Erdoğan’ın şiddetle gelen zaferi – Roger Cohen (NYT)

n_83665_1

Türkiye, Başkan Putin’e çok şey borçlu olan 21. yüzyıl otoriterliğinin yolunda gibi görünüyor – medya üzerindeki hakimiyetin, çatışma üzerinden manipülasyonun, iplerinden boşanmış milliyetçiliğin ve hukukun üstünlüğünün çöpe atılmasının bir demokrasi maskeli balosu yaratılmasına imkan sağladığı bir toplum.

Cumhurbaşkanı Erdoğan için işleri değiştiren şiddet oldu. “İstikrar”, 7 Haziran’da kesin zaferini sağlayacak oy çoğunluğuna ulaşamayan AKP’nin bu seçimdeki anahtar kelimesi haline geldi. Türkiye için yeniden tek parti iktidarı zamanı. Ve ipler tek adamın elinde.

Son beş aydır izlediği yöntem istikrarsızlık politikası olmuşken, Erdoğan, umulmadık şekilde, istikrarın cisimleştiği isim olabildi. Aslında belki de o kadar umulmadık değildi bu, an itibariyle iktidarda 13 yılını dolduran Erdoğan, korku psikolojisinin ve Sünni Türk milliyetçiliğinin gücünü biliyor, özellikle de Kürt savaşının eski heyulası belirince.

Erdoğan ateşle oynadı; İslam Devleti’nin terörle haşır neşir cihatçıları karşısındaki tavrı, simgesel karşı çıkışlarla mülayim savsaklamanın bir karışımıydı, yine de iki terör saldırısı üretmeye yetti. Biri Suriye sınırında 20 Temmuz günü, diğeri ise geçtiğimiz ay Ankara’da gerçekleştirilen saldırılarda 130’un üzerinde insan hayatını kaybetti. Kurbanların çoğu Kürt’tü. Geçtiğimiz ayla içinde Türkiye sınırları içinde ve ötesinde, birçok cepheden kışkırtılan ve saldırıya uğrayan PKK militanları yeniden şiddete başvurdu ve 22 Temmuz’da iki Türk polisini öldürdü. Uyuyan savaş uyandı. Bu, Erdoğan’ın, Türkiye’yi komşu ülkelerin kargaşalarından koruyabilecek tek adam olduğunu öne sürebilmesine zemin sağladı.

İşte Haziran ile bugün arasında neyin değiştiğinin kısa özeti bu. Erdoğan o çokça lafını ettiği halk iradesine saygı göstermedi. Haziran sonuçlarını beğenmedi ve elinden gelen her türlü yolla bu sonucu değiştirmek ve bir meclis çoğunluğu sağlamak üzere işe koyuldu. Kırılganlık, onun siyasi müttefikiydi.

Sahil şeridinin cumhuriyetçi laikliği karşısında Anadolu’nun bağrından gelen muhafazakar Sünni milliyetçiliğin cisimleştiği AKP, Haziran seçimlerinde yüzde 40,9 olan oyunu 49,3’e yükseltti. Beş ay önce 258 olan koltuk sayısını, tek başına iktidar olmasına yetecek şekilde 317’ye yükseltti. Aşırı milliyetçiler ile muhafazakar Kürtler Erdoğan’ı seçtiğinden, aşırı sağcı MHP ile Kürt ağırlıklı HDP oy kaybetti. Bu denli kısa sürede yaşanan bu oy kayması, olağandışı ölçekteydi.

Türkiye siyasetinin yeni yüzü HDP, yine de yüzde onluk seçim barajını kılpayı aşarak meclise girmeyi başardı. Bu kritikti; mecliste HDP’nin olmadığı bir AKP hakimiyeti, Erdoğan’ın Anayasayı değiştirmek ve icracı bir başkanlık oluşturmak için ezici üstünlük kurmasına imkan verebilirdi. Bunu yine de deneyeceği kesin, ama karşısında bir direnç olacak. Uzunca bir süredir, Ortadoğu’da bir Müslüman demokrasisi için umut olmayı sürdüren Türkiye, otoriterlik eşiğini henüz geçmiş değil ama çok yakın.

HDP’nin karizmatik lideri Selahattin Demirtaş, “Bir milyon oy kaybetmiş olabiliriz, ama tüm katliam politikalarına karşı dimdik durmayı başardık” dedi. “Büyük bir zafer” kazandıklarını söylemek istiyordu. Kesinlikle önemli bir zaferdi.

HDP yara aldı ama ölüm döşeğinde değil, üyelerine yönelik yaygın tutuklama kampanyasına rağmen. Partinin geleceği, PKK şiddetini yeterince sert kınamamakla eleştirilen Demirtaş’ın yeni, kapsayıcı ve şiddetsiz bir Kürt siyasi rotası çizmeyi ne kadar başarabileceğine bağlı olabilir. Kürt olmayan seçmenlere yönelimi, ki Haziran’daki sürpriz gelişme bu idi, buna bağlı.

Fakat Demirtaş, Erdoğan’ın entrikaları karşısında savunmasız. Son beş aydır süren çalkantılı başaşağı gidişat daha ne kadar zapt edilebilir belli değil. Erdoğan’ın şiddet cini şişeden çıktı; özgür basına saldırdı, hukukun üstünlüğünü ayaklar altına aldı, ülkeyi kutuplaştırdı ve her muhalifin “millet karşıtı” ve hain addedildiği bir atmosfer yarattı.

Davutoğlu seçim zaferi konuşmasında “Türkiye’yi her türlü kutuplaşma ve gerilimden birlikte çıkaralım” dedi. Bu sözler Erdoğan’ın bir adamından duyulunca, tam bir riyakarlık gibi geliyor.

Türkiye şu an için, Rusya Başkanı Putin’e çok şey borçlu olan 21. yüzyıl otoriterliğinin – medya üzerindeki hakimiyetin, çatışma üzerinden manipülasyonun, iplerinden boşanmış milliyetçiliğin ve hukukun üstünlüğünün çöpe atılmasının bir demokrasi maskeli balosu yaratılmasına imkan sağladığı toplumların – hoşgörüsüz yolunda gibi görünüyor. Bu, Erdoğan’ın on üç yıl önce vadettiği – ve bir an için temsilcisi gibi göründüğü– askeri darbe tehditlerinden kurtulmuş daha tam bir demokrasiye ihanet anlamına geliyor.

Bu ihanete son verme zamanı geldi. Önerilen alternatif daha şiddetli çıktı. Bu, altı oyulmuş bir demokraside gelen bir zafer.

Seçim kampanyası döneminde meçhul saldırganlarca dövülen tanınmış gazeteci Ahmet Hakan’la konuştum. Ahmet Hakan geçmişte AKP’ye sempati beslemiş olan ancak şu an eleştirel bakan biri. “En büyük eleştirim eleştiriye karşı hoşgörüsüzlüklerine,” dedi. “Hükümete kategorik olarak karşı değilim ama o kadar hoşgörüsüzler ki bunu bile kaldıramıyorlar. AKP’yi Türkiye’yi demokratikleştirmeye çalışan bir parti olarak görmüştüm ama adım adım bir tek adam partisi haline geldi.”

Ona saldıranın kimler olduğunu sordum. Hükümete yakın kimseler miydi? Söylemedi. “Ama bu hükümetin yönetimi altında, siyasi atmosfer bunu olası hale getiriyor.”

New York Times, 2 Kasım 2015

Çeviri: Serap Güneş

Düzelti: Bûrâk Dêmîr

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s