AB-Türkiye anlaş(ma)ması: kısa analiz – Paul Mason

CRm8k4_WUAEhhfP

Tüm belgede insan hakları konusunda tek bir şey yok; Kürtleri bombalamaya son verilmesi konusunda hiçbir şey yok; gazete editörlerini hapse atmaya son verme konusunda hiçbir şey yok; muhalefet partilerinin binalarının yakılmasına son verilmesi konusunda hiçbir şey yok.

Söylenebilecek en iyi şey, müzakerelerin başarısız olduğu ve bunların Avrupa açısından Erdoğan’ın adalara doğru yeni bir mülteci akınının tetiğini çekmesini engelleme amaçlı bir tür bekleme konumu olduğu.

Tüm gece süren AB Zirvesi’nde Türkiye ile anlaşma sağlanamadı ama anlaşma taslağının 17-18 Mart’ta hazır olacağı kesin. Devlet Başkanları açıklamasından ana noktalar, yorumlarımla beraber aşağıda. Bunlar “ilkeler” şeklinde sıralanmış.

Devlet başkanınız şunlara evet diyor:

“Türkiye’den Yunan adalarına geçen tüm yeni düzensiz göçmenlerin, masrafları AB tarafından karşılanmak üzere geri gönderilmesine;”

… Yasal değil. Eğer bu “düzensiz göçmenler” sığınma talep ederse mülteci olurlar ve sığınma talepleri işlenene dek geri gönderilmekten uluslararası yasalar kapsamında korunurlar. Böyle bir işlem (geri gönderme) hemen dava konusu olacaktır.

“Türkiye tarafından Yunan adalarından geri kabul edilen her bir Suriyeli için Türkiye’den başka bir Suriyelinin AB Üye devletlerine, mevcut taahhütler çerçevesinde yerleştirilmesine;”

… Bu muhtemelen uygulama ile birlikte başlıyor, geçmişe yönelik değil. 30.000 mülteci ve göçmeni Yunanistan’da sıkışmış halde – ki yönetilebilir bir durum – bırakıyor. Ama yasa yerine keyfiyeti geçiriyor. Tükiye’deki hangi mültecilerin Avrupa’ya gideceğine kim karar verecek? Türkiye’den ayrılıp Avrupa’ya gitmek isteyenleri, Lesbos’a geçme, ardından geri gönderilme, sonra – muhtemelen – Türkiye’de keyfe göre düzenlenmiş bir insan kuyruğuna girme tehlikesinden kurtararak bir Berlin otobüsüne veya uçağına bindirmemek niye?

STÖ’ler tarafından talep edilen #safepassage (güvenli geçiş) üzerinden her şey daha iyi organize edilirdi ve bu yönde çağrılar ikiye katlanacaktır.

“Türk vatandaşlarına en geç Haziran 2016 sonu itibariyle vize zorunluluğunun kaldırılması hedefiyle, tüm Üye Ülkelerle vize serbestisi yol haritasının hayata geçirilmesinin hızlandırılmasına;”

… Mümkün değil. Tek bir devlet bile bloke edebilir. David Cameron 75 milyon Türk vatandaşının İngiltere’ye Brexit referandumundan 23 gün önce vizesiz seyahatinin altına imzasını atar mı? Polonya imzalar mı? Kıbrıs imzalar mı? Rüyanızda görürsünüz.

“ilk proje setinin finansmanını sağlayabilmek için başlangıç olarak tahsis edilen 3 milyar avronun Mart ayı sona ermeden ödenmesi için sürecin hızlandırılmasına ve Suriyelilere yönelik Mülteci Fasilitesi için ek finansmana karar verilmesine”

… Altı çizilmesi gereken bir nokta; Erdoğan, tam da, kamuoyuna sızdırılan ve benim hakikiliğinden şüphe ettiğim Tusk-Erdoğan görüşmesindeki miktarı talep etti. Yine de 6 milyar avro, eğer insanların Türkiye’deki kampları terk ederek Avrupa’ya gelme arzusunu gönüllü olarak kesecekse, Avrupa için ucuza gelecektir.

“Ekim 2015 Avrupa Konseyi sonuçlarına dayanılarak, AB üyelik müzakerelerinde en kısa sürede yeni fasıllar açılması kararına hazırlanılmasına”

… Bu AB’nin verdiği vaatlerin en utanç vericilerinden. Artık şunu belirtmeliyiz ki, Türkiye’nin AK Parti iktidarında AB’ye girme olasılığı yok. Sızdırılan belgelerde Erdoğan’ın söylediği şuydu: acılarımıza bir son verin. Guardian’da da belirttiğim gibi, Avrupa, Türkiye’deki seküler, demokratik güçlere, üyelik görüşmelerine ancak, diyelim ki beş yıl boyunca, insan haklarına, basın özgürlüğüne yönelik vaatlerin eksiksiz yerine getirildiği istikrarlı bir demokrasi olduğunda yeniden başlayacağı sinyalini vermeli. Müslüman bir ülke olduğundan veya Avrupa’ya ucuz işgücü akınına neden olacağından Türkiye’nin giremeyeceğini söyleyen Hıristiyan sağ ile hiçbir alışverişimiz olmamalı: mesele demokrasi. Türkiye üyelik görüşmelerine, üyelik için Kopenhag kriterlerini yerine getirmediği ve tam tersi yönde ilerlediği için başlayamaz. Eğer olursa, bu konuda Avrupa’da Hıristiyan sağın ötesinde bir tepki olacağını düşünüyorum.

“Suriye’deki insani koşulları iyileştirme konusunda, yerel nüfusun ve mültecilerin daha güvenli alanlarda yaşamalarını sağlayacak tüm ortak girişimlerde Türkiye ile birlikte çalışılmasına”

… Bu bir güvenli bölge yaratılması vaadi mi? Askerî olarak mı? IŞİD’i örtülü biçimde destekleyen ve Kürtleri bombalayan Türk ordusu üzerinden mi? Değilse, AB liderlerinin bunu sarih bir şekilde söylemek mecburiyeti var çünkü güvenli bölgeler yaratılması konusunda Avrupa’da bir rıza yok.

Ve hepsi bu. Tüm belgede insan hakları konusunda tek bir şey yok; Kürtleri bombalamaya son verilmesi konusunda hiçbir şey yok; gazete editörlerini hapse atmaya son verme konusunda hiçbir şey yok; muhalefet partilerinin binalarının yakılmasına son verilmesi konusunda hiçbir şey yok.

Söylenebilecek en iyi şey, müzakerelerin başarısız olduğu ve bunların Avrupa açısından Erdoğan’ın adalara doğru yeni bir mülteci akınının tetiğini çekmesini engelleme amaçlı bir tür bekleme konumu olduğu.

Türkiye’nin taleplerini tamamen yansıtan bu maddeler asla hayata geçmeyecek çünkü AB liderleri uluslararası hukukun geçerli olduğu ve taahhütlere girmenin – vizeler konusunda, AB üyeliği konusunda – parlamento sürecine tabi olduğu demokrasileri temsil ediyorlar. Gerçekçi olun.

Çeviri: Serap Güneş

Orijinal metin

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s