Türkiye’nin ateş gecesi – Vijay Prashad

Supporters of ultra-nationalist groups shout slogans during a protest against recent Kurdish militant attacks on Turkish security forces, in Istanbul, Turkey, September 8, 2015. Kurdish militants killed 15 police officers in two bomb attacks in eastern Turkish provinces on Tuesday, a government official said, widening a conflict with the Turkish state. More than 40 Turkish warplanes hit Kurdistan Workers Party (PKK) targets overnight in northern Iraq, where the group has bases, in response to Sunday's killing of 16 soldiers near the Iraqi border, the deadliest attack since a two-year-old ceasefire ended. Tuesday's bombing in Igdir province that killed 14 police officers in a minibus was the latest in a daily stream of attacks by the PKK on soldiers and police in eastern Turkey since fighting resumed in July. A separate bomb attack in southeastern province Mardin killed one police officer and wounded three others. REUTERS/Yagiz Karahan - RTX1RPA8
8 Eylül 2015, Türk milliyetçiler askerlere yönelik saldırı sonrası protesto gösterileri düzenliyorlar. REUTERS/Yağız Karahan

Çeviren: Serap Güneş

“Kürtlerin haklarını savunan bir sol partinin hedef alınması, yinelenecek seçimler öncesinde daha da yükselecek bir şiddetin ve siyasi izolasyonun habercisi olabilir”

9 Eylül 2015

8 Eylül’de Türkiye çapında HDP binalarına yönelik koordine saldırılar düzenlendi.

2012’de tümü Kürt yanlısı görüşlere sahip bir grup sol eğilimli örgüt bir seçim koalisyonu kurmaya karar verdi. Yunanistan’ın Syriza’sı ile benzerlik kurmak yanlış olmayacaktır.

HDP gayet geleneksel sol bir pozisyona sahip: nükleer enerjiye karşı, LGBT haklarından yana, azınlıklara yönelik ayrımcılığa karşı, kadın haklarından yana.

Öyleyse Ankara ve diğer yerlerdeki binaları neden saldırıya uğradı ve ateşe verildi? Taşları bağlayıp HDP’ye karşı savaş köpeklerini salmaya kim karar verdi?

Açık fail – açık, çünkü bayrakları ile geldiler – aşırı sağcı Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Ülkü Ocakları idi. Ama yalnız değillerdi.

HDP’ye karşı diğer güçlerin de, bu geniş birlikteliği [HDP’yi] yasadışı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bir kez daha ilişkilendirmeye çalışarak, bu safa girdikleri artık açık.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk hükümeti Temmuz ayında ülkeyi PKK’ye karşı bir savaş ortamına sokarken, bundan HDP de payına düşeni aldı. Dolayısıyla HDP’ye tek saldıran Ülkü Ocakları değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile onun Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AKP) destekleyen toplumsal güçler de bu saldırılarda yer alıyor.

HDP Genel Merkezi’ne yönelik saldırının birkaç saat öncesinde, Türk hava kuvvetleri ve Özel Kuvvetler Irak’ta Avaşin, Basyan, Kandil ve Zap’taki PKK üslerini vurdu.

Saldırı PKK birliklerinin bir Türk askeri konvoyunu pusuya düşürüp 15 askeri öldürmesi sonrasında gerçekleşti. Bu askerlerin ölümü Erdoğan’a ihtiyaç duyduğu fırsatı verdi.

Türk askerleri şimdi PKK’ye karşı geniş çaplı bir saldırı başlatmış durumda. İki taraftan da misillemeler yapılıyor ve ülkeyi 1984-2012 arasında süren ve 1999-2004 arasında yatışmış bir çatışmanın en kötü periyotuna doğru sürüklüyor.

Türkiye’nin veya PKK’nin bu savaşın şiddetlenmesinden nasıl geri adım atabileceğini tasavvur etmek güç.

HDP buraya nasıl geldi? Haziran ayındaki parlamento seçimlerinde HDP oyların yüzde 13’ünü aldı. Bu sonuç Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Türk anayasasını değiştirecek çoğunluktan yoksun bıraktı.

AKP anayasayı neden değiştirmek istiyor? AKP’nin temel hedeflerinden biri, kendisi açısından sorun olarak gördüğü parlamentoyu feshetmek ve Türk devletini başkanlık sistemine geçirmek.

AKP’nin Anadolu’daki demografik avantajı, adaylarının bir başkanlık seçimini zorlanmadan kazanacağını düşünmesine izin veriyor. Ancak Haziran ayındaki HDP başarısı, AKP’nin üçte iki çoğunluğu sağlamasının önüne geçti.

AKP’nin 2002’de bu çoğunluğu kazandığı ve o zaman anayasayı değiştirmeye çalışmadığı doğru. O zaman tereddütlü bir şekilde iktidara gelmişlerdi, ilk iktidar dönemleriydi. Liderleri Erdoğan siyasi yasaktan henüz kurtulmuştu.

AKP en azından iki sebeple, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesini istiyordu. Birincisi, bir büyüme hamlesinin eşiğinde olan Türkiye açısından ekonomik faydaları. İkincisi, ordunun AKP’yi iktidardan indirmek için müdahale edememesini sağlayacak olması.

Bu ikinci motivasyon esas korkusu idi.

Şimdi orduyu nötralize etmiş ve tüm muhalefeti ortadan kaldırmış olan AKP’nin artık büyük hırsları var. Ebediyen iktidarda kalmak istiyor. AKP’nin öncülü Refah Partisi’nin İstanbul’da 1994 yerel seçimlerini kazanması ardından, destekçilerinin sloganları anımsansın: “Öteki Türkiye İktidara Geldi.”

Belediye başkanları Erdoğan’dı. İktidara giden yolda hiçbir engel istemiyorlar.

Hiçbir partinin çoğunluk sağlayamadığı bir parlamento

Haziran ayındaki seçimleri takiben koalisyon görüşmelerinin sonuçsuz kalması ardından hiçbir parti hükümet kuramadığı için Türkiye 1 Kasım’da yeniden seçime gidecek.

HDP’ye yönelik antipati, birçokları tarafından “Türkiye solunun partisi” imajını kırma amaçlı bir girişim olarak görülüyor. HDP’nin iki cami arasında binamaz kaldığı doğru. Liderliği kendisini Türkiye’nin Syriza’sı veya Podemos’u olarak öne çıkarmaya hevesli. Ancak HDP’de PKK yanlısı olan ve hapisteki lideri Abdullah Öcalan’a büyük saygı duyan güçlü bir akım da var.

Son mitinglerinde PKK bayrakları ve Öcalan’ın (Apo) posterleri artık pek görülmüyor. Yine de kalabalıklar içinde “Biji Serok Apo” (Başkan Apo Çok Yaşa) sloganları duyulabiliyor.

HDP– liderlikte birincilerin daha belirleyici olduğu açık olsa da – ateşkes yanlısı ve PKK yanlısı şeklinde iki kesimi bir arada tutuyor. Bir şekilde, HDP’nin Haziran performansını tekrarlamasının önüne geçmenin, onu PKK’nin renklerine boyamaktan geçtiği düşünüldü. Binaları işte tam da bu nedenle hedef alındı.

Erdoğan’ın Başbakanı Ahmet Davutoğlu, PKK’nin, Suriye’deki İslam Devleti’ne karşı yürüttüğü savaşı Batı ile sıkı fıkı olmak için kullandığını söylemişti. Oysa aslında Erdoğan’ın PKK’ye karşı yeni savaşı, IŞİD karşıtı koalisyona atılan bir şaşırtma gol.

PKK ve onun Suriyeli müttefiki YPG, Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’e karşı verilen mücadelede en amansız savaşçılardan biri oldu. Ancak Türk hava kuvvetlerinin bombardımanı, tedarik hatlarını kesintiye uğrattı ve IŞİD’e karşı savaşma kapasitelerini zayıflattı.

Tehlike şu ki, Erdoğan’ın Suriye politikası yalnızca Türkiye ve PKK arasındaki barış sürecini alabora etmekle kalmadı, aynı zamanda, IŞİD’in kuzeye doğru yayılmasına da sebep oldu.

PKK’ye karşı yeni bir savaştan ne Suriye’ye ne de Türkiye’ye hayır gelir ve elbette HDP’ye yönelik saldırılardan da hiçbir hayır gelmeyecektir.

Erdoğan yine de seçimi kazanabilir. Anayasayı değiştirme gücü elde edebilir. Ancak arkasında nasıl bir miras bırakacak? Demokratik haklar açısından gerilemiş bir ülke, öfkeyle dolmuş zayıf bir muhalefet ve 40.000 cana mal olmuş ve binlercesine daha mal olabilecek bir direniş.

Erdoğan’ın kahramanı 2. Mehmet’in imparatorluğu bu değil.

al-Araby

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s