı ve Alman malları satın almaları için Yunan işletmelerine verdi, böylece Alman ihracatı arttı. Bu, Yunan özel ve kamu sektörü borcunu devasa bir şekilde artırdı. Hatta, bilindiği gibi, Yunan borcunun büyük bir kısmı (21 milyar Avro) Alman bankalarına.

Kritik olanı, yüksek borçluluğa, rekabetçilik (bir mikro ekonomik kavram) konusunda bir artışın eşlik etmemesi. Yunan firmaları üretkenliği artıracak alanlara, insan sermayesi yaratılmasına, araştırma ve geliştirmeye, yeni teknolojilere ve stratejik organizasyonel değişikliklere yatırım yapmıyordu. Bunların üzerinde de, ciddi kamu sektörü reformlarının yapılmaması nedeniyle devlet çalışmıyordu. Bu nedenle mali kriz gelip çattığında, Yunanistan’ın özel sektörü, yanıt üretebilecek kapasiteden yoksun şekilde, kendisini çok yüksek bir borçluluk içinde buldu.

Başka diğer yerlerde olduğu gibi, devasa özel sektör borcu daha sonra devasa kamu borcuna dönüştü. Yunan sistemi farklı türden yetersizliklerle dolu olmasına rağmen, sorunların sadece yetersiz kamu sektöründen ve farklı  “katılık” türlerinden kaynaklandığı doğru değil. Sorunlara, kendi yatırım açıklarını kapatmak için yalnızca artan borçlulukla ve Avrupa Komisyonu’ndan alınan “yapısal fonlar”la idare eden yetersiz özel sektör de neden oldu. Mali kriz bu sorunu tüm açıklığıyla ortaya çıkardığında, hükümet, bankaları kurtarma yoluna gitti ve gelirlerdeki ve istihdamdaki düşüş nedeniyle kendisini vergi gelirlerinde ciddi bir düşüşle karşı karşıya buldu. Yunan borcu/GSMH oranı seviyeleri, birçok ülkede olduğu gibi, kriz sonrasında bu sebeplerle katlanarak yükseldi.

Troyka’nın yanıtı kemer sıkma tedbirleri dayatmak oldu ve şimdi biliyoruz ki bu tedbirler, kaç nesil genç Yunanın geleceğini etkileyecek şekilde, Yunan GSMH’nın yüzde 25 düşmesine ve işsizliğin rekor seviyelere ulaşmasına neden oldu. Syriza bir enkaz devraldı ve vergi kaçırma, yolsuzluk, tekelci uygulamalar ve hatta yakıt ve tütün kaçakçılığı ile mücadele etmek suretiyle vergi gelirlerini artırarak nakit artışı sağlama ihtiyacına odaklandı. İş mevzuatında reformlar yapmayı, harcamalarda kesintiye gitmeyi ve emeklilik yaşını yükseltmeyi kabul etti. Genç hükümet bazı hatalar da yaptı fakat hâlihazırda başlatmış oldukları bu reformların pek çoğunda ilerleme kaydetmedikleri söylenemez. Hatta, yeni hükümetin ilk dört ayında, hazine açığı ciddi şekilde azaltıldı ve ilk hedefleri olan 287 milyon Avroluk açığın epey üzerinde bir rakamla, 2,16 milyar Avroluk bir birincil bütçe fazlası elde ettiler (borç faizi ödemeleri dâhil değil).

Kemer sıkmanın faydası oldu mu? Hayır. John Maynard Keynes’in de vurguladığı gibi, tüketicilerin ve özel sektörün kesintiye gittiği kötü zamanlarda hükümetin de kesintiye gitmesinin hiçbir yararı olmuyor. Bu, durgunluğu bunalıma dönüştürüyor. Bunun yerine Troyka, Yunanlara başlatmış oldukları reformları sürdürmek için nefes alacak alan bırakmayacak ve Yunanistan’ın herhangi bir yatırım stratejisi üzerinden tekrar ayakları üzerinde durmasını imkânsız hale getirecek (borçlarını ancak gelecekteki büyüme üzerinden ödeyebilirler) şekilde, daha fazla kesinti talep etti ve bunları daha da hızlı yapmalarını istedi.

Ekonomik kriz bunun sonrasında tam anlamıyla bir insani krize dönüştü. Yunanlar ilaç ve gıda alamıyorlardı. Bir çalışmaya göre, hükümet harcamalarındaki her %1’lik düşüş, erkekler arasında intihar oranlarını %0,43 artırdı. Raporun yazarları (intihara neden olabilecek diğer karakteristikleri de kontrol ettikten sonra) 2009 ile 2010 arasında 551 erkeğin “sırf mali kemer sıkma politikaları” nedeniyle intihar ettiğini söyledi. Syriza insani krize, işsizler ve sigortasızlar için ücretsiz sağlık hizmeti, barınma güvenceleri ve Yunanlar için ücretsiz elektriğe 60 milyon Avro vaadi ile yanıt verdi. Ayrıca gıda yardımı sağlamak için bir 765 milyon Avro daha vaat etti.

Syriza’nın insani krize odaklanması ve daha fazla kemer sıkmayı reddetmesi, Troyka’nın yüksek sesli endişeleri ve başlatılmış olan reformları hiçbir şekilde takdir etmemesi ile karşılandı. Medya da bu süreci harladı ve geri kalanını biliyoruz. Gazeteler olan biten her şeyi anlatıyor: Sosyoekonomik bir mantıkla yaklaşılması gerekirken mesele sıkça kişiselleştirildi (Varoufakis veya Tsipras’a saldırılar şeklinde).

Yunanistan’ın borcunun en azından bir kısmını affetmeye isteksizlik, Almanya’nın savaş sonrası borcunun %60’ının affedildiği düşünüldüğünde, elbette ikiyüzlüce. Almanya’nın borç affına ayrıca, Marshall Planı üzerinden bir yatırım stratejisi de eşlik ediyordu. Bugün AB’nin Yunanistan’a yaklaşımında hem borç affı hem de yatırım planı eksik. Medyada sıkça görmezden gelinen ikinci bir ikiyüzlülük şekli ise, uluslararası özel bankaların, maliye bakanları arasında çok az skandala sebep olarak, ne kadar çok kurtarıldığı ve affedildiği.

Yunanistan bugün 370 milyar Avroluk bir kurtarma paketine ihtiyaç duyuyor ve bu, uluslararası bankalara hiç tereddüt etmeden hem doğrudan kurtarma paketleri hem de devasa likidite artışları üzerinden verilen mali destekle kıyaslandığında hiçbir şey değil. ABD’de bu ilk olarak 2008 tarihli Acil Ekonomik İstikrar Yasası üzerinden 700 milyar Dolarla başladı ve ardından Fed’in ‘Son Kredi Mercii’ (LOLR) işlevi gören çeşitli ‘özel vasıtalar’ programları üzerinden çok ciddi şekilde arttı.

Bunlar hem bir ABD hükümeti GAO raporunda ayrıntılı olarak açıklanmaktadır hem de James Felkerson’un hazırladığı ve Fed tarafından 2007-2012 arasında verilen tüm doğrudan borçları ve yapılan varlık satın alımlarını derleyen iyi araştırılmış bu Levy Enstitüsü ön raporunda daha da ayrıntılandırılmış: Toplamda 29,7 trilyon Dolar! Fed’in çeşitli LORL programlarından faydalanan bankalar şunlar: Citigroup (2,6 trilyon Dolar), Merrill Lynch (2,4 trilyon Dolar), Morgan Stanley (2,2 trilyon Dolar), Barclays (1,03 trilyon Dolar), Goldman Sachs (995 milyar Dolar) ve dahası (bkz. Rapordaki Tablo 13). Hatta Obama’nın Merkel ve AB konusundaki sabırsızlığı, bu rakamları hatırlıyor olmasına bağlanmalı. Borç çok yüksek ve mevcut koşullarda geri ödenemeyecek durumdaysa, likidite sağlanması ve borcun hızla yeniden yapılandırılması gerektiğini çok iyi biliyor. Yunanistan da destek almak için banka gibi mi davransa acaba?

Üçüncü ikiyüzlülük, Avro Grubu’nun Yunanlara (ve diğer güney komşulara) kemer sıkma dayatırken, Almanya’nın kendi Ar-Ge faaliyetlerini, bilim-sanayi bağlantılarını, orta ölçekli şirketlerine stratejik kredileri (aktif kamu bankası KfW üzerinden) vb. artırıyor olması. Bu elbette, Güney periferideki diğerlerinin rekabet gücünü tırtıklarken (İspanya kamu borcunu düşük tutmak için 2009’dan bu yana kamuda Ar-Ge harcamalarında %40 kesintiye gitti), Alman şirketlerin rekabet gücünü artırmasına yardımcı oldu. Siemens yurtdışında işler allıyor çünkü dünyadaki en inovatif şirketlerden biri. Bu aynı zamanda eğitime ve yeni teknolojiye yönelik kamu yatırımlarının (da) bir sonucu. Parasal birlik, rekabet gücü açısından böylesine büyük farklılıkların olduğu bir ‘ortak’ alanda mümkün değil. Böylesine farklılıkları azaltmak için, AB ortak bir inovasyon ve sanayi politikasına sahip olmalı, ortak (ama ülkesine göre değişen) bir kemer sıkma politikasına değil.

Özetlemek gerekirse, bugün Avro Grubu tarafından Yunanistan’ı hizaya sokmak için kullanılan mali disiplincilik, Yunanistan’da büyümeye yol açmayacak. Yunanistan’da toplam talep (makro) ve gelecekteki üretkenliği ve inovasyonu artıracak yatırımlar (mikro) konusunda yetersizlik, Yunanistan’ı daha zayıf ve aynı borç verenler için daha tehlikeli hale getirmekten başka bir sonuç yaratmayacak. Evet, ciddi reformlar gerekiyor, ancak iki cephede de faydası dokunacak reformlar gerekiyor. Sadece kesintiler değil. Aynı şekilde, bugün Almanya iç talebi artırmak için yatırım yapmak ve diğer AB ülkelerinde onların gerçek rekabet gücüne erişmesini sağlayacak türden politikalara izin vermek zorunda. Bunun Avro Grubu tarafından anlaşılmıyor olması, hem kısa vadeciliğin hem de ekonomik cehaletin göstergesi (kemer sıkma talebi başka yerlerde de daraldığında Alman mallarını kim satın alacak?).

Umalım ki bu hafta daha az bayağılığa ve daha fazla iyi düşünceye, savaş sonrasında gördüğümüz ve tarihteki en kötü mali krizlerden birinden sonra bugün yine ihtiyaç duyduğumuz türden iyi düşünceye şahit oluruz.

Bu hafta Yunanistan’ı Avro Bölgesi içinde tutmak için kısa vadeli bir çözüm bulunabilir, ancak gerçek şu ki dayatılan kemer sıkma koşulları sorunu yalnızca öteleyecek. Ve bu hem makro hem de mikro politikalar açısından tam bir başarısızlık.

Reklamlar

Yunanistan ve AB: Bir makro ve mikro fiyasko – Mariana Mazzucato” üzerine 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s