Darbe girişimi Erdoğan’a mutlak iktidar bahşetti – Mark Galeotti

Cnc3A8KWEAALlQM

Darbenin Erdoğan’ın kendi aşamalı siyasi darbesinin önündeki son iki engel olan ordu ve yargıda tasfiyelere bahane yapılacağını öngörebiliriz.

Mark Galeotti, Prag Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 16 Temmuz 2016

İnsan Türk ordusu hiç değilse nasıl askeri darbe yapılacağını biliyordur diye düşünüyor ama Cuma günkü acemice girişim her bakımdan tam bir fiyaskoydu. Sebepsiz şiddetin ne yazık ki sonuç alıcı olduğu gerçeğini düşününce; acımasızdı ama yeterince acımasız değildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı en başta etkisiz hale getirip iletişim kurmasını engellemeyi başaramadı. Hiçbir somut dayanak veya söylem sunamadı.

Bu sallapatilikle, bazılarının bu işin bir tezgah, bir siyasi tiyatro olduğunu söylemesine şaşmamalı. Bunu kanıtlayacak bir şey yok ortada ama darbenin bir sürü kaybedeni varken –sadece NATO ile AB de değil–, Erdoğan’ın kendisinin tek kazanan olduğu su götürmez.

Atatürk’ün varisleri

Türk ordusunun resmi ve gayrı resmi rolü benzersiz oldu. Yalnızca 1960, 1971, 1980 ve 1997’deki başarılı darbeleri ile değil, uyuşturucu trafiğinden ticareti yönlendirmeye kadar birçok faaliyete bulaşmasıyla da acımasız, istismarcı ve meşum bir “devlet içinde devlet” olageldi.

Ancak aynı zamanda, Mustafa Kemal Atatürk’ün özgün laik Türk devleti vizyonunun da koruyucusu ve garantörü ve ayrıca devletin, kendisi de yozlaşmaya ve keyfiliğe meyyal sivil kanadına karşı bir denge unsuru olagelmişti.

2003’ten bu yana önce başbakan sonra cumhurbaşkanı olarak iktidarda olan Erdoğan, 1990’larda sağlanan gerçekten kaydadeğer ilerlemenin epeycesini geriye sararak otoriter, popülist ve artan şekilde İslamcı bir devlet inşasına yönelirken karşısında orduyu buldu.

Örneğin 2010’da, yüzlerce rütbeli tutuklandı ve ardından, dışarıdan bakan birçoklarının adaletin tecellisinden çok şov olarak gördüğü ‘Balyoz’ davasına dönüşen –ki kanıtların çoğunun sahte olduğu ortaya çıktı– bir darbe tezgahlamaktan hüküm giydi.

Ardından 2014’te, geçmişte askeri müdahaleleri meşrulaştırmak için kullanılmış olan ve ordunun görevini “Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve muhafaza etmek” şeklinde tanımlayan Silahlı Kuvvetler Kanunu’nun 35. Maddesini ülkeyi özellikle dış ve askeri tehditlere karşı korumak şeklinde yeniden tanımlayarak değiştirdi.

İktidar ve tasfiye

Ancak ordunun dişlerini sökmeye bu da yetmedi. 15 Temmuz darbesinin başarısız olmasının ardından Erdoğan “Bu olay Allah’ın bize bir lütfu, böylece ordumuzu temizleyebiliriz” dedi. Doğruyu söylüyordu, halihazırda en az beş general dahil neredeyse 3000 tutuklu var. Bunlar arasında hava kuvvetlerinden Akın Öztürk ve Jandarma Okullar Komutanı Sadık Köroğlu da yer alıyor.

Görünen o ki Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar darbeciler arasında değildi ve hatta onlar tarafından gözaltına alındı ve sonrasında kurtarılarak görevinin başına geri getirildi. Ama yokluğunda yerine geçici olarak Birinci Ordu’nun sadık komutanı Orgeneral Ümit Dündar getirildi ve kesinlikle gözlerin üstünde olması gereken biri.

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner 2011’de subayların darbe girişimi iddiası ile gözaltına alınmasını protesto ederek istifasını verdi ve Erdoğan ile o zamanki cumhurbaşkanı Gül, yerine yapacakları atama konusunda sıkıntı yaşadılar çünkü güvenilir adayların birçoğu ordunun siyasilere olan güvensizliğini paylaşıyordu. O zamandan bu yana Erdoğan daha alt kademelerden kendisine bağlı subayları atayabiliyordu ki bu sayede artık üst kademeleri de onlarla doldurabilecek güçlü bir pozisyonda.

Buraya kadarı pek de beklenmedik değil: elbette Erdoğan sadık komutanlar istiyor ve iktidarın silah yoluyla ele geçirilmesine yeltenenler veya bundan şüphelenilenler yargı önüne çıkarılmayı hak ediyor. Ancak yargıya baktığımızda, darbede herhangi bir rol oynadıklarına dair çok az gerçek kanıtla 2700’den fazla hakim görevden alınmış ve ülkenin en yüksek idari mahkemesi olan Danıştay’ın 10 üyesi gözaltına alınmış durumda.

Dolayısıyla darbenin Erdoğan’ın kendi aşamalı siyasi darbesi önündeki son iki engel olan ordu ve yargıda tasfiyelerin bahanesi yapılacağını ve bir yandan yandaşlarla doldurulurken diğer yandan rollerinin de yeniden tanımlanacağını öngörebiliriz. Bunu takiben Erdoğan’ın geçtiğimiz yılın sonlarında ortaya attığı ve kendisi için güçlü bir icracı başkanlık getirecek olan anayasa değişikliklerini geçirmeye girişeceğini bekleyebiliriz.

Darbenin trajedisi de burada: demokrasiyi kendi otoriter rejimini inşa etmek için kullanmaya can atan bir yönetime karşı iktidarı ele geçirmek için antidemokratik bir girişimdi. Türkler halk iradesinin galebe çalmasından ve ordunun oy sandığına üstün geldiği devrin artık kapanmış olduğunun ortaya çıkmasından coşku duymakta çok haklılar.

Ancak Ankara’yı mülteci krizinde bir kale duvarı haline getirmeye çalışan Avrupa Birliği ve Suriye’deki faaliyetlerinde Türkiye’ye bel bağlamış olan NATO için seçeneklerden hiçbiri hayırlı değil. “Erdoğancı Türkiye” ikisi için de artan bir baş ağrısı olacak.

Çeviri: Serap Güneş

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s