Ölüm tüm sorunları halleder: Otoriterlerin Ayaklanma Bastırma El Kitabı – Daniel Byman

3 Şubat 2016

Editörün notu: Bu makale, Journal of Strategic Studies’in son sayısında yayınlanan “‘Death Solves All Problems’: The Authoritarian Model of Counterinsurgency” (Ölüm Tüm Sorunları Halleder: Otoriter Ayaklanma Bastırma Modeli) makalesinden uyarlanmıştır.

Beşar Esad kaybediyor olmalı. Rejimi sivilleri katletti, Suriye halkını birbirine düşürdü, ordusunu siyasallaştırdı, ayrımcı siyasal sistemi sürdürdü ve ne kalpleri ne de akılları kazanabildi. Yine de kuşkuculara karşı durmayı ve iktidara tutunmayı başardı. Ama, yalnız diktatör Esad, zafere gidiyor da değil. Cezayir, Çin ve Mısır, ayaklanmalarla çalkalanıyor ve bu devletler başarıya giden yolda büyük oranda baskılarını artırarak ilerliyorlar. Tıpkı geçmişte yaptıkları gibi. Tek başına Rusya, geçtiğimiz yüzyıl içinde 20’den fazla isyan gördü ve bunların büyük çoğunluğunu başarıyla bastırdı. Düşünür Yuri Zhukov’un iddia ettiği gibi, Rusya’nın uzun tarihi, “baskının, ama orta değil de yüksek seviyede olanının, işe yaradığını” gösteriyor. Öte yandan düşünürler ve politikacılar, sık sık hatalı biçimde otoriter devletlerin ancak reformlar hayata geçirmeleri halinde ayaklanmaları yeneceklerini sanıyorlar ve bu devletlerin, ayaklanmaları bastırmak için başvurdukları kendine has yolları göz ardı ediyorlar.

Ayaklanmalara karşı otoriter yolun karnesi ne denli iyi ve bu yola başvuran devletler kazanmak için ne tür araçlar kullanıyorlar? Karneleri, genel olarak sanılandan daha iyi – aslında neredeyse demokrasilerinki kadar iyi. Yine de, otoriter rejimler kazanmak için, kendilerini zafere götürebilecek ama ordu güçlerinin çoğunu kullanamamalarından sık rastlanan yolsuzluklara, zayıf askeri eğitime ve devlet denetiminin zayıflaması halinde ileride savaşın patlak vermesini daha olası kılacak şekilde baskıyı aşırı ölçüde kullanmaları riskine kadar, birçok bedeli ve çeşitli kısıtları olan, kendine has bir yol izliyorlar.

Şaşırtıcı Başarı Karnesi

Otoriter rejimler isyancıları çoğunlukla yeniyorlar. 2010 boyunca yaşanan ayaklanmalar üzerine yapılmış bir RAND araştırması, otokrasilerin, savaştıkları 40 isyandan 16’sında kesin bir zafer kazandıklarını ve yalnızca 12 kez kaybettiklerini gösteriyor. Kalan 12 vakada, iki tarafın da kimi kazanımlar elde ettiği bir “karma sonuç” görülmüş. Aslını söylemek gerekirse, otoriter devletler, bu rakamların gösterdiğinden biraz daha iyi bir iş çıkarmış olabilirler, çünkü kayıp haneleri, üçüncü taraf aktörlerin isyancıları desteklediği birçok vakayı da içeriyor.

Ayaklanmacılarla başarıyla nasıl mücadele edileceği konusunda ABD’deki geleneksel anlayışla taban tabana zıt olduğundan, otokrasilerin başarı oranı özellikle sürpriz gibi görünüyor. “Ayaklanma bastırmanın Amerikan tarzı bir yolu” olduğunu söylemek konsensüsü abartmak olur ama çeşitli kaynaklar incelendiğinde, ABD’nin benimsediği demokratik modelin, bazıları ayaklanma bastırma Saha El Kitabı 3-24 içinde derlenmiş olan birçok ortak özelliğe sahip olduğu görülüyor. İdeal tipte bir demokratik yaklaşımın tanımı, başarı için, çoğu zaman gelişmiş bir yönetim tarzı ile nüfusun devlet otoritesinin meşruiyetini kabule ikna edilmesinin gerektiğini vurgulamaktadır. Devlet, “nüfusun kalplerini, akıllarını ve rızasını kazanmaya” çalışmalıdır. Güç gereklidir, ama kullanımı sınırlı olmalıdır: “Bu savaşta sonuca, öldürerek ulaşamazsınız.” Genele baktığımızda demokrasiler haklarından mahrum toplulukları kapsamayı, hiç olmadı bir yandan sıkıntılarını hafifletirken diğer yandan kamu güvenliğini korumayı daha iyi beceriyorlar. Demokratik bir siyasal sistemin değeri var çünkü meşruiyeti artırıyor, devleti nüfusa karşı daha sorumlu kılıyor ve rejimin zora başvurma olasılığını azaltıyor. Eğer bu kriterler en önemli olanlarıysa, o zaman otoriterlerin karnesi çok daha kötü, hatta felaket olmalıydı.

Otoriterlerin El Kitabı

Bu durumda, otoriterler ABD’nin “en iyi uygulamalarına” zıtlık teşkil ediyorlarsa, hangi araçları kullanıyorlar ve bunun başarılarına ne gibi bir katkısı var?

Demokrasilerle otoriterler arasındaki en açık ve temel fark, baskının bir ayaklanma bastırma aracı olarak demokrasiler tarafından da (özellikle de sömürgecilik söz konusu ise) kullanıldığının göz ardı edilmemesi kaydıyla, otoriterlerin baskıyı temel alması. Otoriterler ayaklanma şüphelilerine, potansiyel destekçilere ve hatta yollarına çıkan herkese zalimce muamele ederler. İşkence, sürgün etme, yargısız infaz, uzun tutukluluklar, “zorla kaybetmeler” ve diğer birçok ihlal yaygındır.

Baskının ayaklanmaları bastırma konusunda etkisi üzerine bir konsensüs yok. Bazı düşünürler güç kullanma tehdidinin şiddetin yayılmasını engelleyebileceğini öne sürerken diğerleri baskının başkaldırıya destek yarattığını ve isyancıların saflarını kalabalıklaştırmasını ve mücadeleyi başka yollardan sürdürmesini kolaylaştırdığını savunuyorlar. Güç kullanmanın kısıtlanması gerektiği görüşüne örnek olarak ABD ayaklanma bastırma el kitabı “güç ne kadar çok kullanılırsa o kadar etkisizleşir” diyor. Ve baskının başarısız olduğu birçok örnek var: Örneğin Somoza Nikaragua’sı büyük ölçekli bir baskıya başvurdu ama Sandinistler yine de rejimi devirdiler.

Ama otoriter rejimler demokratik rejimlerin baskıcı olarak değerlendireceğinden çok ötede bir ölçekte sık sık baskıya başvuruyorlar ve dolayısıyla ayaklanma bastırma çabalarına yardımcı olan farklı etkilere ulaşıyorlar. 2. Dünya Savaşı sırasında Baltıklardaki direnişi ezmek için Sovyetler Birliği nüfusun yüzde 10 kadarını sürgüne yolladı. Sürgünün ölçeği, gerillaların gıda ve tedarik elde etmesini imkansız hale getirdi. Tibet’te Çin köyleri tümden yok etti, isyancılara destek olan sivilleri diri diri çarmıha gerdi, yaktı veya kaynattı. Bu tarz bir vahşet, yerel nüfusu kazanamadı ama onun yerine nüfusun asilere yardım etmesinin önüne geçti ve Rusya ile Çin’in nihayetinde isyanları ezmesini sağladı.

Etkili şekilde baskı, rejim karşıtlığına sempati duysalar bile insanları ayaklanmayı desteklemekten kaçınmaya mecbur bırakabilir. Baskı, siyasal alanı kapatır ve isyancıların örgütlenmesini daha zor hale getirir. Özü itibariyle, potansiyel isyancılar örgütleme fırsatı bırakmaz ve harekete katılmanın bedelini artırarak isyancılar için mücadele yürütmeleri ve zafer kazanmaları için kritik olan kitle desteğini elde etmesini zorlaştırır. İsyan başarıyla bastırıldığında, potansiyel destekçiler yüksek olasılıkla çok şiddetli biçimde cezalandırılacaklarını bilirler. Güçlü bir yönetim iyi bir yönetimden daha önemli olduğu ölçüde, aşırı baskı isyanı önleyebilir. Otoriter rejimler, önemli bir örgütlenme olan sivil toplumu da ezebilir veya en azından bastırabilirler. Sivil toplumun yokluğu, potansiyel ağların önünü tıkar ve isyancıların eleman ve fon sağlayarak başka yollardan örgütlenmesini engeller. Eric Wolf’un da belirttiği üzere, “Bir isyan tam bir acizlik durumundan başlayamaz; hiç güce sahip olmayanlar kolay kurbanlardır.”

Bakıya ek olarak, otoriter rejimler istihbarat dinlemelerine ve enformasyon operasyonlarına da başvururlar. Genel olarak denetim ve itaat sağlamak için kullanılan tedbirlerin aynısı şüpheli nüfusları hizaya almak için de faydalıdır. Otoriter rejimler, tipik olarak, vatandaşları hakkında kapsamlı şekilde bilgi toplarlar ve seyahat ve haber özgürlüklerini sınırlandırırlar. Modern ayaklanmalar konusundaki araştırmaların önde gelen ismi David Galula, devletin denetiminin mutlak olmamasını ayaklanmanın yayılması için gerekli koşul olarak görüyor: “Hiçbir gizlilik olmadığı, her olağan dışı hareket veya olay bildirildiği veya denetlendiği, ebeveynler çocuklarının önünde konuşmaya korktuğu müddetçe ilişkiler nasıl kurulabilir, fikirler nasıl yayılabilir, katılımlar nasıl sağlanabilir?”

Otoriter rejimler, güçlü güvenlik güçleri ve insan haklarını tanımamaları nedeniyle, yüksek miktarlarda insan istihbaratı ve sinyal istihbaratı gibi saldırgan istihbarat teknikleri kullanmada veya istihbarat üstünlüğü elde etmede ustalaşmışlardır. Hatta iyi insan istihbaratı, çoğunlukla halktaki itibarın bir yansıması olarak görülürken; şantaj, kan davası, rüşvet ve diğer daha nahoş yöntemlerden de elde edilebiliyor. Otoriterler, demokratik ülkelerin imtina edeceği “false flag” yanıltma harekatları veya başka Makyavelist ayaklanma bastırma tedbirlerini de hayata geçirebiliyorlar. Örneğin 1990’larda, Cezayir güvenlik güçleri, isyancı gruplara sızdılar ve onları daha radikal eylemlere yönelttiler. Hatta isyancılara yönelik nefret aşılamak için onların kılığına girip köylüleri dehşet verici şekillerde katlettiklerine dair bazı raporlar bile var – onlarca yıl önce Ukraynalılara ve diğer gruplara karşı Sovyet hocalarının yaptıklarından öğrendikleri gibi.

Savaştan etkilenen tehlikeli bölgelerdeki halk kaçtığı için nüfus transferleri savaşın yaygın bir sonucu. Otoriter rejimler (ve bazı demokratik hükümetler de, özellikle de sömürge durumlarında), ayaklanma bastırma politikalarının parçası olarak bu gibi nüfus hareketlerini planlayıp hayata geçirebiliyorlar; dehşet verici ama güçlü bir yöntem. Nüfus kontrolü tedbirleri ayaklanmaları başarıyla bastırmada sıklıkla kilit rol oynuyor. Kitlesel ölçekli sürgünler asileri potansiyel destekçilerden ayırabiliyor. Stalin, yüz binlerce Çeçeni, İnguşu, Kırım Tararını ve Kuzey Kafkasyalı halkı, pek az dayanağa sahip “potansiyel Nazi işbirlikçisi oldukları” iddiasıyla 1953 ve 1944’te sürgün etti. Sürgünlerle olmasa bile, otoriterler hareket serbestisini engelleyerek çatışma bölgesine giriş çıkışları engelleyebilirler. Ticareti durdurabilir, ölçüsüz sokağa çıkma yasakları ilan edebilir veya bir bölgeyi izole edip isyancıları potansiyel destekçilerden fiziksel olarak ayırabilirler. Toft ve Zhukov’un Kafkaslar’da Rusya üzerine yaptıkları çalışmada, böylesi bir çabanın, isyancıların cephe gerilerine ulaşmasını, takviye kuvvet getirmesini, dışarıdan hayati önemdeki desteği sağlamasını veya etkili şekilde yanıt vermesini önleyecek şekilde “çatışma bölgesini kapalı bir sisteme dönüştürdüğünü” bulmuşlar.

Bu zalim tekniklerin de gösterdiği üzere, otoriter rejimlerin bir ayaklanma sırasında sivilleri öldürmesi daha olası. Düşünürler, kasıtlı sivil katliamlarının en olası olduğu durumun, devletlerin varlıklarını doğrudan tehdit eden güçlü ayaklanmalarla yüz yüze olduğu ve isyancılarla etkili şekilde mücadele etmeye yetecek istihbaratı elde edemediği durumlar olduğunu bulmuşlar. O zaman rejimler, isyanın lojistik zeminini yok etmek, “denizi kurutmak” amacıyla sivillerin peşine düşüyor.

Ayaklanmalardaki yaygın yöntemlerden bir diğeri de, düşman tarafın kamuoyunu yenilginin kaçınılmaz olduğuna ya da zaferin çok ağır bir bedel istediğine ikna ederek düşmanın iradesini kırmaktır. Ölümler ve savaşın vahşetinin kamuoyuna gösterilmesi, isyanı bastırmak için çoğu zaman gerekli olan çok ağır harcamaların da yapacağı gibi, halka “hanyayı konyayı” gösterebilir. Otoriter rejimler çoğu zaman isyancıların neden olduğu sıkıntılara demokrasilerden çok çok daha iyi dayanıyorlar. David Ucko’nun da belirttiği gibi, otoriter rejimler isyancılarınkinden ziyade kendi halklarının kalbini ve aklını kazanmaya gayret ediyorlar. İkinci Çeçen Savaşı’ndan önce, Rus hükümeti Çeçen isyancıları çete ve terörist gibi göstermek için devlet kontrolündeki medyayı kullandı. John Dunlop’un kitabında öne sürdüğüne göre, Rus yönetimi, sırf Çeçen teröristlere yıkmak için Moskova kent merkezi dışındaki binaları bombalayarak neredeyse 300 kişiyi öldürdüğü yanıltma operasyonlarına bile başvurdu. Diktatörler, bir yandan savaş karşıtı düşünceleri bastırırken diğer yandan da milliyetçiliğe oynuyor ve düşmanlarını şeytanlaştırıyorlar. Televizyonun, internetin ve diğer medyanın kontrolü, savaşın başarısız olduğunu gösteren haberlerin yayılmasını engelleyebiliyor. Örneğin Rusya’nın 1990’lar ortasındaki Birinci Çeçen Savaşı’nda, bağımsız televizyonların şiddeti ve Rus ordusundaki iç sorunları göstermesi kamuoyundaki savaş karşıtı eğilimleri güçlendirdi. Bunun aksine, İkinci Çeçen Savaşı sırasındaki agresif sansür böylesi tartışmaların önünü tıkadı ve daha az muhalefet sonucunu doğurdu. Aynı şekilde, Rusya’daki siyasi çekişmelerin azalması da örgütlü protestoları daha az olası hale getirdi.

Demokratik ülkeler çoğu zaman, yönetimin meşruiyetini güçlendirmek ve isyanın eleman ve destek kazanmasını engellemek için başkaldıran topluluklara ve liderlerine sunulan fırsatları artırarak “silahlı reformculuk” kapsamında siyasi sistemi değiştirmeye çalışırlar. Otoriter rejimlerin son başvurduğu yol, genelde amaç rejimin bekası da olsa, tavizler vermektir – çok şey kaybetmektense az şey vermek. Tavizler çoğu zaman isyancıların temsilcileri olduklarını iddia ettikleri halkı kazanmak yerine elitleri saflara kazanmak şeklindedir. 1990’larda cihatçı başkaldırıyla yüz yüze kalan Mısır’daki Mübarek yönetimi, daha radikal unsurlara karşı dini kurumların desteği karşılığında Mısır’ı “İslamileştirerek” dini kurumların bağlılığını kazanmak için tavizler teklif etti.

Yine de otoriterler, ayaklanmaları bastırmak konusunda, uzun makalemde daha derinlemesine irdelediğim gibi, birçok dezavantaja sahipler. Genel askeri güçleri çoğu zaman kısıtlı oluyor çünkü ayaklanmalara karşı askerlerinin çoğuna güvenemiyorlar. Ordudaki yozlaşma sayısız probleme yol açarak meşruiyeti daha da azaltırken isyancıların silahlara erişmesine ve birçok tuzaktan kaçınmasına imkan veriyor. Otoriter sistem, kapalı ve siyasallaşmış sistem geribildirim mekanizmalarını engellediğinden çoğu zaman öğrenmenin de önünü tıkıyor. Aynı şekilde, siyasallaşmış bir komuta kademesi, çoğu zaman zayıf subaylar üretiyor ve inisiyatif gösterip öne çıkmaları konusunda cesaretlerini kırıyor. Otoriter baskı halkı küstürür ve zorun gevşemesi halinde gelecekte ayaklanma çıkması olasılığını artırır. Son olarak ise, otoriter rejimler barış yapmak ve isyan yandaşı nüfusları kazanmak konusunda daha çok zorluk yaşayabilir.

ABD, onun Avrupalı müttefikleri ve diğer demokrasiler için, birçok otoriter rejim başarısı ve kullandıkları ortak yöntemler hem otoriterlerin başarısı konusundaki beklentilerini hem de otoriter müttefiklerine ayaklanma bastırma konusundaki yardımlarının içeriğini şekillendirmeli. En azından bazı otoriter rejimler kaçınılmaz şekilde ABD’nin veya diğer demokrasilerin partneri olacaktır, dolayısıyla bunların kendine has yaklaşımlarını anlamak hayatidir. Otoriter müttefikler, çok az halk desteğine sahip olsalar veya bir rejimin iktidarda kalmasına dair geleneksel demokratik kabullere zıt gitseler bile kazanabilirler.

Serap çevirdi

Reklamlar

Ölüm tüm sorunları halleder: Otoriterlerin Ayaklanma Bastırma El Kitabı – Daniel Byman” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s