Entrikanın acı hasadı: Erdoğan kendi yarattığı labirentin içinde – Roger Cohen

1596057

30 Haziran 2016, The New York Times

Kendi yarattığı labirentin içindeki Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’a acıyın.

Büyük bir labirent bu. Bir odadan diğerine dolanıp dururken – Ankara’daki yeni sarayının 1000 odası var – Erdoğan, Türkiye’nin çekmekte olduğu eziyetleri düşünmeye ve belki de olayların en megalomanyak liderin bile kontrolünden nasıl çıkabildiği üzerine kafa yormaya, kuşkusuz vakit bulabiliyordur.

İç karartıcı bir sahne: Sünni dünyanın lideri olmaya özenen Erdoğan, 13 yıllık iktidarı sonrasında, yeni Osmanlıcı hayalleri paramparça olmuş ve Türkiye toplumu şiddet noktasına dek kutuplaşmış vaziyette, devasa sarayında tek başına.

Erdoğan, İstanbul Atatürk Havalimanı’na yapılan ve 44 kişinin öldürüldüğü alçakça saldırı için belirsiz “terör örgütlerini” suçladı. Başbakanı Binali Yıldırım, çekine çekine İslam Devleti’ni, yani IŞİD’i suçladı. Bu, geçtiğimiz Ekim ayında Ankara’da modern Türkiye tarihinin en kanlı saldırısı olarak gerçekleşen ve cihatçı İslamcılar ile Kürt militanların oluşturduğu bir “kokteyl örgüte” (her ne demekse) bağlanan terör saldırısı 103 kişiyi öldürdüğünde yapılandan daha net bir hükümet açıklaması.

O saldırıda kurbanların çoğu Kürt’tü. Bombalı saldırı halen bilinmezlik örtüsü altında. Erdoğan için “terörist” sözcüğü esas olarak, kesintilerle de olsa 1980’den bu yana Türk devletine karşı direnişi sürdüren yasadışı Kürdistan İşçi Partisi PKK’nin Kürt militanlarını ifade ediyor.

Türkiye’nin güneydoğusunda birçok kentte sokağa çıkma yasakları var. Erdoğan Suriye savaşının gölgesinde Kürtlere karşı acımasız bir kampanya yürütüyor. Kürtlerin bölgesel kazanımları ve kuzey Suriye’deki özyönetimleri Türk aklındaki en karanlık heyulayı uyandırdı: sınırları boyunca bir Kürdistan.

Buna nazaran IŞİD, ikircikli bir muamele gördü. Erdoğan ikili bir oyun oynadı.

Uzun bir süre boyunca IŞİD sempatizanlarının Türkiye sınırından örgüte katılmak için İslam Devleti’nin kontrolündeki Rakka’ya geçişine izin verdi. Erdoğan’dan Suriye’nin kuzeyindeki IŞİD’li teröristlerle PKK’li (ve onun uzantısı olan YPG milislerinden) Suriyeli-Kürt – ona göre – teröristler arasında bir tercih yapması istense, Türkiye Cumhurbaşkanı için hangisinin beter olduğu net.

IŞİD Erdoğan için Kürt karşıtlığında kullanışlıydı. Buna karşın Rojava olarak bilinen kuzey Suriye’deki Kürt bölgesi Türk perspektifi açısından sorundan başka bir şey değil. YPG’nin IŞİD’e karşı mücadelede Amerika’nın fiilen en etkili kara gücü olması gerçeği, Erdoğan’ın pozisyonunu karmaşıklaştırıyor. Türkiye, Amerika’nın IŞİD karşıtı Suriyeli Kürt ittifakına karşı çıkan bir NATO üyesi.

Ortadoğu’ya hoş geldiniz. Umarım Kürt alfabe çorbasında her şey nettir (daha Türkiye’nin Kürt ağırlıklı Halkların Demokratik Partisi HDP’den bahsetmedim bile.) Eğer çok karışıksa, en azından aşağıdakileri aklınızda tutun:

Erdoğan kendisini komşularıyla ilişkileri berbat halde, ülkesini Suriye’de beş yıldan uzun süredir devam eden savaş ve sınırdan akın akın geçen milyonlarca mülteciyle istikrarsızlaşmış olarak buldu. Başkan Obama’nın 2011’de Başkan Beşar Esad’ın “yönetimi bırakması” gerektiğine dair beyanını tutarlı bir politika ile destekleme konusundaki isteksizliğinden haklı olarak hayal kırıklığına uğradı. Ama en sonunda, Türkiye’nin şiddete batması Erdoğan’ın kendi eseri.

Asabi ve dengesiz Erdoğan her tarafta düşman görüyor – özgürlüğü zapturapt altına alınmış basında, eski iş ortakları arasında, İslamcı gündemini uygulamaya koymaya dönük giderek daha dizginsizleşen girişimlerine direnen laik Türkiye’de. Kürtlerle yıllarca süren uzlaşma çabalarına sırtını dönerek tavizsiz bir gaddarlığı benimsedi. İktidarının tehdit altında olduğu hissiyle, geçtiğimiz yılın Kasım ayındaki seçimlere giden süreçte korku atmosferi yaratmak ve böylece güçlü kurtarıcı rolüne bürünebilmek için şiddeti teşvik etmeye hazırdı.

Erdoğan, anayasayı kendi iktidar hırsına uydurmak için Vladimir Putin’in kitabından ödünç aldığı yöntemlerle turnike usulü makam değişikliklerine gitti: başbakan, başkan oldu. Diplomasinin yerine palavra sıkmayı geçirerek İsrail’le, Mısır’la, Rusya’yla kavgalara girdi. O kadar ki, Türkiye ekonomisi yalpalamaya başladı ve geçtiğimiz günlerde Rusya’dan özür dilemek ve İsrail’le anlaşmazlıkları gidermek zorunda kaldı.

Hepsinin ötesinde Erdoğan Türkiye’yi – sadece birkaç yıl öncesine dek ılımlı demokrat İslam’ın poster çocuğu olan bir ülkeyi – Erdoğan kişilik kültünün özgürlükler pahasına her gün büyüdüğü bölünmüş ve her an tutuşmaya hazır bir ülkeye dönüştürmeyi becerdi. Havaalanı saldırısının ardından Twitter ve Facebook’a erişimin saatlerce engellenmesi Erdoğan düzeninin tipik bir uygulamasıydı.

Erdoğan bunları yaparken ABD ve Avrupa’nın onun istediği noktada olduğunu biliyordu. Stratejik sebeplerle (Amerika için askeri; Avrupa için mülteciler) Erdoğan’a onun kendilerine ihtiyaç duyduğundan daha fazla muhtaçlar. Bu yüzden ne istiyorsa yapıyorlar – ve bunun acı sonuçları oluyor.

“Yeni Osmanlıcı” retoriğin ilk dönemlerindeki “komşularla sıfır sorun” dış politikasının çok problemli bir realiteye nasıl dönüştüğü gerçekten komik: Erdoğan kendi entrikalarının acı hasadını topluyor.

Atatürk havalimanındaki terör saldırısının kurbanları için yas tutuyorum. Birçok bakımdan geliyorum diyen bir kan banyosuydu.

Çeviri: Serap Güneş

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s