Türkiye’nin Kürtlere karşı savaşı – Belén Fernández

Faşist saldırı sonrası HDP Genel Merkezi
Faşist saldırı sonrası HDP Genel Merkezi

Türk devleti Kürtlere yönelik gaddarca baskılarını maskelemek için “terör” sözcüğünü kullanıyor

Türkiye’nin güneybatı sahilindeki bir kasaba olan Fethiye’deki hoparlörlerden genellikle kayıp çocuklar, yasak park etmiş araçlar ve cenazelerle ilgili duyurular yapılır. Belirli durumlarda futbol marşları için de kullanılır.

Dün, en yüksek volümle bir duyuru yapıldı: Türkiye’nin güneydoğusundaki Dağlıca köyünde Kürdistan İşçi Partisi (PKK) üyelerince hafta sonu düzenlenen bir saldırıda öldürülen bir asker olan yirmi beş yaşındaki Adnan Ergen’in cenazesi. Onunla birlikte on beş asker daha hayatını kaybetmişti. Fethiye bölgesinin eski sakinlerinden biri olan Erken, Seydikemer ilçesi yakınında defnedildi.

Önde gelen Türk medya kuruluşları cenaze katılımcılarının sayısını yirmi bin olarak verdi. Son iki gecedir, Türk bayrakları ile donatılmış araç konvoyları ölen askerler için Fethiye’yi turluyor. Zaten bayraklarla donatılmış mağaza camekânları ile binalarda, yeni bayraklar için bir şekilde yer bulunabiliyor.

Bu atmosferi daha da yoğunlaştıran ise, evvelden beri kasaba koyuna bakan bir tepeye yazılı duran “şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganı. Tekrarlı söylenmeye son derece uygun bir ritmi var ve daha çok milliyetçi protestolarda atılıyor.

İlginç şekilde, daha önce “bölünmez” cephesine hevesli olan buradaki bazı tanıdıklarım, artık anavatanın bölünmesinin aslında mümkün ve hatta arzu edilir olduğu fikrine gelmiş durumda. Bırakın güneydoğuyu Kürtler alsın, bize can ve mal kaybına neden olmasın artık diye devam ediyor bu fikir.

Ama bu “artık yetti, geldiğiniz yere gidin” yaklaşımının sorunlarından biri, birçok Kürdün oralı değil buralı olması ve bir Kürt devletinin kurulmasının, salt zorla kovma yoluyla gerçekleşmeyecek olması.

Daha önemlisi, Türkiye’nin PKK’ye “terörist” etiketini yapıştırdığı ve bu etiketin sık sık tüm Kürtleri kapsayacak şekilde tekrarlandığı bir ortamda, devletin tarih boyunca Kürt nüfusa karşı işlediği suçlardan hiç söz edilemiyor.

1990’lar, Noam Chomsky’nin 2012’deki bir röportajında söylediği gibi, bu baskıların zirvede olduğu yıllardı: “Türk devleti Kürt nüfusa karşı çok büyük bir terör savaşı yürütüyordu: On binlerce insan öldürüldü, binlerce köy yakıldı, belki de milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı, işkence, aklınıza gelebilecek her türden mezalim gerçekleştirildi.”

Chomsky’nin The New Military Humanism (Yeni Askeri Hümanizm) kitabında başka belirsiz ayrımlar da not ediyor: “Kıdemli Washington Post muhabiri Jonathan Randal’ın yerinden aktardığı üzere, 1994, Türkiye’de iki önemli olaya tanıklık etti: ‘Kürt illerinde en beter baskıların yaşandığı yıldı’ ve Türkiye’nin ‘en büyük Amerikan ordu ekipmanları ithalatçısı ve dolayısıyla dünyanın en büyük silah alıcısı’ haline geldiği yıldı.”

Açık devlet terörü ortadan kalkmış olabilir, ancak Kürtlerin gündelik varoluşu konusundaki sıkıntılar olduğu yerde duruyor. Hükümetin Kürt kimliğini bastırma adına hayata geçirmeye istekli olduğu aşırılıklardan sadece bir örnek vermek gerekirse: Temmuz 2012’de bir doğu ilindeki belediye başkanı ve meclis üyeleri, bir parka bir Kürt şair ve düşünürün adını verdikleri için hapse atıldılar. Ve Fethiye’de, bir keresinde bir komşunun arabalarında Kürtçe müzik dinledikleri için bir grup genci polise ihbar ettiğine tanık oldum.

Sık sık terörizmin asıl kendisi olmakla kalmayıp aynı zamanda sonunda daha fazla terörizm üretmekten başka bir işe de yaramayan göstermelik anti terörizm kampanyaları konusunda Türk-Amerikan işbirliğine gelirsek, PKK saldırılarının durup dururken gerçekleşmediğini anımsamak gerekir. Aslında, şu an düzenledikleri operasyonlar, büyük olasılıkla, Türk hükümetinin Suruç’ta bu yaz düzenlenen intihar saldırısını, görünürde IŞİD’e ama – kısa süre görüldüğü üzere – aslında PKK’ye karşı bir savaş başlatmanın bahanesi olarak kullanması gerçeği ile alakalı.

Bu hafta Türk askerlerine ve polislerine yönelik gerçekleşen ölümcül saldırıların ardından, ülke çapında pek çok yerde (geçen yıl ilk temsilciliğinin açılışı şiddetli bir gösteriyi tetikleyen ve belediye başkanının HDP tabelasının Türk bayrakları ile değiştirilmesi talimatını verdiği Fethiye’de olmasa da) Halkların Demokratik Partisi binalarına saldırılar düzenlendi. Güneybatı kenti Muğla’da, milliyetçilerin Kürt bir erkeği Facebook’a peşmerge kıyafetleri ile fotoğrafını yüklemesi ardından dövüp Atatürk büstünü öptürdüklerine dair haberler çıktı.

Kendi adına ABD hükümeti ise, Türkiye’nin “kendisini terör saldırılarına karşı savunma” hakkı olduğunu belirtti. Ancak meselenin ayrıntıları konusunda biraz tutuk bir dil bu. 8 Eylül’deki basın açıklamasında bir gazeteci, Dışişleri sözcüsü John Kirby’ye, Hürriyet gazetesine yapılan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi üyelerince teşvik edilen saldırı da dâhil, Türkiye’de basına yönelik baskıları sordu.

Aşağıda Dışişleri Bakanlığı web sitesindeki açıklamanın ilgili soru cevap bölümünü bulabilirsiniz:

SORU: Türkiye’deki demokrasinin kalitesinin bizim için önemli olduğunu söylediniz?
KIRBY: Evet.
SORU: Şu an bu kaliteyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
KIRBY: Bunu değerlendirecek konumda değilim, ben –
SORU: O zaman bizim için önemli olduğunu nasıl söyleyebiliyorsunuz?
KIRBY: Bizim için önemli, önemli ve –
SORU: Zayıf mı, ortalama mı, mükemmel mi?
KIRBY: Bu konuya girmeyeceğim.
SORU: 1. sınıf, 2. sınıf?
SORU: Peki ama, önceki yorumlarınıza bakıp son zamanlarda pek de olumlu olmadığını neden kabul etmiyorsunuz?
KIRBY: Bunu söyledim Elise. Bazı zorluklar olduğunu not ettik ve bunu kamuoyu önünde söyledik. Bu konuda samimiyiz.
SORU: O zaman şunu söyleyebilir misiniz –
KIRBY: Ama onlara bir not vermeyeceğim.
SORU: Mükemmelden az mı? Nasıl? Yani sizin için önemli olduğunu söylediniz.
KIRBY: Halen bazı şeyler olduğunu kabul ediyoruz — bazı eylemler var –
SORU: Aslında bunun zayıf kalite olduğunu kendiniz söylediniz sayılır.
KIRBY: Bizim açımızdan, kendi anayasalarında sözü edilen kendi temel değerleri ile uyuşmayan kimi eylemlere girişiyorlar.

Kendisi bu yıl karne almayacak olabilir ancak Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan vatandaşlarına teröre karşı kolektif mücadelede provokasyonlara gelmemenin önemine dair Twitter’da vaaz verdi. Vaaz ettiğini belki de önce kendisi uygulamalı.

Serap çevirdi

Jacobin

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s