Guardian: Türkiye, IŞİD politikasındaki değişikliği, Kürt politikasındaki daha köklü bir değişikliği gizlemek için kullandı

4279

Başyazı

Türkiye Kürtlerle geçici barışı sona erdirdi. Mesele Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi hırsları olabilir.

PKK provoke etmiş olsun ya da olmasın, olayların yönü net. Türkiye IŞİD’e karşı politika değişikliğini, Kürtlere karşı daha köklü bir değişimin kamuflajı olarak kullandı. Erdoğan sona erdiğini ilan ettiği barış sürecinden kurtulmak istiyor ve HDP ve onun lideri Selahattin Demirtaş’ın altını oymaya kararlı görünüyor. Demirtaş’ın son eylemlerine ilişkin yasal soruşturma başlatılması, durumun bu olabileceğini gösteriyor. Akıldaki son, büyük olasılıkla ülkeyi Erdoğan için daha iyi bir sonuç getirecek yeni bir seçime götürmek.

Ankara’nın Kürt milliyetçi hareketi ile yıllar alan müzakereleri bozma kararı hem sorumsuzca hem de kötü. Suriye’de ve Irak’ta devlet otoritesinin çökmesinin bölge geneline getirdiği tehlikelere ve belirsizliklere yenilerini ekleyeceği gibi Türkiye’nin iç politikasına da uğursuz etkileri olabilir. Birinci dünya savaşının ardından modern devletin ortaya çıkışından itibaren, etnik Türk çoğunluk ile ülkedeki en büyük azınlık olan Kürtler arasındaki ilişkiler, ülkenin yüz yüze kaldığı en büyük sorun oldu. Ankara, Kürtlerin nüfusun geri kalanından farksız hale geleceğini umarak öncelikle baskı ve zorla asimilasyonla çözüme ulaşmaya çalıştı. Sonuç beklendiği gibi, ilk yıllarda ara sıra isyanlar şeklinde, 1970’lerin sonunda ise Kürdistan İşçi Partisi (PKK) olarak silahlı bir ayrılıkçı hareket şeklinde, direniş oldu.

Bunu, her iki taraf da önce gayri resmi, sonra da resmi yollardan bir uzlaşma arayışına (PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanması ile önü açılan bir süreç) girene kadar, Türkiye içinde ve kuzey Irak sınırları boyunca zayıflatan bir savaş takip etti. Türkler kültürel politikalarını liberalleştirdiler, PKK ise ayrılıkçı hedeflerinden otonomi lehine vazgeçti. 2013’te Öcalan ateşkes çağrısı yaptığı bir mektup yazdı ve silahlı mücadeleye son verdi.

O zamanın Başbakanı, bugünkü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sürece olan bağlılığı asla mutlak değildi. Hem aykırı hem de karizmatik bir şahsiyet olan Öcalan da ne yapacağı öngörülemez bir nitelikti. Ancak barış süreci yine de devam etti. Türkler ve Kürtler normalleşmenin ve şiddetsizliğin ilk kez tam olarak tadını alabildiler ve geleceğin şeklinin bu olduğunu hissettiler.

Ardından süreci tehlikeye sokan iki gelişme yaşandı. Suriye ve Irak’taki çatışmalar, yol açtıkları diğer birçok sonucun yanı sıra, bu ülkelerin her ikisinde de mevcut Kürt topluluklarını güçlendiren bir etki yarattı. Iraklı Kürtler, Bağdat kontrolü kaybettikçe, neredeyse tamamen de facto bir otonomi elde ettiler, PKK ile birlikte davranan Suriye Kürtleri de kendi kendilerini yöneten bir konum elde ettiler. Türkler, bunların, kendi Kürtlerinin daha fazla talepte bulunmasına neden olacak örnekler teşkil etmesinden korktu. İkinci gelişme ise, Erdoğan’ın başkanlık sistemini getirerek Türkiye’deki egemenliğini kalıcılaştırma planının başarısız olmasıydı. Bu plan Haziran genel seçimlerinde bozuldu, özellikle de başlıca yasal Kürt partisi olan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) başarısı sebebiyle. HDP’nin PKK ile bazı bağlantıları var ama sandıkta Kürt olmayan birçok oyu da topladı. Görünen o ki giderek inatçılaşan Erdoğan bu yenilgiyi tersine çevirmenin yollarını arıyor.

Suriye’deki İslam Devleti’ne ve Irak’taki PKK üslerine saldırma, ABD’nin Türk hava üslerini kullanmasına izin verme ve IŞİD ile PKK’nin Türkiye’deki üyeleri olduğu iddiasıyla insanları gözaltına alma kararları, işte bu arka planla birlikte değerlendirilmeli. PKK provoke etmiş olsun ya da olmasın, olayların yönü net. Türkiye IŞİD’e karşı politika değişikliğini, Kürtlere karşı daha köklü bir değişimin kamuflajı olarak kullandı. Erdoğan sona erdiğini ilan ettiği barış sürecinden kurtulmak istiyor ve HDP ve onun lideri Selahattin Demirtaş’ın altını oymaya kararlı görünüyor. Demirtaş’ın son eylemlerine ilişkin yasal soruşturma başlatılması, durumun bu olabileceğini gösteriyor. Akıldaki son, büyük olasılıkla ülkeyi Erdoğan için daha iyi bir sonuç getirecek yeni bir seçime götürmek.

Böyle ise, bu tehlikeli bir yol, hem içte hem de dışta. Türkiye’nin, PKK’ye yönelik operasyonları protesto etmiş olan Irak Kürtleri ile görece iyi olan ilişkilerini hâlihazırda tehlikeye sokmuş durumda. Daha kötüsü, bu Türk demokrasisine zarar verebilir ve ülkenin her zamankinden çok ihtiyaç duyduğu uzlaşma konusunda şansları ortadan kaldırabilir.

Serap çevirdi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s