Amerika’nın Türkiye ile Tehlikeli Pazarlığı – ERIC S. EDELMAN

150827121203_eric_edelman_624x351_afp_nocredit

“Türkiye Kürtlere karşı yürüttüğü savaştan vazgeçmezse, Amerika’nın Türkiye ile anlaşması tam bir Faust pazarlığı olacaktır. Kısa vadeli operasyonel çıkarlar, uzun vadede Türkiye’nin istikrarsızlaşması ve militanlara karşı savaşta yükün en ağırını taşımış olan Kürt güçlerinin demoralize edilmesi tehlikesine değmez.”

Çeviren: Serap Güneş

27 Ağustos 2015

Türk hükümeti, bir yıl süren yoğun müzakerelerin ardından ABD’nin Türkiye’deki İncirlik Hava Üssü’nü kullanmasına izin vermiş durumda. Bu sayede Amerikan savaş uçakları Suriye ve Irak’taki uçuş görevlerini daha yüksek operasyonel etki ve daha az maliyetle gerçekleştirebilecek.

Ancak bu anlaşmanın bedeli, hem Amerika’nın İslam Devletine karşıtı kampanyası hem de Türkiye’nin istikrarı açısından uzun vadede çok yüksek olabilir.

Çünkü Türk hükümetinin yakın tarihli bu fikir değişikliğinin ve Amerika’nın İncirlik üssüne erişimi konusundaki ani istekliliğinin altında Suriye stratejisini köklü şekilde yeniden ele alması değil iç siyasi kaygılar yatıyor.

Üsse erişim izni vermesinden kısa bir süre sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kürt hedeflerine yönelik bir hava saldırısı dalgası başlatarak çözüm yolundaki çatışmanın fitilini tekrar ateşledi. İşleri daha da kötüleştiren ise Türkiye’nin, Amerika’nın Suriye’nin kuzeyinde İslam Devleti’ne yönelik mücadelede şu ana kadarki en güvenilir müttefiki olmuş olan Suriyeli Kürtlere yönelik sert saldırısı.

ABD ve Türkiye’nin Suriye politikaları, Başkan Beşar Esad rejiminin düşmesi durumunda Suriye’nin durumunun ne olacağına yönelik daima farklı vizyonlara sahip oldu.

Washington tutarsız ve belirsiz bir politika yürütse de, daima Esad sonrası çoğulcu ve azınlık haklarına saygılı bir Suriye tasavvur etti. Türkiye, Esad’ın zalim politikalarının radikalleşme ile sonuçlanacağını erkenden anladı ancak Müslüman Kardeşler kökenli güçlerce yönetilen, Sünni hakimiyetinde bir Suriye arayışına girmesi pek de faydalı olmadı.

Erdoğan’ın Sünni hakimiyetine yönelik tercihi, Türkiye’nin geçtiğimiz dört yıl boyunca sürdürdüğü savsak sınır politikalarının yanı sıra, aşırılıkçı Sünni grup Nusra Cephesi’ne yönelik örtük desteğini ve Musul’un düşüşüne ve Batılı rehinelerin kafaları kesilerek infaz edilmesine kadar İslam Devleti’ni ciddiye almamasını da açıklıyor. Bundan sonra bile Türkiye, rotasını değiştirme ve Amerika’nın militan grubu geriletme ve yenilgiye uğratma hedefini tam olarak destekleme konusunda isteksiz oldu.

Bunun yerine Erdoğan’ın ağır basan hedefi, ona icracı başkanlık statüsü kazandıracak ve hızla bir tek parti devleti yolunda ilerleyen kontrolünü pekiştirecek bir parlamento üstünlüğü elde etmek oldu. Partisinin, bu arzularını sonuçsuz bırakacak şekilde hükümeti kurma çoğunluğu yitirdiği Haziran seçimlerinden bu yana, parlamento kontrolünü yeniden ele geçirmek için erken seçimleri zorlama yoluna gitti. Seçimler Kasım ayında yapılacak.

Bunu yapmak için Erdoğan, Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi’ni bir terör cephesi olarak yaftalamayı ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin oylarını çalmayı umuyor. Mevcut krizi, Irak’taki Kürdistan İşçi Partisi (PKK) militanlarına karşı hava saldırısı ve Suriye’deki Demokratik Birlik Partisi PYD’ye karşı topçu saldırıları başlatmak için bir sis perdesi olarak kullandı. Aynı zamanda, ülkeyi bir iç savaşa sürükleme riski açığa çıkaracak şekilde, Türkiye’deki Kürtleri hedef alan yeni bir baskı dalgasının da düğmesine bastı.

Bu strateji Erdoğan’ın seçim kazanmasına yardımcı olabilir ancak İslam Devleti’ne yönelik mücadelenin altını ciddi şekilde oymaktadır. Irak’ta PKK ile Suriye’de PYD arasındaki lojistik ve iletişim bağlantılarında kesintiye sebep olan Türkiye, Suriye’de İslam Devleti’ne karşı savaşan en etkili kara gücünü, yani Kürtleri zayıflatıyor.

PYD’nin PKK’nin lojistik desteği ve takviyesi ile Kobane kasabasını geçtiğimiz yıl özgürleştirdiğini ve son olarak da Telabyad’ı geri aldığını, böylelikle de silah ve yabacı savaşçıların İslam Devleti’ne ulaşması için kilit önemdeki bir güzergahı kestiğini hatırlarsak iyi olur.

Amerika’nın Türkiye ile anlaşması daha etkili hava saldırıları yapılmasını sağlayabilir ama bunun bedeli, Kürt güçlerince sağlanan ve hedef belirleme açısından son derece kritik önemdeki değerli bir gerçek zamanlı istihbaratın kaybedilmesi olacak.

Kürtlerin altının oyulması, uzun vadede İslam Devleti’ne yönelik çabalar açısından son derece zararlı sonuçlar doğuracak. Çünkü Türkiye’nin Kürt güçlerine kapalı bir bölge oluşturmasına izin vermek, ılımlı savaşçılar için bir alan yaratmak yerine, Suriye’yi geçtiğimiz dört yıl boyunca saran zehirli bir mezhepçiliği ve etnik şiddeti büyüyen güçleri ile daha da alevlendirecek olan Nusra Cephesi ve Ahrar el Şam gibi İslamcı gruplar için bir güvenli bölge yaratma riski açığa çıkaracak.

Savunma Bakanı Ashton B. Carter’ın, “İslam Devletine karşı savaşta Türkiye’nin daha fazla şey yapmasını istiyoruz” şeklindeki son açıklaması, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın hemen gruba karşı hava saldırıları yapacağını vaat etmesi ile karşılık buldu. Ancak bu, Türkiye’nin Kürtlere karşı yürüttüğü savaştan vazgeçip geçmeyeceğine dair soru işaretlerine neden oluyor.

Vazgeçmezse, Amerika’nın Türkiye ile anlaşması tam bir Faust pazarlığı olacaktır. Kısa vadeli operasyonel çıkarlar, uzun vadede Türkiye’nin istikrarsızlaşması ve militanlara karşı savaşta yükün en ağırını taşımış olan Kürt güçlerinin demoralize edilmesi tehlikesine değmez.

Şiddet ve direniş sarmalındaki bir müttefik, ABD’nin seküler, demokratik bir Türkiye’nin türbülans halindeki Ortadoğu’da ihtiyaç duyduğu rolü oynayamaz.

Neyse ki ABD baskı uygulayabilecek konumda. Türk yetkililer umutsuzca Washington’daki muadillerinin onayını alma peşindeler; ABD onay vermemeli.

Bunun yerine Obama yönetimi, Türkiye’nin üst düzey toplantılara katılımını kısıtlamalı, istihbarat paylaşımını azaltmalı ve Erdoğan’ın politikalarının yol açmasının kuvvetle muhtemel olduğu bir ekonomik kriz yaşanması halinde, uluslararası finans kuruluşlarınca Türkiye’ye vereceği desteğe katkı sunmamalıdır.

Türk liderlerin fikirlerini değiştirmek son derece zor olabilir ancak Türkiye’nin, başarısız Suriye politikası ile Erdoğan’ın mutlak siyasi güç elde etme konusundaki inatçı arzusunun yaratacağı girdaba kapılmasını önlemek için baskı yapılması gerekli.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s