İhtiyacımız olan yeni politika için bir model var; İspanya’da – Owen Jones

3500.jpg

Britanya’da sağcı Brexitçilerin ve İspanya’da Podemos’un temsil ettiği vizyonlar Avrupa çapında savaş halinde. Britanya, ana mesajı göçmenlere karşı düşmanlık olan bir kampanyanın sonucu olarak AB’den ayrılırsa bu tüm Avrupa’da zaten yükselen göçmenlik karşıtı hareketleri cesaretlendirecek.

The Guardian

Çeviri: Barış Satılmış

Podemos günah keçileri yaratmadan radikal görüşlerin desteğini kazanmayı bildi. Birleşik Krallık’taki ilericiler de aynısını yapmanın yolunu bulmalı.

Bütün Avrupa’da lambalar sönmüyor olabilir ama titreşiyorlar*. Kıta, rakip güçler tarafından farklı yönlere çekiştiriliyor ve kimin başarılı olacağı net değil. Bu hafta gerçekleşecek muhtemelen tarihsel önemdeki iki olay kıtanın geleceğini belirleyecek.

Perşembe günü, bağnazlığa batmış ve göçmenleri günah keçisi yapan bir kampanyanın sonucu olarak Britanya Avrupa Birliği’nden ayrılmayı seçen ilk ülke olabilir. Ve Pazar günü İspanya Aralık ayında yapılan ve bir sonuca varmayan seçimi tekrarlayacak. Yeni gelen Unidos Podemos Partisi kesintilere karşı çıkıyor, İspanya ve Avrupa’nın demokratikleşmesini savunan bir zeminde ve milyonlarca İspanyol’un desteğini alıyor. Oylar Avrupa’nın geleceğine dair rakip vizyonları vurguluyor.

Şu anda oyunda üç felsefe var. İlki, güvenli iş ve konut eksikliğinden düşük yaşam koşullarına ve kesintilerin mahvettiği kamu hizmetlerine kadar Avrupa toplumunu etkileyen birçok sorun için şiddet ve yoksulluktan kaçan mültecileri ve insanları suçluyor. İkincisi tepkilere karşı gardını almış vaziyetteki Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) örneğinde olduğu gibi büyük şirketlerin çıkarı için şimdikinden bile daha çok çalışacak, tüm sosyal hakları kurumuş bir Avrupa inşa etme peşinde. Bu iki vizyon birbirini tam olarak dışlamaktan uzaktır; çoğu zaman müttefiktirler veya birbirlerinden beslenirler. Üçüncü vizyon ise her ikisine de meydan okuyor: Avrupa’nın krizinden büyük çıkar gruplarını sorumlu tutuyor ve insanları kâr ihtiyacının önüne koyan demokratikleşmiş bir Avrupa’ya talip.

Unidos Podemos’la birkaç günlüğüne kuzey İspanya’yı gezmek için Britanya’nın zehirli referandum kampanyasını terk ettim. Başka bir ülkedense paralel evrene geçiyormuşum gibi hissettim; İspanya insanların kendi sorunları için yöneticiler yerine göçmenleri suçlamasının kaçınılmaz olmadığını gösteriyor. Ve elbette İspanya’da da sorunlar var. İşgücünün beşte biri atıl ve gençlerinin neredeyse yarısı işsiz. Yüzbinlerce İspanyol evlerinden çıkarılmış durumda. Çocuk yoksulluğu arttı. Kamu hizmetleri kesildi. Ama işçi sınıfı şehri olan Torrelavega’da, Avrupalıların yaşadıkları sorunların nedeninin yabancılar değil bankacılar, vergi kaçıranlar ve yoksulluk sınırında maaş ödeyen patronlar olduğunu anlattığınızda kalabalık kükreyerek onaylıyor.

İspanya seçimlerinde yarışan kitlesel bir mülteci karşıtı parti yok. Ana akım partiler birbirlerini göçmen karşıtı eleştirilerde geride bırakmaya çalışmıyor ama ülkeye girmeye çalışan insanlar yok değil: İspanya 2000’li yıllarda göçmen sayısında altı kat artış yaşadı. İnsanlar sorunlarını göçmenlik prizmasından bakarak anlamıyorlar.

Neden? General Franco’nun diktatörlüğü İspanyolların çoğunun gözünde aşırı sağa bakarken bir kat daha tiksinme eklemiştir. Benzer biçimde diktatörlüğün neden olduğu İspanyol göçü, yoksulluk ve ekonomik güvensizlik, yeni bir hayat inşa etmek için gelen insanlara karşı daha çok sempati anlamına da gelebilir. Ama Podemos’un önde gelen isimleri İspanya toplumunun göçmen karşıtı düşmanlığa kültürel olarak bağışık olduğu fikrini kabul etmiyor. Bunun yerine 2011’deki 15-M olarak bilinen hareketin yükselişini işaret ediyorlar.

İlk kez 15 Mayıs 2011’de yapılan ve İspanyolları ülkenin politik yönetimine karşı harekete geçmeye çağıran açıklama binlerce protestocudan karşılık buldu. Bu İspanya siyasetini dönüştüren bir fenomen için katalizör oldu. Birkaç aylık bir süre içinde milyonlarca İspanyol protesto ve işgallerde yer aldı.

Podemos’un yükselmesi için politik temelleri atan bu hareket oldu. Sürece yaptığı kritik katkı İspanya’nın öfkesinin odak noktasının göçmenler değil iktidardakiler olmasını sağlamasıydı. Podemos aktivistleri bu hareket olmadan İspanya’nın göçmen karşıtı hislere yenilebileceğine inanıyorlar.

Göçmenlikle ilgili endişeler tartışılmalı. Ama İspanya’nın aksine Britanya’nın sorunlarının çoğu göçmenlik prizmasından görülüyor. Popüler bir hareketin örgütlenememesi sosyal sorunlar için hiç alternatif bir açıklama getirilememiş olması demek. Göçmenlik zaten her soruya yapıştırılan bir cevaptı; referandum bu görüşü sağlamlaştırmış oldu.

Britanya’da sağcı Brexitçilerin ve İspanya’da Podemos’un temsil ettiği vizyonlar Avrupa çapında savaş halinde. Britanya, ana mesajı göçmenlere karşı düşmanlık olan bir kampanyanın sonucu olarak AB’den ayrılırsa bu tüm Avrupa’da zaten yükselen göçmenlik karşıtı hareketleri cesaretlendirecek.

Soru Fransa’nın aşırı sağcı lideri Marine Le Pen’in Brexit’i kutlayıp kutlamayacağı değil buna kadeh kaldırmak için seçeceği şampanyanın ne kadar pahalı olacağıdır. Göçmenlik karşıtı ve mültecilik karşıtı keskinlik içinde AB’nin dağılması ihtimali artacaktır. Unidos Podemos Pazar günü İspanya’da iyi bir iş çıkartırsa – ve Sosyalistlerle bir hükümet de kurarsa – o zaman bu, kamu yatırımı ve işçi hakları temelinde bir Avrupa isteyen hareketler için önemli bir destek olur.

Avrupa yıllardır kesintilere, azalan oranlı vergilere ve durgunlaşan veya kötüleşen yaşam standartlarına katlanıyor. Yabancı düşmanı sağ bunun sonucunda ortaya çıkan umutsuzluk ve kindarlıkla beslendi. Bunun panzehiri öfkeyi doğru hedeflere tekrar yönlendiren ve güvensizlik yaratmayan alternatif bir Avrupa öneren Podemos gibi hareketlerdir. Yunanistan’ın Syriza hükümeti AB tarafından sindirildi çünkü bürokratlar buna cüret edebildi: Yunanistan Euro bölgesi ekonomisinin çok küçük bir parçasını temsil ediyor. Aksine İspanya’ya aynı şekilde kabadayılık edilemez: İspanya “batmasına izin verilemeyecek kadar büyük.”

Kendi hükümetimiz, örneğin AB’nin Çin çelik dampingini engellemesini veto ederek ve TTIP için en hevesli amigoluğu yaparak, AB’yi piyasa çıkarlarına kölelik etme yolunda daha da ilerletecek girişimlere öncülük etti. Bu gidişat, Podemos gibi hareketlerin faaliyetlerini çok daha hayati bir hale getiriyor.

Savaş sonrası Avrupa’da, özellikle Berlin Duvarı’nın yıkılması gibi önemli momentler oldu. Ama bu arka planla birlikte ele alındığında, içinde bulunduğumuz moment belirleyici bir dönüm noktası olacak gibi görünüyor. Yaygın, yıkıcı, göçmen karşıtı öfke, şirketlerin egemenliği ve parçalanmış sosyal hakların öne çıktığı çözülmekte olan bir Avrupa’mız mı olacak yoksa çoğunluğun çıkarları için çalışan demokratik bir Avrupa mı? Britanya ve İspanya’nın insanları yolu aydınlatabilirler.

  • İngiliz Dışişleri Bakanı Sör Edward Grey’in İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı’na giriş kararı üzerine söylediği “Bütün Avrupa’da lambalar sönüyor ve geri kalan hayatımızda yeniden yandığını göremeyebiliriz” sözlerine atıf.

Düzeltme için Işık Barış Fidaner’e teşekkürler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s