Kürt Direnişini Anlamak: Tarihsel bir Bakış ve İzlenimler (3)

son

Yazı, imzasız olarak (kolektif adına) CrimethInc. Ex-Workers’ Collective sitesinde yayınlanmıştır.

Birinci bölüm

İkinci bölüm

Çeviri: Serap Güneş

Savaşçılar

Rojava’da Kürtlerin yönetimi ele alması sorunsuz gerçekleşse de balayı kısa sürdü. 10 Haziran 2014’te, Musul’dan büyük miktarda askeri mühimmat ele geçiren IŞİD, Irak ve Suriye’de kuzeye doğru zorlamaya başladı. IŞİD’in ilerleyişi ile birlikte katliam, kölelik, yerinden etme ve tecavüz haberleri de gelmeye başladı. Bir buçuk ay sonra Ağustos’ta IŞİD, binlerce insanı katledeceği ve 50.000’i susuz ve yiyeceksiz dağlarda sıkışıp kalan 290.000 kadar insanı yerinden edeceği Sincar Dağları yakınındaki Kürtçe konuşan bir gayri Müslüm toplum olan Ezidi nüfusun bulunduğu bölgeye ulaştı. IŞİD, birçok animist yöne sahip İslam öncesi bir inanışa ait olan ve yüzlerce yıldır şeytana tapanlar denilerek zulüm gören (tarihleri boyunca yetmişin üzerinde katliama maruz kalmış) bu nüfusu haritadan silmeye özellikle istekli görünüyordu. Irak Kürdistanı Bölgesel Hükümeti peşmerge güçleri ile müdahalede hızlı davranamadı. Bunun aksine PKK, Irak-İran sınırındaki Kandil’de bulunan ana üslerinden hızla harekete geçti. Ezidilerin imdadına yetişip nüfusu özsavunma konusunda eğiten PKK, Barzani ve onun KDP’since yönetilen bölgede prestij ve güven kazandı. Bölgesel Kürt güçleri ile olan gerilimlere rağmen, sosyal medyada dolaşan tüm o IŞİD hikayeleri ve görüntüleri, bir zamanlar birbirinden ayrı olan Kürtleri birleştirme noktasında etkili oldu ve PKK/YPG güçleri, bu misyonda kolay olmayan bir ittifakla KDP ile birlikte davrandı.

Kürt silahlı güçlerinin tümü arasında YPG en yeni olanı. Halkın savunma güçleri, devrimin kısa bir süre öncesinde kuruldu ve sayıları, Kürt bölgelerini IŞİD’den korumak için katılan gönüllülerle hızla arttı. Bu savaş zamanı mobilizasyonu, savaşmakla ilgilenmeyen veya askeri hizmetlerini Esad rejimi altında zaten yaptıklarını ifade eden genç insanlar arasında huzursuzluk yaratan zorunlu askerlik uygulaması ile de destekleniyordu. Bunun haricinde Kobanê gibi yerlerde, YPG ve YPJ kendi kasabalarını ve şehirlerini koruyan insanlardan oluşuyor.

Kobanê, IŞİD yakın zamanda elde ettiği askeri üstünlük sayesinde çevre kasabaları ele geçirerek adım adım yaklaştıkça, direnişin merkez üssü haline geldi. IŞİD Kobanê’yi almaya özellikle istekliydi çünkü bu kasaba Türk sınırı ile IŞİD’in de facto başkenti Rakka arasındaki en doğrudan güzergahı oluşturuyordu. Buna ek olarak, Kobanê Rojava devriminin de başlangıç noktasıydı. YPG ve YPJ ellerindeki – çoğu, roketatarla ve pikap kamyonları arkasına monte edilmiş yüksek kalibre Rus Doçkaları ile desteklenen küçük silahlardan ibaret – çok az ateş gücü ile destansı bir direniş sergiledi. YPG ve YPJ, adım adım Kobanê merkezine çekilirken, sakallı IŞİD güruhuna karşı savaşan YPJ’li kadınların Batı tarafından romantize edilmesinin ve nesneleştirilmesinin de kısmen sayesinde, neredeyse gündemin en popüler unsuru haline geldiler. Önde gelen sol akademisyenlerden Marie Claire dergisine kadar (Kobanê’deki YPJ’lileri ele alan bir sayı yaptı) herkes, Kürt savaşçılara övgüler dizmeye başladı.

Rojava savaş alanındaki karşıtlığın zarafetini itiraf etmek gerek: Feminist bir ordu, kadın düşmanı bir kökten dinci güruha karşı cesurca direniyor. Görünen o ki, birçok IŞİD’li, bir kadın tarafından öldürülmeleri halinde yüce şehitler olarak cennete giremeyeceklerine inanıyor. YPJ’liler bu inancı biliyorlar ve cephede psikolojik savaş unsuru olarak kullanıyorlar. YPJ’li kadınlar IŞİD’le çatışmaya, bir öfke veya acı ifadesi olarak bilinen Kürt nidası zılgıtlarla girerek taşı gediğine koyuyorlar. Cihatçılara birazdan cehenneme gönderileceklerini haber veriyorlar.

Türkiye’den yüzlerce Kürt, bölgeye ulaşan PKK gerillaları ile omuz omuza Kobanê’nin savunulması için YPG güçlerine katılmak üzere sınırı geçti. Kendilerinin de şehit olacağı bu yolculuğa, Türkiyeli sosyalistler de çıktılar. Bunlardan biri de, İstanbul’daki en prestijli üniversitelerden birinde sosyoloji öğrencisi olan ve yazılarında Fransız dergisi Tiqqun’dan etkilendiği görülen, yalnızca birkaç hafta sonra şehit düşeceği Rojava’ya giden Suphi Nejat Ağırnaslı idi. Kendisi için seçtiği savaş adı olan Paramaz Kızılbaş, Osmanlılar tarafından idam edilen tanınmış bir Ermeni sosyalist devrimci ile Türkiye’de tarihsel olarak hep bastırılmış olan Alevi inancının bileşimiydi. Bu, bölgedeki dayanışmanın karakterini iyi örneklemektedir: Ermeni bir devrimcinin adını alarak Kürt devrimini savunmaya giden bir Türk devrimci.

1051843_620x410

Batı medyasında çıkan haberlerden de takip edilebileceği üzere, birçok Amerikalı ve Avrupalı da Rojava’da direnişçilerin safına katılmak için yola çıkmıştı. Kimisi YPG veya YPJ’ye katıldılar; kimisi ise Birleşik Özgürlük Gücü (BÖG) gibi komünist ve anarşistlerden oluşan diğer birliklere. Kürtlerin özgürlük mücadelesi ile dayanışmaya gelen enternasyonalist devrimcilerin yanı sıra, Birleşik Krallık veya ABD’den gelen ve İslamcı aşırılıkçılara karşı savaş vaktinin sonunda geldiğine inanan eski askerler veya asker özentileri de vardı. Bu uluslararası savaşçılardan bazıları, silah yoldaşlarınca hayata geçirilen Demokratik Özerklik siyasi felsefesine ısınmaya başladılar; bazıları ise “bir avuç komünistin” arasına düştüğünü anlayıp hızla ortamı terk etti.

CP-juDOWIAAOf4H

Kürt yoldaşları ile omuz omuza savaşan enternasyonalist devrimciler, savaş cephesinde kazandıkları stratejik deneyim ve insanların kendilerini özgürlüğe adaması halinde neler olabileceğine dair yepyeni bir ilham ve perspektif ile dönecekler ülkelerine.

2014 güzü ortasındaki manzarada, Kobanê düşecekmiş gibi görünüyordu. Dünya çapında dayanışma gösterileri düzenleniyordu. Erdoğan’ın IŞİD’e destek vermeyi bırakması için Türkiye’de olaylı toplumsal eylemler gerçekleşiyordu. Bu esnada, bölgesel güçler arasında da nasıl bir yanıt verileceğini belirlemeye yönelik toplantılar sürmekteydi. Kobanê’deki YPG üyeleri, şehrin düşmesine birkaç saat kalmış gibi görünen o zaman zarfında yaşananları anlatıyorlar: Şehrin merkezindeki bir parka kadar geri çekilmişler, mühimmatlarını IŞİD’in eline geçmemesi için imha etmek üzere bir yere toplamışlar. IŞİD’in şehre henüz girmemiş olduğu bir ay önce değil de tam o anda, vaat edilen ABD ve Fransız hava saldırıları nihayet gerçekten başlamış.

Kuşku yok ki, hava desteği olmaksızın, asgari düzeyde silahlanmış olan YPG güçleri zafer kazanamazlardı. Bombardımanın son dakikada gelmesi, kulislerde ne tür pazarlıklar ve anlaşmalar döndüğünden ayrı olarak, NATO ülkelerinin IŞİD’in zafer kazanmasını istemediğini gösteriyor; ancak görünen o ki, bir taraftan da Kürtlere tamamen harap olmuş bir şehir bırakmak istemişler.

Kürtlerin özsavunmasına dönük NATO yardımı, en azından – özellikle de Öcalan’ın bir NATO operasyonu kapsamında yakalandığı anlaşılmış olduğu düşünülürse – hassas bir mesele. Bu gerçeklik Kobanê’deki YPG üyelerine sorulduğunda, önce “Yoldaş Obama” diye şaka yapıyorlar. Biraz daha zorlandığında ise ABD ve İsrail’in kötü olduğunu ama kötülükte Arap rejimlerine yaklaşamayacaklarını söylüyorlar. Ancak gerçekten de günün sonunda mesele, basitçe bir hayat memat meselesi. İdeal olanı, YPG’nin kendi savunmasını yapabilmek için gereken mühimmatı elde edebilmesi olurdu, ancak bu olmaksızın, mesele ideolojik saflık ile hayatta kalabilmek arasındaysa, tercih net gibi görünüyor.

Kobanê

IŞİD’den özgürleştirilmesinin ardından Kobanê, birçok binanın üst katlarının top atışlarıyla yıkılmış olduğu, savaşın harap ettiği bir şehir görünümündeydi. Koalisyon güçlerinin hava bombardımanı da ciddi bir yıkıma sebep olmuştu. Kobanê’den bir dost ve yoldaş olan Mahmut, bana hayatı boyunca hiç ayrılmamış olduğu şehri gezdirirken, o sokaklarda hayatını kaybeden arkadaşlarını hatırlayarak gözleri doldu. Sokaklarında artık sadece savaşçılar veya ayrılmayı reddedip kalan ya da Türkiye’deki mülteci kamplarından geri dönen az sayıda insan görebildiğimiz bir hayalet kasabada yürüyorduk. Enkaz kaldırıyorlar, yıkıntıların altından ellerinden geldiğince bir şeyler kurtarmaya çalışıyorlardı. IŞİD’in geride bıraktığı patlamamış mühimmatlar ve bubi tuzakları onlar gittikten sonra bile can almaya devam ediyordu. Bu tür patlamalarda şehir kurtarıldıktan sonraki iki hafta içinde en az 10 kişi yaşamını yitirdi. Kürtlerin ödediği bedelin büyüklüğüne rağmen – hayatını kaybeden savaşçı sayısının 2000’in üzerinde olduğu söyleniyor – her gün IŞİD birliklerinin daha da geri püskürtüldüğüne dair haberler geldiğinden bir coşku ve zafer havası hakim.

Mahmut hepsi şu ya da bu şekilde YPG saflarında olan üç erkek kardeşten biri. Çatışma sürecini yaşamış neredeyse tüm YPG’liler gibi, bedenlerinde şarapnel yaraları taşıyorlar ve patlamalardan ve silah atışlarından kaynaklı olarak işitme kaybı yaşamışlar. Eğitimli ve deneyimli bir makinist olan Mahmut, silah ustası olarak saflara katılmış. Ancak sadece silah tamir etmiyor, aynı zamanda yeni tasarımlar da imal ediyor, özellikle de uzun mesafeli dürbünlü tüfekler. Yine de IŞİD Kobanê sınırları içine girene kadar yalnızca işin bu kısmında yer almış. Ondan sonra ise herkes savaşmak için silahı eline almış, 13 yaşındaki bakkal çırağı kardeşi de dahil.

Topunun ağzını nişan alıp vurarak bir IŞİD tankını havaya uçuran keskin nişancıdan, bir başka tankın tepesine cesurca tırmanıp kapağından içeri el bombası atanlara dek bir sürü kahramanlık hikayesi var. Mahmut beni şehrin sokaklarında gezdirirken, aylarca süren Kobanê savaşından kahramanlık hikayelerini birbiri ardına sıralıyor. Uzatmalı bir çatışmada, beş gün boyunca uyumamış, yalnızca kesintisiz saldırı altında oldukları için değil, aynı zamanda korkusundan da. Bir noktada artık bitsin diye ölmek istediğini söylüyor. Yaklaşık yüz kişiden oluşan müfrezesinden yalnızca dördü hayatta kalabilmiş; şehit düşen yoldaşlarının telefondaki fotolarına baktık saatlerce. Mahmut ve kardeşi Arif dahil YPG’lilerin birçoğunda akıllı telefon var. Arif, siper savaşındayken Facebook sayfasına baktığı için komutanından azar işitmiş. Arif bir keskin nişancı. Ama yanlışlıkla bir yoldaşını vurduktan sonra yaşadığı travma nedeniyle YPG’den ayrılmış.

Enkazda halen ölü bedenler olduğundan ve YPG tarafından tahrip edilmiş terk edilmiş tankların gelişigüzel dizili olduğu yollar IŞİD’li cesetleriyle dolu olduğundan bazı mahalleleri ölü bedenlerin kokusu sarmış. Salgın hastalıkları önlemek için, IŞİD’lilerin cesetleri genellikle yakılmış ama o kadar çok ceset var ki baş etmek mümkün değil. Tüm bu ölüm ve kıyımın ortasında, yine de sık sık neşeli anlar yaşanıyor. Belki de cepheden gelen ilerleme haberleri nedeniyle. Akşamlarımızı yemek için M16’larla için tavuk avlayarak, ardından nargile üstüne nargile içerek, ateş etrafında şarkı söyleyerek, uzaktaki Türkiye sınırından güneşin yükselmesini bekleyerek geçirdik.

Sınırlardan Ulusal Kurtuluş

ABD uçakları radikal solcu savaşçılara yardım ediyor olduğu için gerçeküstü gibi duran hava bombardımanı ile rüzgar, bölgeyi adım adım IŞİD’den geri alan ve en sonunda da onları Fırat’ın batı yakasına kadar sürerek Rakka’ya 40 km. yaklaşan YPG lehine döndü. 1 Temmuz 2015’te, Özgür Suriye Ordusu ile YPG’nin ortak operasyonları sonucu Telabyad IŞİD’den kurtarıldı. Bu olayın önemi çok büyük. Öncelikle bu, ÖSO ile YPG arasında gerçekleştirilen ve Kürtlerin Esad yanlısı olduğunu düşünen Suriyeli devrimcilerin endişelerinin kısmen yatışmasını sağlayan en yüksek koordinasyon oldu. İkincisi, IŞİD açısından Türkiye’den giriş için önemli olan bir nokta ele geçirilmiş ve Suriye içine ve Rakka’ya giden koridorları kapatılmış oldu. Belki de en önemlisi ise, Telabyad’ın alınması ile birlikte doğudaki Cizire kantonu ile Kobanê’nin birbirine bağlanması ve Rojava’da kesintisiz bir alan yaratarak Kobanê’nin yalıtılmışlığını ilk kez ortadan kaldırılması.

Kürtler dünya üzerinde sınır geçişlerinde en çok can veren halklardan biri. Onların durumunda sınırlar Birinci Dünya Savaşı sonunda Sykes-Picot ile çizilmiş. Kürtlerin ortadan kaldırmaya çalıştıkları, Türkiye, Suriye, Irak ve İran arasındaki bu sınırlar ve sınırlara dair eleştirileri bu deneyimden kaynaklanıyor. Kürtlere sık sık devletsiz ulus deniliyor; PKK onlarca yıllık bir ulusal kurtuluş mücadelesine öncülük etti ve Kürt özgürlük mücadelesi halen bu şekilde sınıflandırılabilir ancak bu sınıflandırma klasik anlamda olmaz. Neredeyse 21. yüzyıla göre güncellenmiş bir ulusal kurtuluş mücadelesidir bu. Hem Türkiye’de hem de Suriye’de, Kürt hareketi ezilen tüm halklar, devrimci sosyalistler ve başkaları – sık sık “demokrasi güçleri” olarak adlandırdıkları bir halklar kolektifi – için ortak bir mücadele platformu sağlamaya çalışıyorlar. Bu platform, bir yandan her bileşen özerkliğini muhafaza ederken diğer yandan dayanışmayı ve ortak eylemi öne çıkarması ile, Huey Newton’un interkomünalizmini anımsatıyor.

Bu HDP’nin politikalarında, daha da belirgin olarak ise Rojava’daki özyönetim yapılarında kendini gösteriyor, özellikle de Kürtlerin, Arapların ve Asurilerin birlikte yaşadıkları, komünal özyönetime birlikte katıldıkları ve savaş güçlerini YPG içinde mobilize ettikleri doğu kantonu Cizire’de. Etnik bölünmelerin salgın hale geldiği bir bölge için Kürtler üçüncü bir yol öneriyor. Sınırın bir tarafında IŞİD ile Esad rejimi, diğer tarafında ise AKP ile Türk milliyetçiliği arasında bir seçim yapmak yerine kendi projelerini üçüncü yol alarak öneriyorlar.

Bu proje, demokratik moderniteyi kapitalist moderniteye, konfederalizm üzerinden özyönetimi ulus devlete bir alternatif olarak sunuyor. Ortadoğu’da sınırları ortadan kaldırmaya çalışanlar yalnızca Kürtler değil. Haritayı baştan çizmeyi başaran IŞİD’in yanı sıra Erdoğan’ın da, Türkiye’nin hakim bölgesel güç olarak hakkettiği pozisyona (yeni Osmanlıcılık) geri geleceği “Büyük Ortadoğu Projesi” kapsamında kendi arzuları var. Bugün halihazırda, Barzani’nin Kuzey Irak’taki Kürt Bölgesi’nde bulunan birçok yabancı işletme Türk sermayeli. Bölgede güçlü bir PYD ve PKK olması, bu proje açısından engel teşkil edecektir.

Seçimler ve bir Katliam

AKP 13 yıldır Türkiye’de seçimlerden kesin bir üstünlükle çıkıyor ve tek parti olarak iktidarını sürdürüyor. HDP, 7 Haziran 2015’teki tarihî seçimlere giden süreçte zekice bir siyasi strateji ile Erdoğan karşıtlığını oya dönüştürmeyi başardı. Türk seçim sisteminde %10 barajı var: Bir parti ülke genelinde oyların %10 veya fazlasını alamazsa meclise giremiyor ve verilen oylar boşa gidiyor. Kürt hareketi bu engelin etrafından dolanmak için seçimlere genellikle meclise girdikten sonra parti üyesi olacak bağımsız adaylarla girdi. Bu strateji meclise 35 temsilci göndermeyi başarabilirken, %10’dan fazla oy alınması en azından bunun iki katı temsilci sağlayacaktı.

7 Haziran seçimleri, AKP’yi tek başına iktidardan etmek ve Erdoğan’ın anayasal değişiklikle kendisini Türkiye’nin mutlak reisi yapma arzularını boşa çıkarmak için bir imkandı. HDP’nin genç ve karizmatik eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, “Seni başkan yaptırmayacağız!” sözlerini ana kampanya sloganı yaptı. Gezi isyanı ile biriken Erdoğan nefreti, Erdoğan’ın IŞİD’e verdiği destek ve Kobanê direnişinin ilham verdiği coşkuyla kesişti. Sonuç, HDP’nin seçimlerde %13 oy ve 80 vekillik kazanması ve hiçbir partinin tek başına iktidar olamayacağı bir meclis bileşimi oldu.

Silahlı PKK ile seçim partisi HDP arasındaki ilişki hassas olmasına rağmen tamamlayıcı. HDP zorlu bir denge tutturmak zorunda: Kürt nüfusun gözünde meşruiyetlerini silahlı mücadelenin açık alandaki kanadı olmalarından alıyorlar, ancak ülke çapında başarıyla siyaset yapabilmek için mesafelerini de korumaları gerekiyor. Bunu bilen kurnaz Erdoğan ve şürekâsı, HDP’yi PKK’ye, her ikisini de daha aklı başında seçenek olarak resmettikleri Öcalan’a karşı (onunla olan iletişim devlet kontrolünde olduğundan ve kendisinden beş aydır kimse haber alamadığından kolay bir iş) fitlemek için ellerine geçirebildikleri tüm fırsatları kullanıyorlar. HDP yasal ve silahsız bir siyasi parti olarak içinde bulunduğu hassas pozisyonla, sık sık PKK üyeleri ile aynı baskılara maruz kalmaya açık.

Seçimleri takiben, hiç kimse koalisyon hükümeti kurmayı başaramadı. Herkesin dikkati bu açmaza odaklanmışken, Erdoğan AKP’yi iktidara getirmesi için halka bir fırsat daha vermek üzere erken seçimleri zorlayacağını açık etti. Ardından Suruç katliamı yaşandı.

Katliamın hedefindeki sosyalist gençler, İstanbul’dan Kürdistan’a giden bir başka delegasyondu. Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu tarafından Kobanê’nin yeniden inşasına el vermek amacıyla düzenlenen bir organizasyondu. Mülteci çocuklar için oyuncaklar, bölgede dikmek için de fidanlar getirmişlerdi. 20 Temmuz 2015 sabahı SGDF, mülteci kamplarına yardım etmek için gelen gönüllülerin fiili toplanma noktası olan Amara Kültür Merkezi’nde bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamanın ortasında, bir intihar bombacısı üzerindeki bombalarla birlikte kendini havaya uçurarak 34 kişiyi katletti. Bu katliam tüm ülkeyi şok etti ve birbirini tetikleyecek bir dizi olayın pimini çekti. İki gün sonra Erdoğan, PKK’ye karşı yeni bir imha kampanyasına örtük destek vermesi karşılığında, ABD ile Türkiye’deki İncirlik Hava Üssü’nün IŞİD’e karşı kullanımına yönelik bir anlaşma yaptı. İntihar saldırısı sonrasında iki polisin öldürülmesini gerekçe yaparak (PKK resmi kanallarınca daha sonra açıkça reddedilen bir misilleme eylemi), Türk hükümeti Kuzey Irak ve Türkiye’nin güneydoğusundaki PKK noktalarına yönelik yoğun bir hava saldırısı başlattı. Buna ek olarak ülke çapında 2000’in üzerinde insanın göz altına alındığı ve halen devam etmekte olan operasyonlar düzenlendi. AKP eylemlerinde öylesine saldırganlaştı ki, Suruç saldırısından yaralı kurtulan sosyalist delegasyondan birini dahi gözaltına aldı.

AKP ülkedeki tüm aşırı terör örgütlerini hedeflediğini iddia etti: PKK, IŞİD ve Marksist Leninist DHKP-C. Bunların üçü arasında DHKP-C etkililik açısından diğer ikisi ile mukayese bile edilemez, torbaya fazladan eklenmiş gibi görünüyorlar. AKP ve Erdoğan medyada IŞİD’i de hedef aldıklarını söyleseler de, gerçekte yapılan göz boyamadan başka bir şey değil. Ağustos sonu itibariyle gözaltına alınan 2544 kişinin yalnızca %5’inden azı IŞİD bağlantılı iddialarla alınmış ve bunların çoğu da daha sonra serbest bırakılmış. Yaklaşık 400 kadar hava saldırısının yalnızca 3’ü IŞİD’i hedef almış. Bu hava saldırıları PKK kamplarını hedef alıyor. Özellikle de Kandil’deki merkezi olanını. Ancak civardaki Irak köyü Zergele’de yaşandığı gibi, saldırılarda siviller de öldürülüyor.

Suruç saldırısı Kürt hareketini hedef almasına rağmen, yine Kürt hareketine saldırmanın gerekçesi olarak kullanılıyor. Bu yazının yazılmaya başlandığı Eylül başı itibariyle, Türkiye İnsan Hakları Derneği’ne göre en az 47 sivil ve 47 PKK gerillası öldürülmüştü. PKK mümkün olan her yerde sert şekilde karşılık veriyor: Şu ana dek en az 92 polis veya asker öldürüldü ve 24 devlet görevlisi veya güvenlik kuvvetleri mensubu kaçırıldı.

Bu baskıya yanıt olarak Kürt kasabaları ve şehirleri ardarda birçok gece gösteri ve ayaklanmaya sahne oldu. Devletin yanıtı vahşiydi: medyadaki uzmanlar ülkenin kanlı 1990’lı yıllara geri döndüğü yorumunu yaptı. Devletin duruş noktasından durum kesinlikle böyle ancak Kürt hareketi değişmiş ve gelişmiş durumda: On altıdan fazla kasabada Kürtler özerklik ilan ederek inisiyatifi ele aldılar ve özsavunma haklarını vurgulamaya başladılar. Bu ilanlar daha da fazla vahşet ve gözaltı ile karşılık buldu. Özellikle de Silopi ve Cizre’de, devlet çocuklara ve çatışmalarla doğrudan ilgilisi olmayan insanlara karşı bile keskin nişancıları devreye sokarak yanıt verdi. Hemen ardından ev baskınları ve yargısız infazlar geldi. Kırsal alandaki bombardıman orman yangını felaketlerine neden oldu ki bu da bölgedeki bir başka zulüm şekli. Bölgedeki birçok kasabada, sıkıyönetime benzeyen bir uygulama olan özel güvenlik bölgesi ilanı halen devam ediyor. Sokağa çıkma yasakları ve özel timler tarafından gerçekleştirilen operasyonlar yaygın şekilde sürüyor.

1 Kasım 2015’de yeni bir erken seçim yapılacak. AKP ve iktidara tutunmak için ülkeyi iç savaşa sürüklemek dahil hiçbir yoldan imtina etmeyeceğini göstermiş olan Erdoğan için bu seçimde oylarda bir artış olmayacağı çoktan netleşti. Erdoğan’ın seçimleri güvenlik riski nedeniyle bir yıl ertelemek için yetkisini kullanması ihtimal dahilinde. Kürtlerin Türkiye-Suriye sınırının her iki yakasındaki başarıları, akıllıca siyasi tercihleri ve kahramanca savaş manevraları, AKP ve Erdoğan’ı bir kırılma noktasına getirdi. Gerçek anlamda faşist bir polis devletine doğru mevcut gidişat bir şeyi gösteriyorsa, o da iktidardan düşmesinin iktidar dönemi kadar zalimane olacağı.

Devrim ısrarını sürdürürken bayatlamış sol dogmalardan kopmaya çalışan Kürtlerin sergilediği sebattan çok etkilendim. Milyonlarca insanı ilgilendiren bir toplumsal hareketin dönüşümü bir gecede gerçekleşmeyecektir, ancak devleti ve erkeğin kadın üzerindeki veya insanların insan olmayanlar üzerindeki egemenliği gibi diğer hiyerarşileri ortadan kaldırmayı amaçlayan yeni toplumsal ilişkileri ve yapıları uygulama başlamış durumdalar. Gözlemlerime göre, nesillerdir süren bu inatçı mücadele dünyanın en sekter bölgesini özerk işbirliği ve dayanışma bölgelerine dönüştürme potansiyeline sahip. IŞİD ve Türk devletinden kurtulabildikleri ve kendi aşağıdan devrimlerini sürdürebildikleri sürece, dünyanın başka yerlerinde özgürlük için savaşan bizlere daha öğretecek çok şeyleri olacak.

-Bitti-

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s