Kürt Direnişini Anlamak: Tarihsel bir Bakış ve İzlenimler (2)

ydgh1370

Yazı, imzasız olarak (kolektif adına) CrimethInc. Ex-Workers’ Collective sitesinde yayınlanmıştır.

Birinci bölüm için tıklayın

Gezi

Gezi Direnişi, Türkiye Cumhuriyeti’nin gördüğü, Kürt olmayan nüfusu tarafından kalkışılmış en büyük ve en şiddetli toplumsal hareketti. İstanbul’un merkezindeki bir parkta başlayan inşaat projesine karşı mücadelenin kıvılcımını çaktığı bir hareket, Erdoğan’a ve onun neoliberal politikalarına karşı ülke çapında topyekûn bir başkaldırıya dönüştü. Gezi Direnişi’nde Kürtler de vardı, özellikle de milliyetçi olmayan devrimci bir içerik kazanacak şekilde olgunlaştıktan sonra. Ancak Türkiye tarihinde ilk kez, Kürtler bir ayaklanmanın başrolünde değildiler.

Kürt hareketinin Gezi Direnişi’ne katılımı halen tartışmalı bir mesele. İki tarafta da hafif bir hoşnutsuzluk hissedilebiliyor. Esasen Batılı Türkler, en iyimser ifadesiyle Kürtlerin ayaklanmaya katılmada geç kalmış, en kötümser ifadeyle ise, barış sürecinde yürütülen müzakereleri tehlikeye sokmaktan korkarak, katılmak bile istememiş olduklarını düşündüler. Buna cevaben bölgedeki Kürtler, önceki on yıllar boyunca kendilerine yönelik gerçekleştirilen katliam üstüne katliamda, etnik Türklerden yana anlamlı bir dayanışmanın eksikliğine işaret ettiler. Gerçekte ise, bu iki pozisyon da karikatürleştirmedir. Birçok Kürt daha birinci günden Gezi’deki çatışmalara katılmıştır; parkın polisten alınmasının kısa bir süre sonra, zamanın Kürt siyasi partisi BDP, parkın girişinde büyükçe bir çadır açmış ve – gerçeküstü bir manzara yaratacak şekilde – Taksim Meydanı’nda Öcalan bayrakları dalgalandırmıştı. Ayrıca Kürtler, bölgelerinde kalevari askeri üsler (kalekollar) inşa edilmesine karşı hâlihazırda kendi sivil itaatsizlik kampanyalarını sürdürmekteydiler.

Gezi ayaklanmasına giden süreçte, Kürt hareketinin açık alandaki kanadı, bir yıldan daha uzun süre HDK olarak yürütülen istişarelerin ardından, HDP’yi (Halkların Demokratik Partisi) kurma sürecindeydi. Kitlesel bir ayaklanmaya dönüşmeden çok önce, Gezi’deki ilk protestolar sırasında ağaçların sökülmesini engellemek için, milletvekillerinden biri, bir avuç insanla birlikte dozerin önünde dikildi. HDP için logo seçme zamanı geldiğinde, bir ağacı tercih etmeleri tesadüf değil.

Aradaki hoşnutsuzluklara rağmen, Gezi Türkiye’yi – ve Kürt özgürlük hareketinin, genel olarak Türk toplumu ile, özel olarak ise AKP’ye ve barış sürecine yönelik ilişkisini – sonsuza dek dönüştürmüş oldu. Polis şiddeti ile yüz yüze kalan birçok Türk’ün gözlerinin önündeki perde kalktı ve sonunda Türkiye’nin güneydoğusunda yaşanan acıları tahayyül edebildiler. Medyanın Gezi Direnişi’ne yönelik karartması, katılımcıların Kürdistan’da neler yaşandığı konusunda karanlıkta tutulmuş olmaları gerektiğini anlamalarını sağladı. Gezi Direnişi’nin sonuna doğru, Medeni Yıldırım adlı bir Kürt genci Kürdistan’daki kalekol inşaatlarının yapımını protesto ederken öldürüldüğünde, hareket onu sahiplendi ve Kürtlerle birlikte dayanışma gösterileri düzenledi.

Birbirini izleyen istikrarsız koalisyon hükümetleri ile büyüyen ve Erdoğan’ın on yıllık katı yönetimi altında yetişkinliğe erişen bir kuşak tarafından başlatılan bu ateşli ama şen isyan, Erdoğan’a duyulan nefretin konsolide olmasına neden oldu. Bu kuşak hep apolitik ve hatta antipolitik olarak tanımlanagelmişti, ancak aslında, Şükrü Argın’ın kontra-politik olarak tanımladığı bir kuşaktılar.

Kürdistan’ın Asi Gençliği

Cizre Kuzey Kürdistan’da Botan olarak adlandırılan bir bölgenin merkezi. Bu bölgedeki engin dağlarda birçok PKK kampı bulunuyor ve alt kısımlarındaki kasabalar en isyancı olanlarından bazıları. Cizre bugün özellikle önemli bir rol oynamaya devam ediyor. Burası, mücadelenin odağını gerilla kampları ile bezeli dağlık arazilerden Kürt militan hücrelerinin örgütlendiği kent merkezlerine kaydıran, PKK’nin 4. Stratejik Mücadele Döneminin ete kemiğe büründüğü yer.

2013 Haziran’ında, Cizre’de 100 gençten oluşan bir grup, törenle Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi’nin (YDG-H) kuruluşunu ilan etti. Onlu yaşlarının başındakilerden yirmili yaşlarındakilere kadar değişen üyeleriyle bu yeni örgütlenme, Türkiye sınırları içindeki her bir metropol merkezinde şehir gerillası faaliyetlerini koordine edecekti. Kürt gençliği taşlar yerine molotoflar kullanmaya başladı. Kürt kasabaları ile mahallelerindeki şehir savaşında yaşanan yükseliş, bu yeni örgütlenmeye bağlanabilir. Asi Kürt gençliği, Rojava’nın Kobane kasabasının IŞİD’in eline düşecekmiş gibi göründüğü 6-8 Ekim 2014’te özellikle etkiliydi. Resmi Kürt liderliğinin onayı ile, Kürt gençliği devlet güçlerine yönelik yıkıcı saldırılarına devam etti. Ayaklanmalardaki örtülü talep, Türkiye’nin IŞİD’e lojistik ve maddi destek sağlamaya son vermesi ve Kürt güçlerinin sınırlarından geçişine – örneğin Irak’tan Kobane’ye bazı ağır silahların geçişine izin vermek gibi – izin vermesi idi. Elli kişinin ölümü ve altı ayrı şehirde sokağa çıkma yasağı, Kürt başkenti Amed’de ise sıkıyönetim ilan edilmesi ardından, Türk hükümeti en sonunda Irak Kürdistan’ı peşmerge güçlerinin (KDP) silahları ile birlikte Kobane’ye geçişine izin verdi.

PYD ve dolayısıyla PKK ile 1991’deki ilk Körfez Savaşı’ndan bu yana özerk olan Kuzey Irak’taki mevcut Kürt rejimi KDP arasında büyük siyasi farklar mevcut. PKK/PYD, ekolojiye yönelik bir vurgu ve tüm hiyerarşilere, en başta da devlet iktidarına yönelik bir eleştiri temelinde özyönetim, özsavunma, özerklik ve kadınların kurtuluşuna dayalı bir toplumsal devrim için mücadele veriyor. Öte yandan KDP ise, bir Kürt burjuvazisi geliştirme gayretinde ve Erdoğan’ın yakın müttefiki gibi davranıyor. 1990’larda, KDP Türkiye ile birlikte PKK’ye karşı savaşmıştı. Gerilim halen canlılığını koruyor.

PKK’nin bir dönüm noktasında olduğu açık: Yeni bir militan kuşak sokaklara çıkıyor ve hareketin karakterini dönüştürüyor. Belki de YDG-H’nin oluşması, eskilerin Kürt gecekondu mahallelerinde asi gençlik üzerinden daha fazla kontrol elde etmesinin bir yoluydu. Böyle bir strateji söz konusu olsa bile, gençliğin kontrol edilmesi zor görünüyor; resmi liderlik, talimatları dışında hareket eden gruplar olduğunu kabul ediyor. Onlara yalnızca Öcalan’ın kendisi söz geçirebilir. PKK’nin ve Kürt hareketinin geleceği, bu isyancı gençlik tarafından belirlenecek: Parti çizgisini sıkı sıkıya izleyecekler mi yoksa kendi fikirleri ile mi öne çıkacaklar?

4 Eylül’de, Türk ordusu ile polisi Cizre’yi işgal etti ve dokuz gün sürecek bir sokağa çıkma yasağı ilan etti. Bu yasağı, sokağa çıkan herkesi vurmak için cami minarelerine yerleştirdikleri keskin nişancılarla pekiştirdiler. Kuşatma ancak civar kasabalardan örgütlenen Kürtlerin, HDP milletvekillerinin de katıldığı yürüyüşünün baskısı ile kaldırılabildi. İnsanlar en sonunda ilçeye girebildiklerinde, 15’i vurulduktan sonra yanına gidilerek infaz edilmek suretiyle 21 sivilin öldürüldüğünü gördüler. Kalanlar hastaneye gidemedikleri için yaralanmalardan veya hastalıktan kaynaklı olarak yaşamını yitirmişti. Bunlar arasında 35 günlük bir bebek ve sokağa çıkma yasağı sırasında ekmek almaya çıkan 71 yaşındaki bir erkek de vardı. Üç isyancı mahalle, Nur, Sur ve Cudi, kurşunlarla ve ağır silahlarla delik deşik edilmişti. Tek bir güvenlik görevlisi dahi hayatını kaybetmemişken, devlet tüm ölümlerden PKK’yi sorumlu tuttu. Yapılmak istenen mahallelerin “teröristlerle dolu” olduğu bahanesine sığınmaktı. Cizre’deki bu son katliam, uzun süre hafızalarda kalmaya ve Kürt hareketini alevlendirmeye devam edecek.

Kürdistan’da Devrim

Önceleyen hareketler gibi Gezi de Mısır, Tunus ve Arap Baharı’ndaki diktatörler deviren ayaklanmalardan ilham almıştı. Erdoğan kendisi için bir milyar dolardan fazla para sökerek inşa ettirttiği saraydaki tahtında hala oturuyor olsa da, Gezi mutlak bir başarısızlık sayılmaz. Çünkü Türkiye’nin geleceğinde şen bir devrim için yeni bir alan açtı. Arap Baharı sırasında ayaklanan bir başka ülke olan Suriye de benzer şekilde acımsı bir sonuç yaşamış gibi görünüyor. Beşar Esad Suriye’nin merkezi şehirlerinde isyanı bastırdı; periferi ise, Irak ve başka yerlerden cihatçı grupların gelip at koşturarak nihayetinde IŞİD bayrağı altında birleştiği acımasız bir iç savaşın pençesine düştü.

Suriye’deki tek teselli ve ümit ışığı, kuzeydeki PKK’yi desteklemek ve kendi siyasi ve askeri yapılarını kurmak için onlarca yıldır yeraltında örgütlenmekte olan Rovaja’daki Kürtlerden geliyor. Türkiye’de olduğu gibi, Esad rejimi de, Kemalizm ile BAAS’çılık arasındaki benzerlikleri vurgulayacak şekilde, Kürt kimliğinin ifade edilmesine veya anadilde eğitime izin vermedi. Suriye rejiminin 12 Mart 2004’te bir futbol maçı sonrasında 52 kişiyi katlettiği Kamışlı şehrindeki bir katliam, sık sık Rojava devriminin habercisi olarak hatırlatılır. Ana Kürt siyasi partisi PYD, tüm niyetleri ve amaçları ile PKK’nin kardeş örgütü; Öcalan’ın portresi Rojava’nın her yerinde.

Tev-Dem (Demokratik Toplum Hareketi) çatısı altında toplanan PYD ve diğer yapılanmalar, Suriye’deki istikrarsızlığın ayak seslerini duyarak 19 Temmuz 2012’de özerklik ilan ettiler. Hâlihazırda bölge çapında camilerde hazırlık toplantıları gerçekleştirilmiş olduğundan görece sorunsuz bir süreç oldu: bir savaştan çok bir devralma idi yaşanan. Kendilerini, Türk sınırı boyunca birbirinden ana olarak Arap bölgeleri ile ayrılmış bulunan üç kantonda örgütlediler. Bu kantonlar batıda Afrin, ortada Kobane, doğuda ise Cizire. Onlarca yıllık mücadelenin ardından artık Demokratik Konfederalizmi amaçlayan Kürtlerin kendi bölgelerinin olması inanılmaza yakın bir olaydı.

Rojava’da hayata geçirilen vizyon, Öcalan’ın Demokratik Özerklik ve Konfederalizmi. Özerklik, ekoloji ve kadınların kurtuluşu üç vurgu noktasını oluşturuyor. Bu yeni toplumun en temel birimi, komünler. Komünler mahalle seviyesinden küçük petrol rafinerileri ve tarım kooperatifleri dâhil işyerlerine kadar mevcut. Kadınlara özel, Kadın Evleri gibi komünler de var. Tüm bu komünler, kanton seviyesine kadar yükselen meclisler şeklinde örgütleniyor. Rojava’daki mevcut ekonomik model karma: özel, kamu ve komün mülkleri mevcut. Rojava Toplum Sözleşmesi’nde (anayasaları sayılabilecek bir metin) özel mülkiyet tamamen dışarıda bırakılmıyor ama çeşitli sınırlamalara tabi tutulacağı belirtiliyor. Toplum halen geçiş sürecinde; şimdiye kadar, antikapitalist olmaktan çok anti-devletti ama özünde güçlü bir antikapitalizm olduğu inkâr edilemez. Rojava devrimlerinin bu güçlü özü hayata geçirmeye ne kadar uzak veya yakın olduğunu zaman gösterecek.

Rojava devrimi bir kadın devrimi; Kürt özgürlük hareketi kadın özgürlüğünü her şeyin üzerinde görüyor. Kendi ordularına ve otonom kadın örgütlerine sahip olmalarının yanı sıra, belediyelerden silahlı PKK oluşumlarına dek neredeyse her örgütsel yapı bir erkek ile bir kadından oluşan eşbaşkanlıkla idare ediliyor. Üyelikler ve diğer pozisyonlar için kotalar var, böylelikle iki toplumsal cinsiyetin de eşit katılımı sağlanıyor. 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü’ne, Kürt kadınları tarafından büyük önem veriliyor. YPJ (Halk Savunma Birlikleri YPG’nin kadın kolu) örneğindeki kadın direnişi ile bu önemin altı daha da çizilmiş durumda. Öcalan yazılarında patriyarkayı ve cinsiyet ayrımcılığını tarihin ilk toplumsal sorunu olarak ele almaktadır. Belki de paradoksal biçimde, birçok Kürt kadın militan, özgürlük ve kurtuluşlarını Öcalan’a ve onun görüşlerine bağlamaktadır.

Çeviri: Serap Güneş

Reklamlar

Kürt Direnişini Anlamak: Tarihsel bir Bakış ve İzlenimler (2)” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s